background img

The New Stuff


Benzemez Kimse Sana programı için bir yazı daha yazmıştım, Kendi'nin ilk birinciliğinin sonucunda. Şimdi ise Benzemez Kimse Sana'nın final bölümüyle ilgili yorumlarımı sizlerle paylaşacağım. Öncelikle performansları, daha sonra kimleri son bölümde daha başarılı bulduğumu ve genel olarak final yorumlarımı yapacağım.

Benzemez Kimse Sana, tam olarak 13 hafta sürdü ve 13. bölümüyle final yapıldı. 8 ünlü, 13 hafta boyunca birbirinden uzak, tamamen alakasız ünlülere benzediler ve performanslarını her şekilde biz izleyicilere ve jürilere sundular. Çok başarılı olanlar, başarısız olanlar ve başarıları bir türlü görünmeyen yarışmacılar oldu tabii ki. Özellikle de kızlara pek bir düşük puanlar verildi her zaman. Başta Kendi olmak üzere, Pelin Öztekin ve Ömür Gedik düşük puanlar aldılar hep. Asena az çok puan alabiliyordu.

Final Bölümünde:

Asena - Whitney Houston'ı
Bay J - Alpay'ı
Cem Kılıç - Yılmaz Morgül'ü
Kendi - Sertap Erener'i
Ümit Erdim - Bülent Ersoy'u
Pelin Öztekin - Özlem Tekin'i
Ömür Gedik - Ajda Pekkan'ı
Uğur Arslan - Tarkan'ı canlandırdı. Benim en beğendiğim canlandırma son haftada kesinlikle Ümit Erdim'in, Bülent Ersoy canlandırması oldu. Zaten tüm haftalar toplamı da dahil birinciliği ve 100.000 TL'lik ödülü de alan Ümit Erdim oldu. İşte Ümit Erdim'in Bülent Ersoy canlandırması:


Ömür Gedik, şimdiye kadar tipleme olarak çok az da olsa benzediği ünlüler oldu fakat ses konusunda asla kimseyi benzetemedi. Her şarkıda, hiç gayret göstermeden sadece kendi sesiyle söyledi. Fakat bu son bölümde Ajda Pekkan canlandırmasında sesini az çok çıkardı gibi geldi bana. Aynı zamanda hareketlerde azıcık da olsa abartı da olsa benzetebildiği yerler oldu. Bu yüzden Ömür Gedik'in Ajda Pekkan canlandırması hoşuma gitti. İşte o performans:


13 hafta boyunca, kilosuna rağmen çok güzel performanslar sergileyen Pelin Öztekin'i, Özlem Tekin canlandırmasıyla da beğendim. Gerçekten kilosu ve, görünüşüne rağmen oldukça hareketli, fazlasıyla çabalayan bir ünlümüzdü. Fakat başarısı bir türlü görülmeyenler arasında hep kaldı Pelin. Sezen Aksu performansıyla da beni fazlasıyla kendine çekmiş ve etkilemişti. Özlem Tekin performansı da gayet başarılıydı ve hoşuma da gitti doğrusu. Daha önceki bölümler de rock şarkıcısı olarak Şebnem Ferah'ı canlandırmıştı. O da bayağı başarılı bir performansıydı Pelin'in. İşte Özlem Tekin'le Pelin Öztekin:


Kendi ise son hafta karşımıza Sertap Erener performansı ile çıktı karşımıza. Tamamen benzemeyen tek tipleme bu oldu Kendi de. Ses olsun, görünüş olsun hiç benzememişti. Ses asla benzetilemez zaten fakat Kendi'ye makyaj kısmında pek üzerine düşüldüğünü düşünmüyorum. Çünkü çoğu makyajında çok zayıf kalıyor, arka planda kalıyor fakat diğer ünlülerde gayet başarılı makyaj çalışmaları çok oldu. Ben Kendi'nin benzemese de performansını çok beğendim. En azından çok fazla hareketi olmamasına rağmen Rengarenk şarkısının klibindeki hareketler, mimiklerini benzetmek için çabaladı.


8 ünlümüz de, 13 hafta boyunca her canlandırmasıyla mutlaka yüzümüzü güldürdüler. Çok güzel ve yararlı bir program oldu Benzemez Kimse Sana. Her ünlünün derneğine yardımlar gitti. Seyfi Dursunoğlu  programın yeni sezonlarının olacağını söylemişti fakat programın resmi sitesi olan www.benzemezkimsesana.com 'da Endemol ekibin, henüz kesin bir şeyin olmadığı yorumları var. Umarım olur diyorum ben de. Bekleyip göreceğiz.

Benzemez Kimse Sana (Final)


Benzemez Kimse Sana programı için bir yazı daha yazmıştım, Kendi'nin ilk birinciliğinin sonucunda. Şimdi ise Benzemez Kimse Sana'nın final bölümüyle ilgili yorumlarımı sizlerle paylaşacağım. Öncelikle performansları, daha sonra kimleri son bölümde daha başarılı bulduğumu ve genel olarak final yorumlarımı yapacağım.

Benzemez Kimse Sana, tam olarak 13 hafta sürdü ve 13. bölümüyle final yapıldı. 8 ünlü, 13 hafta boyunca birbirinden uzak, tamamen alakasız ünlülere benzediler ve performanslarını her şekilde biz izleyicilere ve jürilere sundular. Çok başarılı olanlar, başarısız olanlar ve başarıları bir türlü görünmeyen yarışmacılar oldu tabii ki. Özellikle de kızlara pek bir düşük puanlar verildi her zaman. Başta Kendi olmak üzere, Pelin Öztekin ve Ömür Gedik düşük puanlar aldılar hep. Asena az çok puan alabiliyordu.

Final Bölümünde:

Asena - Whitney Houston'ı
Bay J - Alpay'ı
Cem Kılıç - Yılmaz Morgül'ü
Kendi - Sertap Erener'i
Ümit Erdim - Bülent Ersoy'u
Pelin Öztekin - Özlem Tekin'i
Ömür Gedik - Ajda Pekkan'ı
Uğur Arslan - Tarkan'ı canlandırdı. Benim en beğendiğim canlandırma son haftada kesinlikle Ümit Erdim'in, Bülent Ersoy canlandırması oldu. Zaten tüm haftalar toplamı da dahil birinciliği ve 100.000 TL'lik ödülü de alan Ümit Erdim oldu. İşte Ümit Erdim'in Bülent Ersoy canlandırması:


Ömür Gedik, şimdiye kadar tipleme olarak çok az da olsa benzediği ünlüler oldu fakat ses konusunda asla kimseyi benzetemedi. Her şarkıda, hiç gayret göstermeden sadece kendi sesiyle söyledi. Fakat bu son bölümde Ajda Pekkan canlandırmasında sesini az çok çıkardı gibi geldi bana. Aynı zamanda hareketlerde azıcık da olsa abartı da olsa benzetebildiği yerler oldu. Bu yüzden Ömür Gedik'in Ajda Pekkan canlandırması hoşuma gitti. İşte o performans:


13 hafta boyunca, kilosuna rağmen çok güzel performanslar sergileyen Pelin Öztekin'i, Özlem Tekin canlandırmasıyla da beğendim. Gerçekten kilosu ve, görünüşüne rağmen oldukça hareketli, fazlasıyla çabalayan bir ünlümüzdü. Fakat başarısı bir türlü görülmeyenler arasında hep kaldı Pelin. Sezen Aksu performansıyla da beni fazlasıyla kendine çekmiş ve etkilemişti. Özlem Tekin performansı da gayet başarılıydı ve hoşuma da gitti doğrusu. Daha önceki bölümler de rock şarkıcısı olarak Şebnem Ferah'ı canlandırmıştı. O da bayağı başarılı bir performansıydı Pelin'in. İşte Özlem Tekin'le Pelin Öztekin:


Kendi ise son hafta karşımıza Sertap Erener performansı ile çıktı karşımıza. Tamamen benzemeyen tek tipleme bu oldu Kendi de. Ses olsun, görünüş olsun hiç benzememişti. Ses asla benzetilemez zaten fakat Kendi'ye makyaj kısmında pek üzerine düşüldüğünü düşünmüyorum. Çünkü çoğu makyajında çok zayıf kalıyor, arka planda kalıyor fakat diğer ünlülerde gayet başarılı makyaj çalışmaları çok oldu. Ben Kendi'nin benzemese de performansını çok beğendim. En azından çok fazla hareketi olmamasına rağmen Rengarenk şarkısının klibindeki hareketler, mimiklerini benzetmek için çabaladı.


8 ünlümüz de, 13 hafta boyunca her canlandırmasıyla mutlaka yüzümüzü güldürdüler. Çok güzel ve yararlı bir program oldu Benzemez Kimse Sana. Her ünlünün derneğine yardımlar gitti. Seyfi Dursunoğlu  programın yeni sezonlarının olacağını söylemişti fakat programın resmi sitesi olan www.benzemezkimsesana.com 'da Endemol ekibin, henüz kesin bir şeyin olmadığı yorumları var. Umarım olur diyorum ben de. Bekleyip göreceğiz.


11 yıldır hem duyamıyorum hem de konuşamıyorum. Son zamanlarda geçirdiğim hastalıkların haddi hesabı yok. Şimdi de ayaklarım sebepsiz yere şişiyorlar. Artık yürüyemiyorum da. Maddi sıkıntımızdan hiç bahsetmiyorum bile. 55 yaşına gelmişim ve 11 sene boyunca hiçbir şey konuşamamak, etrafımda konuşulanları duyamamak ne kadar zor, onu bile anlatamıyorum. Okumam yazmam zaten yok, öyle de anlatamıyorum derdimi. Şimdi bir de yürüyememe çıktı başımıza, tekerlekli sandalyemde bütün gün aynı pozisyonda oturup sadece ne oluyor ne bitiyor anlamaya çalışıyorum.

Bugün evimizin önünde; kızım, kızımın iki tane arkadaşı (bir kız bir erkek) oturuyoruz. 40 yıldır evli olduğum kocamda karşımda oturuyor. Bir şeyler konuşuyorlar hararetli bir şekilde. Kızım biraz sinirli, yüzüme de zar zor bakıyor. Anlamaya çalışıyorum, ağzını okumaya çalışıyorum ama bir yandan sigarasını ağzına götürüyor aralıklı aralıklı, bir de sinirli olduğundan çok hızlı konuşuyor. Yere dikiyorum gözlerimi, izlemeye devam etsem daha çok merak edeceğim konuştuklarını.

Bir süre sonra sarı saçlı, boyu uzun ve gayet güzel orta yaşlı bir bayan geliyor ve kocamın yan sandalyesine oturuyor. Çok güzel bir kadın, ilk defa görüyorum fakat kocamla fazla samimiler. Sanki birbirlerini çok uzun zamandır tanıyor gibiler. Ortamda hala bir gerginlik var. Önce tekrar sakin sakin konuşmaya başlıyorlar, fakat daha sonra kızım kendini kaybediyor. Arada bir ayağa kalkıp kadına doğru şiddetle yaklaşıyor ve el hareketleriyle de sinirli olduğunu fazlasıyla gösteriyor. Bağırıyor da bağırıyor, ben ise öylece izliyorum sadece.

Daha sonra sarışın bayan ayağa kalkıyor, kocam da ardından kalkıyor ve sakince biraz ötemizde bir şeyler konuşuyorlar. Kocam fazlasıyla sinirli, sarışın bayan ise sakinleştirmeye çalışıyor onu. Tekrar oturuyorlar yerlerine, kızım sinirden ardı ardına yakıyor sigaraları. İçme bu kadar diyemiyorum ki. Tekrar başlıyor tartışmalar.

Bir an... Ne? Hayır, anlamadım. Kızım yavaş yavaş konuşuyordu ve ... Hayır hayır hayır! Bu sarışın kadın kocamın sevgilisi miydi! HAYIR! Yanlış anladım.

Burada bir şey söyleyemeden durmak o kadar kötü ki. Kocam ve sevgilisi karşımda duruyorlar ve kızım da bu sebepten bu kadar sinirli olsa gerek. Hayat daha bana nasıl kötülükler yapmayı planlıyor ki! Ben şu an zaten artık yaşasam neye yarar. 11 yıldır konuşamıyorum, duyamıyorum ve son bir kaç ayda da ayağım yerden kesildi diye kocam başka kadınlarla mı...

Keşke yürüyebilsem... Sadece yürüyüp uzaklaşırdım buradan. Konuşamıyorum, bari giderek anlasınlar anladığımı. Gittiğimde anlasınlar her şeyi. Yürüyemiyorum, aynı şekilde kımıldamadan oturmaya devam ediyorum sandalyemde. Gözlerimi kapatıyorum, uyursam unuturum belki olanları. Her taraf daha da sessiz şimdi ve karanlık.

Not: Empati kurarak yazdığım gerçekten yaşanmış bir olaydır. Sarışın bayan, adamın sevgilisidir. Kadının kızı babasının böyle bir ilişki yaşamasını istemiyor ve annesi orada öylece otururken babasının karşısında sevgilisiyle rahat bir şekilde oturmasına daha da tepkili. Baba tüm olaylardan üste çıkmak için kızını eroin kullanmakla suçluyor. Kız ise sarışın bayanın dolandırıcı ve ismi de dahil söylediği her şeyin yalan olduğunu söylüyor, adliyeye gitmek istiyor ve bayan bunu reddediyor.

Daha Sessiz Daha Karanlık


11 yıldır hem duyamıyorum hem de konuşamıyorum. Son zamanlarda geçirdiğim hastalıkların haddi hesabı yok. Şimdi de ayaklarım sebepsiz yere şişiyorlar. Artık yürüyemiyorum da. Maddi sıkıntımızdan hiç bahsetmiyorum bile. 55 yaşına gelmişim ve 11 sene boyunca hiçbir şey konuşamamak, etrafımda konuşulanları duyamamak ne kadar zor, onu bile anlatamıyorum. Okumam yazmam zaten yok, öyle de anlatamıyorum derdimi. Şimdi bir de yürüyememe çıktı başımıza, tekerlekli sandalyemde bütün gün aynı pozisyonda oturup sadece ne oluyor ne bitiyor anlamaya çalışıyorum.

Bugün evimizin önünde; kızım, kızımın iki tane arkadaşı (bir kız bir erkek) oturuyoruz. 40 yıldır evli olduğum kocamda karşımda oturuyor. Bir şeyler konuşuyorlar hararetli bir şekilde. Kızım biraz sinirli, yüzüme de zar zor bakıyor. Anlamaya çalışıyorum, ağzını okumaya çalışıyorum ama bir yandan sigarasını ağzına götürüyor aralıklı aralıklı, bir de sinirli olduğundan çok hızlı konuşuyor. Yere dikiyorum gözlerimi, izlemeye devam etsem daha çok merak edeceğim konuştuklarını.

Bir süre sonra sarı saçlı, boyu uzun ve gayet güzel orta yaşlı bir bayan geliyor ve kocamın yan sandalyesine oturuyor. Çok güzel bir kadın, ilk defa görüyorum fakat kocamla fazla samimiler. Sanki birbirlerini çok uzun zamandır tanıyor gibiler. Ortamda hala bir gerginlik var. Önce tekrar sakin sakin konuşmaya başlıyorlar, fakat daha sonra kızım kendini kaybediyor. Arada bir ayağa kalkıp kadına doğru şiddetle yaklaşıyor ve el hareketleriyle de sinirli olduğunu fazlasıyla gösteriyor. Bağırıyor da bağırıyor, ben ise öylece izliyorum sadece.

Daha sonra sarışın bayan ayağa kalkıyor, kocam da ardından kalkıyor ve sakince biraz ötemizde bir şeyler konuşuyorlar. Kocam fazlasıyla sinirli, sarışın bayan ise sakinleştirmeye çalışıyor onu. Tekrar oturuyorlar yerlerine, kızım sinirden ardı ardına yakıyor sigaraları. İçme bu kadar diyemiyorum ki. Tekrar başlıyor tartışmalar.

Bir an... Ne? Hayır, anlamadım. Kızım yavaş yavaş konuşuyordu ve ... Hayır hayır hayır! Bu sarışın kadın kocamın sevgilisi miydi! HAYIR! Yanlış anladım.

Burada bir şey söyleyemeden durmak o kadar kötü ki. Kocam ve sevgilisi karşımda duruyorlar ve kızım da bu sebepten bu kadar sinirli olsa gerek. Hayat daha bana nasıl kötülükler yapmayı planlıyor ki! Ben şu an zaten artık yaşasam neye yarar. 11 yıldır konuşamıyorum, duyamıyorum ve son bir kaç ayda da ayağım yerden kesildi diye kocam başka kadınlarla mı...

Keşke yürüyebilsem... Sadece yürüyüp uzaklaşırdım buradan. Konuşamıyorum, bari giderek anlasınlar anladığımı. Gittiğimde anlasınlar her şeyi. Yürüyemiyorum, aynı şekilde kımıldamadan oturmaya devam ediyorum sandalyemde. Gözlerimi kapatıyorum, uyursam unuturum belki olanları. Her taraf daha da sessiz şimdi ve karanlık.

Not: Empati kurarak yazdığım gerçekten yaşanmış bir olaydır. Sarışın bayan, adamın sevgilisidir. Kadının kızı babasının böyle bir ilişki yaşamasını istemiyor ve annesi orada öylece otururken babasının karşısında sevgilisiyle rahat bir şekilde oturmasına daha da tepkili. Baba tüm olaylardan üste çıkmak için kızını eroin kullanmakla suçluyor. Kız ise sarışın bayanın dolandırıcı ve ismi de dahil söylediği her şeyin yalan olduğunu söylüyor, adliyeye gitmek istiyor ve bayan bunu reddediyor.



Kitapçıyı dolaşırken gözüme ilişen bir kitaptı Melekler Sokağı. Biraz inceledim ve kısa kısa okuduğum yerleriyle içime sinerek aldığım bir kitap. Sheila Roberts'ın okuduğum ilk kitabı ve bu kitaptan sonra Sheila'nın diğer kitaplarını da okuyacağımdan eminim.

Çünkü Sheila Roberts, gerçekten de Melekler Sokağı kitabıyla beni çok etkiledi. Karakterler, konu, olayların akışı birbiriyle o kadar bağlantılı, insanın içine işlenecek türde yazılmış ve aralardaki bağlar o kadar sıkı kurulmuş ki okurken daha da okumak istiyorsunuz. Elinizden, çantanızdan asla ayıramayacağınız bir kitap Melekler Sokağı.

Sheila Roberts, Melekler Sokağı ile insanların içini huzurla dolduruyor. Yaz ayında bile kitapta geçen kış günlerini, o sıcak çikolata ve kahve kokusunu öyle bir hissettiriyor ki sizlere, gülümsemeden edemiyorsunuz. Bu kitabı okurken yüzünüzden tebessümünüz asla solmayacak fakat yeri geldi mi de gözleriniz dolacak.

Kitabın karakterleri, Jamie, Sarah ve Emma. Jamie'nin, küçük ve tatlı bir çikolata evi, Sarah'ın, Tatlı Şeyler fırını ve Emma'nında, kırkyama yapıp sattığı bir dükkanı vardır. Jamie, Sarah'nın yeğenidir fakat üçü de adeta bir dost, arkadaş, kardeş gibilerdir. Yürekleri iyilikle yanıp tutuşan bu üç kadın, yaşadıkları Heart Lake caddesindeki herkese iyilik aşılamaya çalışıyorlar. Her şey umdukları gibi gitmiyor fakat kitabın sonu sizi fazlasıyla mutlu ediyor.

ARKA KAPAK


''Sheila Roberts'ın zekice kurgulanmış romanı 
okuyanların kalbini ısıtıyor. Bu sürükleyici romanın 
gerçekçi karakterleri, kadınların hayatlarının 
farklı evrelerinde karşılaştıkları zorluklarla 
yüzleşmemizi sağlıyor.''

''Heart Lake için yüreğinizi ortaya koyun!'' İşte Emma, Sarah ve Jamie'nin başarmaya çalıştıkları bu: Heart Lake sakinlerinin her gün bir kişiye iyilik yapmalarını sağlamak. Ancak işler umdukları gibi gitmiyor!

Emma, Material Girls Kırkyama Dükkanı'nda bu uğurda bedava battaniye dağıtırken neredeyse iflasın eşiğine geliyor. Sarah'nın Tatlı Şeyler Fırını'nda verdiği ücretsiz hamur işi kursları, en sevdiği biblosunun esrarengiz bir şekilde kaybolmasıyla kabusa dönüşüyor. Jamie'nin Çikolata Evi'nde ise bir polisin, Jamie'nin kalbinin derinlerine gömdüğü duyguları yeniden alevlendirmesi işleri tatsızlaştırıyor. 

Melekler Sokağı aşk, sevgi ve dostluk üzerine insana kahkalar attıracak bir roman. Ama özellikle, bir başkasını sevmeden önce kendimizi sevmek üzerine... Üstelik birbirinden leziz tarifler eşliğinde!

Ön kapaktan bir yorum: ''Sheila Roberts beni eğlendiriyor. Kitaplara bana ilham kaynağı oluyor, beni umutlandırıyor ve bana mutluluk veriyor.'' Debbie Macomber )

Melekler Sokağı - Sheila Roberts



Kitapçıyı dolaşırken gözüme ilişen bir kitaptı Melekler Sokağı. Biraz inceledim ve kısa kısa okuduğum yerleriyle içime sinerek aldığım bir kitap. Sheila Roberts'ın okuduğum ilk kitabı ve bu kitaptan sonra Sheila'nın diğer kitaplarını da okuyacağımdan eminim.

Çünkü Sheila Roberts, gerçekten de Melekler Sokağı kitabıyla beni çok etkiledi. Karakterler, konu, olayların akışı birbiriyle o kadar bağlantılı, insanın içine işlenecek türde yazılmış ve aralardaki bağlar o kadar sıkı kurulmuş ki okurken daha da okumak istiyorsunuz. Elinizden, çantanızdan asla ayıramayacağınız bir kitap Melekler Sokağı.

Sheila Roberts, Melekler Sokağı ile insanların içini huzurla dolduruyor. Yaz ayında bile kitapta geçen kış günlerini, o sıcak çikolata ve kahve kokusunu öyle bir hissettiriyor ki sizlere, gülümsemeden edemiyorsunuz. Bu kitabı okurken yüzünüzden tebessümünüz asla solmayacak fakat yeri geldi mi de gözleriniz dolacak.

Kitabın karakterleri, Jamie, Sarah ve Emma. Jamie'nin, küçük ve tatlı bir çikolata evi, Sarah'ın, Tatlı Şeyler fırını ve Emma'nında, kırkyama yapıp sattığı bir dükkanı vardır. Jamie, Sarah'nın yeğenidir fakat üçü de adeta bir dost, arkadaş, kardeş gibilerdir. Yürekleri iyilikle yanıp tutuşan bu üç kadın, yaşadıkları Heart Lake caddesindeki herkese iyilik aşılamaya çalışıyorlar. Her şey umdukları gibi gitmiyor fakat kitabın sonu sizi fazlasıyla mutlu ediyor.

ARKA KAPAK


''Sheila Roberts'ın zekice kurgulanmış romanı 
okuyanların kalbini ısıtıyor. Bu sürükleyici romanın 
gerçekçi karakterleri, kadınların hayatlarının 
farklı evrelerinde karşılaştıkları zorluklarla 
yüzleşmemizi sağlıyor.''

''Heart Lake için yüreğinizi ortaya koyun!'' İşte Emma, Sarah ve Jamie'nin başarmaya çalıştıkları bu: Heart Lake sakinlerinin her gün bir kişiye iyilik yapmalarını sağlamak. Ancak işler umdukları gibi gitmiyor!

Emma, Material Girls Kırkyama Dükkanı'nda bu uğurda bedava battaniye dağıtırken neredeyse iflasın eşiğine geliyor. Sarah'nın Tatlı Şeyler Fırını'nda verdiği ücretsiz hamur işi kursları, en sevdiği biblosunun esrarengiz bir şekilde kaybolmasıyla kabusa dönüşüyor. Jamie'nin Çikolata Evi'nde ise bir polisin, Jamie'nin kalbinin derinlerine gömdüğü duyguları yeniden alevlendirmesi işleri tatsızlaştırıyor. 

Melekler Sokağı aşk, sevgi ve dostluk üzerine insana kahkalar attıracak bir roman. Ama özellikle, bir başkasını sevmeden önce kendimizi sevmek üzerine... Üstelik birbirinden leziz tarifler eşliğinde!

Ön kapaktan bir yorum: ''Sheila Roberts beni eğlendiriyor. Kitaplara bana ilham kaynağı oluyor, beni umutlandırıyor ve bana mutluluk veriyor.'' Debbie Macomber )



Kendi'yi 2009 yılında çıkardığı Aksi single albümüyle tanıdık. Çıkardığı albümle pek önemli bir kitleye duyuramadı kendini, Kendi. Fakat Show Tv'de başlayan Evcilik Oyunu adlı bir programdan sonra tüm Türkiye tanıdı.

Çılgın, çocuksu ve sevimli kız görüntüsüyle daha çok küçük yaşta olan çocuklara kendini sevdirdi. Salla isimli şarkısı da kişiliğini fazlasıyla ortaya koyuyor Kendi'nin.


Dün, Kendi'nin Salla adlı ilk parçası dilime dolandı ve iki albümünü de dinlemeye karar verdim. İlk albümünü 2009 yılında çıkarmıştı ve 3 şarkılık bir single çalışmasıydı. Salla, Kanki ve Kork Benden isimli şarkılar yer aldı bu albümde. Aynı zamanda bu şarkıların mixleri de yer alıyor albümde. Bu albümde en çok sevilen ve dinlenilen şarkı Salla oldu.


Daha sonra 2011 yılında 2. ve yeni bir tarzla çıktı karşımıza Kendi. Şarkılarındaki tarzda bir değişme yok ama o çocuksu, fıkır fıkır olan Kendi biraz daha olgun bir görüntüye sahip olmuştu. Bu albümünde 6 şarkı ile karşımıza çıktı. Albüme adını verdiği şarkısı Postmodern, Voltaj, Lalale, Büyük Hata, Hollywood ve Kelden Adam şarkıları bulunuyor albümde. Bu albümünde ise en çok sevilen ve dinlenilen şarkısı Voltaj oluyor. Gerçekten benim de hoşuma giden bir şarkı oldu, Voltaj.


Kendi'yi aynı zamanda bu sene Star Tv'de başlayan ve bu Cuma günü de final bölümüyle ekranlara gelecek Benzemez Kimse Sana isimli programda gördük, daha bir iyi tanıdık. Gayet başarılı bir performans sergiledi yine Kendi bu programda. Kendini daha fazla sevdirme ve tanıtma fırsatını da elde etmiş oldu böylece. Yarışma dolayısıyla kendi tarzından bir nevi de olsun kurtulan Kendi, Seyfi Dursunoğlu'nun da dediği gibi son bir kaç haftada 'hanımkız' imajı ile dikkat çekti ve Kendi'nin 'hanımkızlığı' daha da bir sevildi.


Kendi - Postmodern


Kendi'yi 2009 yılında çıkardığı Aksi single albümüyle tanıdık. Çıkardığı albümle pek önemli bir kitleye duyuramadı kendini, Kendi. Fakat Show Tv'de başlayan Evcilik Oyunu adlı bir programdan sonra tüm Türkiye tanıdı.

Çılgın, çocuksu ve sevimli kız görüntüsüyle daha çok küçük yaşta olan çocuklara kendini sevdirdi. Salla isimli şarkısı da kişiliğini fazlasıyla ortaya koyuyor Kendi'nin.


Dün, Kendi'nin Salla adlı ilk parçası dilime dolandı ve iki albümünü de dinlemeye karar verdim. İlk albümünü 2009 yılında çıkarmıştı ve 3 şarkılık bir single çalışmasıydı. Salla, Kanki ve Kork Benden isimli şarkılar yer aldı bu albümde. Aynı zamanda bu şarkıların mixleri de yer alıyor albümde. Bu albümde en çok sevilen ve dinlenilen şarkı Salla oldu.


Daha sonra 2011 yılında 2. ve yeni bir tarzla çıktı karşımıza Kendi. Şarkılarındaki tarzda bir değişme yok ama o çocuksu, fıkır fıkır olan Kendi biraz daha olgun bir görüntüye sahip olmuştu. Bu albümünde 6 şarkı ile karşımıza çıktı. Albüme adını verdiği şarkısı Postmodern, Voltaj, Lalale, Büyük Hata, Hollywood ve Kelden Adam şarkıları bulunuyor albümde. Bu albümünde ise en çok sevilen ve dinlenilen şarkısı Voltaj oluyor. Gerçekten benim de hoşuma giden bir şarkı oldu, Voltaj.


Kendi'yi aynı zamanda bu sene Star Tv'de başlayan ve bu Cuma günü de final bölümüyle ekranlara gelecek Benzemez Kimse Sana isimli programda gördük, daha bir iyi tanıdık. Gayet başarılı bir performans sergiledi yine Kendi bu programda. Kendini daha fazla sevdirme ve tanıtma fırsatını da elde etmiş oldu böylece. Yarışma dolayısıyla kendi tarzından bir nevi de olsun kurtulan Kendi, Seyfi Dursunoğlu'nun da dediği gibi son bir kaç haftada 'hanımkız' imajı ile dikkat çekti ve Kendi'nin 'hanımkızlığı' daha da bir sevildi.




Dün gece kitabımı okuduktan sonra bir süre uzandım yatağıma ve gözlerimi kapattım, sadece düşündüm. Bir şeyleri düşünürken aklıma birden kendi çocukluğum geldi. Gördüğüm küçüklük resimlerim, hatırladığım kadarıyla küçükken yaptıklarım gözümün önüne geldi aniden.

Bunları düşünüp gülümserken kendime dedim ki: Keşke küçükken yaşadığımız her şeyi şimdi hatırlayabilsek. Acaba bundan 10 yıl sonra da yaşadığımız şeyleri unutur muyuz? Güzel ve hiç unutulmayacak günlerimiz dışında hatırlayacağımız çok şey olacağını düşünmüyorum. Fakat bir 10 yıl sonra da bugünleri her ayrıntısıyla hatırlamak isteyeceğiz diye düşünüyorum.

İnsanın küçüklüğünü hayal etmesi çok garip bir duygu uyandırıyor içinde. Genelde herkes alışıktır geleceğini düşünmeye, hayaller kurmaya falan ama geçmişinizi, küçüklüğünü hayallemek, geleceği hayal ederken hissettiklerinizden çok daha farklı ve güzel duygular. Nasıldım, neler yapıyordum ve bol acabalarla dolu sorular kafanızın içerisinde dört dönüyor.

Keşke o günlere dönebilsem diyemiyorum ama o günleri çok net hatırlamak isterdim. Neyse ki, hiç olmadı yaşadığım ilkleri, yaptığım deli dolu ve hiç unutulmayacak günlerimi, muzurluklarımı az çok hatırlayabiliyorum. Bu kadarı bile insanı içten gülümsetiyor.

Çocukluk


Dün gece kitabımı okuduktan sonra bir süre uzandım yatağıma ve gözlerimi kapattım, sadece düşündüm. Bir şeyleri düşünürken aklıma birden kendi çocukluğum geldi. Gördüğüm küçüklük resimlerim, hatırladığım kadarıyla küçükken yaptıklarım gözümün önüne geldi aniden.

Bunları düşünüp gülümserken kendime dedim ki: Keşke küçükken yaşadığımız her şeyi şimdi hatırlayabilsek. Acaba bundan 10 yıl sonra da yaşadığımız şeyleri unutur muyuz? Güzel ve hiç unutulmayacak günlerimiz dışında hatırlayacağımız çok şey olacağını düşünmüyorum. Fakat bir 10 yıl sonra da bugünleri her ayrıntısıyla hatırlamak isteyeceğiz diye düşünüyorum.

İnsanın küçüklüğünü hayal etmesi çok garip bir duygu uyandırıyor içinde. Genelde herkes alışıktır geleceğini düşünmeye, hayaller kurmaya falan ama geçmişinizi, küçüklüğünü hayallemek, geleceği hayal ederken hissettiklerinizden çok daha farklı ve güzel duygular. Nasıldım, neler yapıyordum ve bol acabalarla dolu sorular kafanızın içerisinde dört dönüyor.

Keşke o günlere dönebilsem diyemiyorum ama o günleri çok net hatırlamak isterdim. Neyse ki, hiç olmadı yaşadığım ilkleri, yaptığım deli dolu ve hiç unutulmayacak günlerimi, muzurluklarımı az çok hatırlayabiliyorum. Bu kadarı bile insanı içten gülümsetiyor.

Fotoğrafım
Edirne, Ayşekadın, Türkiye
19 Ocak 1996, İskenderun doğumlu. Trakya Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü mezunu. 13 yaşından beri blogger. 2012 Hürriyet Bumerang Ödülleri'nde En Uyumlu site üçüncülüğüne hak kazandı. İlk kitabı İkinci Kadının Hikâyesi ise Temmuz 2016 yılında basıldı. Tüm kitabevleri ve online kitapçılarda satışta.