background img

The New Stuff

mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Artık kararlıydım. Söylemek istiyordum. İçimde tutup, onu kendi gözyaşımla beslemekten ve büyültmekten yorulmuştum. Daha bir şey yaşayıp görmememe rağmen, içimdeki o his, o duygu bana her şeyi yaşatmıştı aslında. Hayat benimle çoğu zaman dalgasını geçti, gülüp ardına bakmadan uzaklaştı. Bense öylece baktım arkasından.

İçimdekilerden ayrılma vakti gelmişti artık. Her şeyin güzel olmasını istiyordum, dilediğim gibi. Başladım konuşmaya, gözyaşlarım aktı ve ellerim titredi. Gözlerimin içine baktı, gülümseyerek. Sarıldı ve bana destek olmayı tercih etti. Biliyordum aslında, şanssız bir insanım ama mutlaka şanslı olduğum bir şey, tek bir şey olacaktı. Bu konuda şanslı olanlar tarafındaydım. Ellerimin üzerinde bir el hissettim, sıkıcı tuttuyordu. İşte kendimi güvende hissettim ve gülümseyebildim.

Gözyaşımın mutluluktan aktığına ben de ilk kez şahit oldum. Artık güvende ve huzurluydum. Hayata bağlandım dört elle, sıkıca. Suratımda bir gurur ve mutlulukla dolan bir gülümseme var. Evet, artık rahattayım. İçimdeki tonlarca yüklü ağlama duygusunu bir gülümseme eşliğinde içimden söküp attım.

Seni seviyorum, beni anladığın ve ellerimi tuttuğun için.

Huzurun Elleri

Artık kararlıydım. Söylemek istiyordum. İçimde tutup, onu kendi gözyaşımla beslemekten ve büyültmekten yorulmuştum. Daha bir şey yaşayıp görmememe rağmen, içimdeki o his, o duygu bana her şeyi yaşatmıştı aslında. Hayat benimle çoğu zaman dalgasını geçti, gülüp ardına bakmadan uzaklaştı. Bense öylece baktım arkasından.

İçimdekilerden ayrılma vakti gelmişti artık. Her şeyin güzel olmasını istiyordum, dilediğim gibi. Başladım konuşmaya, gözyaşlarım aktı ve ellerim titredi. Gözlerimin içine baktı, gülümseyerek. Sarıldı ve bana destek olmayı tercih etti. Biliyordum aslında, şanssız bir insanım ama mutlaka şanslı olduğum bir şey, tek bir şey olacaktı. Bu konuda şanslı olanlar tarafındaydım. Ellerimin üzerinde bir el hissettim, sıkıcı tuttuyordu. İşte kendimi güvende hissettim ve gülümseyebildim.

Gözyaşımın mutluluktan aktığına ben de ilk kez şahit oldum. Artık güvende ve huzurluydum. Hayata bağlandım dört elle, sıkıca. Suratımda bir gurur ve mutlulukla dolan bir gülümseme var. Evet, artık rahattayım. İçimdeki tonlarca yüklü ağlama duygusunu bir gülümseme eşliğinde içimden söküp attım.

Seni seviyorum, beni anladığın ve ellerimi tuttuğun için.

Belki de bu şarkıda yanımda olmalıydın. Yalnız dinlememeliydim bu şarkıyı. Belki şimdi ağlayacağıma senin sıcak kolların arasında mutluluktan gülümserdim. Güzel bir anısı olurdu belki de. Her dinlediğimde, ilk defa dinliyormuş gibi sarılıyorum bu şarkıya. İçinde seni anlatıyor mu bilmiyorum. Anlıyor muyum onu da bilmiyorum. Sadece arkalardan gelen bir ses huzur dolduruyor içime. Gülümseyerek ağlamama neden oluyor ama bu mutluluk göz yaşları değil, bunun farkındayım sadece.

Yanımdan gelip geç, beni tanımayan gözlerinle bir bakış at. İstersen güzel bir bakışma olsun, istersen anlamsız, istersen de sıradan bir bakışma. Bak en azından gözlerime. ''Baktı!'' diyebileyim kendi kendime. Kendimi kandırabileceğim bir sahte mutluluk ver elime sadece. Söz veriyorum ona iyi bakacağım. Ellerimde güvende olacak. Sadece seni özlediğim zamanlarda beni ele geçirmesine izin vereceğim.

Hala duymuyor musun şarkının sözlerini. Sahiden duyamıyor musun? Sus şimdi, sesini hiç çıkarma. Şşş...

İşte hep böyle yakınımda ol, şarkıyı hiç duyma ve ben sana daha da yakınlaşayım. Sanki sana yaklaşınca ''gerçekten hala duyamıyorsun'' deyince duyacakmışsın gibi. Seni böyle kandırayım, seni böyle tutayım yanımda. Ne var ki, bunca yıl kendimi kandırdım beni sevdiğini düşünerek. Böyle de olsa yanımda olmanı istemem çok mu?

Şu an bu şarkının da bir dakika sonra biteceğini düşünemeyecek mutluyum. Kokun burnumda, hayalin ise yanımda. Gözlerimi açmaya korkuyorum. Ya yanımda değilsen?

Ellerimde Sahte Mutluluk

Belki de bu şarkıda yanımda olmalıydın. Yalnız dinlememeliydim bu şarkıyı. Belki şimdi ağlayacağıma senin sıcak kolların arasında mutluluktan gülümserdim. Güzel bir anısı olurdu belki de. Her dinlediğimde, ilk defa dinliyormuş gibi sarılıyorum bu şarkıya. İçinde seni anlatıyor mu bilmiyorum. Anlıyor muyum onu da bilmiyorum. Sadece arkalardan gelen bir ses huzur dolduruyor içime. Gülümseyerek ağlamama neden oluyor ama bu mutluluk göz yaşları değil, bunun farkındayım sadece.

Yanımdan gelip geç, beni tanımayan gözlerinle bir bakış at. İstersen güzel bir bakışma olsun, istersen anlamsız, istersen de sıradan bir bakışma. Bak en azından gözlerime. ''Baktı!'' diyebileyim kendi kendime. Kendimi kandırabileceğim bir sahte mutluluk ver elime sadece. Söz veriyorum ona iyi bakacağım. Ellerimde güvende olacak. Sadece seni özlediğim zamanlarda beni ele geçirmesine izin vereceğim.

Hala duymuyor musun şarkının sözlerini. Sahiden duyamıyor musun? Sus şimdi, sesini hiç çıkarma. Şşş...

İşte hep böyle yakınımda ol, şarkıyı hiç duyma ve ben sana daha da yakınlaşayım. Sanki sana yaklaşınca ''gerçekten hala duyamıyorsun'' deyince duyacakmışsın gibi. Seni böyle kandırayım, seni böyle tutayım yanımda. Ne var ki, bunca yıl kendimi kandırdım beni sevdiğini düşünerek. Böyle de olsa yanımda olmanı istemem çok mu?

Şu an bu şarkının da bir dakika sonra biteceğini düşünemeyecek mutluyum. Kokun burnumda, hayalin ise yanımda. Gözlerimi açmaya korkuyorum. Ya yanımda değilsen?

Gözlerimden yaşlar ardı ardına akmaya devam ederken kulaklığı iyice bastırıyorum kulağıma. Şarkının her bir ayrıntısı her bir vurgusu içimde yankılansın istiyordum. Şarkıya ben de eşlik ediyordum, bağıra bağıra. Eşlik ettikçe daha fazla ağlıyordum ve daha da dayanılmaz bir hal alıyordu içimdeki büyük sır.

Gözlerimi kapatıp hep aynı sahneyi canlandırıyordum gözümde. Bu sırrı onlara ne şekilde söyleyeceğim ve onların vereceği tepkiler. Tepkilerin sonu yoktu ama ben ancak bir şekilde söyleyebilirdim. Açık ve net bir şekilde. Keşke bazı şeyleri, düşlediğimiz gibi aynen yaşayabilsek.

Bunları gözümde canlandırınca bir cesaret doluyordu içime. Ama kararsızlık da bırakmıyordu peşini. Yatağımdan sayısız kere hızlıca doğrulup her şeyi haykırmak istiyordum ama sonra bir gözyaşı eşliğinde daha yavaş yavaş yaslıyordum sırtımı yastığıma. Ancak karanlığa bağırabiliyordum çünkü söylediklerime tepki vermeyen ve sessizce beni dinleyen tek şeydi o. Karanlık.

Doğru zaman mutlaka gelecekti. Gelmeliydi ve söylemeliydim. Cesaretimi toplayacağım. Kelimelerimi özenle seçip, tek tek ve yavaşça söyleyeceğim. Gözlerim kapalı olacak, çünkü ağlamamalıydım. Güçlü durmalıydım ve elimden tutmalarını isteyecektim.

Evet, işte şarkının en sevdiğim kısmı. Artık gözlerimi açabilir miyim?

''Dilerseniz bloguma, sayfanın üst köşesinde bulunan Bumerang Ödülleri Adayı şablonundan oy verebilir ve bana destek olabilirsiniz. Oylarınız tamamen ücretsizdir. Teşekkürler.''

Karanlık Haykırışlarımı Dinliyor

Gözlerimden yaşlar ardı ardına akmaya devam ederken kulaklığı iyice bastırıyorum kulağıma. Şarkının her bir ayrıntısı her bir vurgusu içimde yankılansın istiyordum. Şarkıya ben de eşlik ediyordum, bağıra bağıra. Eşlik ettikçe daha fazla ağlıyordum ve daha da dayanılmaz bir hal alıyordu içimdeki büyük sır.

Gözlerimi kapatıp hep aynı sahneyi canlandırıyordum gözümde. Bu sırrı onlara ne şekilde söyleyeceğim ve onların vereceği tepkiler. Tepkilerin sonu yoktu ama ben ancak bir şekilde söyleyebilirdim. Açık ve net bir şekilde. Keşke bazı şeyleri, düşlediğimiz gibi aynen yaşayabilsek.

Bunları gözümde canlandırınca bir cesaret doluyordu içime. Ama kararsızlık da bırakmıyordu peşini. Yatağımdan sayısız kere hızlıca doğrulup her şeyi haykırmak istiyordum ama sonra bir gözyaşı eşliğinde daha yavaş yavaş yaslıyordum sırtımı yastığıma. Ancak karanlığa bağırabiliyordum çünkü söylediklerime tepki vermeyen ve sessizce beni dinleyen tek şeydi o. Karanlık.

Doğru zaman mutlaka gelecekti. Gelmeliydi ve söylemeliydim. Cesaretimi toplayacağım. Kelimelerimi özenle seçip, tek tek ve yavaşça söyleyeceğim. Gözlerim kapalı olacak, çünkü ağlamamalıydım. Güçlü durmalıydım ve elimden tutmalarını isteyecektim.

Evet, işte şarkının en sevdiğim kısmı. Artık gözlerimi açabilir miyim?

''Dilerseniz bloguma, sayfanın üst köşesinde bulunan Bumerang Ödülleri Adayı şablonundan oy verebilir ve bana destek olabilirsiniz. Oylarınız tamamen ücretsizdir. Teşekkürler.''



Yerinde duramayan minik çocuklar gibiydi umutlarım ve hayallerim. İçimde çığlıklar eşliğinde gülüşler var. Sanki daha dünyaya yeni gözlerini açmış bir bebeğin gözleri kadar temiz hayallerim var. Kimseye zararı olmayacak, yeni alınan kitabın kokusu kadar huzur verici. 

Keşkelerin olmayacağı umutlarım var avuçlarımda. Parmaklarımın arasından göz yaşları damlıyor, mutluluk sızıyor içerisine. Kendi mutluluğum, kendi huzurumu düşünüyorum sadece. Yanımda olacakları da düşünüyorum. Bir çok hayalimi yanımda olan dostlarımla kurdum, onlarla kurdum geleceğimi. Her ne kadar ellerim bu yaz sıcağında bile buz gibi olsa da, kendi kendime anlatsam da dertlerimi tekrar yanımda olacaklarına inanıyorum. 

Ben de küçücük bir çocuk gibi hızlıca koşmak istiyorum umutlarıma, hayallerime. Onları alabilmek, onlara tutunabilmek için belki defalarca buzdolabının üzerine zıplamak istiyorum. Sanki derslerimi bitirmiş ve çikolatasını almaya çalışan ufacık ayakları, ufacık elleri olan çocuklar gibi. 

Umutlarım olmasaydı, hayallerimden vazgeçerdim. Vazgeçmeyeceğim ve buzdolabının üzerindeki çikolatayı kimsenin yardımı olmadan kaptığım zaman ki mutluluğuma eş değer, belki de daha da fazla mutlu olacağım. 

Çikolatalı Hayaller



Yerinde duramayan minik çocuklar gibiydi umutlarım ve hayallerim. İçimde çığlıklar eşliğinde gülüşler var. Sanki daha dünyaya yeni gözlerini açmış bir bebeğin gözleri kadar temiz hayallerim var. Kimseye zararı olmayacak, yeni alınan kitabın kokusu kadar huzur verici. 

Keşkelerin olmayacağı umutlarım var avuçlarımda. Parmaklarımın arasından göz yaşları damlıyor, mutluluk sızıyor içerisine. Kendi mutluluğum, kendi huzurumu düşünüyorum sadece. Yanımda olacakları da düşünüyorum. Bir çok hayalimi yanımda olan dostlarımla kurdum, onlarla kurdum geleceğimi. Her ne kadar ellerim bu yaz sıcağında bile buz gibi olsa da, kendi kendime anlatsam da dertlerimi tekrar yanımda olacaklarına inanıyorum. 

Ben de küçücük bir çocuk gibi hızlıca koşmak istiyorum umutlarıma, hayallerime. Onları alabilmek, onlara tutunabilmek için belki defalarca buzdolabının üzerine zıplamak istiyorum. Sanki derslerimi bitirmiş ve çikolatasını almaya çalışan ufacık ayakları, ufacık elleri olan çocuklar gibi. 

Umutlarım olmasaydı, hayallerimden vazgeçerdim. Vazgeçmeyeceğim ve buzdolabının üzerindeki çikolatayı kimsenin yardımı olmadan kaptığım zaman ki mutluluğuma eş değer, belki de daha da fazla mutlu olacağım. 

Kendisiyle de mutlu olmalı insan, bazen. Ben de buna dahil olmak üzere, gerçekten çok fazla beklentiler çıkmaya başladı hayattan. Her şey bir yerlerden gelsin de mutlu olalım istiyoruz. Yalnızken de mutlu olabileceğimiz, vakit geçirip, sıkılmayacağımız çok şey var gerçekten. 

Mutlu olmanın çok zor olduğunu herkes düşünür ve bence de öyle. Aslında bu kişiye göre de değişkenlik gösterebilecek bir şey. Bazı insanlar vardır en ufacık şeyden çok fazla mutlu olurlar, bazı insanlar vardır ne yapsan bir türlü mutlu olamaz. O mutlu olamayan kişi, asla onun kişiliğinden değildir. Yaşadıklarındandır az çok. Darbe üstüne darbe yemiştir hayattan. 

Kendinizi güldürmenin çok fazla yolu var. Asla pes etmeyin, yorulmayın hayatta. Yorulsanız bile, bunu düşünmeyin. Hiç kimseye ihtiyacınız yok, hiç kimseye asla muhtaç değilsiniz. Hele ki, hayata... Hayata muhtaç olmayın, sürekli oradan bir şeyler istemeyin. Kendi kendinizi mutlu edin, kendi kendinizi güldürün. En kötü anınızda bile açıp komik bir video izlemek sizi gülümsetir. 5 saniyeliğine de olsa unutursunuz her şeyi. Sadece gülümsersiniz ve ... gülümsersiniz. 

Ve sakın unutmayın. Başka bir yerlerde sizden daha kötü olan milyonlarca insan var. Sahip olduklarınıza sahip olamayan ve gerçek mutlulukları elinden alınmış milyonlarca bebek, genç, yaşlı insan var. 

Kendini Mutlu Et

Kendisiyle de mutlu olmalı insan, bazen. Ben de buna dahil olmak üzere, gerçekten çok fazla beklentiler çıkmaya başladı hayattan. Her şey bir yerlerden gelsin de mutlu olalım istiyoruz. Yalnızken de mutlu olabileceğimiz, vakit geçirip, sıkılmayacağımız çok şey var gerçekten. 

Mutlu olmanın çok zor olduğunu herkes düşünür ve bence de öyle. Aslında bu kişiye göre de değişkenlik gösterebilecek bir şey. Bazı insanlar vardır en ufacık şeyden çok fazla mutlu olurlar, bazı insanlar vardır ne yapsan bir türlü mutlu olamaz. O mutlu olamayan kişi, asla onun kişiliğinden değildir. Yaşadıklarındandır az çok. Darbe üstüne darbe yemiştir hayattan. 

Kendinizi güldürmenin çok fazla yolu var. Asla pes etmeyin, yorulmayın hayatta. Yorulsanız bile, bunu düşünmeyin. Hiç kimseye ihtiyacınız yok, hiç kimseye asla muhtaç değilsiniz. Hele ki, hayata... Hayata muhtaç olmayın, sürekli oradan bir şeyler istemeyin. Kendi kendinizi mutlu edin, kendi kendinizi güldürün. En kötü anınızda bile açıp komik bir video izlemek sizi gülümsetir. 5 saniyeliğine de olsa unutursunuz her şeyi. Sadece gülümsersiniz ve ... gülümsersiniz. 

Ve sakın unutmayın. Başka bir yerlerde sizden daha kötü olan milyonlarca insan var. Sahip olduklarınıza sahip olamayan ve gerçek mutlulukları elinden alınmış milyonlarca bebek, genç, yaşlı insan var. 

İnsanlar birbirlerini anlamamakta çok ısrarlı. Herkes kendini düşünüyor, sadece 'ben' diye bakıyorlar hayata. Kimsenin hayatına saygı gösterilmiyor, kimsenin hayatı kimsenin umurunda değil.

Bazen, umursanmak istiyor insan, önemsenmek istiyor. Birilerinin sevgisine ihtiyaç duyuyor, avucunu açıyor ve bakıyor. Yok, bir sevgi kırıntısı bile yok. Bir insan nasıl susuzluğa dayanamaz, susuz yaşayamaz; işte sevgisizlik de böyle bir şey. İnsan ihtiyaç duyuyor, dayanamıyor sevgisizliğe, yaşayamıyor.

Kimin olduğunun bir önemi yoktur bazen. İnsan, sevgi ve ilgi gördüğü zaman yaşadığını fark ediyor. Nefes aldığını fark ediyor. Küçük bir çocuk gibi ilgi çekmeye çalışıyor. Bir ihtiyaç sadece, ya ömür boyu sürecek bir ihtiyaç ya da anlık.

Kime güvenebilirsiniz ki, kime inanabilirsiniz? Güvende olduğunu da hissetmek ister insan. Birine inanıp, sığınacak bir liman ister. Gözlerine baktığında; susup, dalacağı ve mutluluğu gözlerinde görebileceği bir insan istiyor yanında. Bir ihtiyaç işte...

Güvenebileceğim bir liman gösterin bana. İçinde; inanabileceğim, düşüncelerimi umursayan, hayatıma saygı duyan, beni seven insanların olduğu ve gözlerine baktığımda nefes aldığımı hissettiren biri. Dediğim gibi bunların hepsi bir ihtiyaç sadece. Dayanamıyorum, yaşayamıyorum.

Küçük Bir Çocuk Gibi

İnsanlar birbirlerini anlamamakta çok ısrarlı. Herkes kendini düşünüyor, sadece 'ben' diye bakıyorlar hayata. Kimsenin hayatına saygı gösterilmiyor, kimsenin hayatı kimsenin umurunda değil.

Bazen, umursanmak istiyor insan, önemsenmek istiyor. Birilerinin sevgisine ihtiyaç duyuyor, avucunu açıyor ve bakıyor. Yok, bir sevgi kırıntısı bile yok. Bir insan nasıl susuzluğa dayanamaz, susuz yaşayamaz; işte sevgisizlik de böyle bir şey. İnsan ihtiyaç duyuyor, dayanamıyor sevgisizliğe, yaşayamıyor.

Kimin olduğunun bir önemi yoktur bazen. İnsan, sevgi ve ilgi gördüğü zaman yaşadığını fark ediyor. Nefes aldığını fark ediyor. Küçük bir çocuk gibi ilgi çekmeye çalışıyor. Bir ihtiyaç sadece, ya ömür boyu sürecek bir ihtiyaç ya da anlık.

Kime güvenebilirsiniz ki, kime inanabilirsiniz? Güvende olduğunu da hissetmek ister insan. Birine inanıp, sığınacak bir liman ister. Gözlerine baktığında; susup, dalacağı ve mutluluğu gözlerinde görebileceği bir insan istiyor yanında. Bir ihtiyaç işte...

Güvenebileceğim bir liman gösterin bana. İçinde; inanabileceğim, düşüncelerimi umursayan, hayatıma saygı duyan, beni seven insanların olduğu ve gözlerine baktığımda nefes aldığımı hissettiren biri. Dediğim gibi bunların hepsi bir ihtiyaç sadece. Dayanamıyorum, yaşayamıyorum.

Yağmuru özledim. Elimde sıcak ve beni yavaş yavaş ısıtan, üzerinde buharı tüten kahvemle penceren dışarısını izlemeyi özledim. Bazılarının yağmurdan hızlıca ve amaçsız kaçışını, bazılarının da yüzündeki o tatlı huzurla yağmurun altına yavaşça yürümelerini özledim. Geceleri uykumu bölüp, cama değerken çıkardığı bir ritimle bana bir şeyler anlatmasını özledim. Yağdıktan sonraki toprak kokusunu içime çekmeyi özledim. Gözlerimi kapatıp, ufak bir tebessümle ciğerlerimi o temiz havayla doldurmayı özledim.

Sevilmeyi özledim. Uzun zaman oldu birinin sevgisini hissetmediğim. Ağzıma kadar doldum sevgisizlikle. Gözlerime, gülümseyerek bakan kimse yok ya da benim gözlerim çok kötümser bu aralar. Kulağıma sevgi sözcüklerinin fısıldanmasını özledim. Kulaklarım sevgi sözcüklerine sağır bu aralar. Kalbim de aç, çok aç. Sevmeyi de özledim bir yandan. Kendimi iyi hissetmeyi, mutlu olmayı özledim. uzun zaman oldu. Ben iyiyim, sadece bir şeyleri özledim. Fazlasıyla özledim.

Çok oldu içten gülemediğim. Yeni fark ettim bunu da. Gülmeyi de özlüyor insan, doyasıya eğlenmeyi ve bir şeylere takılı kalmadan, bir şeyleri düşünmeden çılgınca eğlenmeyi.

Huzuru özledim.

Mutluluğu özledim.

Özledim... Ben iyiyim, sadece bir şeyleri özledim işte. Çok da mühim şeyler değil oysa ki, değil mi? Gelip geçer. Sen boş ver bunları şimdi. Sen nasılsın?

Toprak Kokusu

Yağmuru özledim. Elimde sıcak ve beni yavaş yavaş ısıtan, üzerinde buharı tüten kahvemle penceren dışarısını izlemeyi özledim. Bazılarının yağmurdan hızlıca ve amaçsız kaçışını, bazılarının da yüzündeki o tatlı huzurla yağmurun altına yavaşça yürümelerini özledim. Geceleri uykumu bölüp, cama değerken çıkardığı bir ritimle bana bir şeyler anlatmasını özledim. Yağdıktan sonraki toprak kokusunu içime çekmeyi özledim. Gözlerimi kapatıp, ufak bir tebessümle ciğerlerimi o temiz havayla doldurmayı özledim.

Sevilmeyi özledim. Uzun zaman oldu birinin sevgisini hissetmediğim. Ağzıma kadar doldum sevgisizlikle. Gözlerime, gülümseyerek bakan kimse yok ya da benim gözlerim çok kötümser bu aralar. Kulağıma sevgi sözcüklerinin fısıldanmasını özledim. Kulaklarım sevgi sözcüklerine sağır bu aralar. Kalbim de aç, çok aç. Sevmeyi de özledim bir yandan. Kendimi iyi hissetmeyi, mutlu olmayı özledim. uzun zaman oldu. Ben iyiyim, sadece bir şeyleri özledim. Fazlasıyla özledim.

Çok oldu içten gülemediğim. Yeni fark ettim bunu da. Gülmeyi de özlüyor insan, doyasıya eğlenmeyi ve bir şeylere takılı kalmadan, bir şeyleri düşünmeden çılgınca eğlenmeyi.

Huzuru özledim.

Mutluluğu özledim.

Özledim... Ben iyiyim, sadece bir şeyleri özledim işte. Çok da mühim şeyler değil oysa ki, değil mi? Gelip geçer. Sen boş ver bunları şimdi. Sen nasılsın?


''Hadi çocuklar, hazır mısınız?'' diye seslendim, uzun ve geniş koridora doğru. Elimde, arabamın anahtarları ve çocuklarımı okula götürmek için kapının eşiğinde duruyordum. Bir süre sonra aynı anda odalarından çıktılar ve sırtlarında çantalarıyla: ''Hazırız anne!'' diye bağırdılar aynı anda. Yanımdan geçerlerken yanağıma birer öpücük kondurup, gülüşerek arabanın içine atladılar. O kadar uzun süre beklediğimi tamamen unutmuş ve oldukça mutlu , güler yüzlü bir şekilde arabama doğru ilerledim ve yola çıkmak üzere koltuğuma oturdum. 

Arabayı çalıştırmadan önce, hep yapmak istediğim ve yıllar önce de hayalini kurduğum o şeyi yapmak üzere arkama dönüp: ''Sizi bugün okula sahil yolundan götüreyim çocuklar ne dersiniz? İlerideki marketten de birer dondurma alır yeriz ha?'' demiştim, beni hayata bağlayan o iki çift renkli gözlere bakarak. 

''Anne sen bir tanesin!'' demişlerdi yine aynı anda. Aralarında 2 yaş olmasına rağmen ikiz gibilerdi. Arabayı çalıştırmadan önce hemen radyoyu açtım ve direk son sese verdim. İnanılır gibi değildi. Çıkan şarkının verdiği şaşkınlıkla arkamı dönüp çocuklarıma baktım. Çalan şarkının, babalarıyla yıllar öncesinde ve şimdi bile şarkımız olduğunu biliyorlardı. Bir neşe, bir mutluluk, bağıra çağıra şarkıya eşlik ediyorduk. İçimden, keşke bugün toplantısı olmasaydı da kocam da yanımızda olsaydı diyordum. 

Hayal Edilen Gerçek


''Hadi çocuklar, hazır mısınız?'' diye seslendim, uzun ve geniş koridora doğru. Elimde, arabamın anahtarları ve çocuklarımı okula götürmek için kapının eşiğinde duruyordum. Bir süre sonra aynı anda odalarından çıktılar ve sırtlarında çantalarıyla: ''Hazırız anne!'' diye bağırdılar aynı anda. Yanımdan geçerlerken yanağıma birer öpücük kondurup, gülüşerek arabanın içine atladılar. O kadar uzun süre beklediğimi tamamen unutmuş ve oldukça mutlu , güler yüzlü bir şekilde arabama doğru ilerledim ve yola çıkmak üzere koltuğuma oturdum. 

Arabayı çalıştırmadan önce, hep yapmak istediğim ve yıllar önce de hayalini kurduğum o şeyi yapmak üzere arkama dönüp: ''Sizi bugün okula sahil yolundan götüreyim çocuklar ne dersiniz? İlerideki marketten de birer dondurma alır yeriz ha?'' demiştim, beni hayata bağlayan o iki çift renkli gözlere bakarak. 

''Anne sen bir tanesin!'' demişlerdi yine aynı anda. Aralarında 2 yaş olmasına rağmen ikiz gibilerdi. Arabayı çalıştırmadan önce hemen radyoyu açtım ve direk son sese verdim. İnanılır gibi değildi. Çıkan şarkının verdiği şaşkınlıkla arkamı dönüp çocuklarıma baktım. Çalan şarkının, babalarıyla yıllar öncesinde ve şimdi bile şarkımız olduğunu biliyorlardı. Bir neşe, bir mutluluk, bağıra çağıra şarkıya eşlik ediyorduk. İçimden, keşke bugün toplantısı olmasaydı da kocam da yanımızda olsaydı diyordum. 

Eskiden hayal ettiklerimin hepsi bir bir gerçekleşiyordu. Çok umutsuzdum o zamanlar. Hiçbir şeye inanamıyor, güvenemiyordum. Bir yıkılma vardı içimde, bir tereddüt. Doğruyu bulamıyor, geleceği göremiyordum. Düşünmekten vazgeçmemiştim ama, hep de düşünecektim. Hayal edecektim ilerisini. Tek başıma değil tabii ki. Hayallerimi süsleyecek birisi her zaman yanımda olacaktı. O olmazsa, bunları neden hayal edeyim ki?

Gözlerimi yavaşça açtığımda, yanımda ağlayan bir bebeğin sesini duydum. Avazı çıktığı kadar ağlıyor, yukarıdan bir şeyler sarkıtmışlar ve onu tutmaya çalışır gibi elleri havada çırpınıyordu. Önce sağ tarafımda gülümseyerek uyuyan genç adama baktım. Kahramanıma. Bana bu ağlama sesleriyle mutluluğu yaşatan o adama baktım. Sonra çocuğumuza, bizi tam bir bütün yapan o minicik elleri ve ayakları olan, kocaman gözleriyle bana bakan çocuğumuza baktım. İkisine de baktığımda aynı şeyleri görüyordum. Ne tuhaf. İkisinin de gözlerinde, mutluluk vardı, masumluk vardı.

Gözlerde Saklanmış Huzur

Eskiden hayal ettiklerimin hepsi bir bir gerçekleşiyordu. Çok umutsuzdum o zamanlar. Hiçbir şeye inanamıyor, güvenemiyordum. Bir yıkılma vardı içimde, bir tereddüt. Doğruyu bulamıyor, geleceği göremiyordum. Düşünmekten vazgeçmemiştim ama, hep de düşünecektim. Hayal edecektim ilerisini. Tek başıma değil tabii ki. Hayallerimi süsleyecek birisi her zaman yanımda olacaktı. O olmazsa, bunları neden hayal edeyim ki?

Gözlerimi yavaşça açtığımda, yanımda ağlayan bir bebeğin sesini duydum. Avazı çıktığı kadar ağlıyor, yukarıdan bir şeyler sarkıtmışlar ve onu tutmaya çalışır gibi elleri havada çırpınıyordu. Önce sağ tarafımda gülümseyerek uyuyan genç adama baktım. Kahramanıma. Bana bu ağlama sesleriyle mutluluğu yaşatan o adama baktım. Sonra çocuğumuza, bizi tam bir bütün yapan o minicik elleri ve ayakları olan, kocaman gözleriyle bana bakan çocuğumuza baktım. İkisine de baktığımda aynı şeyleri görüyordum. Ne tuhaf. İkisinin de gözlerinde, mutluluk vardı, masumluk vardı.


Çok şey istediğimi düşünüyorum çoğu zaman. Fakat istediğim tek şey sadece birazcık mutluluk ve huzur. İnsanlar; kafasını dağıtmak, yorgunluğunu üzerinden atmak ve yalnızlığını bir kenara atıp, sevdiğiyle beraber güzel vakit geçirmek için tatile gider. Ben ise, çıktığım yoldan, geçirdiğim tatilin en ufak anında bile yalnızlığımı yanımdan ayırmadım.

Yalnız olmayı ben mi istiyorum? Hayır! Kim ister ki yalnız kalmayı, mutsuz olmayı? Bu istenilecek bir durum olsaydı eğer, ben yine bunu isteyecek en son kişi olurdum. Hele ki bir de bu mutsuzluğu ve yalnızlığı, sevgilim yanımda olduğu halde yaşıyorsam, daha ne kadar yalnız olabilirim... İlişkimde, mükemmelliyetçi davranırım. İlişkim mükemmel olsun, hep mutlu olalım demiyorum yine fakat mutsuzluklarımız da her şeye bedel oluyor ve iş yerinden oynuyor. Çoğu zaman bu mükemmeleştirmem de kendi mükemmelliğiyle yalnızlığa seyahat ediyor, o ayrı bir konu.

Yalnızlığa Seyahat

Çok şey istediğimi düşünüyorum çoğu zaman. Fakat istediğim tek şey sadece birazcık mutluluk ve huzur. İnsanlar; kafasını dağıtmak, yorgunluğunu üzerinden atmak ve yalnızlığını bir kenara atıp, sevdiğiyle beraber güzel vakit geçirmek için tatile gider. Ben ise, çıktığım yoldan, geçirdiğim tatilin en ufak anında bile yalnızlığımı yanımdan ayırmadım.

Yalnız olmayı ben mi istiyorum? Hayır! Kim ister ki yalnız kalmayı, mutsuz olmayı? Bu istenilecek bir durum olsaydı eğer, ben yine bunu isteyecek en son kişi olurdum. Hele ki bir de bu mutsuzluğu ve yalnızlığı, sevgilim yanımda olduğu halde yaşıyorsam, daha ne kadar yalnız olabilirim... İlişkimde, mükemmelliyetçi davranırım. İlişkim mükemmel olsun, hep mutlu olalım demiyorum yine fakat mutsuzluklarımız da her şeye bedel oluyor ve iş yerinden oynuyor. Çoğu zaman bu mükemmeleştirmem de kendi mükemmelliğiyle yalnızlığa seyahat ediyor, o ayrı bir konu.



Şarkılar olduğundan uzun geliyor artık. Dinlemek istemiyorum, kapatıyorum. Tekrar açıyorum, tekrar kapatıyorum. Yapacak bir şey bulamıyorum. Evin içinde tur atmaya başlıyorum. Evimde, sanki daha önce görmediğim bir yer arar gibi dolanıyorum. Çekmeceleri, dolapları karıştırıyorum. Oturuyorum tekrar bilgisayarın başına, açıyorum sosyal paylaşım sitelerini, başlıyorum; bir şeyler yazmaya, birileriyle konuşmaya, sıkıntımı gidermeye. Olmuyor, gideremiyorum sıkıntımı. 
İnsanın hayatında, tek bir kişiyle konuştuğu andan itibaren sıkıntısını yok edebilecek biri varsa eğer, çok şanslıdır bence. Benim hayatımda böyle biri var ama onunla konuşamıyorum. Konuşuyoruz aslında, her şey çok iyi ama hala yolunda gitmeyen bir şey var. Birbirimizi bu kadar çok sevmemiz mi zarar veriyor aşkımıza, bilmiyorum? Aslında ona olan aşkım, şimdiye kadar nokta kadar zarar almadı. Ona hep aşığım, hep olacağım. 
Yeri gelir, hayatınızdan bir kaç kişiyi çıkarmanız gerekir. Sizi daha önce mutlu eden insanlar olur, daha sonra değişmeye başlarlar. Senden uzaklaşmaya, seni anlamamaya. Gün gelir; aslında tanımadığınız, tanımak bile istemeyeceğiniz, çirkin bir insan oluverirler. Hayatımda şu an  ’keşke tanımasaydım’ ve ‘çirkin insanlar’ adı altında bulunan iki kişi var. Evet, onlarla çok güzel anlar da yaşadım ama artık hiçbirinin önemi yok. Şu anki yalnızlığımla, baş başa kalmak galiba en iyisi.

Birazdan Biri Gelecek


Şarkılar olduğundan uzun geliyor artık. Dinlemek istemiyorum, kapatıyorum. Tekrar açıyorum, tekrar kapatıyorum. Yapacak bir şey bulamıyorum. Evin içinde tur atmaya başlıyorum. Evimde, sanki daha önce görmediğim bir yer arar gibi dolanıyorum. Çekmeceleri, dolapları karıştırıyorum. Oturuyorum tekrar bilgisayarın başına, açıyorum sosyal paylaşım sitelerini, başlıyorum; bir şeyler yazmaya, birileriyle konuşmaya, sıkıntımı gidermeye. Olmuyor, gideremiyorum sıkıntımı. 
İnsanın hayatında, tek bir kişiyle konuştuğu andan itibaren sıkıntısını yok edebilecek biri varsa eğer, çok şanslıdır bence. Benim hayatımda böyle biri var ama onunla konuşamıyorum. Konuşuyoruz aslında, her şey çok iyi ama hala yolunda gitmeyen bir şey var. Birbirimizi bu kadar çok sevmemiz mi zarar veriyor aşkımıza, bilmiyorum? Aslında ona olan aşkım, şimdiye kadar nokta kadar zarar almadı. Ona hep aşığım, hep olacağım. 
Yeri gelir, hayatınızdan bir kaç kişiyi çıkarmanız gerekir. Sizi daha önce mutlu eden insanlar olur, daha sonra değişmeye başlarlar. Senden uzaklaşmaya, seni anlamamaya. Gün gelir; aslında tanımadığınız, tanımak bile istemeyeceğiniz, çirkin bir insan oluverirler. Hayatımda şu an  ’keşke tanımasaydım’ ve ‘çirkin insanlar’ adı altında bulunan iki kişi var. Evet, onlarla çok güzel anlar da yaşadım ama artık hiçbirinin önemi yok. Şu anki yalnızlığımla, baş başa kalmak galiba en iyisi.


Sessizce ilerliyordum sonu belirsiz ve görünmeyen bir yolda. Etrafta tek bir ev, tek bir ışık bile yoktu. Kendi nefes alış verişlerimi, attığım adımlardan yükselen sesler ve her yükselen sese irkilen ve uyuşan bedenim. Hissediyorum. Hissettiğim tek şey de bu, korku.
Hafifçe esen rüzgarın oynattığı ağaç yapraklarının çıkardığı hışırtıları, peşimden gelen insanlar sanıyorum. Kim getirdi ve koydu beni bu ıssız yere? Yoksa ben mi koydum kendimi bu yalnızlığa, sessizliğe ve çaresizliğe? Yine bilmiyorum, hiçbir şey bilmiyorum. Adımlarımı arada bir hızlandırıyorum, bir yaprak hışırtısı ve adımlarım yavaşlıyor…
İlerde bir son varmış gibi, yolun sonunda bir nokta varmış gibi görüyorum ama ilerledikçe, ben bir adım daha attıkça o nokta da bir adım atıyor. Bana doğru gelmiyor, kaçıyor benden. Elbet bir gün bir sona varmayak mıyız zaten? Neden kaçıyor benden bu son? Neden istemiyor beni?
Belki de bu sefer sonu olmayan ve olmayacak bir yolun içerisindeyim. Ne kadar hızlı adım atarsam atayım, yine de sonu gelmeyecek bir yol. Bundan huzursuz veya mutsuz muyum? Hayır değilim. Eminim ki bu yolu tek başıma yürümüyorum, adımlarımı tek başıma atmıyorum. O hışırdayan yapraklar, sertçe esen rüzgarın ıslıkları, benimle beraber gelen ve beni hiç yalnız bırakmayacağına dair söz veren kişidir. Bundan eminim.
Düşüncelerimden olsa gerek, bir an durdum. Arkama döndüm ve bir daha, bir daha. Bir süre kendi etrafımda yavaşça döndükten sonra, bedenimi dikleştirdim ve sonra da başımı. Gülümsedim; hem gözlerimle, hem dudaklarımla hem de kalbimle. Sol tarafıma baktım. Tahmin ettiğim gibi, yanımdaydı. Ellerime doğru indirdim gözlerimi, sıkıca tutmuştu ellerimden, hiç bırakmayacasına. Daha fazla gülümsemeye başladım o an, mutluluktan. Mutluydum, evet.

Sonsuzluğum


Sessizce ilerliyordum sonu belirsiz ve görünmeyen bir yolda. Etrafta tek bir ev, tek bir ışık bile yoktu. Kendi nefes alış verişlerimi, attığım adımlardan yükselen sesler ve her yükselen sese irkilen ve uyuşan bedenim. Hissediyorum. Hissettiğim tek şey de bu, korku.
Hafifçe esen rüzgarın oynattığı ağaç yapraklarının çıkardığı hışırtıları, peşimden gelen insanlar sanıyorum. Kim getirdi ve koydu beni bu ıssız yere? Yoksa ben mi koydum kendimi bu yalnızlığa, sessizliğe ve çaresizliğe? Yine bilmiyorum, hiçbir şey bilmiyorum. Adımlarımı arada bir hızlandırıyorum, bir yaprak hışırtısı ve adımlarım yavaşlıyor…
İlerde bir son varmış gibi, yolun sonunda bir nokta varmış gibi görüyorum ama ilerledikçe, ben bir adım daha attıkça o nokta da bir adım atıyor. Bana doğru gelmiyor, kaçıyor benden. Elbet bir gün bir sona varmayak mıyız zaten? Neden kaçıyor benden bu son? Neden istemiyor beni?
Belki de bu sefer sonu olmayan ve olmayacak bir yolun içerisindeyim. Ne kadar hızlı adım atarsam atayım, yine de sonu gelmeyecek bir yol. Bundan huzursuz veya mutsuz muyum? Hayır değilim. Eminim ki bu yolu tek başıma yürümüyorum, adımlarımı tek başıma atmıyorum. O hışırdayan yapraklar, sertçe esen rüzgarın ıslıkları, benimle beraber gelen ve beni hiç yalnız bırakmayacağına dair söz veren kişidir. Bundan eminim.
Düşüncelerimden olsa gerek, bir an durdum. Arkama döndüm ve bir daha, bir daha. Bir süre kendi etrafımda yavaşça döndükten sonra, bedenimi dikleştirdim ve sonra da başımı. Gülümsedim; hem gözlerimle, hem dudaklarımla hem de kalbimle. Sol tarafıma baktım. Tahmin ettiğim gibi, yanımdaydı. Ellerime doğru indirdim gözlerimi, sıkıca tutmuştu ellerimden, hiç bırakmayacasına. Daha fazla gülümsemeye başladım o an, mutluluktan. Mutluydum, evet.

Çoğu insan aşık olduğunu sanır; sevdiğini, çok bağlandığını ve aşkın hep süreceğini. Kimisi yanılmıştır, bitmiştir çabucak her şey, tek bir hareketle, tek bir çırpıda. Kimisi de sürmüştür, sürüyordur ve sürmeye devam edecektir. 
‘Aşk diye bir şey yok’ diyen birinin aşık olabileceğini düşünmek veya birine karşı şiddetli duygular besleyeceğini düşünmek biraz komik olur sanırım. Ha, eğer ki şiddetli bir duygu hissederim diyen varsa, bu sözü söylemiş de olsa, hissettiği tek duygu nefrettir. Tabii ki o insan hiçbir zaman aşık olamaz da diyemeyiz, sadece bir ihtimal. Sevmek, sevilmek, aşık olmak ve hatta sevdiğini veya aşık olduğunu sanmak da insanların doğasına özgü bir şey ve küçücük çocuklar bile bunu yaşamışlardır. Derler ya hani kocaman oldukları zamanlarda: ”İlk aşkım.” diye. Bazıları da bulamaz aradığını ‘ilk aşklarında’ ve aramaya başlarlar deli gibi. Sanki oyuncaklarını kaybetmişler de onu arıyorlar. Sevgili çocuklar, oyuncağınız; masanın altından, dolabın içinden, koltuk aralarından veya yatağınızın altından çıkabilir ama bu baktığınız yerlerde aşkı bulamazsınız. 

Aşk Galiba…

Çoğu insan aşık olduğunu sanır; sevdiğini, çok bağlandığını ve aşkın hep süreceğini. Kimisi yanılmıştır, bitmiştir çabucak her şey, tek bir hareketle, tek bir çırpıda. Kimisi de sürmüştür, sürüyordur ve sürmeye devam edecektir. 
‘Aşk diye bir şey yok’ diyen birinin aşık olabileceğini düşünmek veya birine karşı şiddetli duygular besleyeceğini düşünmek biraz komik olur sanırım. Ha, eğer ki şiddetli bir duygu hissederim diyen varsa, bu sözü söylemiş de olsa, hissettiği tek duygu nefrettir. Tabii ki o insan hiçbir zaman aşık olamaz da diyemeyiz, sadece bir ihtimal. Sevmek, sevilmek, aşık olmak ve hatta sevdiğini veya aşık olduğunu sanmak da insanların doğasına özgü bir şey ve küçücük çocuklar bile bunu yaşamışlardır. Derler ya hani kocaman oldukları zamanlarda: ”İlk aşkım.” diye. Bazıları da bulamaz aradığını ‘ilk aşklarında’ ve aramaya başlarlar deli gibi. Sanki oyuncaklarını kaybetmişler de onu arıyorlar. Sevgili çocuklar, oyuncağınız; masanın altından, dolabın içinden, koltuk aralarından veya yatağınızın altından çıkabilir ama bu baktığınız yerlerde aşkı bulamazsınız. 

Fotoğrafım
Edirne, Ayşekadın, Türkiye
19 Ocak 1996, İskenderun doğumlu. Trakya Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü mezunu. 13 yaşından beri blogger. 2012 Hürriyet Bumerang Ödülleri'nde En Uyumlu site üçüncülüğüne hak kazandı. İlk kitabı İkinci Kadının Hikâyesi ise Temmuz 2016 yılında basıldı. Tüm kitabevleri ve online kitapçılarda satışta.