background img

The New Stuff

edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Nihayet, bütün bir yılın sonunda yüzüm ilk defa güldü. Sınav stresimi ve yaşadığım onca şanssızlğı sizlerle daha önce de paylaşmıştım. İyice umudum kesilmişti, ek tercihleri bekledim ve onu da bir çırpıda yaptım. 30 tercihi doldurmak yerine kesin gelebilecek yerleri yazdım ki, bir an önce İskenderun'dan kurtulayım. 

Tercihlerimde sırasıyla; Denizli, Edirne, Kırklareli, Antalya, Ankara ve Yalova'ydı. Antalya'da iki farklı bölüm yazmıştım. Aralarından en çok istediğim şehir Edirne'ydi. Sebebi ise İstanbul'a yakın olan yerlerden biri olmasıydı. Çok önceden takip edenleriniz, senenin başından beri İstanbul Üniversitesi - Edebiyat istediğimi biliyor zaten. Ne yazık ki az önce de söylemiş olduğum, yaşadığım şanssızlıklar yüzünden bu sene oraya yerleşemedim. Tabii ki vazgeçmedim, bu sene tekrar hazırlanıp başaracağım dedim. 

İskenderun'dan kurtulmak istememin birçok sebebi var. O yüzden bu sene sadece gitmek, buradan uzaklaşmak istediğim için ek tercihte bulundum. Stresli bekleyiş sürecinde hep Edirne, Edirne, Edirne dedim durdum. Bir senemi orada rahatlıkla geçirebilir, İstanbul'a yakın olduğu için oraya sık sık gidebilirim dedim ve orada bir yıl hazırlanıp bu sefer hedeflediğim, hayalim olan üniversiteye, bölüme yerleşirim diye söylendim durdum. 

İstediğim ve dilediğim de oldu. Edirne'de Halkla İlişkiler Bölümünü kazandım. Bu sene için en çok istediğim bölümü tutturmuş olmanın sevincini yaşıyorum şu an. Kafamda kurmuş olduğum planın ilk basamağı gerçekleşti. Umarım arkası da kolay bir şekilde gelir.

Planımı da paylaşmak isterim sizlerle. Az önce de dediğim gibi İstanbul - Edebiyat istiyorum. Eğer olur da bu sene de Edebiyatı kazanamazsam diye ikinci yılımın sonunda DGS ile Gazetecilik, Radyo - Tv gibi geçiş yapabileceğim bir bölüme gitmek istedim. Bu sebeple Halkla İlişkileri tercih ettim ve demiş olduğum gibi ilk basamak kuruldu ve ilk adım atıldı. Bakalım bundan sonra neler olacak? Umuyorum ki her şey hayal ettiğim, dilediğim gibi olur. 

Tabii ki sizin de hayallerinizin gerçekleşmesi dileğiyle...

Edirne Yolcusu Kalmasın!


Nihayet, bütün bir yılın sonunda yüzüm ilk defa güldü. Sınav stresimi ve yaşadığım onca şanssızlğı sizlerle daha önce de paylaşmıştım. İyice umudum kesilmişti, ek tercihleri bekledim ve onu da bir çırpıda yaptım. 30 tercihi doldurmak yerine kesin gelebilecek yerleri yazdım ki, bir an önce İskenderun'dan kurtulayım. 

Tercihlerimde sırasıyla; Denizli, Edirne, Kırklareli, Antalya, Ankara ve Yalova'ydı. Antalya'da iki farklı bölüm yazmıştım. Aralarından en çok istediğim şehir Edirne'ydi. Sebebi ise İstanbul'a yakın olan yerlerden biri olmasıydı. Çok önceden takip edenleriniz, senenin başından beri İstanbul Üniversitesi - Edebiyat istediğimi biliyor zaten. Ne yazık ki az önce de söylemiş olduğum, yaşadığım şanssızlıklar yüzünden bu sene oraya yerleşemedim. Tabii ki vazgeçmedim, bu sene tekrar hazırlanıp başaracağım dedim. 

İskenderun'dan kurtulmak istememin birçok sebebi var. O yüzden bu sene sadece gitmek, buradan uzaklaşmak istediğim için ek tercihte bulundum. Stresli bekleyiş sürecinde hep Edirne, Edirne, Edirne dedim durdum. Bir senemi orada rahatlıkla geçirebilir, İstanbul'a yakın olduğu için oraya sık sık gidebilirim dedim ve orada bir yıl hazırlanıp bu sefer hedeflediğim, hayalim olan üniversiteye, bölüme yerleşirim diye söylendim durdum. 

İstediğim ve dilediğim de oldu. Edirne'de Halkla İlişkiler Bölümünü kazandım. Bu sene için en çok istediğim bölümü tutturmuş olmanın sevincini yaşıyorum şu an. Kafamda kurmuş olduğum planın ilk basamağı gerçekleşti. Umarım arkası da kolay bir şekilde gelir.

Planımı da paylaşmak isterim sizlerle. Az önce de dediğim gibi İstanbul - Edebiyat istiyorum. Eğer olur da bu sene de Edebiyatı kazanamazsam diye ikinci yılımın sonunda DGS ile Gazetecilik, Radyo - Tv gibi geçiş yapabileceğim bir bölüme gitmek istedim. Bu sebeple Halkla İlişkileri tercih ettim ve demiş olduğum gibi ilk basamak kuruldu ve ilk adım atıldı. Bakalım bundan sonra neler olacak? Umuyorum ki her şey hayal ettiğim, dilediğim gibi olur. 

Tabii ki sizin de hayallerinizin gerçekleşmesi dileğiyle...

Merhaba arkadaşlar. Uzun bir aradan sonra tam bir iç rahatlığıyla bilgisayarımı kucağıma aldım ve kollarımı sizlere açtım. Günde ikişer üçer postla karşınızda olan ben, bu yıl pek karşınızda olamadım. Bunun sebebi de bildiğiniz üzere üniversite sınavlarına hazırlanıyor oluşumdu. Şimdi sizlere güzel ve yarı güzel haberlerim var. Hepsinden bir an önce bahsetmek istiyorum çünkü çatır çatır çatlıyorum heyecandan.

Öncelikle sınavlarım nasıl geçti, sonuçlar nasıl onlardan bahsetmek istiyorum. YGS sınavım, sınav esnasında muhteşemdi. Yapabildiğimin fazlasını da yapıp (4 matematik sorusu) büyük bir iç rahatlığıyla sınavdan çıktım. Yaptıklarımdan o kadar emin ve mutluydum ki keyfime diyecek yoktu. Bu mutlulukla LYS hazırlık sürecine de adapte olmam pek zor olmadı. Fakat 1 hafta sonrasında sonuçların açıklanmasıyla büyük bir facia ile karşı karşıya kaldım. Puanım beklediğimden çok çok daha düşük. Neredeyse tam bir felaket. Fakat hiç üstüne düşmek istemedim çünkü sırada daha önemli bir sınav vardı.

LYS sınavlarım da harika geçti. Edebiyattan full bekliyorum, çünkü hem ilgi alanım hem de hayatım boyunca sürdürmek istediğim mesleğin ana kaynağı. Aynı şekilde nasıl ve nereden çıktığını anlamadığım 11 adet yanlışla tam bir fiyaskoya imzamı attım ve LYS de bana güzelce bir geçirdi.

Moral bozmadım, tercihler vardı ve istediğim yerlerin çoğu da şıp diye geliyordu. İstediğim şehirler ve bölümler gözümü öyle bir kör etmiş ki tercih sıralaması hatalı olunca 3. tercihimden sonraki tercihlerim ölü tercih olmuş ve yerleşebileceğim onca güzel şehir, üniversite ve bölümler hayal oldu. Şimdi ise ek tercihleri beklemekteyim, bu sefer kesinlikle bir hata bir yanlış yapmamalıyım bunun bilincindeyim ve şehirlerin, üniversitelerin gözümü kör etmesine izin vermeden akıllı çocuk olup harika tercihlerimi güzelce yapacağım.

VE GELDİK ASIL BÜYÜK HABERE! 

2013'ün Ocak ayında yazmaya başladığım ve Kasım ayının ortalarında bitirmiş olduğum kitabımı bir yayınevine göndermiştim. Açıkçası büyük bir yayınevi olduğu için umutsuz ve karamsar bakıyordum bu olaya. Bir nevi de öyle oldu. Yayın programına alınmadı eserim. Ona üzülürken, başka bir yayınevinden teklif aldım. Kitabımı kendileri basmak istediler. Olaya sıcak bakıyordum, sonuçta tek hayalim bu. Kitaplarımın basılması ve büyük bir yazar olmak. Fakat o açıdan da bir kaç problem yaşadım ve o yayınevi de gözden çıktı. 

Tam bunlar olurken, bu yıl gidiyor olduğum Final Dersanesi müdürümüz Orhan Sahilli, kitabı FDD'nin Kültür-Sanat Yayınevine gönderebileceğimizi söyledi. Pek umutlu değildim yine fakat tabii ki de denemek benim için iyi bir artı puandı. 

Her şey hazırlandı ve kitabımı gönderdim. Yaklaşık 1 ay önce beni aradılar ve kitabımı bana geri göndereceklerini, son bir göz gezdirip tekrar kendilerine göndermemi istediler. Sonrasında editör ve basım aşaması gerçekleşecekti! 

Kitabımı son kez gözden geçirdim ve yayınevine tekrar gönderdim. Şimdi beklemekte olduğum tek şey kitabımın basım tarihi. Acayip heyecanlı ve mutluyum. İlk kitabım neredeyse basılmak üzere ve ben artık gerçek anlamda bir yazar olacağım. Mutluluğum anlatılabilecek gibi değil ama sizlerle bu duyguyu paylaşmak, gerçekten ayrı bir muhteşem. 

***

Şimdi ise ek tercihleri bekliyorum bir yandan ve bir diğer yandan da ikinci kitabımı yazmaya başlayacağım. Harika bir gelecek beni bekliyor, hissedebiliyorum. Umuyorum ki bundan sonra daha güzel haberlerimi ve mutluluklarımı sizlerle daha sık paylaşırım. 

Şimdilik hoşçakalın!

Ben Şimdi Yazar mı Oluyorum?

Merhaba arkadaşlar. Uzun bir aradan sonra tam bir iç rahatlığıyla bilgisayarımı kucağıma aldım ve kollarımı sizlere açtım. Günde ikişer üçer postla karşınızda olan ben, bu yıl pek karşınızda olamadım. Bunun sebebi de bildiğiniz üzere üniversite sınavlarına hazırlanıyor oluşumdu. Şimdi sizlere güzel ve yarı güzel haberlerim var. Hepsinden bir an önce bahsetmek istiyorum çünkü çatır çatır çatlıyorum heyecandan.

Öncelikle sınavlarım nasıl geçti, sonuçlar nasıl onlardan bahsetmek istiyorum. YGS sınavım, sınav esnasında muhteşemdi. Yapabildiğimin fazlasını da yapıp (4 matematik sorusu) büyük bir iç rahatlığıyla sınavdan çıktım. Yaptıklarımdan o kadar emin ve mutluydum ki keyfime diyecek yoktu. Bu mutlulukla LYS hazırlık sürecine de adapte olmam pek zor olmadı. Fakat 1 hafta sonrasında sonuçların açıklanmasıyla büyük bir facia ile karşı karşıya kaldım. Puanım beklediğimden çok çok daha düşük. Neredeyse tam bir felaket. Fakat hiç üstüne düşmek istemedim çünkü sırada daha önemli bir sınav vardı.

LYS sınavlarım da harika geçti. Edebiyattan full bekliyorum, çünkü hem ilgi alanım hem de hayatım boyunca sürdürmek istediğim mesleğin ana kaynağı. Aynı şekilde nasıl ve nereden çıktığını anlamadığım 11 adet yanlışla tam bir fiyaskoya imzamı attım ve LYS de bana güzelce bir geçirdi.

Moral bozmadım, tercihler vardı ve istediğim yerlerin çoğu da şıp diye geliyordu. İstediğim şehirler ve bölümler gözümü öyle bir kör etmiş ki tercih sıralaması hatalı olunca 3. tercihimden sonraki tercihlerim ölü tercih olmuş ve yerleşebileceğim onca güzel şehir, üniversite ve bölümler hayal oldu. Şimdi ise ek tercihleri beklemekteyim, bu sefer kesinlikle bir hata bir yanlış yapmamalıyım bunun bilincindeyim ve şehirlerin, üniversitelerin gözümü kör etmesine izin vermeden akıllı çocuk olup harika tercihlerimi güzelce yapacağım.

VE GELDİK ASIL BÜYÜK HABERE! 

2013'ün Ocak ayında yazmaya başladığım ve Kasım ayının ortalarında bitirmiş olduğum kitabımı bir yayınevine göndermiştim. Açıkçası büyük bir yayınevi olduğu için umutsuz ve karamsar bakıyordum bu olaya. Bir nevi de öyle oldu. Yayın programına alınmadı eserim. Ona üzülürken, başka bir yayınevinden teklif aldım. Kitabımı kendileri basmak istediler. Olaya sıcak bakıyordum, sonuçta tek hayalim bu. Kitaplarımın basılması ve büyük bir yazar olmak. Fakat o açıdan da bir kaç problem yaşadım ve o yayınevi de gözden çıktı. 

Tam bunlar olurken, bu yıl gidiyor olduğum Final Dersanesi müdürümüz Orhan Sahilli, kitabı FDD'nin Kültür-Sanat Yayınevine gönderebileceğimizi söyledi. Pek umutlu değildim yine fakat tabii ki de denemek benim için iyi bir artı puandı. 

Her şey hazırlandı ve kitabımı gönderdim. Yaklaşık 1 ay önce beni aradılar ve kitabımı bana geri göndereceklerini, son bir göz gezdirip tekrar kendilerine göndermemi istediler. Sonrasında editör ve basım aşaması gerçekleşecekti! 

Kitabımı son kez gözden geçirdim ve yayınevine tekrar gönderdim. Şimdi beklemekte olduğum tek şey kitabımın basım tarihi. Acayip heyecanlı ve mutluyum. İlk kitabım neredeyse basılmak üzere ve ben artık gerçek anlamda bir yazar olacağım. Mutluluğum anlatılabilecek gibi değil ama sizlerle bu duyguyu paylaşmak, gerçekten ayrı bir muhteşem. 

***

Şimdi ise ek tercihleri bekliyorum bir yandan ve bir diğer yandan da ikinci kitabımı yazmaya başlayacağım. Harika bir gelecek beni bekliyor, hissedebiliyorum. Umuyorum ki bundan sonra daha güzel haberlerimi ve mutluluklarımı sizlerle daha sık paylaşırım. 

Şimdilik hoşçakalın!


Yazın sonlarına doğru gelirken, üniversite sınavı heyecanı da bir yandan başlamış bulunmakta. Ben de bu sene boyunca bu maraton içerisinde koşuşturacak olan öğrencilerden biriyim.

Geçtiğimiz hafta Pazartesi günü dersaneye başladım ve şimdilik her şey harika gidiyor diyebilirim. Tabii bununla birlikte her şeyin aynı harikalıkta devam etmeyeceğinin de farkında olmaktayım fakat ben yine de bunu düşünmeden sadece çalışmaya ve başarmaya odaklanmış bulunuyorum.

Normalde eşit ağırlıkçıyım fakat hedefimin belli olması sebebiyle dersanede sözelden devam ediyorum. Şu an bunları İskenderun'dan, yatağımın üzerinden yazıyorum fakat seneye umarım ki İstanbul Üniversitesi - Radyo Tv bölümünü kazanmış bir üniversiteli olarak İstanbul'da bulunuyor olurum ve sınav sonrası mutluluklarımı yine ilk önce sizlerle paylaşırım. Tek hedefim var, şu an ona doğru koşmaktayım.

YGS - LYS derken bu sene haliyle bloguma fazla da bir vakit ayıramayacağıma çok üzülüyorum. Fakat elimden geldiğince, 1 saatlik veya yarım saatlik bir aralıkla sadece yazıp-çıkma amaçlı girebileceğimi düşünüyorum. Onun dışında deli gibi test çözümleri ve çalışmalar yapacağım.

Sizlerin de iyi dileklerinizi istiyorum ki biraz moral olsun yahu.
Ben inanıyorum, kazanacağım. Siz de inanın! :)


Ve Maraton Başladı


Yazın sonlarına doğru gelirken, üniversite sınavı heyecanı da bir yandan başlamış bulunmakta. Ben de bu sene boyunca bu maraton içerisinde koşuşturacak olan öğrencilerden biriyim.

Geçtiğimiz hafta Pazartesi günü dersaneye başladım ve şimdilik her şey harika gidiyor diyebilirim. Tabii bununla birlikte her şeyin aynı harikalıkta devam etmeyeceğinin de farkında olmaktayım fakat ben yine de bunu düşünmeden sadece çalışmaya ve başarmaya odaklanmış bulunuyorum.

Normalde eşit ağırlıkçıyım fakat hedefimin belli olması sebebiyle dersanede sözelden devam ediyorum. Şu an bunları İskenderun'dan, yatağımın üzerinden yazıyorum fakat seneye umarım ki İstanbul Üniversitesi - Radyo Tv bölümünü kazanmış bir üniversiteli olarak İstanbul'da bulunuyor olurum ve sınav sonrası mutluluklarımı yine ilk önce sizlerle paylaşırım. Tek hedefim var, şu an ona doğru koşmaktayım.

YGS - LYS derken bu sene haliyle bloguma fazla da bir vakit ayıramayacağıma çok üzülüyorum. Fakat elimden geldiğince, 1 saatlik veya yarım saatlik bir aralıkla sadece yazıp-çıkma amaçlı girebileceğimi düşünüyorum. Onun dışında deli gibi test çözümleri ve çalışmalar yapacağım.

Sizlerin de iyi dileklerinizi istiyorum ki biraz moral olsun yahu.
Ben inanıyorum, kazanacağım. Siz de inanın! :)




Bu Pazartesi günü, 19 Mayıs sebebiyle okullar tatildi. Biz öğrenci grubu da tabii ayrı bir bayram yaptık. Pazartesiden bir kere daha nefret etmedik. Sendrom falan hiç yakınımızda olmayan, anlamını bile bilmediğimiz bir kavram haline geldi. Pazar akşamı uyumadık, Pazartesi öğlene kadar yataktan kalkmadık. Olabildiğince tembel geçirdik yani günü. Ya da en azından ben şu an sadece kendi yaptıklarımı anlatmaktayım.

Pazartesi günü tembellik yapıp durdum, çünkü ertesi günü başlayacak olan sınavları kafamdan atmaya çalışıyordum. ''Hayır yazılı diyiliz kandırıyorlar bizi! Yok öyle bişi ya YOK!'' diye kendimi kandırmaya çalışsam da ne yazık ki sınavlar bana girmeye yavaştan başladı.

Salı günü Coğrafya yazılımda dağlar, bayırlarla bir kendime geldim böyle. Yazılıda sorulara bakıyorum falan bir şey anladığım yok. E tabii bir gece önce kitabı açıp ''Ha bu basitmiş ya biliyorum ki ben zaten bunu.'' diye diye bir şeye de çalışmadım. Sınav esnasında da radarlar açıldı tabii bende. ''Kim ne yapmış?'', ''Benim kağıdım A grubu, yanımdaki de A'dır inşallah da hepsini ondan yaparım ihih.'' falan yaparken, benim o kötü şansım kör talihim bana bir kerecik gülümsedi ve farklı gruplar olmamıza rağmen, sorularımız aynıydı. Ben de kağıdı olduğu gibi geçirdim ve 85'i kaparak, 24 olan notumu yükselterek karneme Coğrafyayı 3 düşürmeyi başarmış bulunmaktayım.

Bugün de İngilizce yazılısında en favourite singer'ımı sonracığıma ne söyleyim en beğendiğim music'i, sonra işte güzel song yapabiliyormuşum da sesim good muymuş neymiş onları sormuş kadın bize. Ya benim güzel hocacığım, benim ikoncan bebikim sen şimdi benim sesimin good olup olmadığını ne yapıcaksın. Sesim good ise bana sabahtan akşama kadar şarkı mı söyleteceksin yani nedir derdin?

Ben bunları çözmeye çalışırken bir de gördüm ki bu sefer yanımdaki arkadaşımla kağıdımız gerçekten aynı. Ben A grubu, o da A grubu. Tabii hiç çaktırmıyorum hocaya, yanımdaki arkadaşıma da ''Lan gruplarımız aynı ha vuhuu kesin yüz aldık nırırırımmm!'' falan yaptım böyle tabii ikimizde mal gibi birbirimize bakıyoruz çünkü soruları çözemiyoruz. Neyse ki bu benim canım arkadaşım kopya hazırlamış da sıranın altına şey ettirmiş biz böyle birazcık ordan birazcık burdan kağıdı tamamladık, 100 aldık çıktık.

Şimdi bu sınavlar iyi hoş güzel geçti tamam içimiz şu an rahat, ohh mis. Fakat yarın İnkılap ve Edebiyat, Cuma günü de Dil Anlatım ve Tarih yazılılarım var. Dil Anlatım ve Edebiyat'ı saymıyorum çünkü onlar hiç çalışmadan bile harika puanlar aldığım dersler. Fakat Tarih ve İnkılap da en özürlü olduğum dersler. Ne yapıcam ne edicem bilmiyorum. Uykulu uykulu bunları yazıyorum zaten birazdan da mışıl mışıl akşama kadar uyurum sonra uyanır tekrar uyurum gün biter.

Allah'ım senden ufacık mini minnacık bir istediğim var. Şimdi yani ben bütün sene böyle çok çalıştım bir sürü güzel, pıtır pıtırcık notlar aldım, şu son yazılılara da böyle kendimi yormak istemiyorum. Bir güzellik yap da sen yarın ve Cuma günü olacak sınavlarda da bana bir kıyak yap şöyle mesela yanımdakiyle kağıtlarımız aynı olsun, kopya çektiğimizi hoca görmesin falandı filandı. İşte sen bilirsin zaten ne yapacağını. Çok teşekkür ederim Allah'ım. Söz veriyorum seneye çok çalışıcam, çok.

Seneye Çok Çalışacağım: Söz!


Bu Pazartesi günü, 19 Mayıs sebebiyle okullar tatildi. Biz öğrenci grubu da tabii ayrı bir bayram yaptık. Pazartesiden bir kere daha nefret etmedik. Sendrom falan hiç yakınımızda olmayan, anlamını bile bilmediğimiz bir kavram haline geldi. Pazar akşamı uyumadık, Pazartesi öğlene kadar yataktan kalkmadık. Olabildiğince tembel geçirdik yani günü. Ya da en azından ben şu an sadece kendi yaptıklarımı anlatmaktayım.

Pazartesi günü tembellik yapıp durdum, çünkü ertesi günü başlayacak olan sınavları kafamdan atmaya çalışıyordum. ''Hayır yazılı diyiliz kandırıyorlar bizi! Yok öyle bişi ya YOK!'' diye kendimi kandırmaya çalışsam da ne yazık ki sınavlar bana girmeye yavaştan başladı.

Salı günü Coğrafya yazılımda dağlar, bayırlarla bir kendime geldim böyle. Yazılıda sorulara bakıyorum falan bir şey anladığım yok. E tabii bir gece önce kitabı açıp ''Ha bu basitmiş ya biliyorum ki ben zaten bunu.'' diye diye bir şeye de çalışmadım. Sınav esnasında da radarlar açıldı tabii bende. ''Kim ne yapmış?'', ''Benim kağıdım A grubu, yanımdaki de A'dır inşallah da hepsini ondan yaparım ihih.'' falan yaparken, benim o kötü şansım kör talihim bana bir kerecik gülümsedi ve farklı gruplar olmamıza rağmen, sorularımız aynıydı. Ben de kağıdı olduğu gibi geçirdim ve 85'i kaparak, 24 olan notumu yükselterek karneme Coğrafyayı 3 düşürmeyi başarmış bulunmaktayım.

Bugün de İngilizce yazılısında en favourite singer'ımı sonracığıma ne söyleyim en beğendiğim music'i, sonra işte güzel song yapabiliyormuşum da sesim good muymuş neymiş onları sormuş kadın bize. Ya benim güzel hocacığım, benim ikoncan bebikim sen şimdi benim sesimin good olup olmadığını ne yapıcaksın. Sesim good ise bana sabahtan akşama kadar şarkı mı söyleteceksin yani nedir derdin?

Ben bunları çözmeye çalışırken bir de gördüm ki bu sefer yanımdaki arkadaşımla kağıdımız gerçekten aynı. Ben A grubu, o da A grubu. Tabii hiç çaktırmıyorum hocaya, yanımdaki arkadaşıma da ''Lan gruplarımız aynı ha vuhuu kesin yüz aldık nırırırımmm!'' falan yaptım böyle tabii ikimizde mal gibi birbirimize bakıyoruz çünkü soruları çözemiyoruz. Neyse ki bu benim canım arkadaşım kopya hazırlamış da sıranın altına şey ettirmiş biz böyle birazcık ordan birazcık burdan kağıdı tamamladık, 100 aldık çıktık.

Şimdi bu sınavlar iyi hoş güzel geçti tamam içimiz şu an rahat, ohh mis. Fakat yarın İnkılap ve Edebiyat, Cuma günü de Dil Anlatım ve Tarih yazılılarım var. Dil Anlatım ve Edebiyat'ı saymıyorum çünkü onlar hiç çalışmadan bile harika puanlar aldığım dersler. Fakat Tarih ve İnkılap da en özürlü olduğum dersler. Ne yapıcam ne edicem bilmiyorum. Uykulu uykulu bunları yazıyorum zaten birazdan da mışıl mışıl akşama kadar uyurum sonra uyanır tekrar uyurum gün biter.

Allah'ım senden ufacık mini minnacık bir istediğim var. Şimdi yani ben bütün sene böyle çok çalıştım bir sürü güzel, pıtır pıtırcık notlar aldım, şu son yazılılara da böyle kendimi yormak istemiyorum. Bir güzellik yap da sen yarın ve Cuma günü olacak sınavlarda da bana bir kıyak yap şöyle mesela yanımdakiyle kağıtlarımız aynı olsun, kopya çektiğimizi hoca görmesin falandı filandı. İşte sen bilirsin zaten ne yapacağını. Çok teşekkür ederim Allah'ım. Söz veriyorum seneye çok çalışıcam, çok.


Kitap, yine bir arkadaşım tarafından hediye olarak elime geçti. Bir süre kitaplığımın bir köşesinde okunmayı bekledi ve sonunda okunup bitirildi. 

Aşkı Arayan Yürek, bir edebiyat profesörünün hayatını ele alıyor. Hem kariyeri, hem de özel hayatıyla ilk sıralarda yerini korumaya çalışıyor. İşinde, herkes onun en iyi olduğunu söylüyor, gerçekten de öyle. Tolstoy'un mutluluk üzerine olan düşüncesinin tam aksini iddia ederek, ustaya meydan okumaya kalkıyor. İş hayatına karşı tehlikeli bir adım olarak görünse de Tracy kesinlikle kendini bilmektedir ve bu işten dönmeyecektir. Fakat aşk hayatı, başlarda istediği gibi sonuçlanmıyor ne yazık ki. Ama pes etmiyor ve aşkının da peşinden gidiyor. Çünkü biliyor ki, yüreğinin aradığı o aşk, George'da. 

Rachel Kadish, tüm edebiyat okurlarına, severlerine harika bir kitap sunmuş. Hayatının bir köşesinde az da olsa edebiyata gönül veren herkes bu kitabı okumalı. 

Başlarda çok sıkıcı geliyor ama sayfa sonrasında olaylar patlıyor yavaşça. Edebi cümlelerin birbiriyle harmanlanması bu kitabı çok daha güzel kılıyor doğrusu. 

Tanıtım Bülteni: 

Edebiyat profesörü Tracy, Tolstoy'un Anna Karenina'sında, yalnızca mutsuzluğun ilginç, mutluluğunsa öngörülebilir ve hafif olduğu düşüncesinin tam aksini iddia etmektedir. Ona göre, mutluluk kendi başına edebiyatta da hayatta da yeterince ilginçtir. Usta Tolstoy'a meydan okuması, kariyeri için tehdit oluştursa da Tracy kendinden emindir. Her şeyden önce kendisi teorisine müthiş bir örnek oluşturmaktadır: Arkadaşları, işi ve otuz üç yaşındaki yalnızlığıyla yaşamaktan memnundur. Ta ki ayaklarını yerden kesen ve düşüncelerine meydan okumaktan kaçınmayan George'la tanışana kadar... Aşkın düşündüğünden çok daha karmaşık olduğunu anlayan Tracy, gerçek arzularının peşinden gitmeden mutlu olamayacağını görür. 

''Kadish'in yazınsal teoriye tutkuyla bağlı, zeki, romantik klişelere saplanıp kalmayan anlatıcısının gözünden insan ilişkilerine dair yazdıkları 20. yüzyıl feministleri tarafından da takdir edilecek.'' (Publishers Weekly)

''Konusu zarifçe ele alınmış, gerçekten zekice kurgulanmış bir roman...'' (Boston Globe)

Aşkı Arayan Yürek - Rachel Kadish


Kitap, yine bir arkadaşım tarafından hediye olarak elime geçti. Bir süre kitaplığımın bir köşesinde okunmayı bekledi ve sonunda okunup bitirildi. 

Aşkı Arayan Yürek, bir edebiyat profesörünün hayatını ele alıyor. Hem kariyeri, hem de özel hayatıyla ilk sıralarda yerini korumaya çalışıyor. İşinde, herkes onun en iyi olduğunu söylüyor, gerçekten de öyle. Tolstoy'un mutluluk üzerine olan düşüncesinin tam aksini iddia ederek, ustaya meydan okumaya kalkıyor. İş hayatına karşı tehlikeli bir adım olarak görünse de Tracy kesinlikle kendini bilmektedir ve bu işten dönmeyecektir. Fakat aşk hayatı, başlarda istediği gibi sonuçlanmıyor ne yazık ki. Ama pes etmiyor ve aşkının da peşinden gidiyor. Çünkü biliyor ki, yüreğinin aradığı o aşk, George'da. 

Rachel Kadish, tüm edebiyat okurlarına, severlerine harika bir kitap sunmuş. Hayatının bir köşesinde az da olsa edebiyata gönül veren herkes bu kitabı okumalı. 

Başlarda çok sıkıcı geliyor ama sayfa sonrasında olaylar patlıyor yavaşça. Edebi cümlelerin birbiriyle harmanlanması bu kitabı çok daha güzel kılıyor doğrusu. 

Tanıtım Bülteni: 

Edebiyat profesörü Tracy, Tolstoy'un Anna Karenina'sında, yalnızca mutsuzluğun ilginç, mutluluğunsa öngörülebilir ve hafif olduğu düşüncesinin tam aksini iddia etmektedir. Ona göre, mutluluk kendi başına edebiyatta da hayatta da yeterince ilginçtir. Usta Tolstoy'a meydan okuması, kariyeri için tehdit oluştursa da Tracy kendinden emindir. Her şeyden önce kendisi teorisine müthiş bir örnek oluşturmaktadır: Arkadaşları, işi ve otuz üç yaşındaki yalnızlığıyla yaşamaktan memnundur. Ta ki ayaklarını yerden kesen ve düşüncelerine meydan okumaktan kaçınmayan George'la tanışana kadar... Aşkın düşündüğünden çok daha karmaşık olduğunu anlayan Tracy, gerçek arzularının peşinden gitmeden mutlu olamayacağını görür. 

''Kadish'in yazınsal teoriye tutkuyla bağlı, zeki, romantik klişelere saplanıp kalmayan anlatıcısının gözünden insan ilişkilerine dair yazdıkları 20. yüzyıl feministleri tarafından da takdir edilecek.'' (Publishers Weekly)

''Konusu zarifçe ele alınmış, gerçekten zekice kurgulanmış bir roman...'' (Boston Globe)


Nihayet dün akşam, 3 ay boyunca sabırsızlıkla beklediğim akşamların ilki gerçekleşti. Uzun zamandır uzun kollu pijamalarımla, elimde sıcacık kahvemle yağmuru ve beraberinde sertçe esen rüzgarı hissetmemiştim. Dün ise bunları acayip bir zevkle başlatmış oldum.

Fazlasıyla sıcak ve bunaltıcı bir yaz sonrası böyle havalara hasret kaldık gerçekten. Çoğunuz da benim gibi yağmurun camı tıkırdatma sesi eşliğinde kitap okuyup, yanında kahve keyfi yapmayı özlemişsinizdir. Bazılarımız için bu gerçekten paha biçilemez bir zevk.

Böyle bir havada edebiyat parçalamamak da biraz kaçar diye düşünüyorum. İçimde birden bire edebiyat yüklü cümleler kaynaşmaya başladı. Havanın o hafif soğukluğundan olsa gerek.

Şöyle söyleyeyim, kışı çok seviyoruz; üşümeyi, pijamalarımızın içinde sıcacık bir kahve ve kitap keyiflerimizi özlesek de kış, gerçekten insanı bazen depresyona sokabilen bir mevsim oluyor. İnsan sanki soğuk havalarda, daha çok yanında birinin olmasını arzuluyor. Kış, romantikliklerle doluşması gereken bir mevsimdir aynı zamanda. Ben böyle düşünüyorum. Ne yazık ki bir çoğumuz kış boyu üşürken, bazılarımız da aşkla ısınacak.

Her şey bir kenara, ne olursa olsun kışın gelmiş olması acayip bir duygu. Umuyorum ki 1 - 2 gün sonra tekrar sıcak havaları yaşamayız. Kış... lütfen gelmiş ol artık!

Aşk Mevsimi


Nihayet dün akşam, 3 ay boyunca sabırsızlıkla beklediğim akşamların ilki gerçekleşti. Uzun zamandır uzun kollu pijamalarımla, elimde sıcacık kahvemle yağmuru ve beraberinde sertçe esen rüzgarı hissetmemiştim. Dün ise bunları acayip bir zevkle başlatmış oldum.

Fazlasıyla sıcak ve bunaltıcı bir yaz sonrası böyle havalara hasret kaldık gerçekten. Çoğunuz da benim gibi yağmurun camı tıkırdatma sesi eşliğinde kitap okuyup, yanında kahve keyfi yapmayı özlemişsinizdir. Bazılarımız için bu gerçekten paha biçilemez bir zevk.

Böyle bir havada edebiyat parçalamamak da biraz kaçar diye düşünüyorum. İçimde birden bire edebiyat yüklü cümleler kaynaşmaya başladı. Havanın o hafif soğukluğundan olsa gerek.

Şöyle söyleyeyim, kışı çok seviyoruz; üşümeyi, pijamalarımızın içinde sıcacık bir kahve ve kitap keyiflerimizi özlesek de kış, gerçekten insanı bazen depresyona sokabilen bir mevsim oluyor. İnsan sanki soğuk havalarda, daha çok yanında birinin olmasını arzuluyor. Kış, romantikliklerle doluşması gereken bir mevsimdir aynı zamanda. Ben böyle düşünüyorum. Ne yazık ki bir çoğumuz kış boyu üşürken, bazılarımız da aşkla ısınacak.

Her şey bir kenara, ne olursa olsun kışın gelmiş olması acayip bir duygu. Umuyorum ki 1 - 2 gün sonra tekrar sıcak havaları yaşamayız. Kış... lütfen gelmiş ol artık!

Fotoğrafım
Edirne, Ayşekadın, Türkiye
19 Ocak 1996, İskenderun doğumlu. Trakya Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü mezunu. 13 yaşından beri blogger. 2012 Hürriyet Bumerang Ödülleri'nde En Uyumlu site üçüncülüğüne hak kazandı. İlk kitabı İkinci Kadının Hikâyesi ise Temmuz 2016 yılında basıldı. Tüm kitabevleri ve online kitapçılarda satışta.