background img

The New Stuff

2015'ten Şimdiden Haberdarım!

Haberleri takip etmek için kullanılabilecek en iyi uygulama Hürriyet E-gazete olsa gerek. Hem basılı gazete okuma keyfini yaşarken, hem de güncel haberlere ulaşabilme imkanı sunuyor. Uygulamanın son güncellemeleri ile de; hava durumuna, burcuma, finans haberlerine ve sinema rehberine ulaşabiliyorum. Hürriyet E-Gazete'nin en güzel yanı da (sona sakladım) bir sonraki günün haberlerini 00:00'da alınıyor olması.
Şimdi de sizi Hürriyet E-gazete'nin yılbaşı paketi ile tanıştırmak istiyorum. Bu pakette Hürriyet E-Gazete'nin yanı sıra, Elle ve Atlas dergilerinin dijital kopyası var :)


Haberleri ve gündemi hem gazete okuma keyfini yaşayarak takip etmek isteyenler, hem de ben gazetemi okurken bir yandan da falıma da bakarım, filmlerden de haberim olur diyenler yılbaşı paketini kaçırmasın derim! Hem de kısa bir süre için sunulan bu paketi alıp, gazete keyfini sürerken modayı Elle ile takip de edebilir, Atlas okuyarak da farklı keşifler yaşayabilirsiniz.
Yeni yılda sevdiklerine sevdiğin şeyleri hediye etmek de adettendir. Siz de arkadaşlarınıza ve gazetesiz olmaz diyen aile üyelerinize 6 aylık veya 1 yıllık versiyonları olan Hürriyet E-Gazete paketlerinden birini hediye edebilirsiniz. Her gün kullandıkça sizi hatırlasınlar:)
Daha ayrıntılı bilgi almak için sitelerini ziyaret edebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Keşke Kadın Olsam…

Hangi kadın olsa bayılır bu kitaba. 

Neden mi? 

Nedeni çok basit. 

Bu kitap kadınlara “erkeklerle eşit olmaya çalışma, sen onlardan kat be kat GÜÇLÜSÜN!” diyor. 

Aykut Oğut’u okurlar fenomen olmuş kitabı Evrenden Torpilim Var sayesinde yakından tanır. Bir tür “iste, olsun” kitabıydı Evrenden Torpilim Var. 

Şimdi uzun bir aradan sonra Aykut Oğut’un "Keşke Kadın Olsam" kitabı gündemde. 

Ne mi anlatıyor bu kitap?

Bir kere kadınlara güçlerini yeniden hatırlatıyor. 

“Sevgili kadınlar” diyor. Erkekle eşit olmak da neymiş? 
          Erkeklerle ASLA eşit OLAMAZSINIZ!
          En büyük hatanız bizimle eşit olmaya çalışmak!
          Çok çabalarsanız eşit olmayı becerebilir misiniz?
          Elbette becerebilirsiniz AMA kendinizden, gücünüzden vazgeçerek becerebilirsiniz bunu!
          Erkekle EŞİT olmak için VAROLUŞ çıtanızı alçaltmanız, daha aşağı inmeniz gerekiyor.
          Eşitlik mi istiyorsunuz?
          Siz bilirsiniz!

Neden eşitlik için kadının çıtasını alçaltması gerekirmiş derseniz? 
Yazara göre:

KADIN ERKEKTEN 16 KAT DAHA ÜSTÜN!

Kadın daha güçlü, daha duygusal, muhteşem bir içsel rehberlik kapasitesine sahip, seks ve cinselliği yaşamak konusunda içindeki sese kulak verdiğinde önünde kimse duramıyor, evrensel saygıyı ve sevgiyi hissedebiliyor verebiliyor… 

Amaaa...

Bu özellikler tek başına yetmez. 

Bir KADIN ancak: 

DUYGULARINI İFADE EDEBİLDİĞİNDE
ONLARI BASTIRMAYI DEĞİL KUCAKLAMAYI SEÇTİĞİNDE
İÇİNDEKİ DİŞİLİĞİ UYANDIRMAYI BAŞARDIĞINDA
 

Bu özellikler gerçek kapasitesine ulaşıyor. 

Kim için yazılmış bu kitap:

Aşkta, ilişkilerde, profesyonel ve sosyal hayatta kendini eksik ve kaybolmuş hisseden her kadın için…

Aykut Oğut bu kitapla cici kızlar uyur, prensi bekler sözlerine inanarak uyutulan güzelleri; sen otur oturduğun yerde, beyaz atlı prens gelince kurtaracak seni sözlerine inanıp hayatını uzun bir bekleyişe bırakmış bütün prensesleri resmen UYANDIRIYOR!

Bu kitabı okuyan bütün kadınlar VAY BE! GERÇEKTEN GÜÇ BENDEYMİŞ diyecek. 

Bir kadın devriminin başlaması an meselesi!

Kitapla ilgili daha ayrıntılı bilgi almak için tıklayınız. 

Bir boomads advertorial içeriğidir.


Kanlı ve Acımaz Bir Hayat

Karşımda ucu bucu olmayan, durgun bir su var. Hava kapalı, sertçe vuran fakat sonrasında yüzümü ve saçlarımı okşayan bir rüzgar... Elimde de henüz yakmış olduğum bir sigara... Etrafı kahverengiye bürünmüş, rüzgarın vermiş olduğu hızla yanan bir sigara...

Durgun suyu harekete geçiren ufak balıklar ve onlara eşlik eden martılar var. Bir balık zıplıyor ve suya gömüldüğünde halkalar etrafa yayılıyor. Ayaklarımın ucuna kadar devam eden halka, sanki denizden çıkıp etrafımı sarmalıyor.

Bir ışık, delicesine bir ışık kaplıyor etrafımı. Bedenimi ele geçiren bir akım varmış gibi hissediyorum. Gecenin en karanlık vaktinde, bir başıma, hiç bilmediğim ve tanımadığım bir şehirde, yabancı insanların kokularıyla bezenmiş bir şehirde, yapayalnızım. Korkuyorum...

Gözlerimi yumuyorum ve kendimi ağaçların hışırtısına bırakıyorum. Bir an gözlerimi araladığımda bir yaprağın avucuma düşmüş olduğunu görüyorum. Gülümsüyorum ve kafamı kaldırıp suyu izlemeye devam ediyorum.

Bir balık zıplıyor... Ve hızla ona doğru ilerleyen martı, acımadan havada kapıyor onu...

Hayat acımasız...
Büyüğün küçüğü yediği,
küçüğün büyükten kaçtığı,
kanlı ve acımasız bir hayat...

Edirne Yolcusu Kalmasın!


Nihayet, bütün bir yılın sonunda yüzüm ilk defa güldü. Sınav stresimi ve yaşadığım onca şanssızlğı sizlerle daha önce de paylaşmıştım. İyice umudum kesilmişti, ek tercihleri bekledim ve onu da bir çırpıda yaptım. 30 tercihi doldurmak yerine kesin gelebilecek yerleri yazdım ki, bir an önce İskenderun'dan kurtulayım. 

Tercihlerimde sırasıyla; Denizli, Edirne, Kırklareli, Antalya, Ankara ve Yalova'ydı. Antalya'da iki farklı bölüm yazmıştım. Aralarından en çok istediğim şehir Edirne'ydi. Sebebi ise İstanbul'a yakın olan yerlerden biri olmasıydı. Çok önceden takip edenleriniz, senenin başından beri İstanbul Üniversitesi - Edebiyat istediğimi biliyor zaten. Ne yazık ki az önce de söylemiş olduğum, yaşadığım şanssızlıklar yüzünden bu sene oraya yerleşemedim. Tabii ki vazgeçmedim, bu sene tekrar hazırlanıp başaracağım dedim. 

İskenderun'dan kurtulmak istememin birçok sebebi var. O yüzden bu sene sadece gitmek, buradan uzaklaşmak istediğim için ek tercihte bulundum. Stresli bekleyiş sürecinde hep Edirne, Edirne, Edirne dedim durdum. Bir senemi orada rahatlıkla geçirebilir, İstanbul'a yakın olduğu için oraya sık sık gidebilirim dedim ve orada bir yıl hazırlanıp bu sefer hedeflediğim, hayalim olan üniversiteye, bölüme yerleşirim diye söylendim durdum. 

İstediğim ve dilediğim de oldu. Edirne'de Halkla İlişkiler Bölümünü kazandım. Bu sene için en çok istediğim bölümü tutturmuş olmanın sevincini yaşıyorum şu an. Kafamda kurmuş olduğum planın ilk basamağı gerçekleşti. Umarım arkası da kolay bir şekilde gelir.

Planımı da paylaşmak isterim sizlerle. Az önce de dediğim gibi İstanbul - Edebiyat istiyorum. Eğer olur da bu sene de Edebiyatı kazanamazsam diye ikinci yılımın sonunda DGS ile Gazetecilik, Radyo - Tv gibi geçiş yapabileceğim bir bölüme gitmek istedim. Bu sebeple Halkla İlişkileri tercih ettim ve demiş olduğum gibi ilk basamak kuruldu ve ilk adım atıldı. Bakalım bundan sonra neler olacak? Umuyorum ki her şey hayal ettiğim, dilediğim gibi olur. 

Tabii ki sizin de hayallerinizin gerçekleşmesi dileğiyle...

Umurumda Değil Yıldızlar

Bu gece yıldızlar görünmüyor... Her yer kapkara, zifiri karanlık. Yıldızlar oradadır belki, fakat saklanmışlardır kırık beyaz, kesik kesik bulutların ardına. İzliyorlardır beni, seni, bizi... Veyahut aşkımızı, şehvetimizi, tutkumuzu...

Biraz soğukluk taşıyor üzerinde hava, bu gece. Esmiyor ama tenimize dokunan hava ürpertiyor bedenimizi. Sıcak bir şeylere ihtiyacım var ya da beni sıcak tutacak bir şeylere. Aşkına bir kaşık şeker kat ve buharı üzerinde kalbini bana uzat.

Bir fısıltı gibi çarpıyor adın kulağıma. Havadislerini alıyorum elin kahpelerinden. İğneler batıyor bedenime, bir bir! Suratım düşüyor, ayak izleriyle kirlenmiş yerlere.

Bir sinek var odanın içinde. Sinir bozucu bir şekilde hızla uçuyor duvardan duvara, bana yaklaşınca yavaşlıyor. Bir süre duruyor, sanki beni izliyormuşçasına bir tavırla yalpalaya yalpalaya üzerime konuyor. İzliyorum... Ellerini birbirine sürtüyor, az sonra canımı acıtacağına dair bir işaret veriyor bana. Sen öyle yapmadın... Vakitsizce, bir bakış bile bırakmadan ardından; bir ses, bir nefes bile bırakmadan kan kırmızı toprağın altına bıraktın beni, ellerinle.

Şimdi ne yıldızlar umurumda ne de zifiri karanlık gökyüzü...

Kuyucaklı Yusuf - Sabahattin Ali

Sabahattin Ali her zaman severek okuduğum bir yazardır. Öyküleri olsun, gerekse ilk okumuş olduğum Kürk Mantolu Madonna adlı kitabı olsun beni kendisine fazlasıyla hayran bırakmıştı. Özellikle Kürk Mantolu Madonna'nın uzun süre etkisinden çıkamamıştım. Oldukça etkileyici ve bir o kadar da duygusal bir aşk romanıydı.

Uzun zamandır Sabahattin Ali okumamanın verdiği özlemle Kuyucaklı Yusuf'u aldım kitap alışverişimde. Okudum ve henüz bitirdim.

Doğrusunu söylemek gerekirse bu romanda Sabahattin Ali'yi pek bulamadım. Madonna'daki akıcılık, sadelik ve etkileyiciliği bu romanda pek yakalayamamış olduğunu düşünüyorum. Kitabı uzun tutmak için fazla doldurma cümleler ve anlatımlar geçtiğini düşünüyorum.

Hikayenin ve olay örgüsünün uzunluğu biraz sıkıntılı olsa da karakter analizleri oldukça başarılı. Zaten Madonna kitabındaki karakterler de beni fazlasıyla etkilemişti. Sanırım Sabahattin Ali'nin şaşmaz olarak okuyucu etkilediği yön karakterler oluyor.

Kitabın yoğunluğu ve az önce de belirtmiş olduğum gibi uzun tutulmak için yazılan bölümler sebebiyle biraz uzun bir süreç içerisinde bitirdim kitabı. Fakat Sabahattin Ali'nin o usta kaleminden dökülen her şeyi okuyup yutmalıyız diye düşünüyorum. Bu sebeple diğer kitaplarını da mutlaka okuyacağım.

Bir önceki kitap yorumum: Seçilmiş Kişi - Carol Lynch Williams 

Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna kitap yorumu için ''buraya tık''

Seçilmiş Kişi - Carol Lynch Williams

Bir kitap alışverişimde denk geldiğim bir kitap. Arka kapağını okuyunca bu kitaba kesinlikle sahip olmak istedim. Oldukça farklı, iç yakan ve insanı hayrete düşüren bir roman.

Yazar, oldukça akıcı bir dille yazmış romanı. Biraz deneme tarzında kısa kısa kesitlerden oluşuyor. Kitap toplamda dört bölümden oluşuyor, kendi içinde de belli kısımlara ayrılmış.

Kitabın konusu 14 yaşında bir kızın, peygamber tarafından seçilerek havari olan amcasıyla evlendirilmeye çalışması. Dinin insanlar üzerinde kurduğu, şaşkınlığa uğratan baskısı da kitabın içerisinde işleniyor. Belirtmeliyim ki kitapta bahsediliyor olan din Müslümanlık değil Hristiyanlık. Bu benim için pek bir şey ifade etmiyor çünkü bütün dinlerde geçen zorbalıklar ister istemez insanın inancını zedeliyor.

Dediğim gibi kitap oldukça akıcı, düz (kesinlikle sıkıcı değil) bir anlatıma sahip. Okumanızı isterim. Küçük bir kızın can alıcı, tüyler ürpeten, iç burkan ve hüzünlendiren bir aşk ve kaçış hikayesi.

İyi okumalar...

Bir önceki kitap yorumu: Temizlikçi - Franz-Olivier Giesbert 

Temizlikçi - Franz-Olivier Giesbert

Yeni kitap yeni yorum...

D&R'da yaza özel indirim olduğunu duyar duymaz oraya gittim. Biliyorsunuz ki, her kitabın orjinalini maalesef edinemiyoruz, fiyatları fazla uçuk olabiliyor. Elimde oldukça orjinalini almaya özen gösteriyorum. Fakat bir de indirime girdiği zaman bir tane yerine birkaç tane orjinal kitaba sahip olabiliyorsunuz.

D&R bunu sıkça gerçekleştiriyor ve biz kitapseverlere bu güzel imkanı sağlıyor.

Ben de o standlardan birinde gördüm ''Temizlikçi''yi. Daha önce Paul Cleave'in Temizlikçi romanını okuduğum için bunu da merak ettim ve kitabı incelemeye aldım. İlgi çekici bir konusu vardı, bir tane kalmıştı ve hemen alayım dedim.

Kitap ilk başlarda beni sarmadı. Yazarın çok düz bir anlatımı var. Okuru içine anında çeken bir kalem değil. Bu aslında çevirmenin de hatası olabilir o yüzden bu tür yabancı kitapları okurken direkt olarak yazarı hedef almayı doğru bulmuyorum.

Direkt içine almasa da bazı bölümler, katilin gözünden yazılmış olduğu için tüylerinizi ürpertebiliyor.

Katilimiz bir obsesif. Kitabın adından da anlaşılıyor olduğu gibi bir temizlik hastası. Kurbanlarını gözlemliyor, onlar olmadığı zaman evlerine giriyor ve her yeri pırıl pırıl yapıyor. Kurbanlarını, eve geldiğinde kendi özel yöntemleriyle öldürüyor ve kanlı cesedin arkasında mis kokulu bir ortam bırakıyor geriye.

Şiddetle tavsiye edilecek bir roman değil fakat ilgi çekici bir konusu var ve özellikle katilin gözünden yazılan bölümler oldukça can alıcı olduğu için okumanızı tavsiye ederim.

Bir Çekiliş Haberi!


Merhaba arkadaşlar. Harika bir çekiliş haberine denk geldim ve bunu sizlerle paylaşmak istedim. Hanesus adlı blogun yazarı, biz kitap severlere, kendi kitaplığından 8 adet kitap hediye etmek istiyor.

Kibarca İkna Sanatı
Cesaret Veren Öyküler
Od
Kürk Mantolu Madonna 
Siktir Et
Şems-i Tebrizi
Huzur
İskenderin Kadını Roksana

Kitaplarımız da bunlar. Çekilişe katılmak istiyorsanız buraya tıklamanız yeterli olacaktır.

Kötü Anların Başrolleri


Bu sefer oluyor mudur? Bir şeyler...
Bir şeyler var mıdır? İçimde...

Ehemmiyeti var mıdır? Düşüncelerimin...
Hissedilebilir mi? Duygularım...

***

Bir şeyler hisseder gibi oluyorum.
Bir şeylerin hareket ettiğini,
kıpı kıpır olduğunu hissediyorum.
İçimde...

Düşüncelerimden maada bir şeyler var mı?
İçimi kemirip yok eden...

Duygularıma hulûl edemeyenler bile dolaşıyor içimde
Olabildiğine sessiz,
olabildiğine ehemmiyetsiz.

Kusuyor olduğum bir zehir gibi
akıtıyorum içimdeki, her kötü anın başrollerini.

Nefes almak istiyor,
refaha ermek istiyorum.

***

Kim bilir daha neler dönüyordur içimde?
Benden bihaber,
olabildiğine kurnaz.

İçimdeki ben, ben miyim?
Yoksa ruhumu ele geçirmiş,
acımasız bir güç mü?

***

''Sessiz ol.
Sus.
Geri adım at.
Ortadan kaybol.
Sen, aslında var olmayan,
karanlık bir silüetten ibaretsin.''

Saklambaç - Lisa Gardner

Gerilim romanları bana her zaman büyük bir haz vermiştir. Tabii gerilim adı altında içimi ürpertmeyen kitapları pek beğenemiyorum. Okudukça beni içine alan ve tüylerimi ürperten gerilim romanları her zaman baş tacım olmuş, unutulmayacaklar arasına girmiştir.

Saklambaç da aynen öyle diyebilirim. Her sayfası ayrı bir tarafa sürüklüyor sizi. Yazarın kalemi fazlasıyla güçlü, ki bu sebeple kitabın etkileyiciliği keskin hatlarla, belirgin bir şekilde görülüyor zaten.

Gerilim ve polisiye romanları sizleri okudukça ruhsal açıdan değişime götürüyor aslında. Artık bu tür kitaplarda, katilin veya şüphelinin kim olduğuna dair sürekli bir şekilde tahminler yürütüyorsunuz. Kitaptaki her karakter beyninizde beş dakikalık bir karantina altına alınıyor ve ''Acaba bu mu?'' diye düşünüp duruyorsunuz.

Tess Gerritsen başta olmak üzere, Paul Cleave ve John Verdon beni bu anlamda şaşırtan yazarlardandı. Kitabın sonlarında beni şaşırtmayı beceren nadir yazarlar ve bunların arasına şimdi de, hatta baş köşeye yerleşmiş bir isim var o da: Lisa Gardner.

Kitabı okurken yazar size ufak ufak tüyolar sunuyor. Aslında bunu bilerek yapıyor ki, sırf o sayfada ismini okuduğunuz karakterden şüphelenin diye. O sırada bir teori üretiyorsunuz ''Hmm, evet, şuradan buraya, buradan şuraya olduğu için katil kesin bu!'' diyorsunuz, sonra sayfayı çeviriyorsunuz ve okumaya devam ediyorsunuz. Fakat az önce bulunduğunuz teori bir sonraki sayfada çürütülüyor. Yazar, bunu bir kaç kere tekrarlayarak aslında bilinç altı ve psikolojik olarak bizi eline almayı fazlasıyla başarılı bir şekilde gerçekleştiriyor.

Kitabın sonu hakkında bir şey söylemek istemem, iyi mi yoksa kötü mü diye. Fakat kitabın sonlarına doğru geldiğinizde göz hareketleriniz, sayfa değiştirme hızınız, okuma hızınız kesinlikle had safhada oluyor. Kesinlikle okumanız gereken kitaplar arasında bulunmalı.

Kitabın sonuna gelene kadar istediğiniz kadar teori üretebilir ve her karakterden şüphelenebilirsiniz. Fakat söylemek isterim ki, hiçbiri doğru teoriler değil. Gerçekleri öğrendiğinizde çok şaşıracaksınız.

Kitabın sloganı gibi: BAZEN KORKMAKTA HAKLISINIZ.

Afyon Çiçeği - Sebastian Faulks

Tesadüfen girmiş olduğum bir kitapçıda gözüme çarpan ilk kitap olan Afyon Çiçeği'ni isminden dolayı satın aldım aslında. Şimdiye kadar hiç James Bond romanı okumamış biri olarak da almayı seçtim tabii ki.

Normal şartlar altında macera romanlarını sıkça okuyan bir okur değilimdir. Fakat tarzım olmayan kitapları da kesinlikle okumaya zaman ayırırım. Benim için elimdekinin kitap olması yeterli okumak için.

Afyon Çiçeği tahmin ettiğim üzere pek ilgimi çeken bir kitap olmadı. Sonuna kadar okumayı ihmal etmedim tabii ki. Tahmin edileceği üzere klasik bir Bond romanı.

Çok fazla bir yorumda veya eleştiride bulanabileceğim bir roman da değil. Bir macera filmi izler gibi aktı gitti cümleler zaten gözlerimin önünden. Macera filmlerini de hiç tercih etmem ama neyse...

Eğer macera romanı sever bir okursanız mutlaka Bond romanlarını okumuşsunuzdur diye düşünüyorum. Okumamışsanız da alıp okuyun. Fakat benim gibi pek tercih eden biri değilseniz okumasanız da olur. Eğer diyorsanız ki bir Bond romanı okumadan ölmek istemiyorum; alın, buyrun, okuyun.

Güneşi Beklerken Finalinde Hata!


Yarım saat önce Final bölümüyle ekranlara gelen Güneşi Beklerken, bitiyor olduğu için şaşkındım aslına bakılırsa. Çünkü son 1 yıldır ekranların en kaliteli dizisi bana göre Güneşi Beklerken'di. Oyuncu kadrosu, çekimler, senaryo oldukça başarılıydı. Fakat dizi bittiği sırada aklıma pat diye geçmiş bölümlerden bir şeyler düştü ve bunun aslında bir hata olduğunu fark ettim.

Kaçıncı bölüm olduğunu hatırlamıyorum fakat anlatınca izleyen arkadaşlarım da o sahneyi hatırlayacaktır. Bir bölüm, aradan seneler geçmiş olarak başlamıştı. Zeynep, kadın bir psikoloğa bir şeyler anlatıyordu. Tam bu sırada dışarıdan ''Anne!'' sesi duyuluyor ve Zeynep de ''Geliyorum kızım.'' diye karşılık veriyor. Oldukça merakta bırakıcı bir sahneydi açıkçası.

Gel gelelim dizimizin final bölümüne. Anlatmış olduğum sahneye dair hiçbir görüntü, sahne yok. O an anlamsızca gerçekleşip, unutulup giden bir sahne oldu sanıyorum. Bu oldukça ciddi bir hata. Tabii eğer dizi aniden bir final kararı alıp, alelacele bir bölüm çekilmediyse...


Ek olarak final bölümündeki bir sahne de kafamı karıştırdı aslına bakılırsa. Sanıyorum izleyenlerin de aklında bu konuda bir soru işareti kalmıştır.

''Yıllar sonra...'' diye bir yazı geldi ekrana ve Zeynep uykusundan uyanarak başladı sahne. Evlenmiş ve çocuğu olmuş. Fakat Kerem'den mi yoksa Güneş'ten mi? İşte kafamı karıştıran nokta bu. Uyanır uyanmaz Güneş'le mutfakta gayet samimi, sanki evlenmişler gibi davranıyorlar. Aralarındaki diyaloğa bakılırsa evlenen çift Güneş ve Zeynep. Bir sonraki sahnede de zaten terasta Güneş'le Zeynep, Masal'a anne ve baba dedirtmeye çalışıyorlar. Bu sahneyle kafamdaki Güneş ve Zeynep ikilisi kesinleşiyor.

İşte tam bunun üzerine kapı çalıyor ve Kerem geliyor. Zeynep'le öpüşüyorlar, aşkımlar falan filan. Dizi, o baştaki karmaşıklığa da bir açıklık getirmeden son buldu.

Bu iki olaya ilişkin bir yazı, bir haber veya bir açıklama getirirler diye umuyorum ki en azından diziyi iyi hatırlayalım, öyle değil mi?

Ben Şimdi Yazar mı Oluyorum?

Merhaba arkadaşlar. Uzun bir aradan sonra tam bir iç rahatlığıyla bilgisayarımı kucağıma aldım ve kollarımı sizlere açtım. Günde ikişer üçer postla karşınızda olan ben, bu yıl pek karşınızda olamadım. Bunun sebebi de bildiğiniz üzere üniversite sınavlarına hazırlanıyor oluşumdu. Şimdi sizlere güzel ve yarı güzel haberlerim var. Hepsinden bir an önce bahsetmek istiyorum çünkü çatır çatır çatlıyorum heyecandan.

Öncelikle sınavlarım nasıl geçti, sonuçlar nasıl onlardan bahsetmek istiyorum. YGS sınavım, sınav esnasında muhteşemdi. Yapabildiğimin fazlasını da yapıp (4 matematik sorusu) büyük bir iç rahatlığıyla sınavdan çıktım. Yaptıklarımdan o kadar emin ve mutluydum ki keyfime diyecek yoktu. Bu mutlulukla LYS hazırlık sürecine de adapte olmam pek zor olmadı. Fakat 1 hafta sonrasında sonuçların açıklanmasıyla büyük bir facia ile karşı karşıya kaldım. Puanım beklediğimden çok çok daha düşük. Neredeyse tam bir felaket. Fakat hiç üstüne düşmek istemedim çünkü sırada daha önemli bir sınav vardı.

LYS sınavlarım da harika geçti. Edebiyattan full bekliyorum, çünkü hem ilgi alanım hem de hayatım boyunca sürdürmek istediğim mesleğin ana kaynağı. Aynı şekilde nasıl ve nereden çıktığını anlamadığım 11 adet yanlışla tam bir fiyaskoya imzamı attım ve LYS de bana güzelce bir geçirdi.

Moral bozmadım, tercihler vardı ve istediğim yerlerin çoğu da şıp diye geliyordu. İstediğim şehirler ve bölümler gözümü öyle bir kör etmiş ki tercih sıralaması hatalı olunca 3. tercihimden sonraki tercihlerim ölü tercih olmuş ve yerleşebileceğim onca güzel şehir, üniversite ve bölümler hayal oldu. Şimdi ise ek tercihleri beklemekteyim, bu sefer kesinlikle bir hata bir yanlış yapmamalıyım bunun bilincindeyim ve şehirlerin, üniversitelerin gözümü kör etmesine izin vermeden akıllı çocuk olup harika tercihlerimi güzelce yapacağım.

VE GELDİK ASIL BÜYÜK HABERE! 

2013'ün Ocak ayında yazmaya başladığım ve Kasım ayının ortalarında bitirmiş olduğum kitabımı bir yayınevine göndermiştim. Açıkçası büyük bir yayınevi olduğu için umutsuz ve karamsar bakıyordum bu olaya. Bir nevi de öyle oldu. Yayın programına alınmadı eserim. Ona üzülürken, başka bir yayınevinden teklif aldım. Kitabımı kendileri basmak istediler. Olaya sıcak bakıyordum, sonuçta tek hayalim bu. Kitaplarımın basılması ve büyük bir yazar olmak. Fakat o açıdan da bir kaç problem yaşadım ve o yayınevi de gözden çıktı. 

Tam bunlar olurken, bu yıl gidiyor olduğum Final Dersanesi müdürümüz Orhan Sahilli, kitabı FDD'nin Kültür-Sanat Yayınevine gönderebileceğimizi söyledi. Pek umutlu değildim yine fakat tabii ki de denemek benim için iyi bir artı puandı. 

Her şey hazırlandı ve kitabımı gönderdim. Yaklaşık 1 ay önce beni aradılar ve kitabımı bana geri göndereceklerini, son bir göz gezdirip tekrar kendilerine göndermemi istediler. Sonrasında editör ve basım aşaması gerçekleşecekti! 

Kitabımı son kez gözden geçirdim ve yayınevine tekrar gönderdim. Şimdi beklemekte olduğum tek şey kitabımın basım tarihi. Acayip heyecanlı ve mutluyum. İlk kitabım neredeyse basılmak üzere ve ben artık gerçek anlamda bir yazar olacağım. Mutluluğum anlatılabilecek gibi değil ama sizlerle bu duyguyu paylaşmak, gerçekten ayrı bir muhteşem. 

***

Şimdi ise ek tercihleri bekliyorum bir yandan ve bir diğer yandan da ikinci kitabımı yazmaya başlayacağım. Harika bir gelecek beni bekliyor, hissedebiliyorum. Umuyorum ki bundan sonra daha güzel haberlerimi ve mutluluklarımı sizlerle daha sık paylaşırım. 

Şimdilik hoşçakalın!

Girne Amerikan Üniversitesi ile Kıbrıs’ı Kazan, Kıbrıs ve İngiltere’de oku!

Girne Amerikan Üniversitesi, "Kıbrıs’ı Kazan, Kıbrıs ve İngiltere’de Oku" sloganı ile bütünleşen ve yurtdışı kampüsleriyle de öğrencilerine üç farklı kıtada eğitim fırsatı sunan öncü bir üniversite.

Eğitimde mobiliteye verdiği önem ve uluslararasılaşma sürecinin bir göstergesi olarak Girne Amerikan Üniversitesi; İngiltere, ABD ve Hong Kong’dan sonra küresel kampüslerine bir yenisini ekleyerek Türkiye’de İstanbul yerleşkesini hizmete açmıştır. Bu süreçte Girne Amerikan Üniversitesi, öğrencilerine 3 farklı kıtada eğitim imkânı sunmakta ve "Üç Kıta Tek Üniversite" sloganı ile de bir dünya üniversitesi olma noktasında bir hareketlilik içerisinde olduğunu kanıtlamaktadır.

Kazandıkları ÖSYM bursları ile GAÜ’ye yerleşen öğrenciler, Girne Amerikan Üniversitesi’nin yurtdışı yerleşkelerinde aynı burslarla ve ek ücret ödemeden programlarıyla uyumlu dersler yada ELA’da (English Language Academy) İngilizce dil eğitimi alıyor; geri döndüklerinde ise yurtdışında aldıkları dersleri GAÜ programlarındaki ders yükümlülükleri yerine saydırarak eğitimlerine devam edebiliyorlar.

Eğitimde 30 Yıl...

Geçtiğimiz günlerde görkemli bir törenle 30. Onur Yılı’nı kutlayan Girne Amerikan Üniversitesi için bu sene oldukça özel bir yıl. GAÜ, 2014-2015 Akademik Yılında tam 2260 yeni öğrencisine 7 yıl boyunca kesintisiz ÖSYM Bursu verecek.

GAÜ sosyal ağlarda da çok aktif; bu sene tercih dönemi boyunca facebook.com/girneamerican üzerinden tüm kampüsler ve öğrenci hayatı ile ilgili herşeyi paylaşıyorlar ve tüm sorulara resmi sayfa üzerinden cevap veriyorlar. Twitter takipcilerini de unutmamışlar @girneamerican üzerinden en güncel paylaşımları takip edebilirsiniz.

GAÜ, şu anda küresel dünyanın yükselen meslekleri Denizcilik, Havacılık, Sahne Sanatları, Hukuk, İleri Mühendislik Disiplinleri, Güzel Sanatlar, Mimarlık, İç Mimarlık, Uluslararası İşletme, Uluslararası İlişkiler, Psikoloji, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik, Türkçe Hukuk, Çin Dili ve Edebiyatı, Gastronomi ve Mutfak Sanatları, Sınıf Öğretmenliği, Sağlık Yönetimi, Ergoterapi, Enerji Sistemleri Mühendisliği, Ebelik, İnşaat Mühendisliği ve Sivil Havacılık Ulaştırma İşletmeciliği, Pilotaj gibi programları barındıran; 9 Fakülte, 6 Yüksekokul, 2 Enstitü ve  2 Meslek Yüksekokulu’nda olmak üzere , 69 Lisans 21 Önlisans 48 Yükseklisans ve 17 Doktora programı sunmakta.

GAÜ’den saygın dünya üniversiteleri ile akademik işbirliği ve değişim programları fırsatı!

Girne Amerikan Üniversitesi, kampüsleri ve 200’ü aşkın dünya üniversitesiyle sürdürdüğü öğrenci değişim programları kapsamında, öğrencilerine yaşam boyu hatırlayacakları deneyimlerin kapılarını açmakta.

Uluslararası Denklik ve Tanınma

Girne Amerikan Üniversitesi sağladığı eğitimin kalitesini sürekli olarak geliştirmek için akreditasyonlarını ve üyeliklerini yenilemektedir. GAÜ yerel olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Yükseköğretim Planlama, Denetleme, Akreditasyon ve Koordınasyon Kurulu YÖDAK ve Türkiye Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) tarafından tanınmaktadır. Ayrıca dünyanın bir çok saygın denklik kurullarından akredite olan GAÜ’nün bir çok uluslararası üyeliği de bulunmaktadır.

Girne Amerikan Üniversitesi Eduniversal’ın En İyi Üniversiteler sıralamasında yer almaktadır. Avrupa Birliği Yükseköğretim Sistemi içerisinde üniversite eğitimini denetleyen uluslararası eğitim kuruluşu Eduniversal, 153 ülkeden 12 bin yükseklisans programının incelenmesi ve 100 bin öğrenci ile yaptığı “En İyi Yükseklisans Eğitimi Veren Üniversiteler” araştırmasının sonuç raporuna göre GAÜ "En İyi Yükseklisans Eğitimi Veren İlk 100 Üniversite" arasında gösterilmektedir.

GAÜ, YÖK onaylı programlarıyla geleceğin pilotlarını yetiştiriyor

4 yıllık Pilotaj eğitimi alan öğrenciler, GAÜ İstanbul Yerleşkesi Uluslararası Havacılık Akademisi’nde similatör ve uçuş derslerini tamamlayarak Pilot olma hakkını kazanıyorlar. GAÜ’nün, uluslararası standartlarda verdiği eğitimle yetiştirdiği öğrenciler, önümüzdeki 20 yılın en gözde mesleklerinden biri olan havacılık sektöründe kolaylıkla iş bulabilecekler.

Kıbrıs, dünyanın en güzel adalarından biri!

Kıbrıs Dünya’nın en güzel adalarındandır ve iklimi sayesinde bir tatil ülkesinde eğitim alma şansınız var, üniversite kampüsü plajlara çok yakın mesafede bulunmakta ve kampüse çok renkli bir yaşam hakim. GAÜ, adanın en turistik sahil kenti olan Girne’de kendisine özel plaj ve uygulamalı 5 yıldızlı oteli ile öğrencilerine eşi benzeri olmayan bir eğitim fırsatı sunmaktadır.

Peki kampüste hayat mı nasıl? Tanıtım filmleri için youtube.com/girneamerican ve vimeo.com/girneamerican

Bir boomads advertorial içeriğidir.


Sil Baştan - Ken Grimwood



Ken Grimwood, aşık olduğum yazarlardan birisidir. Kendisini Kayboluş adlı romanıyla tanıdım ve beni olağanüstü bir şekilde etkilemeyi başardı. Normalde böyle gerilim tarzı, hafif korku içeren kitapları beğenmem zordur. Okurken iliklerime kadar korkmuyorsam benim için bir şey ifade etmez.

Ken Grimwood'un kitapları da dışarıdan bakıldığında sanki gerilim içeren, korku türü romanlarmış gibi görünüyor. Fakat hiç öyle değil. Başta öyle çıkmamasına gıcık olmuştum fakat okudukça apayrı bir tür olduğunu keşfettim. Hemen ardından Sil Baştan kitabını satın aldım ve aynı şekilde beni derinden etkilemeyi başardı.

Sil Baştan, Jeff adında bir adamın hayatını tekrar tekrar yaşamasını konu alıyor. Jeff, ilk tekrarında neye uğradığını kestiremiyor. Fakat bu olay, yani tekrarların içerisinde yaşıyor olması, sürekli ölüp tekrar doğması onu bilinmeyenleri aramaya sürüklüyor.

Kendisi gibi birini daha buluyor, tesadüf sonucunda: Pamela. Onunla farklı bir hayata başlıyorlar ve bir sonraki tekrarlarında birbirlerini tekrar buluyorlar. Fakat ters giden bir şeyler de vardır. Acaba kendileri gibi daha kaç insan var? Bu sorunun cevabını bulabilmek için, hiç de istedikleri gibi bir yola girmiş olmayacaklar.

Kitap kapağında da yazılmış olduğu gibi ''Hayatınızı tekrar, tekrar ve tekrar yaşamak zorunda kalsaydınız...'' 

Hikaye sizi acayip derecede sürüklüyor. Kendinizi fena şekilde kaptırdığınız zaman sürekli ölen, sürekli doğan kişi sizmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Bunu kitabı okurken defalarca yaşadım. Bu da yazarın ne kadar güçlü ve sağlam bir kaleminin olduğunu ifade ediyor.

Son zamanlarda ilginç, tuhaf ve fazlasıyla ilgi çekici farklı konular içeren romanlar okumadıysanız bu kitabı size şiddetle tavsiye ederim. Herkesin okuması gereken son derece etkileyici kitaplardan. Ben de en kısa zamanda, yazarın ''Zaman Çarkı'' adlı kitabını alıp okumayı düşünüyorum.

Ken Grimwood'un Kayboluş romanı hakkındaki yorumu okumak için buraya tık.

Benim Çocuğum - Film Yorumu

Merhaba sevgili okurlarım. Bugün sizlere, dün izlemiş olduğum bir aile filminden bahsedeceğim. Bu tür postlarımın başında, her zaman belirtmiş olduğum gibi yine aynı şeyi söyleyeceğim: Lütfen bu postumu özellikle homofobik ve transfobik, eşcinsellere karşı şiddetli bir şekilde ön yargı besleyen bireyler okusun. Önceliği onlara veriyorum, çünkü bilmeleri gereken çok şey var...

Film, LİSTAG Aileleri tarafından çekiliyor. Filmin yönetmenliğini Can CANDAN yapıyor.

Uzun metraj bir belgesel olan Benim Çocuğum filminde, aileler çocuklarının küçüklüğünden itibaren her şeylerini anlatmaya başlıyorlar. İlk eşcinsel olduklarını sezdikleri, anladıkları zamanları, çocuklarının onlara açıldığı zamanları, kendilerinin o süreç içerisinde neler yaşadıkları ve kabullenme süreçleri... Her şeyi anlatıyorlar ve anlamanızı istiyorlar.

Filmde, her zaman, her yerde belirttiğimiz gibi, öncelikle eşcinselliğin kesinlikle bir hastalık olmadığı, transeksüelliğin bir hastalık olmadığı. Zaten filmi izlerseniz, ailelerin anlatımından sonra CETAD Psikiyatrisleri size aklınızda olan tüm soruları baştan sona cevaplıyorlar. Empati yapmanızı istiyorlar ve sordukları tek bir soruyla, cinsel yöneliminize dair o ince çizgiyi kalınlaştırıyorlar.

Bu belgesel ne yazık ki benim şehrimde gösterime girmediği için çok üzülmüştüm. Bütün DVD marketleri dolaştım ve bulamadım. İnternete düşmesini bekliyordum ve bir arkadaşım tarafından hediye olarak aldım en sonunda.

İzlerken yer yer ağladım, yer yer de gülümsetti anne babalar beni. Film bittikten sonra içimden, İstanbul'a gittiğimde yapacağım ilk işin LİSTAG ailelerinin yanlarına gidip hepsinin ellerinden öpmek olacağını geçirdim.

Size şiddetle tavsiye ediyorum. Mutlaka bir yerden temin edin ve bir, bir buçuk saatinizi ayırın ve izleyin. Emin olun çok şey öğreneceksiniz ve tüm ön yargılarınızdan arınacaksınız.

Biliyorsunuz amacımız, ön yargısız ve rengarenk bir dünya oluşturmak.

İyi seyirler...


Rahat Batınca - Uğur Mıstaçoğlu


Geçtiğimiz aylarda, Rahat Batınca adlı kitabın yazarı olan Uğur Mıstaçoğlu, Facebook üzerinden bana bir mesaj yollamıştı. Kitap yazmış olduğunu haberdar etmişti ve kitabını okuyup, yorumlamamı istemişti. Bunu seve seve yapacağımı söyledim ve yazarımızdan adıma imzalı harika kitabı kaptım!

Tam sınav koşturmacası, stres anları, bunalımlar, korkular ve heyecanlar derken bu kitap geçti elime. Doğru dürüst kitap okumaya vakit ayıramıyordum ve kitap okumadan geçen günlerim oluyordu maalesef. Uğur Mıstaçoğlu sayesinde üzerimdeki stresi ve bunalımı bir nebze de olsa attım.

Hikaye hikaye yazılmış olan bu kitap oldukça akıcı bir dille yazılmış. Yazarımız oldukça samimi bir dil kullanmış. Çoğunluk olarak mizahi hikayeler yer alıyor kitapta ve gerçekten yüzünüzü güldürecek kurgular bulunmakta. Aralara hafif hüzünlü hikayeler de katmış yazarımız ve bu iki duyguyu çok iyi dengelemiş.

Kitabı 1 ay öncesine kadar bitirmiş olmama rağmen bloğa girip yazma fırsatı hiç bulamadım maalesef. Başta yazarımız Uğur Mıstaçoğlu'ndan ve sonra siz okuyucularımdan gecikmiş olan yorumum için özürlerimi sunuyorum.

Kitabı önerir miyim diye soruyorsanız, kesinlikle alın okuyun derim. Özellikle benim gibi stres dolu bir çalışma süresi geçirmişseniz ve hala üzerinizden yorgunluğunuzu atamadıysanız. Ve tabii özellikle ''rahat size de battıysa'' alın bakalım, belki içerideki hikaye sizi anlatıyordur!

NOT: Bildiğiniz gibi üniversite sınavlarına hazırlanma koşturmacalarım sona erdi. Bugün itibariyle LYS sonuçları da açıklandı. Sonuçlarım da dahil her şeyi sizlerle başka bir postta paylaşacağım. Fakat bunu tercih sonuçları açıklandıktan sonra yazmayı planlıyorum. Bunun dışında da size harika haberlerim var. Beklemede kalın!

LINE Camera Beauty ile Kendinizi Baştan Yaratın…

Yılın en güzel zamanlarına girdik, her yer bir moda çekimini andıran tatil fotoğraflarıyla dolmaya başladı bile. Bu dönemde özellikle ünlüleri takip etmek oldukça keyifli oluyor. Gazete ve dergilerdeki donuk fotoğraflar yerine sosyal medya hesaplarında daha cesur davranabiliyorlar. Bu yıl hem şarkılarıyla hem de sansasyonel hareketleriyle dikkat çeken Miley Cyrus, Instagram hesabındaki fotoğraflarla da hayranlarını etkilemeyi biliyor.
http://instagram.com/mileycyrus


Fotoğraflar için hangi uygulamayı kullandığını merak ediyorsanız eğer size güzel bir haberimiz var. Kullandığı LINE Camera uygulaması ücretsiz ve siz de kullanabilirsiniz. Ayrıca tüm fotoğraflarınızı doğrudan Twitter, Facebook ve Instagram gibi hesaplarınızda paylaşabiliyorsunuz.
iOS cihazınıza indirmek için: http://bit.ly/CameraiTunes
Android cihazınıza indirmek için: http://bit.ly/CameraGooglePlay
Uygulamayı ilk açtığınızda size SHOP, pick, CAMERA, GALLERY, BEAUTY ve COLLAGE+ seçenekleri sunuluyor. Aşağıda bunların ne işe yaradıklarını okuyabilirsiniz
Sıradan selfie’ler geçmişte kalsın
“Fotoğraflarım istediğim gibi çıkmıyor” diyorsanız Camera ve Gallery özelliklerini kullanabilirsiniz. Daha önceden çektiğiniz bir selfie üzerinde değişiklik yapmak için Gallery seçeneğini; yeni bir selfie çekmek için Camera seçeneğini kullanabilirsiniz. Birbirinden farklı onlarca filtre içinden fotoğrafınıza en uygunu ile harika bir görünüm yaratabilirsiniz. Bunun yanı sıra, çerçeve ekleme, SHOP seçeneğine gitme, yazı ekleme ve fotoğraf üzerinde parlaklık / saydamlık gibi ayarları da yapabilirsiniz. Fotoğraf makinası ikonunu sağa kaydırıp fotoğraf çektiğinizde, fotoğrafınızı çekmeden önce tasarım ikonundan filtre ya da çerçeve eklemenize olanak sağlıyor.
Tüm dünyada sticker mesajlaşmalarıyla ünlü olan LINE’ın sticker’ları fotoğraflarınızı süslemede de kullanılabiliyor. Bunun için “Shop” bölümünü kullanabilirsiniz. LINE Camera’nın ücretsiz sunduğu sticker’lar, fotoğraflarınıza ekleyebileceğiniz gözlük, şapka gibi eğlenceli aksesuarlar, konuşma balonu ve kalp, yıldız gibi tasarım pulları kullanabiliyorsunuz. Bunun yanı sıra fotoğrafınıza eklemek isteyebileceğiniz farklı tasarımlar ve özel tasarlanan setlerden satın alabiliyorsunuz.


Sticker ve dekorasyonların yanı sıra birçok efekt ve filtreyle fotoğraflarınızın havasını değiştirebilirsiniz. Sivilceler hep en lüzumsuz zamanda çıkar. İlk buluşmada, mezuniyet balosunda, doğum günlerinde… Hiçbir özel günü atlamaz yani. Bu nedenle en çok işinize yarayacak araçlardan birisi de yüzünüzdeki sivilce gibi lekeleri silmenize yarayan “Blemishes” ve gözaltı bölgesindeki koyu rengi azaltan “Dark Circle”. “Beauty” menüsü altındaki özelliklerle kuaförün sade olsun dediğiniz halde yaptığı abartılı makyajdan kurtulabilirsiniz. Dahası mı? Burnunuzu küçültebilir, yüzünüzü inceltebilir ya da uzatabilir, gözlerinizi büyütebilirsiniz. Hatta biraz eğlence için fotoğrafınızın üzerinde yaptığınız değişikliklerle komik fotoğraflar yaratıp arkadaşlarınızla gülebilirsiniz.


Güzel anlarınızın fotoğraflarını bir arada tutmak için kolajlar oluşturabilirsiniz. Bazı güzel anları tek bir kareye sığdırmak zordur o yüzden LINE Camera’nın Collage seçeneği ile fotoğraf düzenini ister kendiniz belirliyorsunuz isterseniz de LINE Camera’nın 2-9 arası fotoğraf yükleyebileceğiniz onlarca hazır kolaj temasından birini seçebiliyorsunuz. İstediğiniz fotoğrafları ekleyip dilerseniz de arka plan rengini değiştirebiliyorsunuz. Bunun yanı sıra LINE Camera’nın sunduğu tasarım araçları da kullanılabiliyor.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

Karanlığın Sessiz Mücadelesi


Korkuyorum... 
Neden diye sormayın,
 bilmiyorum..

Zifiri karanlık bir odada, iki nefes var sadece.
Biri alırken diğeri veriyor,
biri verirken diğeri alıyor.
 Pencereden sızan hafif bir ışık var sadece.
O da odanın içinde uçuşan 
tozların gün yüzüne çıkmasına sebep oluyor.

Yanımda bir nefes daha olmasına rağmen
kendimi neden hala yalnız,
yapayalnız hissediyorum?
Elimin üzerinde bir el,
zifiri karanlıkta siyahımsı bir silüet
olmadığı için mi? 
Bilmiyorum...
Bana sormayın.

Gözlerim tamamiyle açık...
Kırpmıyorum.
Saat tam olarak sabahın beşi.
Hava hafiften aydınlanmaya meraklı,
karanlık ise aydınlığa direniyor.
Karanlık da biliyor
sonucun ne olacağını,
fakat yine de pes etmiyor.

Uyumak istiyorum...
Gün doğmadan uyumak istiyorum.
Aydınlıkta uyuyamam
ben.
Gözlerimi,
kapatamam.

Biraz daha diren karanlık...
Pes etme!
Zamanın gelecek
ama biraz daha diren.
Ben
gözlerimi yumayım
ve
huzura ereyim.
Kulaklarımın tamamen duymadığı,
gözlerimin tamamen görmediği 
o anda bırak bu amaçsız oyunu.
Pes et
ve 
geri çekil.
Ya da gel yanıma kıvrıl,
bu yorganı beraber paylaşalım...

Tavsiyem Var: Hürriyet Sosyal

Bir süre önce sosyal medya üzerinden en çok takip ettiğim gazetelerden biri olan Hürriyet gazetesinin bir geri sayım içinde olduğunu gördüm. Neredeyse tüm yazarları belli bir heyecan içindeydi. Açıkçası ben yeni bir sayfa tasarımı ya da yeni bir yan haber sitesi haberi beklerken birdenbire hayatımıza ‘Sosyal Hürriyet’ girdi. Önce insanların beğenilerini hemen sonra ‘çok bilgi istiyor’ eleştirilerini okumam merak  uyandırdı ve hemen giriş yaptım.



Açıkçası sosyal medyada internet gazeteciliğinin en iyilerinden biri olduğunu düşündüğüm Hürriyet gazetesi beni şaşırtmadı. Herkesin kendi gazetesini oluşturabilmesi fikri zaten baştan çok cazip. Biri internet sitesinin yıldırıcı reklamlardan, ilgi alanım olmayan haberlerden ya da hiç okumadığım yazarlardan arınmış sadece benim için yaratılmış bir portal haline gelmesi bence harika bir fikir. Bunun yanında fikirlerinizi kendi sayfanız üzerinden paylaştığınız bir sosyal tabanlı haber sitesi olması çok önemli bir gelişme. Özellikle birdenbire gelen sosyal medya yasakları yaşayan bir ülke olarak fikirlerimize ses veren alternatif bir site olması bence cankurtaran gibi bir şey. Bu noktada bir yanlış anlamayı açıklama ihtiyacı hissediyorum. Twitter üzerinden sanki köşe yazarlarını ya da haberleri okumak için mutlaka bu sosyal hürriyet’e üye olmak gerektiği gibi bilgiler dolaşıyor. Günlük olarak her zaman girdiğimiz hurriyet.com.tr bir yere gitmiş değil. Eskisi gibi istediğiniz haberleri okuyabiliyorsunuz. Mobil uygulamaları hiçbir giriş istemiyor. Buna rağmen bugün bu sitenin istediği bilgileri isteyen onlarca sosyal medya kanalını aktif kullanıyoruz. Bunun bir itici güç olarak görülmesini sadece yeniliklere verilen ilk direnç olarak görüyorum.
Artık  hem Hürriyet yazarları hem de diğer okuyucularla interaktif ilişki kurabileceğimiz,  tartışma yaratabileceğimiz bir platforma sahibiz. Yazarların sadece köşe yazıları değil; kişisel postları da gün içinde paylaşılıyor. Bunun yanında ‘Öne Çıkart’ butonu ile önemli bulduğum ve gündeme getirmek istediğim haberleri Hurriyet.com.tr’nin ana sayfasına taşıyabiliyorum. Sosyal medyadan kullanmaya alıştığımız hashtag (etiket) ile haberler hakkındaki yorum ve paylaşımları kolayca süzüyorum. Yani daha çok insan ile daha çok haber paylaşıyor bunun yanında daha özgür haber alıyorum.
Bundan önce #hurriyetbenim etiketi ve reklamı ile çok ses getiren bu yayın grubu yarattığı portal ile bunu kanıtlamış durumda. Artık gerçekten Hürriyet benim.

İçerik: http://durumbildirimi.com/

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Bu Bir Nefret Suçudur!

Dün akşam saatlerinde görenleriniz mutlaka olmuştur ki, ''Memelimestan (Eylül Öztürk), Halil Söyletmez, Anıl İlter ve Aykut Yılmaz''ın bulunduğu bir video Twitter ortamına düştü ve herkes tarafından fena halde tepki aldı. Öncelikle söylemek isterim ki, bu yazımı tamamen o videoda bulunan, ismini bir kere daha zikretmek istemediğim insanları kınama amacıyla yazıyorum. Şu an bu yazımı okuyan birey, eğer homofobik veya transfobik bir bireysen lütfen daha dikkatli oku...

Dün internete sızan videoda yukarıda ismi bulunan zaatlardan birisi, eline bir telefon alıyor ve bir travestiyi arıyor. ''Kaça çalışıyorsun?'' gibi bir soru yöneltiyor ve bunun üzerine ağza alınmayacak laflar, küfürler sarf ediliyor.

Sormak isterim, bu tür trans, travesti veya herhangi bir LGBTİ bireyine bu şekilde yaklaşmaktan ne tür bir zevk alıyorsunuz? Sen ki onu işyerinde çalıştırmayan, sen ki o birey sırf eşcinsel olduğu için iş vermeyen? Peki nasıl olur da o bireyin seks işçiliğini ''mecbur kalarak'' yapıyor olmasını yadırgar ve bunu, sözde ''espri'' malzemesi yapabilirsin? Diyecek laf bulamıyorum.

Özellikle o 4 isimden şiddetli derecede kınadığım isim, kadın olan arkadaşımız. Kendileri LGBTİ Onur Haftası Yürüyüşlerinde boy gösteren bir şahsiyetmiş. Fakat videoda görüyoruz ki kendini yırtarcasına gülüyor. Bir kadın olarak ''*m mı bu 200 lira istiyorsun?'' gibi çirkin bir söze katıla katıla gülmesi de tam bir utanç kaynağı. Sen mi savunuyorsun LGBTİ bireylerini? Sen mi destekliyorsun? Senin gibiler mi? Desteklemeyin, hiç gerek yok.

Bu kişilerin kesinlikle yargılanmasını istiyorum ve şiddetle kınıyorum. Bu bir nefret suçudur, bu bir insan ayrımı, cinsiyet ayrımıdır. Nefret suçlarına, nefret cinayetlerine son diyoruz ve bu 4 bireyi kınamaya davet ediyorum sizleri de. Biliyorum ki o güzel yürekleriniz, bu güzel LGBTİ bireylerini bu yolda sonuna kadar koruyup destekleyecek.

SUSMAYIN, HAYKIRIN! EŞCİNSELLER VARDIR!

(İlgili videoyu izlemek için buraya tıklayınız.)

LINE’dan ücretsiz internet!

Dünyanın önde gelen mobil platformu LINE, 50MB ücretsiz internet olanağı sağlayarak kullanıcılarının iletişim olanaklarını artırmalarına ve birbirleriyle dayanışmalarına katkıda bulunuyor.  Mesajlaşma, yüksek kalitede sesli ve görüntülü arama, sesli mesaj, fotoğraf ve lokasyon göndermeyi bir arada ve ücretsiz sunan LINE, kullanıcılarına 50 MB’lık interneti ücretsiz sunmakla kalmıyor, aynı zamanda  internet paketi kazananlara isterlerse bunu başkalarına hediye etme olanağı da yaratıyor.
Yalnızca LINE kullanıcılarına sunulan kampanyaya katılmak için çok basit ve eğlenceli bir yol bulunmuş:
Öncelikle telefonunuza LINE’ı indirmeniz gerekiyor: http://line.me/tr/download


  1) Etkinlik haftası olan 26 Mayıs - 1 Haziran tarihleri arasında LINE arkadaşlarınıza en az 3 farklı günde mesaj, sticker ya da fotoğraf gönderin.
  2) Mesaj gönderdiğiniz her gün için 1 puan kazanacaksınız.
  3) 3 puanı topladığınızda, ücretsiz 50 MB internet sizin olacak!
  Gerekli puana ulaştıktan sonra LINE Türkiye resmi hesabı tarafından iki   hafta içerisinde bilgi mesajı alacaksınız. Mesajda belirtilen alana internet   paketinin yüklenmesini istediğiniz telefon numarasını girmeniz yeterli. İnternet   paketi giriş yaptığınız anda geçerli olacak ve 24 saat boyunca   kullanılabilecek. Bilgi mesajının size ulaşabilmesi için LINE Türkiye resmi   hesabını arkadaşınız olarak eklediğinize emin olun. Bunun için; LINE’ın ana   menüsünde yer alan Diğer/Daha Fazlası > Resmi Hesaplar bölümünü   kullanabilirsiniz.
  
 50 MB’lık internet paketi, Turkcell abonesi numaralar tarafından   kullanılabiliyor.  “Ama benim hattım Turkcell değil” diyorsanız üzülmeyin, bilgi   mesajıyla birlikte gelen formu doldururken arkadaşlarınız ya da   sevdiklerinizin numarasını girerek kazandığınız internet paketini onlara hediye   edebilirsiniz.
  Ücretsiz internet paketinize hemen sahip olmak için LINE yükleyin!     http://line.me/tr/download

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Seneye Avusturya'dayız!


Bu sene 59.'su düzenlenen Eurovision'un birincisi belli oldu: AVUSTURYA!

İlk andan beri dilden dile dolaşan, her türlü -iyi ve kötü- tepkileri üzerine çeken Conchita, bugün birinciliğiyle homofobik ve transfobik olan kesime cevabını vermiş oldu. Başta, yarışmadan çekilmesi için kampanya başlatan ''Ermenistan, Rusya ve Belarus''a.

Benim de ilk andan beri ''gözdem'' diyebileceğim bir isimdi Conchita. Listemde birinci sırada yer alıyordu ve öyle de oldu.

Cesaret ve trans bir birey olarak uluslararası bir platformda olduğu için olan desteğimin yanında tabii ki şarkısıyla da kalbimi fethetmişti. Bu senenin en kaliteli şarkısıydı ve ciddi anlamda muazzam bir ses eşliğinde sahneyi doldurmuş oldu.

Conchita'nın da dediği gibi: ''Bu gece özgürlük ve barış kazandı.''

Conchita'nın performansı:


Benim bu sene ilk beş listem şöyleydi:

Austria
Sweden (İsveç)
Switzerland (İsviçre) and The Netherlands (Hollanda)
Azerbaijan
Montenegro (Karadağ)

Tabii görüldüğü üzere Avusturya, tahminim ve desteğimle birinci oldu. Hollanda ikinci, İsveç de üçüncülükle tamamladı 60'ıncı Eurovision Song Contest'i. 

Azerbaycan ve Karadağ'a gelecek olursak, her iki ülkenin de hak ettiği yerde olmadığını düşünüyorum. Kesinlikle ilk beş içerisinde yer alması gerekirken, listede ne yazık ki sonlarda gördüğümüz ülkelerden oldular.

Ve bir Eurovision Song Contest'in daha sonuna geldik. Umuyorum ki seneye canlı olarak, arenada bulunarak izleme imkanına sahip olurum. 

SENEYE AVUSTURYA'DAYIZ! 

TEBRİKLER CONCHİTA! 

Eurovision Semi Final - 2


Merhaba arkadaşlar. Tüm blog yazarlığım süresince beni takip eden arkadaşlarım bilirler, tam bir Eurovision aşığı olduğumu. Her sene birkaç ay öncesinden tüm şarkıların listesini çıkarır, dinler ve blogda da hepsini tek tek yorumlardım. Fakat bu sene, sınavlara hazırlanıyor olmamın verdiği dezavantaj ile birlikte, tam olarak her ülkenin şarkısını dinleyememiştim ve zaten birinci yarı finali de izleyememiştim.

Fakat dün akşam gerçekleşen ikinci yarı finali kaçırmadım ve izledim. Bu sebeple birinci yarı finalin yorumunu pek yapamayacağım ama ilk yarı finalde beğendiğim ülkeler sırasıyla:

Sweden (İsveç)
Montenegro (Karadağ)
Azerbaijan
The Netherlands (Hollanda)

Dün akşam gerçekleşen ikinci yarı finaldeki tüm ülkeleri değerlendireceğim. Öncelikle söylemeliyim ki tahminlerimin %90'ı gerçekleşti. Bu geriye kalan %10'luk kısım Polonya ve İsrail arasında paylaşıldı.

Malta: Geçen sene Gianluca Bezzina, Tomorrow şarkısıyla benim ilk 3 favorim arasındaydı ve şarkıyı da uzun süre boyunca severek dinlemiştim. Fakat bu sene Malta'yı hiç beğenmedim. Buna rağmen finale kalır dedim ve öyle de oldu. Finale kalmış olsa bile dereceye gireceğini sanmıyorum.

İsrail: İsrail her sene favori ülkelerim arasında yer alıyor. Nedense her sene çıkardığı şarkıları acayip beğeniyorum. Geçen sene Rak Bishvilo ile yarışmıştı bu sene Same Heart isimli parça ile. Favorim olmalarına rağmen ne yazık ki ikisi de final yüzü göremedi. 

Norveç: Norveç en son 2012 yılında Tooji'nin Stay şarkısı ile ilk 3 favorim arasındaydı. Geçen sene ve bu sene şarkıların kalitesinde hem de güzelliği açısından düşüş görüyorum. Bu sebeple de finale kalmış olmasına rağmen bu seneki favorilerim arasında yer almayan ülkelerden.  

Gürcistan: Şarkı başladığı an şöyle bir kalakaldım. Gürcistan zaten şimdiye kadar hiç favori ülkelerim arasında yer almamıştı. ''Yine'' almadı fakat şok içerisine girdim. Bu fikirde yalnız mıyım bilemiyorum ama şarkı başlar başlamaz attığım tweeti aynen yazıyorum: ''Gürcistan'la aynı dünyada yaşıyor olamayız bence. Bu ne böyle. Kesinlikle finale kalmaz, çok net söylüyorum.'' Ve dediğim gibi de finale kalamadı. 

Polonya: Polonya beni şaşırtan ülkelerden oldu. -Şarkıyla değil sonuçla.- Ben finale kalmaz diyordum ama kaldı. Onu da görselliği, biraz seksilik ve Slav kesimin de fazlalığından kurtardığını düşünüyorum. Şarkıya bakacak olursak kesinlikle vasat. 

Avusturya: Ve bu senenin ilk 3 favorilerim arasından ilki: Conchita! Trans bir birey olan Conchita, Ermenistan, Rusya ve Beyaz Rusya, Avusturya'nın yarışmadan çekilmesi için ''kampanya'' başlatmışlardı ama çok güzel de nanayı aldılar. Afedersiniz ama bir bok yaptıklarını sanıp, cahillikleriyle, zihniyetsiz boş kafalarıyla oturduklarıyla kaldılar. Conchita'nın: ''Bedenimle değil ben orada sesimle yarışıyorum.'' demesi de bence her şeyi özetliyor ve noktalıyor. Performans hakkında söylenecek tek şey: Sahnesi muhteşemdi, ses zaten muazzam, her şey tamamen on numaraydı. İzleyenler bilir, Conchita her ekrana geldiğinde Arena'da bir çığlık, kıyamet, alkış kopuyordu. Geceye damgasını vurdu ve dün gecenin birincisi olarak da homofobik ve transfobik kesime çok güzel bir cevap vermiş oldu. 

Litvanya: Çok bir şey söyleyemeyeceğim Litvanya için. Şarkı, arada derede bir şeydi. Şüpheli bakıyordum ve öyle de oldu. Finale kalamayan ülkeler arasında yerine aldı.

Finlandiya: Finlandiya da geçen sene benim deyimimle ''tatlı eşcinsel öpücüğü'' ile damgasını vurmuştu Eurovision tarihine. Finlandiya'da onay görmeyen eşcinsel evliliğe tepki göstermek için, temsilcisi Krista, Marry Me şarkısının sonunda, sahne arkadaşı ile öpüşmüştü. Gerek şarkı, gerek performans ve cesaretle geçen seneki favorilerim arasındaydı ama ne yazık ki finale kalmış olmasına rağmen pek başarılı olamadı. Bu seneki şarkıyı da pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Yine başarı göstereceğini sanmıyorum.

İrlanda: İrlanda'nın üzerini dinler dinlemez çizdim. Üstelik şarkı neden bana çok çok tanıdık geldi ama bir türlü çıkaramadım. Zaten finale de kalamadı. 

Belarus (Beyaz Rusya): Geçen sene Solayoh şarkısı ile katılan ülke, pek bir sonuç elde edememesine rağmen bana göre çok eğlenceli ve kıpır kıpır şarkısıyla ilk 5 içerisinde olmalıydı. Bu sene şarkıda bir tatlılık var ben umutsuz bakıyorum. 

Makedonya: Şarkı hoş, kadına aşık oldum diyebilirim ama bu sene finale kalamayacağını hissettim sanırım ve Twitter'da da anında ''Makedonya'ya da bay bay.'' diye yazmıştım. Bu tahminim de tuttu ve Makedonya finale kalamadı. 

İsviçre: Şarkıyı acayip beğendim. İkinci yarı finalde beğendiğim şarkılar arasında ikinci sırada. Hoş bir tınısı ve kalite kokan yanı var. Finalde dereceye girer mi bilemem ama ilk 5'i hak ediyor diye düşünüyorum. Bakalım...
 
Yunanistan: Yunanistan'ı dinlediğimde şarkıyı nedense çok beğenemedim ama finale kesin kalır diyordum. Finale kaldı, şarkıyı bir kaç kere dinlediğimde hoşuma da gitmeye başladı. Fakat dün gözümden kaçmayan bir olay oldu sahne performanslarında. Şarkının daha henüz başında, rap giriş yapan şarkıcının bir anlık sesinde bir kayma ve aksama oldu. Neyseki hemen toparladı ve şarkıyı güzel bir şekilde sonlandırdılar. Sıralamada ne yapar bilmiyorum ama şarkı şu an için ortalama duruyor. 

Slovenya: Şarkı hoş. Elenir veya finale kalamaz demedim. Hiçbir yorum yapamadım bu ülke hakkında. Finale kaldı ama dereceye gireceğini düşünmediğim ülkeler arasında yerini koruyor. 

Romanya: Şarkı çok hoşuma gitmedi. Sahne performası da bir garip geldi ama o daire şeklindeki piyanoya hayran kaldım. Onu istiyorum diye yırtındım bütün gece. Finale kalan ülkeler arasında Romanya da yerini aldı. Bu ülkenin de dereceye gireceğini sanmıyorum. 

Evet arkadaşlar, Eurovision'un 2. Yarı Final yorumlarım bunlar. Anlaşılacağı gibi bu geceden iki favori çıkardım: Biri Avusturya bir diğeri de İsviçre. Cumartesi günü yeni postla Eurovision Final öncesi ilk 3 favorimi ve sonraki 2'yi sizlerle paylaşacağım. Takipte kalın! 


Kayboluş - Ken Grimwood


Yepyeni bir kitap yorumumla herkese merhaba!

Son zamanlarda her yazımda belirttiğim gibi bir kez daha özürlerimi sunuyorum sizlere. Bildiğiniz gibi sınavlara hazırlanmaktan kitap okumaya çok az bir zaman ayırabiliyorum ve zaman buldukça da sizlerle okuduğum kitabın yorumunu paylaşıyorum.

Ken Grimwood'un Kayboluş adlı kitabı bir arkadaşımdan hediyeydi ve ancak bu zaman diliminde onu okuma fırsatım oldu. Keşke daha önce bu kitaba rastlamış olsaydım veya daha evvel okusaydım, nasıl kaçırmışım böyle bir kitabı dedim kendi kendime.

Grimwood, baştan sona farklı ve tamamen özgün bir eserle karşımızda. Bu kitabından önce çıkarmış olduğu Sil Baştan adlı kitabının yorumlarına da baktığım zaman, onun da çok beğenildiğini gördüm ve kesinlikle alıp okuyacağım dedim, alınacak kitaplar listesine yazdım.

Kayboluş'ta, genç bir kadının epilepsi hastalığına yakalanmasından itibaren başına gelen olaylar, doktorunun onu bir nevi denek olarak kullanması ve bunun üzerinden olabilecekleri izlemesi kitabı oldukça sürükleyici kılıyor.

Oldukça akıcı bir dil kullanmış yazarımız ve hiç sıkılmadan kitabın sayfalarını çeviriyorsunuz.

Eğer şu sıralar sürükleyici, sizi şaşırtacak farklı ve özgün bir roman okumak istiyorsanız hiç durmayın derim. Çünkü Grimwood tam bir dahi. Olağanüstü bir kitap ve kesinlikle tavsiye ediyorum.

Okumazsanız, sonradan pişman olacağınız kitaplardan!

Elif Şafak - Ustam Ve Ben

Uzunca bir süre sonra nihayet Ustam ve Ben'i bitirdim. Kitabı bitirmem yaklaşık bir ay kadar sürdü ve ben hayatım boyunca ilk defa bu derece uzun bir süreç içerisinde bir kitabı bitirdim.

Uzun sürede bitirme sebebim, sıkıcılığından falan değildi. Ki zaten kitabı okurken sıkılmadım. Ben de bir ÖSYM kurbanıyım maalesef ve sınav dolasıyla kitap okumaya pek zaman ayıramadım.

Kitaba gelecek olursak...

Ben Elif Şafak'ı hiçbir zaman sevemedim, ısınamadım. Ta ki 2012 senesine kadar. İskender kitabının intihal olması ve Şemspare kitabının kapağının da İspanya'da yapılan bir enstalasyon çalışmasının tekrarı olması beni Elif Şafak'tan iyice uzaklaştırmıştı.

Dediğim gibi ta ki 2012 yılında Bumerang Ödülleri'nden kazandığım 'Aşk' kitabına kadar. Biraz kem küm ede ede, söylene söylene başlamıştım kitabı okumaya ama sonra bir bakmışım kitap ertesi günü bitmiş. Kafamı kaldırdığımda kitabı olağanüstü şekilde güzel bulduğumu fark ettim ve tam anlamıyla kitaba ''aşık'' olmuştum. Bu sayede Elif Şafak'a olan tabularım yavaşça yıkılmaya başladı...

Seneler geçti ve ben Elif Şafak'ın başka kitabını okumadım. Sonra bir baktım Ustam ve Ben çıktı. Bir merak, bir heyecanla gittim aldım. Kitabı okumaya başladım ve sonra bir gün kitap hakkında araştırma isteği doğdu içimde. Şeytan dürttü de diyebiliriz bir nevi. Girdim ve araştırmamın ilk saniyesinde gördüğüm koca başlıkla şok oldum: 'ELİF ŞAFAK'IN USTAM VE BEN KİTABI İNTİHAL MI?'

İşte dedim, yine yaptın yapacağını Elif... Girdim okudum ve iddianın doğruluğundan emin oldum. Kitabın bizzat çevirmeni bunu dile getirmiş. Araştırmalarıma devam ettim ve bir mimarın kitap hakkındaki eleştirisine rastladım ve onu da okudum. Bu eleştiri yazısından sonra Elif Şafak gözümden tamamiyle düşmüş oldu.

Adını bu derece duyurmayı başarmış, başarılı ''görülen'' bir yazar olarak böyle antin kuntin işlere kalkışmanın ne gereği var? Hani bir değil, iki değil, artık hemen hemen her kitabın için intihal mi değil mi diye mi düşüneceğiz? Kitabı beğenmiş olmama rağmen, kesinlikle tasvip etmediğim bir şeyi yaptığı için Elif Şafak, kitabın değeri gözümde sıfırlandı.

Çalıntısını yaptığı bu kitabın ''orijinal'' olanı ise Saramago'nun kaleme aldığı Filin Yolculuğu adlı kitap. Bu kitap biter bitmez tüm İskenderun'da aradım ama maalesef bulamadım. Büyük ihtimal internet aracılığıyla satın alacağım.

Üstelik Elif Şafak'a olan bu antipatimi kazanmışken bunu iyice de deşmek için İskender kitabını ve onun da orijinali olan İnci Gibi Dişler adlı kitabı da okuyacağım.

Kitabı okuyan okurlarımın fikirlerini, düşüncelerini ve yorumlarını mutlaka bekliyorum...

Mimarın kaleme aldığı eleştiri yazısı için ''buraya'' tık tık.
Kitabın çevirmeni olan Pınar Savaş'ın attığı tweetler için ''buraya'' tık tık.

LINE İLE ÖZGÜRCE KONUŞUN

LINE’da kullanıcı bilgi ve görüşmeleri 3G, 4G ve Wi-Fi dahil tüm ağlarda şifreleniyor!
Yoğun iş temposu, şehirleşme ve hızlanan yaşam bizleri dijital dünyada sosyalleşmeye yöneltiyor. Bu alanda bilindik sosyal medya kanallarının yanı sıra ücretsiz mesajlaşma, ücretsiz sesli ve görüntülü arama gibi birçok hizmeti bir arada sunan mobil mesajlaşma platformları da öne çıkıyor. Aile bireylerinden arkadaşlara kadar hayatımızdaki herkesle her an paylaşımda bulunduğumuz bu platformlarda kullanıcıların dikkat ettiği en önemli özelliklerden biri de güvenlik sistemleri. Bu anlamda rakiplerinden ayrılan LINE’da kullanıcı bilgi ve görüşmeleri 3G, 4G ve Wi-Fi dahil tüm ağlarda şifreleniyor. LINE’ın iç denetim yönetimi alanında üç uluslararası sertifikaya (SOC2, SOC3 ve SysTrust) sahip olan ilk mobil mesajlaşma uygulaması olması da güvenlik standartlarına verdikleri önemin bir kanıtı niteliğinde.

Telefon Numaranızı Gizli Tutun

LINE’da kendinize özel bir ID belirleyerek telefon numaranızı kimselere vermeden iletişim kurabilirsiniz. Sizi LINE ID’nizi kullanarak ekleyen kişiler telefon numaranızı göremezler. LINE ID’nizi belirlemek için Diğer/Daha Fazlası > Ayarlar > Profil menüsünü kullanabilirsiniz.
Telefon numaranıza sahip kişilerin LINE arkadaşları listesine otomatik olarak eklenmek istemiyorsanız “Başkalarının Eklemesine İzin Ver” seçeneğini kapatabilirsiniz. Böylece sizi sadece LINE ID’nizi paylaştığınız kişiler ekleyebilir.



Tanımadığınız Kişilerin Sizi Rahatsız Etmesine Engel Olun
Anlık mesajlaşma uygulamaları kullananların korkulu rüyalarından birisi de yanlışlıkla alakasız bir mesajlaşma grubuna eklenmektir. LINE’da tanımadığınız kişilerin bulunduğu bir grup sohbetine davet edildiğinizde grupta bulunan kişiler telefon numaranızı göremiyor.
Tanımadığınız bir kişi size mesaj attığında LINE otomatik olarak  “Ekle”, “Engelle” ve “Şikâyet et” seçeneklerini sunuyor. Eğer size mesaj gönderen kişiyi tanımıyorsanız kolayca engelleyebiliyorsunuz.



Telefonunuz Yanınızda Olmasa Da Mesajlarınızı Koruyun
Yazışmalarınızı meraklı gözlerden korumak için LINE’a şifre koyabiliyorsunuz. Diğer/Daha fazlası > Ayarlar > Gizlilik ayarlarından “Şifre Kilidi”ni kullanarak LINE’ın her açılışta şifre sormasını sağlayabiliyorsunuz.



Ayrıca “Sohbet Odası Ayarları”ndan tüm sohbet geçmişinizi ve sohbetler içerisinde paylaştığınız tüm dosyaları tamamen silebiliyorsunuz.
Bir arkadaşınız LINE’dan size mesaj yazdığında bildirimin ekranda mesaj okunacak şekilde belirip belirmemesi ile ilgili ayarlarınızı da istediğiniz gibi düzenleyebiliyorsunuz. Bildirim ayarlarında yer alan “Önizleme göster” seçeneğini kapattığınızda, yeni bir mesaj geldiğinde ekranda gelen mesaj yerine “Bir mesajınız var!” yazısı görünüyor.



Paylaşımlarınızı Gizleyin
LINE’ı rakiplerinden ayıran bir diğer özelliği de ileti, fotoğraf, video, bağlantı gibi paylaşımların yapılabildiği, sosyal medya yapısına sahip Timeline ve Home özellikleri. LINE’daki Timeline ve Home hareketlerinizi yalnızca arkadaşlarınız görebiliyor. Ancak burada da iletilerinizin kimler tarafından görüntülenebileceğini belirleyebiliyorsunuz.
Timeline’ınızda paylaşmak istediğiniz iletinizi hazırlarken alt menünün en sağında bulunan “Kişiler” sembolüne tıklayarak iletinizin gizlilik ayarlarını yapabilirsiniz.



Nerede, Ne Zaman İsterseniz Güvenle Konuşun, Mesajlaşın!
LINE'ı tüm akıllı telefonlarda (iPhone, Android, Windows Phone, Blackberry, Nokia), tabletlerde ve hatta bilgisayarınızda bile kullanabilirsiniz.
Kullandığınız cihaza uygun LINE indirmek için: http://line.me/tr/download

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Attilâ İlhan Kompozisyon Yarışması

Merhaba arkadaşlar...

6'ncısı düzenlenen Attilâ İlhan Gençler Kompozisyon Yarışması'na ben de yazmış olduğum bir eserle katılımımı gerçekleştirdim. Şu an eserlerin tümü halk oylamasına açılmış durumda. Şartlar biraz zorlu ama ben her halükarda bana destek olacağınızı düşünüyorum.

Öncelikle şartları sıralamak istiyorum.

1- Ad/soyad, meslek ve telefon numarasını belirten her gerçek kişi, yaygın olarak kullandığı kişisel e-posta haberleşme adresinden oy gönderebilecektir.

2- Her seçmen tek oy hakkına sahiptir. Mükerrer ve sanal oylar tümüyle iptal sonucu doğuracaktır.

3- Her oy toplam 3 değişik eser seçimini kapsayacak şekilde, rumuz ve eser başlığı belirterek beğeni sıralamasında düzenlenmelidir. Az sayıda eser seçimi veya şartname dışı oylar geçersiz sayılacaktır.

3 maddeyi kısaca özetlemek gerekirse: Kullandığınız e-posta üzerinden, ilk maddede belirtilen bilgilerinizi belirtmeniz, yazmanız gereklidir. Tek oy hakkına sahipsiniz. Bir e-posta adresi üzerinden sadece tek mail gönderme hakkına sahipsiniz. Üçüncü maddeye gelecek olursak; gerekli bilgilerinizi yazdıktan sonra, beğendiğiniz 3 eseri, beğeni sıranıza göre yazmanız gerekecektir. 3 eserden az veya fazla eser seçmeniz ile oyunuz geçersiz sayılacaktır.

Ayrıca beğeni sıralamasına göre gireceğiniz bilgiler ise ''yazarın rumuzu ve eser başlığı'' şeklinde belirtmeniz gerekiyor. Örneğin benim rumuzum ''konuşankalem6126'' eser başlığım ''Endişelerin Perdesindeki Hayaller'' Yani bana oy atmak istiyorsanız yazmanız gereken şey:

''1- konuşankalem6126 - Endişelerin Perdesindeki Hayaller'' şeklinde olmalı. Ve bunun yanında ikinci ve üçüncü bir eser de seçip aynı şekilde yazmanız gerekecektir.

Ben de blogumun adıyla yani ''konuşankalem'' rumuzu ile 1.e bölümünde yer almaktayım. Oy atmayı, destek olmayı isterseniz çok sevinirim.

Eserlerin bulunduğu adres için tık tık.

Mailinizi göndereceğiniz adres: oylama@aibskv.net

Bazı Zamanlar...

Bazı zamanlar, hiçbir şey yapasım gelmiyor. Oturduğum yerden kalkmaya, yürümeye, konuşmaya ve hatta yemek yemeye bile eriniyorum. Ne zaman düzeleceğim diyorum, kendime. Cevap yok. Ne dudaklarım aralanıyor, ne dilim hareket ediyor, ne de ses tellerim zahmet edip de titreşiyor.

Bazı zamanlar, geçiyorum ekranın karşısına ve rastgele bir fotoğraf açıyorum. İçinde insan olmayan, rastgele bir fotoğraf. Tam ekran yapıyorum ve bir sigara yakıyorum. Çekiyorum deli gibi dumanı ciğerlerime. En fazla ne kadar acı çekebilirim sigara dumanıyla, ne kadar yakabilir boğazımı diye denemeler yapıyorum. Bu sırada dalıp gitmiş oluyorum fotoğrafa. İnceliyorum... İnceliyorum... O kadar çok şey söylüyor ki bana, anlatmam imkansız. Mümkün değil. Parmaklarımın arasındaki sigara ise eridikçe eriyor. Küller düşmek için boynunu büküyor. Bir nefes daha alıyorum ve söndürüyorum sigaramı.

Bazı zamanlar, öyle yalnız kalıyorum ki... Yalnızlığa takıyorum kafayı. Dalga geçiyorum onunla. Dilimi çıkarıyorum. Kahkaha atıyorum. Duruluyorum... Karşısına geçiyorum ve ''Derdin ne senin?'' diyorum. Yüzüme bile bakmıyor; ne bir ses var ne de bir tepki. Kafasını kaldırsa, konuşsa, söylese, susmasa; belki çözülüp bitecek dertler. Kalkıyorum karşısından, yanına geçiyorum. Ben de susuyorum ve onun olmadığı tarafa çeviriyorum kafamı. Bir nokta seçiyorum ve oraya dalıyorum.

Bazı zamanlar öyle bir yazasım geliyor ki... Kalemleri, kağıtları ağlata ağlata. Bir şarkı istiyorum, hiç bitmeyen. Bir başlatayım, ömrümün sonuna kadar çalsın. Ve ben o zaman sürecinden sadece yazayım. Hiç kimse olmasın yanımda. Ne bir el istiyorum ellerimde, omzumda, ne bir ses istiyorum kulağımda... Sadece müziğin o hiç rahatsız etmeyen tınısı, kalemim, kağıtlarım ve ben... Bir yandan kalemim ağlasın, bir yandan ben.

Bazı zamanlar öyle bir sessizlik oluyor ki... Kulaklarımda bangır bangır çınlıyor sesi; sessizliğin sesi...

Fotoğrafım
Edirne, Ayşekadın, Turkey
19 Ocak 1996, İskenderun doğumlu. Trakya Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü mezunu. 13 yaşından beri blogger. 2012 Hürriyet Bumerang Ödülleri'nde En Uyumlu site üçüncülüğüne hak kazandı. İlk kitabı İkinci Kadının Hikâyesi ise Temmuz 2016 yılında basıldı. Tüm kitabevleri ve online kitapçılarda satışta.