background img

The New Stuff

soğuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
soğuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bu gece yıldızlar görünmüyor... Her yer kapkara, zifiri karanlık. Yıldızlar oradadır belki, fakat saklanmışlardır kırık beyaz, kesik kesik bulutların ardına. İzliyorlardır beni, seni, bizi... Veyahut aşkımızı, şehvetimizi, tutkumuzu...

Biraz soğukluk taşıyor üzerinde hava, bu gece. Esmiyor ama tenimize dokunan hava ürpertiyor bedenimizi. Sıcak bir şeylere ihtiyacım var ya da beni sıcak tutacak bir şeylere. Aşkına bir kaşık şeker kat ve buharı üzerinde kalbini bana uzat.

Bir fısıltı gibi çarpıyor adın kulağıma. Havadislerini alıyorum elin kahpelerinden. İğneler batıyor bedenime, bir bir! Suratım düşüyor, ayak izleriyle kirlenmiş yerlere.

Bir sinek var odanın içinde. Sinir bozucu bir şekilde hızla uçuyor duvardan duvara, bana yaklaşınca yavaşlıyor. Bir süre duruyor, sanki beni izliyormuşçasına bir tavırla yalpalaya yalpalaya üzerime konuyor. İzliyorum... Ellerini birbirine sürtüyor, az sonra canımı acıtacağına dair bir işaret veriyor bana. Sen öyle yapmadın... Vakitsizce, bir bakış bile bırakmadan ardından; bir ses, bir nefes bile bırakmadan kan kırmızı toprağın altına bıraktın beni, ellerinle.

Şimdi ne yıldızlar umurumda ne de zifiri karanlık gökyüzü...

Umurumda Değil Yıldızlar

Bu gece yıldızlar görünmüyor... Her yer kapkara, zifiri karanlık. Yıldızlar oradadır belki, fakat saklanmışlardır kırık beyaz, kesik kesik bulutların ardına. İzliyorlardır beni, seni, bizi... Veyahut aşkımızı, şehvetimizi, tutkumuzu...

Biraz soğukluk taşıyor üzerinde hava, bu gece. Esmiyor ama tenimize dokunan hava ürpertiyor bedenimizi. Sıcak bir şeylere ihtiyacım var ya da beni sıcak tutacak bir şeylere. Aşkına bir kaşık şeker kat ve buharı üzerinde kalbini bana uzat.

Bir fısıltı gibi çarpıyor adın kulağıma. Havadislerini alıyorum elin kahpelerinden. İğneler batıyor bedenime, bir bir! Suratım düşüyor, ayak izleriyle kirlenmiş yerlere.

Bir sinek var odanın içinde. Sinir bozucu bir şekilde hızla uçuyor duvardan duvara, bana yaklaşınca yavaşlıyor. Bir süre duruyor, sanki beni izliyormuşçasına bir tavırla yalpalaya yalpalaya üzerime konuyor. İzliyorum... Ellerini birbirine sürtüyor, az sonra canımı acıtacağına dair bir işaret veriyor bana. Sen öyle yapmadın... Vakitsizce, bir bakış bile bırakmadan ardından; bir ses, bir nefes bile bırakmadan kan kırmızı toprağın altına bıraktın beni, ellerinle.

Şimdi ne yıldızlar umurumda ne de zifiri karanlık gökyüzü...

Uzun zaman oldu...

Elimde, kaynamış suyun içine bırakmak üzere olduğum bir çay poşeti var. Suyun fokurdayışını duyuyorum. Fakat ne uzanıyorum suyu almak için ne de altını kapatıyorum ocağın.

Bir süre sonra bakmakta olduğum ateşin hızı azalıyor. Yavaşça, yavaşça sönüyor. Etraf hafiften gaz kokuyor. Bu sefer bir hamleyle kapatıyorum ocağın altını ve suyu alıyorum.

Boşaltıyorum bir bardağa ve çay poşetini içine bırakıyorum. Döne döne dibe çöküyor. Kırmızı rengini suya salıyor. Suyun rengi bir süre sonra değişiyor. Pembemsi, kırmızımsı bir renk... Gaz kokusu yok oluyor. Etrafım çilek kokmaya başlıyor. Tatlı, şekerli bir çilek kokusu...

Gözlerimi kapatıyorum, bardağı elime alıyorum ve kokuyu iyice içime çekiyorum.

Uzun zaman oldu...

Elime kalem almayalı uzun zaman oldu. Bir şeyler karalamayalı, içimde biriken gözyaşlarımı kalemimden akıtmayalı çok uzun zaman oldu. Yalnızlığım içimde büyüyor. Fakat gözyaşlarımı hiçbir zaman geçemiyor. Bir zaman geliyor ki, o suda boğulacak gibi oluyor yalnızlığım. Ve öyle de oluyor...

Can çekişiyor... Kurtarmak istiyorum ama kulağıma fısıldıyor bir ses: ''Hayır, bırak!''

Ben de biliyorum; tutsam elinden yalnızlığın, yine acıya boğulacağım. Yine sessizliğe gömüleceğim.

Bırakıyorum, gidiyor... Çığlık atıyor, kurtarmamı istiyor... Bir zaman sonra susuyor...

Uzun zaman oldu, biliyorum...

Ama bütün suç kışta. Çok geç geldi. Özletti kendini. Fakat olsun, şu an yanımızda ya. Sarmış dört bir yanımı, üşütüyor beni. Hoş bir serinlik bu. Özlediğim bir his...

Uzun zaman oldu, biliyorum...

Yatağıma geçiyorum ve bir sigara yakıyorum. Dumanı tavana doğru süzülüyor. Zamanla yok oluyor.

Ve ben, bir kış gününde daha son nefesimi veriyorum...

Uzun Zaman Oldu, Biliyorum...

Uzun zaman oldu...

Elimde, kaynamış suyun içine bırakmak üzere olduğum bir çay poşeti var. Suyun fokurdayışını duyuyorum. Fakat ne uzanıyorum suyu almak için ne de altını kapatıyorum ocağın.

Bir süre sonra bakmakta olduğum ateşin hızı azalıyor. Yavaşça, yavaşça sönüyor. Etraf hafiften gaz kokuyor. Bu sefer bir hamleyle kapatıyorum ocağın altını ve suyu alıyorum.

Boşaltıyorum bir bardağa ve çay poşetini içine bırakıyorum. Döne döne dibe çöküyor. Kırmızı rengini suya salıyor. Suyun rengi bir süre sonra değişiyor. Pembemsi, kırmızımsı bir renk... Gaz kokusu yok oluyor. Etrafım çilek kokmaya başlıyor. Tatlı, şekerli bir çilek kokusu...

Gözlerimi kapatıyorum, bardağı elime alıyorum ve kokuyu iyice içime çekiyorum.

Uzun zaman oldu...

Elime kalem almayalı uzun zaman oldu. Bir şeyler karalamayalı, içimde biriken gözyaşlarımı kalemimden akıtmayalı çok uzun zaman oldu. Yalnızlığım içimde büyüyor. Fakat gözyaşlarımı hiçbir zaman geçemiyor. Bir zaman geliyor ki, o suda boğulacak gibi oluyor yalnızlığım. Ve öyle de oluyor...

Can çekişiyor... Kurtarmak istiyorum ama kulağıma fısıldıyor bir ses: ''Hayır, bırak!''

Ben de biliyorum; tutsam elinden yalnızlığın, yine acıya boğulacağım. Yine sessizliğe gömüleceğim.

Bırakıyorum, gidiyor... Çığlık atıyor, kurtarmamı istiyor... Bir zaman sonra susuyor...

Uzun zaman oldu, biliyorum...

Ama bütün suç kışta. Çok geç geldi. Özletti kendini. Fakat olsun, şu an yanımızda ya. Sarmış dört bir yanımı, üşütüyor beni. Hoş bir serinlik bu. Özlediğim bir his...

Uzun zaman oldu, biliyorum...

Yatağıma geçiyorum ve bir sigara yakıyorum. Dumanı tavana doğru süzülüyor. Zamanla yok oluyor.

Ve ben, bir kış gününde daha son nefesimi veriyorum...

Taktım yine kulaklıklarımı. Açtım müziği... Son ses. İçimi acıtacak, beni ağlatacak, güçsüzleştirecek ama bir o kadar da rahatlatacak bir şarkı.

Mavi patiklerim ayaklarımdan başlıyor bedenimi ısıtmaya... Yavaş yavaş... İçimi düşünmüyorum henüz.

Soğuk sarmış dört yanımı, acı çığlıklarla beraber. Yalnızlığın çığlığı, terk edilmiş çığlıklar; bir kenara atılmış, can çekişen çığlıklar... Dolduruyorlar bir bir beynimin içini.

Sıcacık, bir bardak çay. Tek şekerli, hafif acımsı. Kendime gelebilmek için, çayı şekerden yoksun bıraktım bugün. Ha bir de... Bir de içimi ısıtmak için bu kadar sıcak...

Bir yudum...
Ve büyük bir yudum daha...

Kulaklığımdan sesleniyor bana Mabel...

''Kaldır kafanı bak, kimler can çekişiyor cennette?
Kim çoktan ölmüş, kim diri kendi cehenneminde?''

ARAFTA

Taktım yine kulaklıklarımı. Açtım müziği... Son ses. İçimi acıtacak, beni ağlatacak, güçsüzleştirecek ama bir o kadar da rahatlatacak bir şarkı.

Mavi patiklerim ayaklarımdan başlıyor bedenimi ısıtmaya... Yavaş yavaş... İçimi düşünmüyorum henüz.

Soğuk sarmış dört yanımı, acı çığlıklarla beraber. Yalnızlığın çığlığı, terk edilmiş çığlıklar; bir kenara atılmış, can çekişen çığlıklar... Dolduruyorlar bir bir beynimin içini.

Sıcacık, bir bardak çay. Tek şekerli, hafif acımsı. Kendime gelebilmek için, çayı şekerden yoksun bıraktım bugün. Ha bir de... Bir de içimi ısıtmak için bu kadar sıcak...

Bir yudum...
Ve büyük bir yudum daha...

Kulaklığımdan sesleniyor bana Mabel...

''Kaldır kafanı bak, kimler can çekişiyor cennette?
Kim çoktan ölmüş, kim diri kendi cehenneminde?''


Merhaba aşklarım...

Twitter'dan takipte olanlar bilir, dün saat 16.30 itibariyle Samandağ'a yolculuğum başladı. Antakya'nın bir ilçesi olan Samandağ küçücük pıtıcık bir yer. Aslına bakarsanız böyle ufak ve insanların iç içe olduğu köy tarzı yerleri seviyorum. Odun sobası ile ısınmak ise vazgeçilmezim.

Doğrusunu söylemek gerekirse başlarda hiç gelmek istemedim ama değişiklik kötü olmaz diye düşünüp gelmeye karar verdim. Valla bu değişiklik bir kötü geldi ki hiç sormayın. Şanssız herifim diye boşu boşuna dil dökmüyoruz yani burada. Şu an sizlere evin iç odasında, battaniyeyi teee boğazıma kadar çekmiş bunları yazıyorum. Her yerim kırık içerisinde, sinüzit cabası, hele midemin ne halde olduğunu söylemiyorum bile.

Gezmeye gelip de hasta yatıyorum resmen. Abicim bende de akıl yok valla. Birincisi Allah bana oradan 'gitme olum gitme' diye sinyaller veriyor ben de diyorum 'yeeaa nolcak ki gidicem işte gidicem' falan. Gidecek misin? Al sana sinüzit al sana mide ağrısı al sana battaniye al sana...

Yok yani şu küçücük notebook'ta da yazmak işkence. Bir kelimeyi on saatte yazıyorum ama sizler için değer bebiklerim. Dışarıda bir yağmur bir fırtına var kuzenim, kardeşim ve eniştem çarşıya sanki bana inat olsun diye gittiler. Şuranın bıcır bıcır yerlerini de çekip sizlere gösteremedim ama yarına kadar turp gibi olur daha sonra da resimleri sizlerle paylaşırım.

Bunlar çarşıya gidince ben de pıt pıt pıt geçtim battaniye altında ohh gel keyfim gel yapıyorum. (inanmayın!) O kadar rahatım ki sormayın bir elim yağda bir elim balda oh ohh oradan bir çilek bir kiraz getirin de yiyelim. Hmm bak karpuzun tadı da mis mis! (kış ayında çilek, kiraz ve karpuz!)

Öyle işte canlarım. Siz öyle mıç mıç sevgililerinizle, arkadaşlarınızla o sahil benim bu cafe benim diye gezerken ben de aha da böyle ğğrr diye burnumu silerim. Allah'ım sen beni iyileştir valla bak bir daha gelmicem ya söz veriyorum.

Samandağ'dan Selamlar(!)

Merhaba aşklarım...

Twitter'dan takipte olanlar bilir, dün saat 16.30 itibariyle Samandağ'a yolculuğum başladı. Antakya'nın bir ilçesi olan Samandağ küçücük pıtıcık bir yer. Aslına bakarsanız böyle ufak ve insanların iç içe olduğu köy tarzı yerleri seviyorum. Odun sobası ile ısınmak ise vazgeçilmezim.

Doğrusunu söylemek gerekirse başlarda hiç gelmek istemedim ama değişiklik kötü olmaz diye düşünüp gelmeye karar verdim. Valla bu değişiklik bir kötü geldi ki hiç sormayın. Şanssız herifim diye boşu boşuna dil dökmüyoruz yani burada. Şu an sizlere evin iç odasında, battaniyeyi teee boğazıma kadar çekmiş bunları yazıyorum. Her yerim kırık içerisinde, sinüzit cabası, hele midemin ne halde olduğunu söylemiyorum bile.

Gezmeye gelip de hasta yatıyorum resmen. Abicim bende de akıl yok valla. Birincisi Allah bana oradan 'gitme olum gitme' diye sinyaller veriyor ben de diyorum 'yeeaa nolcak ki gidicem işte gidicem' falan. Gidecek misin? Al sana sinüzit al sana mide ağrısı al sana battaniye al sana...

Yok yani şu küçücük notebook'ta da yazmak işkence. Bir kelimeyi on saatte yazıyorum ama sizler için değer bebiklerim. Dışarıda bir yağmur bir fırtına var kuzenim, kardeşim ve eniştem çarşıya sanki bana inat olsun diye gittiler. Şuranın bıcır bıcır yerlerini de çekip sizlere gösteremedim ama yarına kadar turp gibi olur daha sonra da resimleri sizlerle paylaşırım.

Bunlar çarşıya gidince ben de pıt pıt pıt geçtim battaniye altında ohh gel keyfim gel yapıyorum. (inanmayın!) O kadar rahatım ki sormayın bir elim yağda bir elim balda oh ohh oradan bir çilek bir kiraz getirin de yiyelim. Hmm bak karpuzun tadı da mis mis! (kış ayında çilek, kiraz ve karpuz!)

Öyle işte canlarım. Siz öyle mıç mıç sevgililerinizle, arkadaşlarınızla o sahil benim bu cafe benim diye gezerken ben de aha da böyle ğğrr diye burnumu silerim. Allah'ım sen beni iyileştir valla bak bir daha gelmicem ya söz veriyorum.

Merhaba bitanelerim.

Havalar buz gibi. Ellerimi neredeyse eldivenli olmasına rağmen ceplerimden çıkartamıyorum. Evin içinde seksen kat giyindiğim yetmiyormuş gibi bir de ellerime eldivenlerimi geçirip, kabanımı giyip patiklerimi de iki çorabın üzerine geçiriyorum. Hayır yani yaz gelsin diyoruz sıcaktan patlıyoruz, kış gelsin diyoruz donmaktan bi hal oluyoruz. Ne olacak bu dünyanın hali vay anam vay.

Havaların titretmesi yetmiyormuş gibi bir de okulların titretmeleri var. Bildiğimiz gibi ilk yarının bitmesine ve tam anlamıyla bir ''Ohh...'' çekmemize iki haftacık gibi bir şey kaldı. Lan bir ''Ohh...'' çektirecekler ama burnumuzdan getiriyorlar. O kadar zaman beklerler beklerler, okulun kapanmasına iki hafta kala yığıyorlar ardı ardına yazılıları biz de böyle öküzün trene baktığı gibi bakıyor ''Yaaa ama hocaaaam o gün Geometriden yazılı vaar, bi sonraki gün olsaaa?'' ''Ay yok kız o gün de Tarihten yazılı var.'' diyoruz.

Hayır yani sen hiç mi öğrenci olmadın lan. Düdüğe bak. Anasının karnından sanki öğretmen olarak doğmuş da gelmiş karşımıza bir de bir cool tavırlarla ''Basit bunlar basit.'' diyor. İngilizceci de basit diyor gel otur bakalım yapabilecek misin o 'basit' dediğin soruları.

Te Allah'ım ya sinirlendim, bir de klavyeye vura vura yazıyorum. Pardon ablacıklarım, abiciklerim ve sevgili kardeşlerim. Ee bu ülkede okumak da kolay değil ki yani birisi de bizim halimizden anlasın. Şu okullar bir an önce bitsin diye dua ediyorum zaten sabah akşam. Hatta şu yazılılar bitsin öğlenlere kadar yatacağım yemin ederim. İstediğim saatte uyanıp tüm gün pijamalarımın içerisinde; elimde kitap, gözümde gözlüklerle dolanmak istiyorum.

Allah'ım şu okulu bir bitiriver yani rica ediyorum.

Ne Olacak Bu Öğrencilerin Hali?

Merhaba bitanelerim.

Havalar buz gibi. Ellerimi neredeyse eldivenli olmasına rağmen ceplerimden çıkartamıyorum. Evin içinde seksen kat giyindiğim yetmiyormuş gibi bir de ellerime eldivenlerimi geçirip, kabanımı giyip patiklerimi de iki çorabın üzerine geçiriyorum. Hayır yani yaz gelsin diyoruz sıcaktan patlıyoruz, kış gelsin diyoruz donmaktan bi hal oluyoruz. Ne olacak bu dünyanın hali vay anam vay.

Havaların titretmesi yetmiyormuş gibi bir de okulların titretmeleri var. Bildiğimiz gibi ilk yarının bitmesine ve tam anlamıyla bir ''Ohh...'' çekmemize iki haftacık gibi bir şey kaldı. Lan bir ''Ohh...'' çektirecekler ama burnumuzdan getiriyorlar. O kadar zaman beklerler beklerler, okulun kapanmasına iki hafta kala yığıyorlar ardı ardına yazılıları biz de böyle öküzün trene baktığı gibi bakıyor ''Yaaa ama hocaaaam o gün Geometriden yazılı vaar, bi sonraki gün olsaaa?'' ''Ay yok kız o gün de Tarihten yazılı var.'' diyoruz.

Hayır yani sen hiç mi öğrenci olmadın lan. Düdüğe bak. Anasının karnından sanki öğretmen olarak doğmuş da gelmiş karşımıza bir de bir cool tavırlarla ''Basit bunlar basit.'' diyor. İngilizceci de basit diyor gel otur bakalım yapabilecek misin o 'basit' dediğin soruları.

Te Allah'ım ya sinirlendim, bir de klavyeye vura vura yazıyorum. Pardon ablacıklarım, abiciklerim ve sevgili kardeşlerim. Ee bu ülkede okumak da kolay değil ki yani birisi de bizim halimizden anlasın. Şu okullar bir an önce bitsin diye dua ediyorum zaten sabah akşam. Hatta şu yazılılar bitsin öğlenlere kadar yatacağım yemin ederim. İstediğim saatte uyanıp tüm gün pijamalarımın içerisinde; elimde kitap, gözümde gözlüklerle dolanmak istiyorum.

Allah'ım şu okulu bir bitiriver yani rica ediyorum.

Duygularım belirsizleşiyor bu aralar. Neye nasıl tepki vereceğimi şaşırmışçasına yaşamaya başladım. Havalardan mı bilinmez. Bir yandan bu havaların beni aşırı duygusallaştırdığını ve kağıt - kalemin her zaman elimin altında olduğu gerçeğini kafamda evirip çeviriyorum, bir yandan da sebepsizce gülüp duruyorum. Bu da duysallığıma bağlı sinirden doğan bir gülümseme mi hiç bilinmez.

Sonbahar da yavaş yavaş geri çekiliyor ve yerini tamamen kışa devretme düşüncelerinde olsa gerek. Artık her gece mum ışığında, pencerede bulunan yağmur damlalarının birbirlerine çarpa çarpa büyüdüklerini ve sadece kocaman bir damla olarak yok olmalarına tanık olacağız.

Bu havalarda üşüyüp üşümediğime de karar vermekte güçlük çekiyorum. Bir yandan ağlamaktan ısınıyor yüreğim, bir yandan da yalnızlıktan buz tutuyor etrafı. Ama atmaya devam ediyor. Belki yeni başlayacak bir aşkın heyecanı için, belki de yalnız yaşamaya alışacak bir kalp olmak istediği için. Bana ise onun kararlarına saygı duymak düşüyor.

Odanın içerisinde sessizlik hüküm sürüyor. Sadece kalemimin, kağıda sürtünmesiyle çıkan ses yalnızlığımı ve ortamın sessizliğini bozuyor. Bu ses de yok olacak biraz sonra. Ve ben de gözlerimi kapatıp uykuya dalacağım...

''Dilerseniz bloguma, sayfanın üst köşesinde bulunan Bumerang Ödülleri Adayı şablonundan oy verebilir ve bana destek olabilirsiniz. Oylarınız tamamen ücretsizdir. Teşekkürler.''

Sonbahar Hüznü

Duygularım belirsizleşiyor bu aralar. Neye nasıl tepki vereceğimi şaşırmışçasına yaşamaya başladım. Havalardan mı bilinmez. Bir yandan bu havaların beni aşırı duygusallaştırdığını ve kağıt - kalemin her zaman elimin altında olduğu gerçeğini kafamda evirip çeviriyorum, bir yandan da sebepsizce gülüp duruyorum. Bu da duysallığıma bağlı sinirden doğan bir gülümseme mi hiç bilinmez.

Sonbahar da yavaş yavaş geri çekiliyor ve yerini tamamen kışa devretme düşüncelerinde olsa gerek. Artık her gece mum ışığında, pencerede bulunan yağmur damlalarının birbirlerine çarpa çarpa büyüdüklerini ve sadece kocaman bir damla olarak yok olmalarına tanık olacağız.

Bu havalarda üşüyüp üşümediğime de karar vermekte güçlük çekiyorum. Bir yandan ağlamaktan ısınıyor yüreğim, bir yandan da yalnızlıktan buz tutuyor etrafı. Ama atmaya devam ediyor. Belki yeni başlayacak bir aşkın heyecanı için, belki de yalnız yaşamaya alışacak bir kalp olmak istediği için. Bana ise onun kararlarına saygı duymak düşüyor.

Odanın içerisinde sessizlik hüküm sürüyor. Sadece kalemimin, kağıda sürtünmesiyle çıkan ses yalnızlığımı ve ortamın sessizliğini bozuyor. Bu ses de yok olacak biraz sonra. Ve ben de gözlerimi kapatıp uykuya dalacağım...

''Dilerseniz bloguma, sayfanın üst köşesinde bulunan Bumerang Ödülleri Adayı şablonundan oy verebilir ve bana destek olabilirsiniz. Oylarınız tamamen ücretsizdir. Teşekkürler.''

Gözümü açar açmaz fırlıyorum yataktan. Sanki bir yere yetişecekmiş edasıyla hızlı hızlı soğuk suyu yüzüme çarpıyorum kendime tam anlamıyla gelene kadar. Alıyorum havluyu elime ve aceleciliğimi bir kenara bırakarak, yavaş yavaş aynada kendime bakarak kuruluyorum yüzümü. Gözlerime bakıyorum. Gözlerim binlerce kez şahit olduğu yalnızlıklara bir kere daha tanık oluyorum sanki. Neyse ki her zaman kendimi yapmaya zorladığım gibi zorlayarak bir sahte gülümseme yapıştırıyorum suratıma. Ancak bu şekilde örtülebiliyor bazı yaşanmışlıklar.

Gökyüzü, aydınlanmaya yaklaşan bir karanlıkta. Balkona çıkıyorum ve bomboş sokaklara bakıyorum. Sanki bir caddenin başlangıcında biri belirecekmiş, bir şeyler olacakmış gibi bir merakla bakınıyorum etrafa. Hava biraz soğuk, üşümeye başlıyorum. Ceketimi atıyorum sırtıma ve kendime çabucak bir kahve hazırlıyorum. 

Uyanalı belki 2 saat olmuştu. Hala pijamalarımın içerisinde oturmuş, düşünüyordum. Ne düşündüğümü bile bilmeden düşünüyordum bir şeyleri. Hala çıkabilmiş değilim bu acayip hal ve tavırlarımın içerisinden. Kaç aydır kendime gelemiyordum. Kaç aydır sadece aynı şarkıları dinleyip defalarca ağlıyordum. 

Tekrar geçiyorum aynanın karşına. Bu sefer daha dikkatli ve daha derin bakıyordum kendime. Kendime kızmaya başladım. İçimde bir nefret uyandı kendime karşı. Ne yapıyordum kendime böyle? '' NE YAPIYORUM!'' diye bağırmak istedim kendime. Bütün odayı birbirine katıp sonra tekrar hıçkırarak ağlama seanslarıma geri dönmek istiyordum. 

Yapmayacaktım ama. Bu sefer sahtelikten tamamen uzakta olan, oldukça içten bir gülümseme yerleştiriyorum suratıma. İçerde en sevdiğim şarkı çalışıyordu. Koşarak gittim radyonun başına ve sonuna kadar açtım sesi. Odama geçtim ve dolabımı sonuna kadar açtım. Hızlıca hazırlandım ve az önce sessiz duran fakat gerçek yüzünü ortaya çıkarmış kalabalık İstanbul sokaklarına attım, kendimi. Yanımdan geçen herkese gülümsedim. En içten gülümsemelerimi dağıttım, yaşlısından gencine. Çünkü artık hiçbiri sen gibi kokmuyor, hiçbiri sana benzemiyor. 

Ve gözlerimi kapatıp, mutluluğumu içimde yaşama istediğiyle yürümeye devam ettim...

''Dilerseniz bloguma, sayfanın üst köşesinde bulunan Bumerang Ödülleri Adayı şablonundan oy verebilir ve bana destek olabilirsiniz. Oylarınız tamamen ücretsizdir. Teşekkürler.''

Kayıp Mutluluk

Gözümü açar açmaz fırlıyorum yataktan. Sanki bir yere yetişecekmiş edasıyla hızlı hızlı soğuk suyu yüzüme çarpıyorum kendime tam anlamıyla gelene kadar. Alıyorum havluyu elime ve aceleciliğimi bir kenara bırakarak, yavaş yavaş aynada kendime bakarak kuruluyorum yüzümü. Gözlerime bakıyorum. Gözlerim binlerce kez şahit olduğu yalnızlıklara bir kere daha tanık oluyorum sanki. Neyse ki her zaman kendimi yapmaya zorladığım gibi zorlayarak bir sahte gülümseme yapıştırıyorum suratıma. Ancak bu şekilde örtülebiliyor bazı yaşanmışlıklar.

Gökyüzü, aydınlanmaya yaklaşan bir karanlıkta. Balkona çıkıyorum ve bomboş sokaklara bakıyorum. Sanki bir caddenin başlangıcında biri belirecekmiş, bir şeyler olacakmış gibi bir merakla bakınıyorum etrafa. Hava biraz soğuk, üşümeye başlıyorum. Ceketimi atıyorum sırtıma ve kendime çabucak bir kahve hazırlıyorum. 

Uyanalı belki 2 saat olmuştu. Hala pijamalarımın içerisinde oturmuş, düşünüyordum. Ne düşündüğümü bile bilmeden düşünüyordum bir şeyleri. Hala çıkabilmiş değilim bu acayip hal ve tavırlarımın içerisinden. Kaç aydır kendime gelemiyordum. Kaç aydır sadece aynı şarkıları dinleyip defalarca ağlıyordum. 

Tekrar geçiyorum aynanın karşına. Bu sefer daha dikkatli ve daha derin bakıyordum kendime. Kendime kızmaya başladım. İçimde bir nefret uyandı kendime karşı. Ne yapıyordum kendime böyle? '' NE YAPIYORUM!'' diye bağırmak istedim kendime. Bütün odayı birbirine katıp sonra tekrar hıçkırarak ağlama seanslarıma geri dönmek istiyordum. 

Yapmayacaktım ama. Bu sefer sahtelikten tamamen uzakta olan, oldukça içten bir gülümseme yerleştiriyorum suratıma. İçerde en sevdiğim şarkı çalışıyordu. Koşarak gittim radyonun başına ve sonuna kadar açtım sesi. Odama geçtim ve dolabımı sonuna kadar açtım. Hızlıca hazırlandım ve az önce sessiz duran fakat gerçek yüzünü ortaya çıkarmış kalabalık İstanbul sokaklarına attım, kendimi. Yanımdan geçen herkese gülümsedim. En içten gülümsemelerimi dağıttım, yaşlısından gencine. Çünkü artık hiçbiri sen gibi kokmuyor, hiçbiri sana benzemiyor. 

Ve gözlerimi kapatıp, mutluluğumu içimde yaşama istediğiyle yürümeye devam ettim...

''Dilerseniz bloguma, sayfanın üst köşesinde bulunan Bumerang Ödülleri Adayı şablonundan oy verebilir ve bana destek olabilirsiniz. Oylarınız tamamen ücretsizdir. Teşekkürler.''

Fotoğrafım
Edirne, Ayşekadın, Türkiye
19 Ocak 1996, İskenderun doğumlu. Trakya Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü mezunu. 13 yaşından beri blogger. 2012 Hürriyet Bumerang Ödülleri'nde En Uyumlu site üçüncülüğüne hak kazandı. İlk kitabı İkinci Kadının Hikâyesi ise Temmuz 2016 yılında basıldı. Tüm kitabevleri ve online kitapçılarda satışta.