background img

The New Stuff

konuşan kalem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
konuşan kalem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Merhaba arkadaşlar!

Uzun uzun zamanlar geçti, evet. Hayatımda benim için çok ama çok önemli gelişmeler ve adımlar oldu. Burada da uzun uzun yazıp herkesi sıkmak istemem. O zaman hadi bakalım, sizi hızlıca BURAYA alalım!


İkinci Kadının Hikâyesi


Merhaba arkadaşlar!

Uzun uzun zamanlar geçti, evet. Hayatımda benim için çok ama çok önemli gelişmeler ve adımlar oldu. Burada da uzun uzun yazıp herkesi sıkmak istemem. O zaman hadi bakalım, sizi hızlıca BURAYA alalım!



Merhaba arkadaşlar. Yine belli bir süre blogdan uzak kaldım. Yazacak bir dolu şeyim varken hiçbirine vakit bulamadım ve paylaşamadım. Şubat ayı benim için zaten oldukça yorucu ve berbat geçti. İki kere İstanbul'a yapmış olduğum yolculuk dışında hep bir koşuşturmaca vardı. Şubatın son 3 günü de Ankara'ya gittim, biraz da orayı gezeyim dedim fakat sizlere önerebileceğim kadar yer gezemedim maalesef. ODTÜ içinde ve Kızılay'da dolanıp durdum. Kızılay'da da sadece sinema ve yemek yemek için adını dahi unuttuğum bir yere oturduk o kadar.

Mart ayına ise felaket bir şekilde hasta girdim. Daha dün kendime yavaş yavaş gelmeye başladım. Boğazım enfeksiyon kapmış, bütün kemiklerim kırık içerisindeydi, halsizlik ve ateş de beni kıvrandırıyordu. Neyse ki düzenli ilaç ve iğnelerle şu an ayaktayım. İyileşir iyileşmez bloglamaya başlayacağım dedim çünkü ben de özlüyorum buraları.

Böyle 'dipnot!' tadında bir şeyler yazmak istedim. Bundan sonraki günlerde sık sık birlikte olmak dileğiyle...

Hoşça kalın!

Dipnot Tadında

Merhaba arkadaşlar. Yine belli bir süre blogdan uzak kaldım. Yazacak bir dolu şeyim varken hiçbirine vakit bulamadım ve paylaşamadım. Şubat ayı benim için zaten oldukça yorucu ve berbat geçti. İki kere İstanbul'a yapmış olduğum yolculuk dışında hep bir koşuşturmaca vardı. Şubatın son 3 günü de Ankara'ya gittim, biraz da orayı gezeyim dedim fakat sizlere önerebileceğim kadar yer gezemedim maalesef. ODTÜ içinde ve Kızılay'da dolanıp durdum. Kızılay'da da sadece sinema ve yemek yemek için adını dahi unuttuğum bir yere oturduk o kadar.

Mart ayına ise felaket bir şekilde hasta girdim. Daha dün kendime yavaş yavaş gelmeye başladım. Boğazım enfeksiyon kapmış, bütün kemiklerim kırık içerisindeydi, halsizlik ve ateş de beni kıvrandırıyordu. Neyse ki düzenli ilaç ve iğnelerle şu an ayaktayım. İyileşir iyileşmez bloglamaya başlayacağım dedim çünkü ben de özlüyorum buraları.

Böyle 'dipnot!' tadında bir şeyler yazmak istedim. Bundan sonraki günlerde sık sık birlikte olmak dileğiyle...

Hoşça kalın!


Kitaplarım ve Ben blogunun yazarı, Ağustos'un başında bir çekiliş düzenlemişti. Ben de her zaman olduğu gibi, kitap görünce dayanamadım ve katıldım. Nereden bilebilirdim ki o şanslı kişinin ben olacağını!

Evet, çekilişi kazanan isimlerden biri oldum ve Mutluluğun Öteki Yüzü adlı kitap, dün elime geçti. Bir kere daha Kitaplarım ve Ben blogunun yazarına teşekkürlerimi iletiyorum. Çekilişi kazanmak harika bir duyguymuş, onun sayesinde ilk defa bu duyguyu tatmış oldum.

Kitaplarım ve Ben'den Kazandım!


Kitaplarım ve Ben blogunun yazarı, Ağustos'un başında bir çekiliş düzenlemişti. Ben de her zaman olduğu gibi, kitap görünce dayanamadım ve katıldım. Nereden bilebilirdim ki o şanslı kişinin ben olacağını!

Evet, çekilişi kazanan isimlerden biri oldum ve Mutluluğun Öteki Yüzü adlı kitap, dün elime geçti. Bir kere daha Kitaplarım ve Ben blogunun yazarına teşekkürlerimi iletiyorum. Çekilişi kazanmak harika bir duyguymuş, onun sayesinde ilk defa bu duyguyu tatmış oldum.

Merhaba değerli takipçilerim, sevgili okuyucularım...

Hepimizin artık bildiği gibi Temmuz'un ilk günü itibariyle GFC artık ulaşılmaz oluyor ve GFC üzerinden takip ettiğiniz bloggerların yazılarına ne yazık ki bakamıyor olacaksınız. Bu sebeple herkes ardı ardına Bloglovin açmaya devam ediyor.

Nasıl açacağınızı bilmiyorsanız, daha önce yazmış olduğum yazıda görsellerle birlikte anlatmıştım. Yazıma ''buradan'' ulaşabilirsiniz.

Zaten Bloglovin'e üyeliğinizi yapar yapmaz, GFC üzerinden şu an takip ediyor olduğunuz bloglar otomatik olarak orada da takibe devam ediliyor. Yani blogları tekrardan bulup da takibe alma gibi bir durum söz konusu olmayacaktır. Fakat bu GFC kalktığında da devam eder mi bilmediğim için, elinizi çabuk tutup Bloglovin'e üye olup beni de takibe almanızı öneririm.

Şimdiden hepinize teşekkür ederim.

 Yukarıdaki resme tıklayarak Bloglovin profilime ulaşabilirsiniz...

Ve Bloglovin Geldi Çattı

Merhaba değerli takipçilerim, sevgili okuyucularım...

Hepimizin artık bildiği gibi Temmuz'un ilk günü itibariyle GFC artık ulaşılmaz oluyor ve GFC üzerinden takip ettiğiniz bloggerların yazılarına ne yazık ki bakamıyor olacaksınız. Bu sebeple herkes ardı ardına Bloglovin açmaya devam ediyor.

Nasıl açacağınızı bilmiyorsanız, daha önce yazmış olduğum yazıda görsellerle birlikte anlatmıştım. Yazıma ''buradan'' ulaşabilirsiniz.

Zaten Bloglovin'e üyeliğinizi yapar yapmaz, GFC üzerinden şu an takip ediyor olduğunuz bloglar otomatik olarak orada da takibe devam ediliyor. Yani blogları tekrardan bulup da takibe alma gibi bir durum söz konusu olmayacaktır. Fakat bu GFC kalktığında da devam eder mi bilmediğim için, elinizi çabuk tutup Bloglovin'e üye olup beni de takibe almanızı öneririm.

Şimdiden hepinize teşekkür ederim.

 Yukarıdaki resme tıklayarak Bloglovin profilime ulaşabilirsiniz...


Ve beklenen gün geldi!

Çekilişi kazanan arkadaşımız belli oldu. Heyecanı biraz daha arttırmak için kazananı videoda göreceksiniz, buraya yazmayacağım.

Tekrardan hepinize katılımınız için teşekkür etmek istiyorum.
Kazanan arkadaşımızı tebrik ediyorum.

Bir sonraki çekilişte görüşmek üzere!

Kazanan arkadaşımız nelere sahip oldu? 

Bertrice Small'in Adora adlı kitabı, üç adet renkli kalem ve bir adet not defteri.
Bunların yanında arkadaşımız için kendi seçeceğim sürpriz bir hediyeyi göndereceğim.

Çekilişin Sonucu Belli Oldu!


Ve beklenen gün geldi!

Çekilişi kazanan arkadaşımız belli oldu. Heyecanı biraz daha arttırmak için kazananı videoda göreceksiniz, buraya yazmayacağım.

Tekrardan hepinize katılımınız için teşekkür etmek istiyorum.
Kazanan arkadaşımızı tebrik ediyorum.

Bir sonraki çekilişte görüşmek üzere!

Kazanan arkadaşımız nelere sahip oldu? 

Bertrice Small'in Adora adlı kitabı, üç adet renkli kalem ve bir adet not defteri.
Bunların yanında arkadaşımız için kendi seçeceğim sürpriz bir hediyeyi göndereceğim.


Merhaba, beni yazmaya başladığım günden beri asla yalnız bırakmayan, yazdıkça mutlu etmek istediğim, duygularımı yazarak anlatmak istediğim biricik takipçilerim, okurlarım.

Tam tamına 4 senedir blog yazarlığı yapmaktayım. Çok küçük yaşta başladım yazmaya. Bu yüzden yazmanın, yazarak bir şeyler anlatmanın nasıl bir duygu olduğunu artık çok içten biliyor ve anlayabiliyorum. Kimi zamanlar geldi istediğim halde yazamadım, kimi zamanlar geldi yazdığım halde bir türlü olmayan şeyler oldu. Her türlü inişi çıkışı yaşadım ve nihayet iyi bir yere geldiğimi düşünüyorum.

Bir şanssızlığım vardı ki, sürekli olarak bu 4 sene içerisinde hep değişimdeydim. Önce Tumblr'da yazmaya başladım, daha sonra Blogger ve daha sonra Wordpress. Son olarak da ''Konuşan Kalem'' ismini verdiğim bu blogumu açtım ve Konuşan Kalemde de 1 yılımı doldurmuş bulunmaktayım.

Şu an o kadar şey yazmak istiyor, sizlerle uzun uzun konuşmak istiyorum aslında. Fakat sıkılırsınız diye de korkmuyor değilim. Bu ben de hep olan bir duygudur aslında. İçimde hep bir ''acaba?'' duygusu vardır. O yüzden hep daha iyi, hep daha güzel şeyler yazmak, sizlere her şeyin en güzelini okutmak ve sunmak istiyorum. Umarım bu konuda başarılı oluyorumdur ve sizleri memnun edebiliyorumdur.

Bu blogumu açtığımdan beri hep bir cümle kullandım: ''Sizler beni okuduğunuz sürece, kalemim asla susmayacak!'' diye. Sizden tek isteğim beni okumaktan asla vazgeçmeyin, çünkü ben yazmayı çok seviyorum. Yazmayı sevmemin en büyük etkeni de sizlersiniz. Hep var olun, hep benimle olun. Beraber gülelim, beraber ağlayalım.

Hepinize sonsuz teşekkürler ve sonsuz sevgiler.
Benim için çok değerlisiniz.

Konuşan Kalem 1 Yaşında!

Merhaba, beni yazmaya başladığım günden beri asla yalnız bırakmayan, yazdıkça mutlu etmek istediğim, duygularımı yazarak anlatmak istediğim biricik takipçilerim, okurlarım.

Tam tamına 4 senedir blog yazarlığı yapmaktayım. Çok küçük yaşta başladım yazmaya. Bu yüzden yazmanın, yazarak bir şeyler anlatmanın nasıl bir duygu olduğunu artık çok içten biliyor ve anlayabiliyorum. Kimi zamanlar geldi istediğim halde yazamadım, kimi zamanlar geldi yazdığım halde bir türlü olmayan şeyler oldu. Her türlü inişi çıkışı yaşadım ve nihayet iyi bir yere geldiğimi düşünüyorum.

Bir şanssızlığım vardı ki, sürekli olarak bu 4 sene içerisinde hep değişimdeydim. Önce Tumblr'da yazmaya başladım, daha sonra Blogger ve daha sonra Wordpress. Son olarak da ''Konuşan Kalem'' ismini verdiğim bu blogumu açtım ve Konuşan Kalemde de 1 yılımı doldurmuş bulunmaktayım.

Şu an o kadar şey yazmak istiyor, sizlerle uzun uzun konuşmak istiyorum aslında. Fakat sıkılırsınız diye de korkmuyor değilim. Bu ben de hep olan bir duygudur aslında. İçimde hep bir ''acaba?'' duygusu vardır. O yüzden hep daha iyi, hep daha güzel şeyler yazmak, sizlere her şeyin en güzelini okutmak ve sunmak istiyorum. Umarım bu konuda başarılı oluyorumdur ve sizleri memnun edebiliyorumdur.

Bu blogumu açtığımdan beri hep bir cümle kullandım: ''Sizler beni okuduğunuz sürece, kalemim asla susmayacak!'' diye. Sizden tek isteğim beni okumaktan asla vazgeçmeyin, çünkü ben yazmayı çok seviyorum. Yazmayı sevmemin en büyük etkeni de sizlersiniz. Hep var olun, hep benimle olun. Beraber gülelim, beraber ağlayalım.

Hepinize sonsuz teşekkürler ve sonsuz sevgiler.
Benim için çok değerlisiniz.

Hepinize merhaba! 

Ne zamandır çekiliş yapmayı zaten düşünüyordum. Kendi katıldığım çekilişlerde karşılaştığım şanssızlığımla mutluluğu bu yolda aradım diyebilirim. Yani sizlere bir şeyler hediye ederek sizleri mutlu edebilirsem, ben de çok mutlu olurum. 

İlk çekilişimde kazanan şanslı arkadaşımızın sahip olacağı hediyeler: 


Tarihi bir kitap olan Adora, uzun süredir elimde. Fakat tarihi kitaplar okumayı çok sevmediğim için henüz okumadım. Okumayı da düşünmüyorum açıkçası. Bu sebeple öylece duracağına, bari bu tarz kitapları okumayı seven bir arkadaşımıza hediye edelim dedim. 


Kazanan şanslı arkadaşımız kız ise sağdaki, erkek ise soldaki not defterine sahip olacak. Bir de yanlarında mavi, yeşil ve mor renkte kalemler! 

*Bunlara ek olarak, kitap ayracını da kazanan arkadaşımızın kız veya erkek olmasına göre seçmemin daha mantıklı olacağını düşündüm. Yani kitap ayracı da hediyelerimiz arasında.

*Son olarak ise şanslı arkadaşımıza kendim seçeceğim bir sürpriz hediyem olacak. 

Çekilişe katılmanızın şartları:

*Blogumun takipçisi olmanız. 
*Çekilişi kendi blogunuzda duyurmanız.

+1 çekiliş hakkı kazanmak isteyenler ise:

*Facebook sayfalarında duyurabilir,
*Twitter'dan çekilişin linkini tweet atabilir.
Bu duyurularınızın linkini de yorumda paylaşırsanız sevinirim. 

Mail adreslerinizi de yazmayı unutmayın arkadaşlar.

Son katılım tarihi: 6 Haziran. Bir aylık bir sürecimiz var. Umarım katılım iyi olur. Herkes mutlu olur! 

Bakalım o şanslı siz misiniz? 

İlk Çekiliş!

Hepinize merhaba! 

Ne zamandır çekiliş yapmayı zaten düşünüyordum. Kendi katıldığım çekilişlerde karşılaştığım şanssızlığımla mutluluğu bu yolda aradım diyebilirim. Yani sizlere bir şeyler hediye ederek sizleri mutlu edebilirsem, ben de çok mutlu olurum. 

İlk çekilişimde kazanan şanslı arkadaşımızın sahip olacağı hediyeler: 


Tarihi bir kitap olan Adora, uzun süredir elimde. Fakat tarihi kitaplar okumayı çok sevmediğim için henüz okumadım. Okumayı da düşünmüyorum açıkçası. Bu sebeple öylece duracağına, bari bu tarz kitapları okumayı seven bir arkadaşımıza hediye edelim dedim. 


Kazanan şanslı arkadaşımız kız ise sağdaki, erkek ise soldaki not defterine sahip olacak. Bir de yanlarında mavi, yeşil ve mor renkte kalemler! 

*Bunlara ek olarak, kitap ayracını da kazanan arkadaşımızın kız veya erkek olmasına göre seçmemin daha mantıklı olacağını düşündüm. Yani kitap ayracı da hediyelerimiz arasında.

*Son olarak ise şanslı arkadaşımıza kendim seçeceğim bir sürpriz hediyem olacak. 

Çekilişe katılmanızın şartları:

*Blogumun takipçisi olmanız. 
*Çekilişi kendi blogunuzda duyurmanız.

+1 çekiliş hakkı kazanmak isteyenler ise:

*Facebook sayfalarında duyurabilir,
*Twitter'dan çekilişin linkini tweet atabilir.
Bu duyurularınızın linkini de yorumda paylaşırsanız sevinirim. 

Mail adreslerinizi de yazmayı unutmayın arkadaşlar.

Son katılım tarihi: 6 Haziran. Bir aylık bir sürecimiz var. Umarım katılım iyi olur. Herkes mutlu olur! 

Bakalım o şanslı siz misiniz? 


Merhaba arkadaşlar.

Takip ediyor olanlar bilir, Blogum Dergisi 12. sayısının şerefine biz bloggerlar için çok güzel bir yarışma düzenledi. Yılın Bloglarının seçileceği oylama başladı. Ben de bu oylama süreci içerisinde ''Kültür ve Sanat Kategorisi''nde yarışıyor olacağım.

Sizlerden isteyeceğim şey de -tabii sizler de layık görüyorsanız- oyunuzu bana vermeniz. Yapacağınız tek şey altta verdiğim linke tıklayıp ''hasanokcuu.blogspot.com''u işaretleyerek en altta yer alan ''Vote'' butonuna basmak olacak.

Oy kullanacağınız link: http://blogumdergisi.blogspot.com/p/blogum-dergisi-odulleri-kultur-sanat.html

Oylarınızı bana layık görüyorsanız ne mutlu bana.
Kategorimde benimle birlikte yarışıyor olan blogger arkadaşlarıma da başarılar dilerim.
Oylama 25 Mayıs'a kadar sürecektir.

Sevgiyle kalın.

Oylar Konuşan Kaleme!


Merhaba arkadaşlar.

Takip ediyor olanlar bilir, Blogum Dergisi 12. sayısının şerefine biz bloggerlar için çok güzel bir yarışma düzenledi. Yılın Bloglarının seçileceği oylama başladı. Ben de bu oylama süreci içerisinde ''Kültür ve Sanat Kategorisi''nde yarışıyor olacağım.

Sizlerden isteyeceğim şey de -tabii sizler de layık görüyorsanız- oyunuzu bana vermeniz. Yapacağınız tek şey altta verdiğim linke tıklayıp ''hasanokcuu.blogspot.com''u işaretleyerek en altta yer alan ''Vote'' butonuna basmak olacak.

Oy kullanacağınız link: http://blogumdergisi.blogspot.com/p/blogum-dergisi-odulleri-kultur-sanat.html

Oylarınızı bana layık görüyorsanız ne mutlu bana.
Kategorimde benimle birlikte yarışıyor olan blogger arkadaşlarıma da başarılar dilerim.
Oylama 25 Mayıs'a kadar sürecektir.

Sevgiyle kalın.

Merhaba değerli takipçilerim...

Geçen ay da belirttiğim gibi artık Blogum Dergisi'nde sabit olarak yazarlık yapıyorum. Her ay gönderiyor olduğum yazıları, sizlerle burada, yani blogumda da paylaşıyorum (dergi yayına girdikten sonra tabii ki). Fakat yazıların dergide okunması daha büyük bir keyif, ayrı bir zevk verir insana diye düşündüğümden, haliyle burada da dergiyi sizlere sunuyorum.

En önemlisi de tabii ki bir çok kişinin bu dergi üzerinde emeğinin olmasıdır. Her sayı bir öncekinden daha başarılı daha bir harika oluyor ve olacak diye de düşünüyorum.

Dergi üzerinden yazımı okumak istiyorsanız, 6. sayfaya gelmeniz yeterli olacaktır.
Blogumdan okumak istiyorsanız ise buraya tık tık!

Hepinize teşekkür ederiz...

Blogum Dergisi Mayıs Sayısı

Merhaba değerli takipçilerim...

Geçen ay da belirttiğim gibi artık Blogum Dergisi'nde sabit olarak yazarlık yapıyorum. Her ay gönderiyor olduğum yazıları, sizlerle burada, yani blogumda da paylaşıyorum (dergi yayına girdikten sonra tabii ki). Fakat yazıların dergide okunması daha büyük bir keyif, ayrı bir zevk verir insana diye düşündüğümden, haliyle burada da dergiyi sizlere sunuyorum.

En önemlisi de tabii ki bir çok kişinin bu dergi üzerinde emeğinin olmasıdır. Her sayı bir öncekinden daha başarılı daha bir harika oluyor ve olacak diye de düşünüyorum.

Dergi üzerinden yazımı okumak istiyorsanız, 6. sayfaya gelmeniz yeterli olacaktır.
Blogumdan okumak istiyorsanız ise buraya tık tık!

Hepinize teşekkür ederiz...


Hepinize merhaba!

Blogumda, sizlere şimdiye kadar hep farklı şeyler sunmak için çaba gösterdim ve elimden geldiği kadar da bunlar faaliyete geçirdim. Gerek neşe, gerek hüzün, gerek bilgi aşıladım. 

Blogumda; edebi yazılar olsun, albüm yorumları, kitap yorumları, röportajlar olsun, bunların yanı sıra mizahi yazılar da yazıyorum. Mizahi yazılarımın hepsi, hemen hemen birbirinden güzel yorumlarınızla tamamlandı. Ama içime hep bir sıkıntı girdi açıkçası. Acaba gerçekten yazdıklarımla sizleri güldürmeyi başarabiliyor muyum diye. 

Bu düşüncemden yola çıkarak, Mert Emirmahmutoğlu arkadaşımla sizlere farklı bir şeyler sunmak istedik. Yazdığım mizahi yazıların yanında, bunları bazı videolarla tamamlayıp sizleri daha fazla güldürmeyi amaçlıyoruz. 

Tabii ki de yazıyor olmamla birlikte, hikayeleri sizlere anlatacak olan da direkt olarak ben olacağım. Çeken ve yöneten de Mert Emirmahmutoğlu olacaktır. 

Anlatacağımız hikayeler, birebir kendi yaşamış olduğum şeyler olacak. 


Aşağıda bir tanıtım videomuzu paylaştık. Bu kısacık video'nun kamera arkası çekimleri bile o kadar neşeli ve komik geçti ki, ileri ki günlerde o görüntülerden kesitleri de sizlerle paylaşmayı düşünüyoruz.

Bizi takipte kalın. 

Ve en önemlisi, bizi izliyor ve takip ediyor olduğunuz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ederiz. 

Konuşan Kalem'den Yeni Bir Farklılık!


Hepinize merhaba!

Blogumda, sizlere şimdiye kadar hep farklı şeyler sunmak için çaba gösterdim ve elimden geldiği kadar da bunlar faaliyete geçirdim. Gerek neşe, gerek hüzün, gerek bilgi aşıladım. 

Blogumda; edebi yazılar olsun, albüm yorumları, kitap yorumları, röportajlar olsun, bunların yanı sıra mizahi yazılar da yazıyorum. Mizahi yazılarımın hepsi, hemen hemen birbirinden güzel yorumlarınızla tamamlandı. Ama içime hep bir sıkıntı girdi açıkçası. Acaba gerçekten yazdıklarımla sizleri güldürmeyi başarabiliyor muyum diye. 

Bu düşüncemden yola çıkarak, Mert Emirmahmutoğlu arkadaşımla sizlere farklı bir şeyler sunmak istedik. Yazdığım mizahi yazıların yanında, bunları bazı videolarla tamamlayıp sizleri daha fazla güldürmeyi amaçlıyoruz. 

Tabii ki de yazıyor olmamla birlikte, hikayeleri sizlere anlatacak olan da direkt olarak ben olacağım. Çeken ve yöneten de Mert Emirmahmutoğlu olacaktır. 

Anlatacağımız hikayeler, birebir kendi yaşamış olduğum şeyler olacak. 


Aşağıda bir tanıtım videomuzu paylaştık. Bu kısacık video'nun kamera arkası çekimleri bile o kadar neşeli ve komik geçti ki, ileri ki günlerde o görüntülerden kesitleri de sizlerle paylaşmayı düşünüyoruz.

Bizi takipte kalın. 

Ve en önemlisi, bizi izliyor ve takip ediyor olduğunuz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ederiz. 


Çoğumuzun bildiği gibi Temmuz ayından itibaren sol tarafta görmüş olduğunuz GFC kalkıyor ve yerini BlogLovin alıyor. Bu durumun hoşuma gittiğini söyleyemem ama erkenden BlogLovin'e geçmenin daha iyi olacağını düşündüm. Ne kadar erken geçersek o kadar çabuk çözeriz ve GFC birden bire ortadan kalktığında elimiz ayağımız birbirine dolanmaz.

BlogLovin'e geçiş çok da zor değil. Kolay bir şekilde kaydolunabiliyor. Blogunuzu bağladığınız zaman da direk bir şekilde takip ettiklerinizin postları yayın olarak yer alıyor.

BlogLovin 'Sign Up'a tıklayarak gerekli yerleri doldurduktan sonra önünüze bir sayfa açılacak. Bu sayfa artık sizin BlogLovin sayfanız. Sağ tarafta bulunan isminizin yanındaki 'aşağı' oka tıklayarak Follow Buttons'u seçin.



Ardından karşımıza çıkacak olan sayfadan, blogunuza uygun olabileceğini düşündüğünüz bir butonu altında bulunan ''Get this icon'' yazısına tıklayarak seçebilirsiniz. 



''Get this icon'' yazısına tıkladığınızda karşınıza çıkacak olan pencerede bulun boş kısıma blogunuzun adresini yazıp ''Search''leyin. 


Bulunan blogunuzu seçiyorsunuz ve yeni açılacak olan pencerede ise Add Widget butonuna tıklayarak kolay bir şekilde Follow Button'u blogunuza yerleştiriyorsunuz.


Sizi takip edenler kayıt yaptığı zaman otomatik olarak onun BlogLovin sayfasında yer alıyorsunuz. Yani sizi tekrardan takibe alma gibi bir işlem yapmasına hiç gerek kalmıyor. Bunun dışında sizi takip etmek isteyecek olan yeni kişiler ise, blogunuza eklediğiniz BlogLovin Follow Button'una basıp, açılan sayfadan Follow yazan mavi kutucuğa tıkladıklarında kolay bir şekilde sizi takibe almış oluyorlar. 

Umarım BlogLovin hakkında açıklayıcı bir bilgi vermişimdir sizlere. Hadi hep beraber BlogLovin'e geçelim ve takipleşelim!

Aşağıda bulunan resme tıklayarak BlogLovin sayfama yönlenebilir ve beni takibiniz altına alabilirsiniz. 



Görüşmek üzere...

BlogLovin'e Geçelim...

Çoğumuzun bildiği gibi Temmuz ayından itibaren sol tarafta görmüş olduğunuz GFC kalkıyor ve yerini BlogLovin alıyor. Bu durumun hoşuma gittiğini söyleyemem ama erkenden BlogLovin'e geçmenin daha iyi olacağını düşündüm. Ne kadar erken geçersek o kadar çabuk çözeriz ve GFC birden bire ortadan kalktığında elimiz ayağımız birbirine dolanmaz.

BlogLovin'e geçiş çok da zor değil. Kolay bir şekilde kaydolunabiliyor. Blogunuzu bağladığınız zaman da direk bir şekilde takip ettiklerinizin postları yayın olarak yer alıyor.

BlogLovin 'Sign Up'a tıklayarak gerekli yerleri doldurduktan sonra önünüze bir sayfa açılacak. Bu sayfa artık sizin BlogLovin sayfanız. Sağ tarafta bulunan isminizin yanındaki 'aşağı' oka tıklayarak Follow Buttons'u seçin.



Ardından karşımıza çıkacak olan sayfadan, blogunuza uygun olabileceğini düşündüğünüz bir butonu altında bulunan ''Get this icon'' yazısına tıklayarak seçebilirsiniz. 



''Get this icon'' yazısına tıkladığınızda karşınıza çıkacak olan pencerede bulun boş kısıma blogunuzun adresini yazıp ''Search''leyin. 


Bulunan blogunuzu seçiyorsunuz ve yeni açılacak olan pencerede ise Add Widget butonuna tıklayarak kolay bir şekilde Follow Button'u blogunuza yerleştiriyorsunuz.


Sizi takip edenler kayıt yaptığı zaman otomatik olarak onun BlogLovin sayfasında yer alıyorsunuz. Yani sizi tekrardan takibe alma gibi bir işlem yapmasına hiç gerek kalmıyor. Bunun dışında sizi takip etmek isteyecek olan yeni kişiler ise, blogunuza eklediğiniz BlogLovin Follow Button'una basıp, açılan sayfadan Follow yazan mavi kutucuğa tıkladıklarında kolay bir şekilde sizi takibe almış oluyorlar. 

Umarım BlogLovin hakkında açıklayıcı bir bilgi vermişimdir sizlere. Hadi hep beraber BlogLovin'e geçelim ve takipleşelim!

Aşağıda bulunan resme tıklayarak BlogLovin sayfama yönlenebilir ve beni takibiniz altına alabilirsiniz. 



Görüşmek üzere...


Dün (Pazar günü) İskenderun Alışveriş Merkezi'nde düzenlenen markaların ilkbahar-yaz koleksiyonu defilesine katılan Simge Tertemiz ile defile sonrası harika bir röportaj gerçekleştirdik. Olabildiğinden fazlasıyla sıcak ve güler yüzlü. Aynı zamanda çok da güzel.

Kendisini çoğunuz Çılgın Dersane adlı sinema filmi ile tanıdınız. Şimdilerde ise Star Tv'de Pazar günleri saat: 12.00'de başlayan Süper Starlife magazin programında görüyoruz.

Bakalım röportajda Konuşan Kalem neler sordu, Simge Tertemiz ne yanıtlar verdi?

Konuşan Kalem: Modelliğe nasıl başladınız?

Simge Tertemiz: Ben 15 yaşında Best Model of Turkey yarışmasına katıldım. Kıvanç Tatlıtuğ'un birinci seçildiği sene. O zaman ben gelecek vadeden seçildim, yaşım çok küçük olduğu için. Sonra 2004 yılında tekrar katıldım. Çünkü hızımı alamadım, o tacı istiyordum. 2004'de katıldığımda Türkiye birincisi oldum. Best Model of The World'de de Türkiye'yi temsil ettim ve dördüncü seçildim. Daha sonrasında akabinde başladı modellik hayatım. Çok erken yaşta başlamış olmanın avantajlarını çok yaşadım. Şu an yaşım 25 ama en üst seviyelerde, doruğunda yaşıyorum mesleğimi. Hikayem böyle başladı.


Konuşan Kalem: Podyumdayken neler hissediyorsunuz?

Simge Tertemiz: Podyumdayken, her zaman söylüyorum Uğurkan Erez'in bir sözü vardı yarışmacıyken ben. ''Podyuma çıktığın zaman kendini dünyanın en güzel kadını gibi hissedeceksin, indiğin zamanda insanlarla eşit olduğunu unutmayacaksın.''  Bu çok güzel bir öğüt, ben bunu uyguluyorum. Her zaman da bu sebeple kazanan olduğumu düşünüyorum. Podyumdayken kendimi dünyanın en güzel kadını, en çekici kadını olarak hissettiğim için kendime bir özgüven gelip öyle yürüdüğüm için o elektriği yansıttığımı düşünüyorum ama podyumdan indiğim zaman da insanlarla eşdeğer olduğumun farkındayım. Hiçbir zaman burnu kaf dağında, egoları yüksek bir kız olmadım. Bu yüzden de sağ olsun seviyorlar beni. (gülüyoruz.) Mesleğimi de severek ve güzel bir şekilde yapıyorum.

Konuşan Kalem: Çılgın Dersane ilk sinema filminiz oldu. Ondan sonra bazı dizilerde konuk oyuncu olarak yer aldınız. Modellikten sonra oyunculuğa ardından da sunuculuğa geçtiniz. Bunların arasındaki geçişlerde bir zorluk yaşadınız mı?

Simge Tertemiz: Aslında çok fazla zorluk yaşamadım. Oyunculuk anlamında, biliyorsunuz Çılgın Dersane 1 ve 2'inci sinema filminde oynadım. Daha sonra Mert ile Gert dizisinde oynadım. Benim Annem Bir Melek dizisinde de oynadım. Bir çok dizide konuk oyuncu olarak yer aldım ama beni hiçbir zaman zorlamadı. Çünkü dediğim gibi ben bu mesleği yapmak için yaratılmışım, öyle hissediyorum. Çok küçük yaşlardan beri zaten bu mesleği yapacağımı biliyordum ve hep söylüyordum. O yüzden beni hiç zorlamadı zaten ilk sunuculuğumu 19 yaşında yapmaya başladım. O yaşımdan bu yaşıma kadar hala sunuculuğa devam ediyorum. Çoğu kanalda da sunuculuk yaptım. Şu anda ise Star'da Süper Starlife ile devam ediyorum. Ama bunlar beni hiç zorlamadı. Ben hepsini bir arada, dengede tutabiliyorum. Hepsine ayrı bir önem ve yer verdiğim için beni çok zorlamıyor.

Konuşan Kalem: Peki şu an bir dizi veya sinema filmi teklifi alsanız yanıtınız ne olur?

Simge Tertemiz: O film ve dizinin ne olduğuna bağlı. Oynamam dediğim, oynayamayacağım roller var. Asla yapmayacağım dediğim işler var, ona bağlı. Biraz da şans meselesi bu işler. İyi bir projede, iyi bir senaryo ve kadroyla kesinlikle yürüyor. Bunun en güzel örneklerinden biri de Kıvanç Tatlıtuğdur. Çok kaliteli ve güzel işlerde yer aldı ve çok iyi yerlere geldi, devam da ettiriyor. Bu şans işidir işte. Biraz da senaryo ve çalıştığın kişilerle alakalı. Öyle bir proje gelirse neden olmasın? Kesinlikle düşünürüm. Ama daha sonradan bir diziye dahil olmayı artık düşünmüyorum, konuk oyuncu olarak.


Konuşan Kalem: İş hayatınız yanı sıra bir de yeni anne oldunuz. Hamilelik süreci ve ondan sonraki süreç nasıldı?

Simge Tertemiz: Beni biliyorsunuz, çok sürprizlerle doluyum. Hamileliğim de sonrası da öyle oldu. Değişik bir hikayem var. 4.5 aylıkken hamile olduğumu öğrendim. O yüzden oğlumun adını Kayra koydum. Anlamı da Allah'ın lütfu demek. O bana Allah'ın verdiği bir lütuf. Kesinlikle öyle düşünüyorum ve iyi ki de olmuş. Anne olmak muhteşem bir duygu. Anlatılabilecek bir duygu değil. Hepsini bir arada yapıyor olmak, genç yaşta anne olmak, bu duygu tatmak, aynı zamanda mesleğime devam etmek, kariyerimi sürdürmek... Yani bilmiyorum, ben yaşantımdan gayet mutluyum. Hepsini idare edebiliyorum.

Konuşan Kalem: Bir model olarak mutlaka ki modayı takip ediyorsunuzdur. Fakat ''vazgeçilmezim'' dediğiniz bir tarzınız var mı?

Simge Tertemiz: Yani tam olarak bir adı yok tarzımın. Ben üzerime ne yakıştırıyorsam onu giyiyorum. Ne bohemim ne gotiğim. Hiç standart bir tarzım yok. Bir mini etek giyip de çıkabilirim, bol pantolon da giyebilirim. Ben kendime neyi yakıştırıyorsam, o günkü ruh halim neyse ona göre giyinirim. Bence moda da budur zaten. Moda, insan kendine neyi yakıştırıyorsa onu giymesidir. Moda olup, hiç yakışmayacak bir şeyi, vücuduyla alakası olmayan kişiler mesela giyiniyorlar. Neden? Moda diye... Öyle bir şey olur mu? Tekrar söylüyorum, moda insanın kendisidir, kendine yakıştırdığıdır.

Konuşan Kalem: Tabii ki bir çok genç kız sizi örnek alıyor, bir çoğunun da idolüsünüzdür. Onlara neler söylemek istersiniz?

Simge Tertemiz: Ben kesinlikle yeni gelecek olan nesillere, aileleriyle iç içe olmasını öneriyorum. Ailelerinin hiçbir zaman ellerini bırakmasınlar. Benim ailem bana öyle yaptı. 18 yaşına kadar beni hiçbir zaman yalnız bırakmadılar. Hatta iş görüşmelerine, ajans görüşmelerine, bütün her şeye annem elimden tutarak götürüyordu beni. Reşit olduktan sonra artık ve işi biraz çözdükten sonra serbest bırakmaya başladı yavaş yavaş. Bence daha doğrusu ailelerin çocuklarını, evlatlarını bırakmaması gerekiyor. Çünkü kurtlar sofrası. Zor bir meslek. Dışarıdan çok kolay görünebilir ama inanılmaz fedakarlık isteyen bir meslek. Bu yüzden aileler, çocuklarının arkalarında olsun. İşlerini en güzel şekilde yapsınlar, başka da tavsiye edebileceğim bir şey yok. Bir de disiplin çok önemli.

Konuşan Kalem: Yanıtlarınız için çok teşekkür ederim.

Simge Tertemiz: Ben teşekkür ederim.

Röportajdan Fotoğraflar: 



Fotoğraf çekimleri için; arkadaşım, dostum, kardeşim Sanem Burcu Pekel'e teşekkür ederim.

Simge Tertemiz Röportajım


Dün (Pazar günü) İskenderun Alışveriş Merkezi'nde düzenlenen markaların ilkbahar-yaz koleksiyonu defilesine katılan Simge Tertemiz ile defile sonrası harika bir röportaj gerçekleştirdik. Olabildiğinden fazlasıyla sıcak ve güler yüzlü. Aynı zamanda çok da güzel.

Kendisini çoğunuz Çılgın Dersane adlı sinema filmi ile tanıdınız. Şimdilerde ise Star Tv'de Pazar günleri saat: 12.00'de başlayan Süper Starlife magazin programında görüyoruz.

Bakalım röportajda Konuşan Kalem neler sordu, Simge Tertemiz ne yanıtlar verdi?

Konuşan Kalem: Modelliğe nasıl başladınız?

Simge Tertemiz: Ben 15 yaşında Best Model of Turkey yarışmasına katıldım. Kıvanç Tatlıtuğ'un birinci seçildiği sene. O zaman ben gelecek vadeden seçildim, yaşım çok küçük olduğu için. Sonra 2004 yılında tekrar katıldım. Çünkü hızımı alamadım, o tacı istiyordum. 2004'de katıldığımda Türkiye birincisi oldum. Best Model of The World'de de Türkiye'yi temsil ettim ve dördüncü seçildim. Daha sonrasında akabinde başladı modellik hayatım. Çok erken yaşta başlamış olmanın avantajlarını çok yaşadım. Şu an yaşım 25 ama en üst seviyelerde, doruğunda yaşıyorum mesleğimi. Hikayem böyle başladı.


Konuşan Kalem: Podyumdayken neler hissediyorsunuz?

Simge Tertemiz: Podyumdayken, her zaman söylüyorum Uğurkan Erez'in bir sözü vardı yarışmacıyken ben. ''Podyuma çıktığın zaman kendini dünyanın en güzel kadını gibi hissedeceksin, indiğin zamanda insanlarla eşit olduğunu unutmayacaksın.''  Bu çok güzel bir öğüt, ben bunu uyguluyorum. Her zaman da bu sebeple kazanan olduğumu düşünüyorum. Podyumdayken kendimi dünyanın en güzel kadını, en çekici kadını olarak hissettiğim için kendime bir özgüven gelip öyle yürüdüğüm için o elektriği yansıttığımı düşünüyorum ama podyumdan indiğim zaman da insanlarla eşdeğer olduğumun farkındayım. Hiçbir zaman burnu kaf dağında, egoları yüksek bir kız olmadım. Bu yüzden de sağ olsun seviyorlar beni. (gülüyoruz.) Mesleğimi de severek ve güzel bir şekilde yapıyorum.

Konuşan Kalem: Çılgın Dersane ilk sinema filminiz oldu. Ondan sonra bazı dizilerde konuk oyuncu olarak yer aldınız. Modellikten sonra oyunculuğa ardından da sunuculuğa geçtiniz. Bunların arasındaki geçişlerde bir zorluk yaşadınız mı?

Simge Tertemiz: Aslında çok fazla zorluk yaşamadım. Oyunculuk anlamında, biliyorsunuz Çılgın Dersane 1 ve 2'inci sinema filminde oynadım. Daha sonra Mert ile Gert dizisinde oynadım. Benim Annem Bir Melek dizisinde de oynadım. Bir çok dizide konuk oyuncu olarak yer aldım ama beni hiçbir zaman zorlamadı. Çünkü dediğim gibi ben bu mesleği yapmak için yaratılmışım, öyle hissediyorum. Çok küçük yaşlardan beri zaten bu mesleği yapacağımı biliyordum ve hep söylüyordum. O yüzden beni hiç zorlamadı zaten ilk sunuculuğumu 19 yaşında yapmaya başladım. O yaşımdan bu yaşıma kadar hala sunuculuğa devam ediyorum. Çoğu kanalda da sunuculuk yaptım. Şu anda ise Star'da Süper Starlife ile devam ediyorum. Ama bunlar beni hiç zorlamadı. Ben hepsini bir arada, dengede tutabiliyorum. Hepsine ayrı bir önem ve yer verdiğim için beni çok zorlamıyor.

Konuşan Kalem: Peki şu an bir dizi veya sinema filmi teklifi alsanız yanıtınız ne olur?

Simge Tertemiz: O film ve dizinin ne olduğuna bağlı. Oynamam dediğim, oynayamayacağım roller var. Asla yapmayacağım dediğim işler var, ona bağlı. Biraz da şans meselesi bu işler. İyi bir projede, iyi bir senaryo ve kadroyla kesinlikle yürüyor. Bunun en güzel örneklerinden biri de Kıvanç Tatlıtuğdur. Çok kaliteli ve güzel işlerde yer aldı ve çok iyi yerlere geldi, devam da ettiriyor. Bu şans işidir işte. Biraz da senaryo ve çalıştığın kişilerle alakalı. Öyle bir proje gelirse neden olmasın? Kesinlikle düşünürüm. Ama daha sonradan bir diziye dahil olmayı artık düşünmüyorum, konuk oyuncu olarak.


Konuşan Kalem: İş hayatınız yanı sıra bir de yeni anne oldunuz. Hamilelik süreci ve ondan sonraki süreç nasıldı?

Simge Tertemiz: Beni biliyorsunuz, çok sürprizlerle doluyum. Hamileliğim de sonrası da öyle oldu. Değişik bir hikayem var. 4.5 aylıkken hamile olduğumu öğrendim. O yüzden oğlumun adını Kayra koydum. Anlamı da Allah'ın lütfu demek. O bana Allah'ın verdiği bir lütuf. Kesinlikle öyle düşünüyorum ve iyi ki de olmuş. Anne olmak muhteşem bir duygu. Anlatılabilecek bir duygu değil. Hepsini bir arada yapıyor olmak, genç yaşta anne olmak, bu duygu tatmak, aynı zamanda mesleğime devam etmek, kariyerimi sürdürmek... Yani bilmiyorum, ben yaşantımdan gayet mutluyum. Hepsini idare edebiliyorum.

Konuşan Kalem: Bir model olarak mutlaka ki modayı takip ediyorsunuzdur. Fakat ''vazgeçilmezim'' dediğiniz bir tarzınız var mı?

Simge Tertemiz: Yani tam olarak bir adı yok tarzımın. Ben üzerime ne yakıştırıyorsam onu giyiyorum. Ne bohemim ne gotiğim. Hiç standart bir tarzım yok. Bir mini etek giyip de çıkabilirim, bol pantolon da giyebilirim. Ben kendime neyi yakıştırıyorsam, o günkü ruh halim neyse ona göre giyinirim. Bence moda da budur zaten. Moda, insan kendine neyi yakıştırıyorsa onu giymesidir. Moda olup, hiç yakışmayacak bir şeyi, vücuduyla alakası olmayan kişiler mesela giyiniyorlar. Neden? Moda diye... Öyle bir şey olur mu? Tekrar söylüyorum, moda insanın kendisidir, kendine yakıştırdığıdır.

Konuşan Kalem: Tabii ki bir çok genç kız sizi örnek alıyor, bir çoğunun da idolüsünüzdür. Onlara neler söylemek istersiniz?

Simge Tertemiz: Ben kesinlikle yeni gelecek olan nesillere, aileleriyle iç içe olmasını öneriyorum. Ailelerinin hiçbir zaman ellerini bırakmasınlar. Benim ailem bana öyle yaptı. 18 yaşına kadar beni hiçbir zaman yalnız bırakmadılar. Hatta iş görüşmelerine, ajans görüşmelerine, bütün her şeye annem elimden tutarak götürüyordu beni. Reşit olduktan sonra artık ve işi biraz çözdükten sonra serbest bırakmaya başladı yavaş yavaş. Bence daha doğrusu ailelerin çocuklarını, evlatlarını bırakmaması gerekiyor. Çünkü kurtlar sofrası. Zor bir meslek. Dışarıdan çok kolay görünebilir ama inanılmaz fedakarlık isteyen bir meslek. Bu yüzden aileler, çocuklarının arkalarında olsun. İşlerini en güzel şekilde yapsınlar, başka da tavsiye edebileceğim bir şey yok. Bir de disiplin çok önemli.

Konuşan Kalem: Yanıtlarınız için çok teşekkür ederim.

Simge Tertemiz: Ben teşekkür ederim.

Röportajdan Fotoğraflar: 



Fotoğraf çekimleri için; arkadaşım, dostum, kardeşim Sanem Burcu Pekel'e teşekkür ederim.


Röportaj yapma projem kapsamında, bu sefer sorularımı Ahududusu'na yönelttim.

Kendi bloguna vermiş olduğu isim gibi, Ahududu Tadında bir röportaj gerçekleştirdik. Sorularımı kendisine yöneltmeden önce bana bir tavsiyede bulundu. Sorularımı ona ''sizli'' şeklinde hitap etmem yerine ''senli'' şeklinde yöneltmemi rica etti. O derece samimi olmak isteyen ve de olan bir blogger arkadaşımız. Hadi hep beraber Ahududusu'nu yakından tanıyalım.

1- Merhaba Ahududusu, öncelikle bizlere kendini kısaca tanıtır mısın?

- Taze üniversite mezunu, yeni ağır işsizim.

2- Bloggerlığa tam olarak ne zaman başladın?

- İlk postum 25 Ocak 2011 tarihli şu anda ama bunun daha öncesi de var. Önce bir photo blogum vardı, gerçek ismimle kullandığım. Daha sonra 'AhuDudusu' oldum. :)

3- Blogunu izleyen kişi sayısı oldukça fazla, Twitter hesabından da edinmiş olduğun takipçi sayısı da dikkat çekiyor. Bunu neye borçlusun?

- Twitter'a daha çok önem veriyordum geçen senelerde. Sürekli aktiflik ve eskilerden olmak kazandırdı sanırım takipçiyi. Artık çok fazla umursamıyorum, çok az tweet atıyorum. Blogumda da Twitter'ımın etkisi olabilir. Çünkü blogumu Twitterla besliyorum. Sosyal medya yayılımınızı ne kadar iyi yaparsanız, o kadar okuyucuya ulaşırsınız.

4- Bloguna gelen trafikten, tıklanma oranlarından ve gelen yorumlardan memnun musun?

- Memnunum tabii ki. Okunduğunu bilmek insana keyif veriyor. Ne kadar çok yorum alırsam o kadar mutlu oluyorum. O yüzden okumaya ve yorum yazmaya devam. :)

5- Bloguna yazdığın yazıların konularını neye göre belirliyorsun? Ağırlık verdiğin herhangi bir alan var mı?

- Keşke bir alana yönelebilsem ama ağırlıklı bir konu üzerine yazmıyorum. Kendi yaşadıklarım, izlediğim filmler, dinlediğim müzikler, okuduğum kitaplar, keşfettiklerim vs. tamamen özgür ve hayatımın içinden yazıyorum. Bazen ayrı bir kültür-sanat blogu açmayı düşünüyorum ama onun sorumluluğu gözümü korkutuyor, vazgeçiyorum.

6- Blogunun adı neden ''Ahududu Tadında Cümleler''? Bir anda aklına gelen bir isim mi yoksa düşünülerek seçilmiş, anlamı olan bir isim mi?

- Önce içinde 'kırmızı' geçen bir şeyler düşündüm ama bulamadım. Sonra kırmızı bir meyve olsun o zaman dedim ve çok sevdiğim ahududuyu seçtim. Aslında ''AhuDudusu'' bir kelime oyunu ve söylerken ''333'' etkisi yaratıyor. ''Ahududu Tadında Cümleler'' de anlık olarak seçilmiş bir başlıktı. Hatta pek sevmemiştim, sonra değiştiririm diye düşünmüştüm ama her zaman ki üşengeçliğimle öylece kaldı.

7- Blogunda, bu senenin başında başlamış olduğun bir proje olan, çekilişler düzenliyorsun. Çekilişlerin hakkında bizlere biraz bilgi verebilir misin? (İlki ve şu an sürmekte olan)

Aslında hiç aklımda yoktu çekiliş düzenlemek ve bunu devam ettirmek. İlk çekiliş postunda da yazdığım gibi; çekilişlere hep imrenmişimdir ama çok şanssızımdır böyle konularda. Yaz çocuğu olduğum için pek hediye almışlığım da yoktur. Ben de madem hediye alamıyorum, vereyim dedim. Kendim gibi şanssız hissedenleri bir nebze olsun mutlu edebilmek istedim. İlk çekilişimde kendi kitaplığımdan kitaplar ve küçük birkaç hediye daha verdim. Sonra bir internet sitesiyle sponsorluk için anlaştım ve şimdi Kadınlar Günü için bir makyaj seti hediye ediyorum. Bundan sonra yine bir kitap çekilişim var. Umarım böyle hediyeler vermeye devam ederim.

8- Çekilişlerine yoğun bir ilgi var. Bu durum seni zorluyor mu?

- Aksine bu yoğunluktan çok memnunum. Talihliyi belirleme aşamasında listeyi düzenlerken çok zorlanmıştım ama o da işin cilvesi.

9- Blog yazdığın süre boyunca ''keşke bunu yapmasaydım'' dediğin ya da yazıp da sonradan pişman olup yayından sildiğin yazıların oldu mu?

- İlk yazılarımdan çok silmiştim ama pişman olduğum için değil. Sonradan okuyup sevmediklerimi sildim. Bir de zorla sildirilen bir yazım var. Post, Twitter'dan tanışım evime davet ettiğim birkaç kişinin densizlikleriyle ilgiliydi. Kimseyi ifşa etmemiştim ama sevgilim ''o yazı silinecek!'' dediği için silmiştim. Sonra o şahıs kendine bir blog açtı ve bir güzel isim de vere vere yazdı o olayı, hem de gerçekle pek alakası olmayan bir şekilde. Tabii ki benim hiç umurumda olmadı. Ama keşke o yazıyı silmeseydim, hatta isim vererek yazsaydım diyorum şimdi.

10- Blog dünyasında belirlediğin bir hedef var mı?

-Daha çok yazmak, daha çok yazmak, daha çok yazmak...

11- Aslen yapıyor olduğun bir meslek var mı?

- Kendimi bildim bileli öğrenciydim. Yeni mezun oldum. 10 gün falan oldu. Henüz bir işim yok.

12- Blog yazarlığı yapmanın sence bir sonu olacak mı? Yani bir süre sonra blog yazarlığı yapmaya son verebilir misin?

- Blog yazmaya son vereceğimi hiç sanmıyorum ama benim sağım solum belli olmaz. Bir bakarsın, bir şeye sinirlenir kapatır giderim. Ama emin olduğum bir şey var; kapatırsam dayanamam bir haftada geri dönerim.

13- Blogunu ziyaret etmek, seni takip etmek isteyen ya da etmesi gerekenlere söylemek istediğin şeyler var mı?

-Kendine yakın hisseden takip ediyor zaten. Ne diyeceğimi bilemedim şimdi valla. :)

14- Blogunu sık sık takip edip, yazılarını severek okuduğun bloggerlar var mı? Varsa kimler?

- Bloggerda çok yakın arkadaşlarım var. Blog açıp yazmam için beni gaza getiren arkadaşım Kızılgın'dı mesela. Edebiyat okuyor zaten, bir kitap projesi de var. Cipsyiyemeyenkız'la da her gün konuşurum, her şeyimi bilir. Eski bloggerlardandır, bloggerın da dostun da hasıdır. Ankara şubem olan Melodram var. Yaşadıklarımız ve kişiliklerimiz çok benzer. Onun dışında blogroll'umdeki bloglar en çok okuduklarımdır. İzlemeye aldığım herkesi de ayırmadan takip etmeye çalışıyorum.

15- Son olarak Konuşan Kalem adlı blogum hakkındaki görüşlerini de almak istiyorum. Ben yokmuşum gibi cevaplayınız lütfen. :)

- Benim gibi her telden, bir çok konuyla ilgili yazman hoşuma gidiyor. Keleminin kuvvetli olduğunu düşünüyorum. Kalemin her daim konuşmaya devam etsin. :)

Güzel yorumun ve sorularıma verdiğin cevapların samimiyetinden dolayı çok teşekkür ederim. Senin gibi başarılı ve sevilen bir bloggerla röportaj yapmak benim için büyük bir zevkti. Umuyorum ki yazmayı bırakmaz, sesini daha  da çok duyurursun. Her şeyin gönlünce olması dileğiyle.

Ahududusu'nu takip etmek isteyenler buradan bloga ulaşabilirler: Ahududu Tadında Cümleler

Ahududu'nun şu an sürmekte olduğu çekilişe katılmak isteyenler de ''buradan'' çekilişin olduğu posta yönlenebilirler.

Ahududu Tadında Röportaj


Röportaj yapma projem kapsamında, bu sefer sorularımı Ahududusu'na yönelttim.

Kendi bloguna vermiş olduğu isim gibi, Ahududu Tadında bir röportaj gerçekleştirdik. Sorularımı kendisine yöneltmeden önce bana bir tavsiyede bulundu. Sorularımı ona ''sizli'' şeklinde hitap etmem yerine ''senli'' şeklinde yöneltmemi rica etti. O derece samimi olmak isteyen ve de olan bir blogger arkadaşımız. Hadi hep beraber Ahududusu'nu yakından tanıyalım.

1- Merhaba Ahududusu, öncelikle bizlere kendini kısaca tanıtır mısın?

- Taze üniversite mezunu, yeni ağır işsizim.

2- Bloggerlığa tam olarak ne zaman başladın?

- İlk postum 25 Ocak 2011 tarihli şu anda ama bunun daha öncesi de var. Önce bir photo blogum vardı, gerçek ismimle kullandığım. Daha sonra 'AhuDudusu' oldum. :)

3- Blogunu izleyen kişi sayısı oldukça fazla, Twitter hesabından da edinmiş olduğun takipçi sayısı da dikkat çekiyor. Bunu neye borçlusun?

- Twitter'a daha çok önem veriyordum geçen senelerde. Sürekli aktiflik ve eskilerden olmak kazandırdı sanırım takipçiyi. Artık çok fazla umursamıyorum, çok az tweet atıyorum. Blogumda da Twitter'ımın etkisi olabilir. Çünkü blogumu Twitterla besliyorum. Sosyal medya yayılımınızı ne kadar iyi yaparsanız, o kadar okuyucuya ulaşırsınız.

4- Bloguna gelen trafikten, tıklanma oranlarından ve gelen yorumlardan memnun musun?

- Memnunum tabii ki. Okunduğunu bilmek insana keyif veriyor. Ne kadar çok yorum alırsam o kadar mutlu oluyorum. O yüzden okumaya ve yorum yazmaya devam. :)

5- Bloguna yazdığın yazıların konularını neye göre belirliyorsun? Ağırlık verdiğin herhangi bir alan var mı?

- Keşke bir alana yönelebilsem ama ağırlıklı bir konu üzerine yazmıyorum. Kendi yaşadıklarım, izlediğim filmler, dinlediğim müzikler, okuduğum kitaplar, keşfettiklerim vs. tamamen özgür ve hayatımın içinden yazıyorum. Bazen ayrı bir kültür-sanat blogu açmayı düşünüyorum ama onun sorumluluğu gözümü korkutuyor, vazgeçiyorum.

6- Blogunun adı neden ''Ahududu Tadında Cümleler''? Bir anda aklına gelen bir isim mi yoksa düşünülerek seçilmiş, anlamı olan bir isim mi?

- Önce içinde 'kırmızı' geçen bir şeyler düşündüm ama bulamadım. Sonra kırmızı bir meyve olsun o zaman dedim ve çok sevdiğim ahududuyu seçtim. Aslında ''AhuDudusu'' bir kelime oyunu ve söylerken ''333'' etkisi yaratıyor. ''Ahududu Tadında Cümleler'' de anlık olarak seçilmiş bir başlıktı. Hatta pek sevmemiştim, sonra değiştiririm diye düşünmüştüm ama her zaman ki üşengeçliğimle öylece kaldı.

7- Blogunda, bu senenin başında başlamış olduğun bir proje olan, çekilişler düzenliyorsun. Çekilişlerin hakkında bizlere biraz bilgi verebilir misin? (İlki ve şu an sürmekte olan)

Aslında hiç aklımda yoktu çekiliş düzenlemek ve bunu devam ettirmek. İlk çekiliş postunda da yazdığım gibi; çekilişlere hep imrenmişimdir ama çok şanssızımdır böyle konularda. Yaz çocuğu olduğum için pek hediye almışlığım da yoktur. Ben de madem hediye alamıyorum, vereyim dedim. Kendim gibi şanssız hissedenleri bir nebze olsun mutlu edebilmek istedim. İlk çekilişimde kendi kitaplığımdan kitaplar ve küçük birkaç hediye daha verdim. Sonra bir internet sitesiyle sponsorluk için anlaştım ve şimdi Kadınlar Günü için bir makyaj seti hediye ediyorum. Bundan sonra yine bir kitap çekilişim var. Umarım böyle hediyeler vermeye devam ederim.

8- Çekilişlerine yoğun bir ilgi var. Bu durum seni zorluyor mu?

- Aksine bu yoğunluktan çok memnunum. Talihliyi belirleme aşamasında listeyi düzenlerken çok zorlanmıştım ama o da işin cilvesi.

9- Blog yazdığın süre boyunca ''keşke bunu yapmasaydım'' dediğin ya da yazıp da sonradan pişman olup yayından sildiğin yazıların oldu mu?

- İlk yazılarımdan çok silmiştim ama pişman olduğum için değil. Sonradan okuyup sevmediklerimi sildim. Bir de zorla sildirilen bir yazım var. Post, Twitter'dan tanışım evime davet ettiğim birkaç kişinin densizlikleriyle ilgiliydi. Kimseyi ifşa etmemiştim ama sevgilim ''o yazı silinecek!'' dediği için silmiştim. Sonra o şahıs kendine bir blog açtı ve bir güzel isim de vere vere yazdı o olayı, hem de gerçekle pek alakası olmayan bir şekilde. Tabii ki benim hiç umurumda olmadı. Ama keşke o yazıyı silmeseydim, hatta isim vererek yazsaydım diyorum şimdi.

10- Blog dünyasında belirlediğin bir hedef var mı?

-Daha çok yazmak, daha çok yazmak, daha çok yazmak...

11- Aslen yapıyor olduğun bir meslek var mı?

- Kendimi bildim bileli öğrenciydim. Yeni mezun oldum. 10 gün falan oldu. Henüz bir işim yok.

12- Blog yazarlığı yapmanın sence bir sonu olacak mı? Yani bir süre sonra blog yazarlığı yapmaya son verebilir misin?

- Blog yazmaya son vereceğimi hiç sanmıyorum ama benim sağım solum belli olmaz. Bir bakarsın, bir şeye sinirlenir kapatır giderim. Ama emin olduğum bir şey var; kapatırsam dayanamam bir haftada geri dönerim.

13- Blogunu ziyaret etmek, seni takip etmek isteyen ya da etmesi gerekenlere söylemek istediğin şeyler var mı?

-Kendine yakın hisseden takip ediyor zaten. Ne diyeceğimi bilemedim şimdi valla. :)

14- Blogunu sık sık takip edip, yazılarını severek okuduğun bloggerlar var mı? Varsa kimler?

- Bloggerda çok yakın arkadaşlarım var. Blog açıp yazmam için beni gaza getiren arkadaşım Kızılgın'dı mesela. Edebiyat okuyor zaten, bir kitap projesi de var. Cipsyiyemeyenkız'la da her gün konuşurum, her şeyimi bilir. Eski bloggerlardandır, bloggerın da dostun da hasıdır. Ankara şubem olan Melodram var. Yaşadıklarımız ve kişiliklerimiz çok benzer. Onun dışında blogroll'umdeki bloglar en çok okuduklarımdır. İzlemeye aldığım herkesi de ayırmadan takip etmeye çalışıyorum.

15- Son olarak Konuşan Kalem adlı blogum hakkındaki görüşlerini de almak istiyorum. Ben yokmuşum gibi cevaplayınız lütfen. :)

- Benim gibi her telden, bir çok konuyla ilgili yazman hoşuma gidiyor. Keleminin kuvvetli olduğunu düşünüyorum. Kalemin her daim konuşmaya devam etsin. :)

Güzel yorumun ve sorularıma verdiğin cevapların samimiyetinden dolayı çok teşekkür ederim. Senin gibi başarılı ve sevilen bir bloggerla röportaj yapmak benim için büyük bir zevkti. Umuyorum ki yazmayı bırakmaz, sesini daha  da çok duyurursun. Her şeyin gönlünce olması dileğiyle.

Ahududusu'nu takip etmek isteyenler buradan bloga ulaşabilirler: Ahududu Tadında Cümleler

Ahududu'nun şu an sürmekte olduğu çekilişe katılmak isteyenler de ''buradan'' çekilişin olduğu posta yönlenebilirler.

Uyuşuk Hayalperest'e gelen bu soru, ondan da bana gelmiş. Kitabı nasıl okursun diye sormuş, ben de cevaplandırayım.

- Kitap okuyacağım zaman öncelikle kendime rahat ve sessiz bir ortam hazırlarım. 
- Çok gürültülü ortamlarda kitap okuyamama gibi bir huyum yoktur ama sessiz olması her zaman tercihimdir.
- Genelde, yatağımda bağdaş kurarak ve sırtımı yastığa yaslayarak okumayı tercih ederim. 
- Kitabı ne çok aşağıda ne çok yukarı da uzanarak okuyamam. Tam göz hizamda olmasına dikkat ederim. 
- Duygusal ve dram dolu bir kitap okuyorsam Can Atilla'nın besteleri gibi (sözü olmayan) müzikleri dinlemeyi severim. 
- Seyahat ederken kitap okumayı çok sevmem. Çünkü; seyahat sırasında müzik dinleyerek pencereden dışarısını izlemek daha bir cazip geliyor.
- Nereye gidersem gideyim o sırada okuyor olduğum kitap mutlaka çantamda, yanımda olur.
- Okuduğum kitapta beğendiğim kısımların altını çizerim. 
- Kitap okurken; kahve, çay gibi sıcak içecekler mutlaka elimin altında olur. Yaz aylarında kahve yerini koruyor fakat çayın yerini diğer soğuk içecekler alıyor. Yani kısacası kitap okurken bir yandan bir şeyler içmeyi seviyorum. 

Aklıma gelenler şimdilik bunlar. Birilerini mimleyip, birilerini mimlememek gibi bir şey yapmayı şu an istemiyorum. Okuyup da blogunda bunu paylaşmak isteyen herkes yapabilir. 

Kitabımı Nasıl Okuyorum?

Uyuşuk Hayalperest'e gelen bu soru, ondan da bana gelmiş. Kitabı nasıl okursun diye sormuş, ben de cevaplandırayım.

- Kitap okuyacağım zaman öncelikle kendime rahat ve sessiz bir ortam hazırlarım. 
- Çok gürültülü ortamlarda kitap okuyamama gibi bir huyum yoktur ama sessiz olması her zaman tercihimdir.
- Genelde, yatağımda bağdaş kurarak ve sırtımı yastığa yaslayarak okumayı tercih ederim. 
- Kitabı ne çok aşağıda ne çok yukarı da uzanarak okuyamam. Tam göz hizamda olmasına dikkat ederim. 
- Duygusal ve dram dolu bir kitap okuyorsam Can Atilla'nın besteleri gibi (sözü olmayan) müzikleri dinlemeyi severim. 
- Seyahat ederken kitap okumayı çok sevmem. Çünkü; seyahat sırasında müzik dinleyerek pencereden dışarısını izlemek daha bir cazip geliyor.
- Nereye gidersem gideyim o sırada okuyor olduğum kitap mutlaka çantamda, yanımda olur.
- Okuduğum kitapta beğendiğim kısımların altını çizerim. 
- Kitap okurken; kahve, çay gibi sıcak içecekler mutlaka elimin altında olur. Yaz aylarında kahve yerini koruyor fakat çayın yerini diğer soğuk içecekler alıyor. Yani kısacası kitap okurken bir yandan bir şeyler içmeyi seviyorum. 

Aklıma gelenler şimdilik bunlar. Birilerini mimleyip, birilerini mimlememek gibi bir şey yapmayı şu an istemiyorum. Okuyup da blogunda bunu paylaşmak isteyen herkes yapabilir. 


Her zaman demişimdir çok şanssız birisiyimdir diye. Yine aynı şeyle karşınızdayım aşklarım. Ahududu Tadında Cümleler isimli blog ile yeni tanışmış olduğumdan çekiliş yapıldığından da geç haberim oldu. Yine şansımı denemek istedim, zararı yoktur. Sevgililer gününde sonlanacak çekilişe sizler de katılmak ve hediyelerin ne olduğunu görmek için buraya tıklayabilirsiniz. 

Ayrıca blogda çok güzel paylaşımların olduğunu da belirtmek isterim, mutlaka takibe alın. 

Sevgiler...

Ahududu Tadında Cümleler'den İlk Çekiliş


Her zaman demişimdir çok şanssız birisiyimdir diye. Yine aynı şeyle karşınızdayım aşklarım. Ahududu Tadında Cümleler isimli blog ile yeni tanışmış olduğumdan çekiliş yapıldığından da geç haberim oldu. Yine şansımı denemek istedim, zararı yoktur. Sevgililer gününde sonlanacak çekilişe sizler de katılmak ve hediyelerin ne olduğunu görmek için buraya tıklayabilirsiniz. 

Ayrıca blogda çok güzel paylaşımların olduğunu da belirtmek isterim, mutlaka takibe alın. 

Sevgiler...

Dün öğlen saatlerinde evde bir sıkıl bir sıkıl, sıkılmaktan sıkıldım valla. Dedim bir blogger kardeşlerimin, canlarımın, ciğerlerimin bloglarına bir göz atayım. Bir çok yeni blogla da karşılaştım ve beğendiklerimi takibe almayı ihmal etmedim. Blogları lay lay lay diye dolaşırken hepsinde ortak bir şey olduğunu fark ettim ona mim deniliyormuş. Şimdi mim'in ne olduğunu bilmediğimden ''hehe höhö cahile bak yuua'' diye kıkırdayanlar vardır gibime geliyor. La olum söyledin de bilmedik sanki tipe bak ya. Bilmemek ayıp değil bir kere öğrenmemek ayıp derler. Ben de görünce öğrenme işine koyuldum zaten çabucak.

Uyuşuk Hayalperest'imizin blogunda da bunu gördüğümden koştur koştur ona sordum sağ olsun o da bana anlattı. Benim mimdeki soruları al cevapla, bir dahakine de aklımdasın dedi ben de teşekkürlerimi şey ettim. Bu arada Uyuşuk Hayalperest'le bu hafta sonu bir röportaj da gerçekleştirmiştik. Okumayanlar varsa buradan okuyabilirler.

Yine konudan saptım ve fazla konuştum(yazdım). Daha fazla sapmadan hemen soruları cevaplayayım.

1- Kitaplara eş değerde sevdiğin bir şey var mıdır? Varsa nedir?

Aslında yok. Kitap okurken kendimi huzurda ve güvende hissediyorum açıkçası. Başka da kendimi huzurda ve güvende hissettiğim bir şey yok fakat blogger arkadaşlarımın yazdıklarını okumaktan da çok büyük bir keyif alıyorum.

2- Takma adın var mı? Varsa o adı neye göre seçtin ya da sana nasıl hitap edilmeye başlandı? Yani hikayesi nedir?

Bir takma adım yok fakat bana daha çok 'küçük yazar' diye hitap ediliyor. İnternetten tanımış olduğum Nezih diye bir abim var, bunu okuyorsa sevgilerimi, saygılarımı iletiyorum. Ondan sonra annem gördü, babam duydu derken tüm aile küçük yazar demeye başladı. 15 yaşından beri blog yazarlığı yaptığımdan hep küçük yazar olarak kaldım öyle. Şu an 17 yaşındayım yani aslında hala küçüğüm.

3- Kitap okurken aynı anda şarkı dinleyenlerden misin? Belirli kitaplarla özdeşleştirdiğin şarkılar var mı? Varsa bunlar nelerdir?

Evet aslında, kitap okurken şarkı dinleyebiliyorum fakat Can Atilla tarzı olan şarkılar olursa. İçerisinde söz olan müzikleri dinlerken okuyamam, odaklanamam yani.

4- Seri kitapları mı daha çok seversin yoksa tek kitapta her şeyin olup bitmesinden hoşlananlardan mısındır?

Seri kitapları çok sevmiyorum çünkü bir şeyden hemen sıkılan birisiyimdir. Tek kitaplar her zaman tercihimdir fakat bu konuda sadece Gece Evi Serisi'nden sıkılmadım ve hala da okumaya devam ediyorum seriyi.

5- Hayatta en çok gerçek olmasını / senin olmasını istediğin şey nedir?

Gerçek olmasını istediğim şey, ilerde çok başarılı bir yazar olduğum hayallerim. Benim olmasını istediğim şey ise; bir erkek olarak alışverişe fazlasıyla düşkün olduğumdan gördüğüm bir ayakkabı, kazak vs. anında benim olsun isterim yoksa onu içime dert ederim. Böyle de bir huyum var.

6- E-book mu yoksa eski usul, ellerinde hissedebileceğin kitapları mı okumayı tercih edersin?

Eski usul ne demektir ki yahu. Tabii ki ellerimde hissetmek isterim. O kitabın kokusunu, sayfaları çevirdiğimdeki heyecanını alamadıktan sonra ne anlamı kalır ki?

7- En sevdiğin şarkıcı / grup ve onun / onların en sevdiğin şarkısı nedir?

Aslında hoşuma giden şarkıyı dinlerim kafası var bende. Rap ve arabeskle alakalı olan şeyler dışında. Çok çok fanı olduğum bir şarkıcı yok ama Lady Gaga ve Rihanna'yı hiçbir şeye değişmem.

8- Kendin hiç ayraç yaptın mı? Yaptıysan eğer kendi yaptıklarını mı yoksa kitapların orjinal ayraçlarını mı tercih edersin?

Kendim ayraç hiç yapmadım, haliyle kitapların orjinal ayraçlarını tercih ediyorum.

9- En sevdiğin, bir anlamda hayatını etkileyen ünlü bir alıntı / alıntılar var mıdır?

''Mükemmellik sıkıcıdır, hataların olmalı.'' Lady Gaga.

''Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsın.'' Konfüçyüs.

10- En sevdiğin mevsim hangisidir?

Yaz geldi mi kışın, kış geldi mi yazın gelmesini isteyenlerdenim. O yüzden bahar ayları en iyisi bana göre.

11- Dürüstçe cevap vereceğini varsayarak soruyorum. Elinde bir şeyleri değiştirecek güçte tek kullanımlık bir güç olduğunu düşünelim. Bu kadar büyük bir şans avuçlarındayken bencillik edip kendi isteklerin doğrultusunda mı kullanırdın yoksa geniş düşünüp herkesin yararına olan bir değişiklik yapmak için mi kullanırdın? Ve bu değişiklik (bencillik edip de yaptığın ya da herkesin yararına olan) ne olurdu?

Daha soruyu buraya yazarken, hiç okumamama rağmen anladım ve kafamın içerisinde cevaplandırdım. Kesinlikle benim de dahil herkesin yararına olacak şeyi, tam olarak özgürlüğün olmasını seçerdim. Ciddi anlamda bir özgürlük ama, insanların her anlamda ön yargılarını, tabularını yıkacak tarzda. Herkesin dilediği gibi, mutlu olduğu özgür bir dünya yapardım.

Mim Var Dediler Geldik!

Dün öğlen saatlerinde evde bir sıkıl bir sıkıl, sıkılmaktan sıkıldım valla. Dedim bir blogger kardeşlerimin, canlarımın, ciğerlerimin bloglarına bir göz atayım. Bir çok yeni blogla da karşılaştım ve beğendiklerimi takibe almayı ihmal etmedim. Blogları lay lay lay diye dolaşırken hepsinde ortak bir şey olduğunu fark ettim ona mim deniliyormuş. Şimdi mim'in ne olduğunu bilmediğimden ''hehe höhö cahile bak yuua'' diye kıkırdayanlar vardır gibime geliyor. La olum söyledin de bilmedik sanki tipe bak ya. Bilmemek ayıp değil bir kere öğrenmemek ayıp derler. Ben de görünce öğrenme işine koyuldum zaten çabucak.

Uyuşuk Hayalperest'imizin blogunda da bunu gördüğümden koştur koştur ona sordum sağ olsun o da bana anlattı. Benim mimdeki soruları al cevapla, bir dahakine de aklımdasın dedi ben de teşekkürlerimi şey ettim. Bu arada Uyuşuk Hayalperest'le bu hafta sonu bir röportaj da gerçekleştirmiştik. Okumayanlar varsa buradan okuyabilirler.

Yine konudan saptım ve fazla konuştum(yazdım). Daha fazla sapmadan hemen soruları cevaplayayım.

1- Kitaplara eş değerde sevdiğin bir şey var mıdır? Varsa nedir?

Aslında yok. Kitap okurken kendimi huzurda ve güvende hissediyorum açıkçası. Başka da kendimi huzurda ve güvende hissettiğim bir şey yok fakat blogger arkadaşlarımın yazdıklarını okumaktan da çok büyük bir keyif alıyorum.

2- Takma adın var mı? Varsa o adı neye göre seçtin ya da sana nasıl hitap edilmeye başlandı? Yani hikayesi nedir?

Bir takma adım yok fakat bana daha çok 'küçük yazar' diye hitap ediliyor. İnternetten tanımış olduğum Nezih diye bir abim var, bunu okuyorsa sevgilerimi, saygılarımı iletiyorum. Ondan sonra annem gördü, babam duydu derken tüm aile küçük yazar demeye başladı. 15 yaşından beri blog yazarlığı yaptığımdan hep küçük yazar olarak kaldım öyle. Şu an 17 yaşındayım yani aslında hala küçüğüm.

3- Kitap okurken aynı anda şarkı dinleyenlerden misin? Belirli kitaplarla özdeşleştirdiğin şarkılar var mı? Varsa bunlar nelerdir?

Evet aslında, kitap okurken şarkı dinleyebiliyorum fakat Can Atilla tarzı olan şarkılar olursa. İçerisinde söz olan müzikleri dinlerken okuyamam, odaklanamam yani.

4- Seri kitapları mı daha çok seversin yoksa tek kitapta her şeyin olup bitmesinden hoşlananlardan mısındır?

Seri kitapları çok sevmiyorum çünkü bir şeyden hemen sıkılan birisiyimdir. Tek kitaplar her zaman tercihimdir fakat bu konuda sadece Gece Evi Serisi'nden sıkılmadım ve hala da okumaya devam ediyorum seriyi.

5- Hayatta en çok gerçek olmasını / senin olmasını istediğin şey nedir?

Gerçek olmasını istediğim şey, ilerde çok başarılı bir yazar olduğum hayallerim. Benim olmasını istediğim şey ise; bir erkek olarak alışverişe fazlasıyla düşkün olduğumdan gördüğüm bir ayakkabı, kazak vs. anında benim olsun isterim yoksa onu içime dert ederim. Böyle de bir huyum var.

6- E-book mu yoksa eski usul, ellerinde hissedebileceğin kitapları mı okumayı tercih edersin?

Eski usul ne demektir ki yahu. Tabii ki ellerimde hissetmek isterim. O kitabın kokusunu, sayfaları çevirdiğimdeki heyecanını alamadıktan sonra ne anlamı kalır ki?

7- En sevdiğin şarkıcı / grup ve onun / onların en sevdiğin şarkısı nedir?

Aslında hoşuma giden şarkıyı dinlerim kafası var bende. Rap ve arabeskle alakalı olan şeyler dışında. Çok çok fanı olduğum bir şarkıcı yok ama Lady Gaga ve Rihanna'yı hiçbir şeye değişmem.

8- Kendin hiç ayraç yaptın mı? Yaptıysan eğer kendi yaptıklarını mı yoksa kitapların orjinal ayraçlarını mı tercih edersin?

Kendim ayraç hiç yapmadım, haliyle kitapların orjinal ayraçlarını tercih ediyorum.

9- En sevdiğin, bir anlamda hayatını etkileyen ünlü bir alıntı / alıntılar var mıdır?

''Mükemmellik sıkıcıdır, hataların olmalı.'' Lady Gaga.

''Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsın.'' Konfüçyüs.

10- En sevdiğin mevsim hangisidir?

Yaz geldi mi kışın, kış geldi mi yazın gelmesini isteyenlerdenim. O yüzden bahar ayları en iyisi bana göre.

11- Dürüstçe cevap vereceğini varsayarak soruyorum. Elinde bir şeyleri değiştirecek güçte tek kullanımlık bir güç olduğunu düşünelim. Bu kadar büyük bir şans avuçlarındayken bencillik edip kendi isteklerin doğrultusunda mı kullanırdın yoksa geniş düşünüp herkesin yararına olan bir değişiklik yapmak için mi kullanırdın? Ve bu değişiklik (bencillik edip de yaptığın ya da herkesin yararına olan) ne olurdu?

Daha soruyu buraya yazarken, hiç okumamama rağmen anladım ve kafamın içerisinde cevaplandırdım. Kesinlikle benim de dahil herkesin yararına olacak şeyi, tam olarak özgürlüğün olmasını seçerdim. Ciddi anlamda bir özgürlük ama, insanların her anlamda ön yargılarını, tabularını yıkacak tarzda. Herkesin dilediği gibi, mutlu olduğu özgür bir dünya yapardım.



Gözlerimi aralıyorum acıyla. Bir soğukluk, bir ıslaklık hâkim bedenimde. Hareket edemiyor, öylece duruyordum. Gözlerimi tam olarak açtığımda, bir şeyin üzerine yatırılmış ve bağlanmış olduğumu fark ediyorum. Ne içten bir tepki ne de dışarı çıkardığım bir anlamsızlık öfkesi… Hiçbir şey konuşmuyor, hiçbir tepki vermiyordum.

Başımı doğrultmak istedim. Acı çeke çeke de olsa görebildim her şeyi. İşte o an korku ile kafamı arkaya doğru sertçe bıraktım. Üzerinde çırılçıplak bağlanmış olduğum, ne olduğunu hala anlayamadığım şeye kafamı çarptım, şiddetle. Acıdan gözlerimi bastırdım ve dişlerimi sıktım. Bağıramadım, bağıramazdım.

Henüz odada yalnız olduğumu düşünürken şimdi on, belki de yirmi kişi, ellerinde isimlerini bilmediğim korkunç şeylerle başıma toplanmış ve her an bana bir şeyler yapacaklarmış gibi tetikte bekliyorlardı. Boş gözlerle baktım hepsine, tek tek.

İşte o an… O an, çırılçıplak olan hayallerimle yalnız başıma olduğumu anladım. Düşmanlarım karşımda toplanmış, beni yok etmeye çalışıyorlar. Hayır, direnmem lazım. Ne bana dokunabilecekler, ne de hayallerime. Yalnız da kalsam, karanlıklar içerisinde sessizliğin yüksek sesini işitsem de, aynada kendi yansımam ile konuşsam ve çığlıklar içerisinde bunlara ağlayacağımı bilsem de direnecektim.

Gözlerimi kapadım ve uyanmak istedim. Biliyordum ki bu bir kâbus. Uyanacaktım, her şey sona erecekti. Her zaman ki içerisinde mutluluk olan hayatıma dönecek ve bu kâbusu da hiç görmemiş gibi, aldırış etmeden yaşamaya devam edecektim. Beni hiç terk etmeyen rengârenk kelebeklerime gülümseyecektim. Karanfillerimin kokusunu ciğerlerime doldurup bir ‘Günaydın’ eşliğinde öpecektim hepsini.

Biliyorum ki her şey güzel olacak. Biliyorum ve kendime inanıyorum.

Siz de inanmaktan vazgeçmeyin. Ne olursanız, kim olursanız ve nerede olursanız olun hepiniz çok değerlisiniz. Hepinizin kendince hayalleri var, gerçekleştirmek istediği. Hepsi gerçekleşecek. Umudunuzu yitirmeyin. Fakat önce kendinize inanın, sonra ayna karşına geçip kendinize gülümseyin. ‘’Her şey güzel olacak’’

Bu yazım, Blogum Dergisi'nin Şubat sayısında da yer aldı. Görmek için tık tık

Sessizlikten Kopan Çığlık



Gözlerimi aralıyorum acıyla. Bir soğukluk, bir ıslaklık hâkim bedenimde. Hareket edemiyor, öylece duruyordum. Gözlerimi tam olarak açtığımda, bir şeyin üzerine yatırılmış ve bağlanmış olduğumu fark ediyorum. Ne içten bir tepki ne de dışarı çıkardığım bir anlamsızlık öfkesi… Hiçbir şey konuşmuyor, hiçbir tepki vermiyordum.

Başımı doğrultmak istedim. Acı çeke çeke de olsa görebildim her şeyi. İşte o an korku ile kafamı arkaya doğru sertçe bıraktım. Üzerinde çırılçıplak bağlanmış olduğum, ne olduğunu hala anlayamadığım şeye kafamı çarptım, şiddetle. Acıdan gözlerimi bastırdım ve dişlerimi sıktım. Bağıramadım, bağıramazdım.

Henüz odada yalnız olduğumu düşünürken şimdi on, belki de yirmi kişi, ellerinde isimlerini bilmediğim korkunç şeylerle başıma toplanmış ve her an bana bir şeyler yapacaklarmış gibi tetikte bekliyorlardı. Boş gözlerle baktım hepsine, tek tek.

İşte o an… O an, çırılçıplak olan hayallerimle yalnız başıma olduğumu anladım. Düşmanlarım karşımda toplanmış, beni yok etmeye çalışıyorlar. Hayır, direnmem lazım. Ne bana dokunabilecekler, ne de hayallerime. Yalnız da kalsam, karanlıklar içerisinde sessizliğin yüksek sesini işitsem de, aynada kendi yansımam ile konuşsam ve çığlıklar içerisinde bunlara ağlayacağımı bilsem de direnecektim.

Gözlerimi kapadım ve uyanmak istedim. Biliyordum ki bu bir kâbus. Uyanacaktım, her şey sona erecekti. Her zaman ki içerisinde mutluluk olan hayatıma dönecek ve bu kâbusu da hiç görmemiş gibi, aldırış etmeden yaşamaya devam edecektim. Beni hiç terk etmeyen rengârenk kelebeklerime gülümseyecektim. Karanfillerimin kokusunu ciğerlerime doldurup bir ‘Günaydın’ eşliğinde öpecektim hepsini.

Biliyorum ki her şey güzel olacak. Biliyorum ve kendime inanıyorum.

Siz de inanmaktan vazgeçmeyin. Ne olursanız, kim olursanız ve nerede olursanız olun hepiniz çok değerlisiniz. Hepinizin kendince hayalleri var, gerçekleştirmek istediği. Hepsi gerçekleşecek. Umudunuzu yitirmeyin. Fakat önce kendinize inanın, sonra ayna karşına geçip kendinize gülümseyin. ‘’Her şey güzel olacak’’

Bu yazım, Blogum Dergisi'nin Şubat sayısında da yer aldı. Görmek için tık tık



Sevgili takipçilerim... Bildiğiniz gibi geçen hafta bir moda bloggerı olan Ali Rıza Tunçer ile çok hoş bir röportaj yapıp sizlerle paylaşmıştım. Ardından tercih ettiğim isim Uyuşuk Hayalperest oldu. Kendisi çok sıcak kanlı, aynı zamanda harika bir blog yazarı. Bakalım Uyuşuk Hayalperest, Konuşan Kalem'e neler demiş?

Konuşan Kalem: Kendinizden kısaca bahseder misiniz?

- En zor soru da en başta sorulmaz ki ama. Kendimi anlatmayı zor bulurum. Ve kendimi başkalarından dinlemeyi severim. Çünkü başkalarında bıraktığım etkiyi fazlasıyla merak eden bir kişiyim. Meraklı dediysem, benimki kendimce merak, yoksa meraklı bir insan değilimdir. Konuşmaktan ziyade yazmayı seven biriyim. Bu sebeple beni normalde görseniz ya da patronuma sorsanız, iki lafı zor eden biri olarak tanımlar kesin. Nasıl? Kendimi kısadan bile uzun anlattım bence.

K.K.: Asıl mesleğiniz nedir?

- Diplomamda ''muhasebe elemanı'' yazıyor, ben onun yalancısıyım ve kendim için mesleğim muhasebe diyorum. Ama hiç yapmadım desem yeridir. Bir tecrübedir tutturmuşlar. Bir dayımız da yok, kaldık böyle çömez.

K.K.: Ne kadar süredir blog yazarlığı yapıyorsunuz?

- Ben blog yazmaya 2011/Mayıs ayında başladım. Az kalmış, iki yıllık olacağım.

K.K.: Bu süre içerisinde bir sıkıntı yaşadınız mı?

- Yazmak konusu hariç, sıkıntım olmadı şükür. Kimseye karışmam ben, fazla yakınlaşmayı da istemiyorum açıkçası kimseyle.

K.K.: Blogunuzda ne gibi konuları ele alıyorsunuz?

- Blogum, günlüğüm diyebilirim. İçimden geçenlerin hepsi. Bir televizyon dizisi, programı ya da bir film için yazıyorum. Yaşadığım kendimce tuhaf olayları paylaşıyorum. Bazen içimden geçen duygularımı yazıyorum. Yani dediğim gibi, içimden geçenleri yazıyorum ben.

K.K.: Oldukça fazla takipçi sayınızla da dikkat çekiyorsunuz. Bunu neye borçlusunuz?

- Fazla mı? Bu şaşırtmalı bir soru mu ne? (gülüyor) Şaka bir yana her gün artan bir sayım var, evet. Neyimi beğeniyorlar da geliyorlar bilmiyorum. Arttıkça ben geriliyorum bazı bazı. Diyorum ki, bak saçmalama artık sorumluluk bu!

K.K.: Peki neden 'Uyuşuk Hayalperest'?

- Çünkü ben tam olarak öyleyim de ondan. Uyuşuk ve bir o kadar hayalperest bir insanım. Bloguma her yazdığım yazı binlerce hayal barındırır içinde. Şimdi bile hayaller alemindeyim diyebilirim. Ama uyuşuğum işte. İçimden gelirse yaparım bir şeyi, yoksa yapmam.

K.K.: Uyuşuk Hayalperest dışında yazarlık yaptığınız bir blog var mı?

- Yazarlık demeyelim de konuk olarak Cenkblog adlı bir blogdaş ve arkadaşta yazmışlığım var. Bunu da blogumu inceleyenler bilir zaten. Başka da bir yerde yazmıyorum. Korsanlarım varsa itibar etmeyin olur mu? (gülerek)

K.K.: Ben de sizin takipçiniz olarak yazdıklarınızı gerçek anlamda beğeniyorum. Peki bu yazdıklarınızı neye göre belirliyorsunuz?

- Ruh halime göre. O gün izlediğim bir şeye göre ya da okuduğum bir yazı yahut habere göre.

K.K.: Yazdığınız yazılarda Uyuşuk Hayalperest'in yaşanmışlıklarını görebilir miyiz?

- Tabii ki de. Yazdıklarımın hepsinde ben varım. Benim duygularım var, hissettiklerim var. Bu da onları yaşanmış yapar.

K.K.: Blogunuza yeterli önemi verdiğinizi ve yeterli derecede zaman ayırdığınızı düşünüyor musunuz?

- Açıkçası çalışmasaydım evdeki pc ile bu kadar ilgilenemezdim blogumla. Sağ olsun pek bir yavaştır, ihtiyarladı gayrı artık. Yoksa abartarak diyebilirim ki 7/24 blog aleminde olabilirdim.

K.K.: Sizi takip etmesi gereken okuyucularımıza neler söylemek istersin?

-İçinizden gelirse takip edin derim, ne diyeyim başka. Ve yorumlarını eksik etmesinler. Blog aleminde bulunan çoğunluğa göre yorumlar, blogun can damarıdır can! Bu kadar söylüyorum.

K.K.: Eklemek istediğiniz şeyler var mı?

Öncelikle aklınıza gelip benimle röportaj yaptığınız için çok ama çok teşekkür ederim. Varlığımın hissedilmesi beni çok mesut eder. Her insan kadar belki de biraz fazla, ben de severim ilgiyi. Dikkat çekmeyi. Bu kocaman blog aleminde bunu başarmışsam ne mutlu bana. Uzunca bir süre, bu alemde olmak dileğimle. Sevgiler ve saygılar...



Uyuşuk Hayalperest'in yazdıklarını okumak ve onu takip etmek isterseniz: http://ayisigininhayaldunyasi.blogspot.com/

Ben de Uyuşuk Hayalperest'e benimle röportaj yapmayı kabul ettiği için ve sorularımın hepsini ayrı bir sıcaklık ile cevapladığından teşekkürlerimi sunuyorum.

Uyuşuk'dan Hayaller (Röportaj)



Sevgili takipçilerim... Bildiğiniz gibi geçen hafta bir moda bloggerı olan Ali Rıza Tunçer ile çok hoş bir röportaj yapıp sizlerle paylaşmıştım. Ardından tercih ettiğim isim Uyuşuk Hayalperest oldu. Kendisi çok sıcak kanlı, aynı zamanda harika bir blog yazarı. Bakalım Uyuşuk Hayalperest, Konuşan Kalem'e neler demiş?

Konuşan Kalem: Kendinizden kısaca bahseder misiniz?

- En zor soru da en başta sorulmaz ki ama. Kendimi anlatmayı zor bulurum. Ve kendimi başkalarından dinlemeyi severim. Çünkü başkalarında bıraktığım etkiyi fazlasıyla merak eden bir kişiyim. Meraklı dediysem, benimki kendimce merak, yoksa meraklı bir insan değilimdir. Konuşmaktan ziyade yazmayı seven biriyim. Bu sebeple beni normalde görseniz ya da patronuma sorsanız, iki lafı zor eden biri olarak tanımlar kesin. Nasıl? Kendimi kısadan bile uzun anlattım bence.

K.K.: Asıl mesleğiniz nedir?

- Diplomamda ''muhasebe elemanı'' yazıyor, ben onun yalancısıyım ve kendim için mesleğim muhasebe diyorum. Ama hiç yapmadım desem yeridir. Bir tecrübedir tutturmuşlar. Bir dayımız da yok, kaldık böyle çömez.

K.K.: Ne kadar süredir blog yazarlığı yapıyorsunuz?

- Ben blog yazmaya 2011/Mayıs ayında başladım. Az kalmış, iki yıllık olacağım.

K.K.: Bu süre içerisinde bir sıkıntı yaşadınız mı?

- Yazmak konusu hariç, sıkıntım olmadı şükür. Kimseye karışmam ben, fazla yakınlaşmayı da istemiyorum açıkçası kimseyle.

K.K.: Blogunuzda ne gibi konuları ele alıyorsunuz?

- Blogum, günlüğüm diyebilirim. İçimden geçenlerin hepsi. Bir televizyon dizisi, programı ya da bir film için yazıyorum. Yaşadığım kendimce tuhaf olayları paylaşıyorum. Bazen içimden geçen duygularımı yazıyorum. Yani dediğim gibi, içimden geçenleri yazıyorum ben.

K.K.: Oldukça fazla takipçi sayınızla da dikkat çekiyorsunuz. Bunu neye borçlusunuz?

- Fazla mı? Bu şaşırtmalı bir soru mu ne? (gülüyor) Şaka bir yana her gün artan bir sayım var, evet. Neyimi beğeniyorlar da geliyorlar bilmiyorum. Arttıkça ben geriliyorum bazı bazı. Diyorum ki, bak saçmalama artık sorumluluk bu!

K.K.: Peki neden 'Uyuşuk Hayalperest'?

- Çünkü ben tam olarak öyleyim de ondan. Uyuşuk ve bir o kadar hayalperest bir insanım. Bloguma her yazdığım yazı binlerce hayal barındırır içinde. Şimdi bile hayaller alemindeyim diyebilirim. Ama uyuşuğum işte. İçimden gelirse yaparım bir şeyi, yoksa yapmam.

K.K.: Uyuşuk Hayalperest dışında yazarlık yaptığınız bir blog var mı?

- Yazarlık demeyelim de konuk olarak Cenkblog adlı bir blogdaş ve arkadaşta yazmışlığım var. Bunu da blogumu inceleyenler bilir zaten. Başka da bir yerde yazmıyorum. Korsanlarım varsa itibar etmeyin olur mu? (gülerek)

K.K.: Ben de sizin takipçiniz olarak yazdıklarınızı gerçek anlamda beğeniyorum. Peki bu yazdıklarınızı neye göre belirliyorsunuz?

- Ruh halime göre. O gün izlediğim bir şeye göre ya da okuduğum bir yazı yahut habere göre.

K.K.: Yazdığınız yazılarda Uyuşuk Hayalperest'in yaşanmışlıklarını görebilir miyiz?

- Tabii ki de. Yazdıklarımın hepsinde ben varım. Benim duygularım var, hissettiklerim var. Bu da onları yaşanmış yapar.

K.K.: Blogunuza yeterli önemi verdiğinizi ve yeterli derecede zaman ayırdığınızı düşünüyor musunuz?

- Açıkçası çalışmasaydım evdeki pc ile bu kadar ilgilenemezdim blogumla. Sağ olsun pek bir yavaştır, ihtiyarladı gayrı artık. Yoksa abartarak diyebilirim ki 7/24 blog aleminde olabilirdim.

K.K.: Sizi takip etmesi gereken okuyucularımıza neler söylemek istersin?

-İçinizden gelirse takip edin derim, ne diyeyim başka. Ve yorumlarını eksik etmesinler. Blog aleminde bulunan çoğunluğa göre yorumlar, blogun can damarıdır can! Bu kadar söylüyorum.

K.K.: Eklemek istediğiniz şeyler var mı?

Öncelikle aklınıza gelip benimle röportaj yaptığınız için çok ama çok teşekkür ederim. Varlığımın hissedilmesi beni çok mesut eder. Her insan kadar belki de biraz fazla, ben de severim ilgiyi. Dikkat çekmeyi. Bu kocaman blog aleminde bunu başarmışsam ne mutlu bana. Uzunca bir süre, bu alemde olmak dileğimle. Sevgiler ve saygılar...



Uyuşuk Hayalperest'in yazdıklarını okumak ve onu takip etmek isterseniz: http://ayisigininhayaldunyasi.blogspot.com/

Ben de Uyuşuk Hayalperest'e benimle röportaj yapmayı kabul ettiği için ve sorularımın hepsini ayrı bir sıcaklık ile cevapladığından teşekkürlerimi sunuyorum.

Blogum Dergisinin Şubat sayısında benim de yazmış olduğum 'Sessizlikten Kopan Çığlık' başlıklı yazımı da okuyabilirsiniz! Tek yapmanız gereken aşağıdaki kutucukta yazan 'Expand' yazısına tıklayarak derginin açılmasını sağlamak. Sayfa 46'da ise benim yazımı görebilirsiniz.

Teşekkürler.



Blogum Dergisi Şubat Sayısı Yayında!

Blogum Dergisinin Şubat sayısında benim de yazmış olduğum 'Sessizlikten Kopan Çığlık' başlıklı yazımı da okuyabilirsiniz! Tek yapmanız gereken aşağıdaki kutucukta yazan 'Expand' yazısına tıklayarak derginin açılmasını sağlamak. Sayfa 46'da ise benim yazımı görebilirsiniz.

Teşekkürler.





Yeni yıl sonrasında yeni ve daha farklı şeyler yapmak istedim; hem kendi hem blogum hem de siz takipçilerim için. Çeşitli bloggerlarla röportaj yapma fikri geldi aklıma ve güzel olacağını düşündüm. İlki gerçekten çok zevkli geçti. Bunu tabii ki moda bloggerı olan Ali Rıza Tunçer'e de borçluyum.

İlk tercihimi ondan yana kullandım, çünkü gerçekten her açıdan samimi ve sıcak kanlı olduğunu düşünüyorum;  bunu blogundaki postlardan da rahatlıkla anlayabileceksinizdir. Daha fazla sıkmadan hemen röportaja geçmek istiyorum. Ondan önce bakalım Ali Rıza Tunçer kendini bizlere nasıl tanıtıyor:

''Modayı kendime yaşam tarzı edinmiş birisiyim. Modayı, soğuk moda dergilerinden koparıp, samimi beyaz ekranlara aktarmak tek hedefim. Bu hedefte ilham aldığım, verdiğim, tarzım, stilim ve her şeyim siz olacaksınız. Sizlere bir tık kadar uzaktayım. Unutmayın! ''Moda hiçbir zaman bu kadar samimi olmamıştı.''



Konuşan Kalem: Moda blogu açmaya nasıl karar verdin?

- Uzun zamandır sosyal medyayla fazla iç içeyim. Bu meslek seçimime dahi yansıdı. Tumblrda bir blogum vardı zaten ama tam anlamıyla bir blog değildi. Daha çok ıvır zıvır doluydu. Ben de bir konuda profesyonelce bir blog oluşturmak istiyordum. Daha önce çeşitli sitelerde müzik eleştirileri yazdım ama bu beni tatmin etmedi. İnsanlar da sürekli giyim zevkimi ve stilimi çok beğendiklerini söylüyorlardı. Ben de bunu baz alarak bir moda blogu açtım.

K.K.: Yazdıklarını ve yazacaklarını neye göre belirliyorsun?

- Gözlemlerime ve trendlere göre yazılar hazırlıyorum, bazen de kafama göre. Ama tercihimi çoğunlukla kendi beğenilerimi paylaşmaktan yana kullanıyorum.

K.K.: Modayla tamamen mi ilgilisin yoksa sadece bir hobi mi?

- Moda başta sadece bir hobiydi. Ama gün geçtikçe benliğimi ele geçiriyor sanırım. Yaşam tarzım oldu diyebilirim.



K.K.: Türk modası hakkında düşüncelerin neler? Yerli yabancı beğendiğin modacılar kimler? 

- Türk modasının aslına bakılırsa çok arada kaldığını düşünüyorum. Elimizde çok büyük bir elmas var. Biz, doğu ve batıyı bir potada eritebilmiş toplumuz. Bence bu ayrıcalığı modaya da yansıtabiliriz. Çoğu modacımızın ya çok doğulu ya da çok batılı olmaya çalıştıklarını düşünüyorum. Uçları yansıtmak istiyorlar. Bana kalırsa ne kadar başarılılar takdire şayan. Türklerden öyle çok beğendiğim bir modacı yok ama yabancılardan Donna Karan, Marc Jacobs ve Michael Kors'u tek geçerim. 

K.K.: Giyimini, stilini neye göre belirliyorsun? Örnek aldığın herhangi bir isim var mı?

- Hep şunu söylerim. Herkesin bir tarzı vardır ama stil sahibi olmak farklı bir iştir. Bu ikisi çok karıştırılıyor. Ben 4 senelik bir süreçten geçtim. Hipster oldum, Punk oldum, Rocker oldum vs. Ama şu anki giyimimi ''neotrend'' olarak tanımlıyorum. Yani trendleri kendime uygulamayı seviyorum. Olabildiğince trendleri yakalıyorum ama elbette kendi benliğime kendi yaşadığım topluma uyarlayarak. Giyimde; Zac Efron ve Justin Timberlake'in tarzını çok beğeniyorum. Türklerden Murat Boz'u severdim ama son zamanlarda biraz yalpaladığını düşünüyorum. Can Direkli, Oben Budak bu konuda sevdiğim isimler. 

K.K.: Giyiminde en çok neyi/neleri tercih ediyorsun?

- Skinny jeanler favorim. Elbette çok skinny olmadığı takdirde. Erkeğe yakıştırmıyorum çok dar şeyleri. Zayıf olduğum için bende iyi durduğunu düşünüyorum. Düğmeli hırkalar da favorimdir, ince olması kaydıyla. Güneş gözlükleri, çantalar da favorimdir fakat çantalar, her zaman bavul tarzı olmalıdır. Ayakkabıda postal tarzı modeller kesinlikle tercihim. Aksesuarlara da önem veririm her zaman. Bu aralar özellikle kurukafa bileklikler favori seçimim. Gri, siyah, mavi ise asla vazgeçemeyeceğim renkler.


K.K.: Sürekli takip ettiğin bloggerlar var mı?

- Elbette. Moda yazarlarından çok moda bloggerlarını takip ediyorum. Daha samimi daha sokağa ait olduklarını düşünüyorum. Pinkfreud, Can Direkli, Zuhal Okçu, Ceren Sağ, Duygu Turgut, Kubilay Sakarya, Ozan Alçın devamlı takip ettiğim isimler.

K.K.: Moda bloggerı olmanın zorlukları var mı?

- Öncelikle bu iş için ciddi bir bütçe gerekiyor. Ucuza iyi giyinmek olayı belki doğru ama modaya uymak ucuz bir olay değil. Sonuçta her yeniliği takip etmek zorundasınız ve alışveriş yapabileceğiniz belli markalar var. Bunlar da özellikle yeni sezonda gayet yüksek fiyatlara sahip markalar. Ayrıca sürekli fotoğraf çekme veya çektirtme olayı var. Devamlı olarak gözlem yapmalısınız. En önemlisi eğer bir erkekseniz insanların ön yargılarını yıkmak durumunda kalıyorsunuz. Çok da kolay olmasa gerek ama sonucunda alınan zevk buna değer.

K.K.: Giyimime önem verdiğimden ben de senin blogunu sıklıkla takip ediyorum. Dikkatimi çeken şey, blogunda çok rahat ve samimi bir dil kullanıyorsun. Sence bunun sana artısı veya eksisi oluyor mu?

- Bu bence bir artı. Ben erkeklere sesleniyorum. Haliyle bizdeki o rahatlığı; gerek benzetmelerle gerek argo kelimelerle onlara veriyorum. İstediğim; her yazımda Aliyi değil, kankalarını görmeleri.






















K.K.: Bu alanda bir hedefin var mı?

- Türkiye'de maalesef tam anlamıyla bu yönde bir okul olmadığından üniversitedeki eğitimimi bitirdikten sonra yurt dışında ''Fashion Journalism'' hakkında bir eğitim almayı düşünüyorum. Fakat bu ileri ki zamanlarda elbette istendiği taktirde güzel projelerde yer almak isterim. İleride Osmanlı'nın dağılışını anlatan bir dönem dizisinin styling ekibinde olmayı çok isterim örneğin.

K.K.: Seni takip edecek veya etmesi gerekenlere neler söylemek istersin?

- Dediğim gibi benim hedef kitlem erkekler. Ama arada kadınlar için de paylaşımlarım oluyor. Blogumun sloganı ''Moda hiçbir zaman bu kadar samimi olmamıştı.'' Çünkü ben modayı soğuk dergi sayfalarından çıkarmak istiyorum. ''Bu pantolon 800 lira'' kalıbından çok ''Bu pantolon 90 lira ama siktir edin sezon sonunda 45'e iniyor abi.'' kalıbına sokmak istiyorum. Sokağa dökmek istiyorum. Erkeğe, erkeğin anladığı dilden ulaşmak istiyorum.


K.K.: Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

- Türk erkekleri moda hakkında biraz çekimser ve genetik olarak şanslarını kullanmıyorlar. Eminim yakında onlar da bunun farkına varacak ve sokakları New York'a çevirecekler. Yavaş yavaş böyle bir dönüşüm var ne mutlu ki. Modayla ilgilenen erkek şöyledir böyledir ön yargısından sıyrılmalarını ve bize kulak vermelerini diliyorum.

K.K.: Bana, sorularıma ve moda severlere ayırdığın zaman için çok teşekkür ediyorum. Biliyorum ki moda bloggerı, özellikle de erkek moda bloggerı olmak çok fazla emek gerektiriyor. Emeklerinin karşılığını alman dileğiyle...

Ali Rıza Tunçer'in blogu: http://alirizatuncher.blogspot.com/

Ali Rıza Tunçer'den parçalar:









Ali Rıza Tunçer: ''Moda Hiçbir Zaman Bu Kadar Samimi Olmamıştı.''


Yeni yıl sonrasında yeni ve daha farklı şeyler yapmak istedim; hem kendi hem blogum hem de siz takipçilerim için. Çeşitli bloggerlarla röportaj yapma fikri geldi aklıma ve güzel olacağını düşündüm. İlki gerçekten çok zevkli geçti. Bunu tabii ki moda bloggerı olan Ali Rıza Tunçer'e de borçluyum.

İlk tercihimi ondan yana kullandım, çünkü gerçekten her açıdan samimi ve sıcak kanlı olduğunu düşünüyorum;  bunu blogundaki postlardan da rahatlıkla anlayabileceksinizdir. Daha fazla sıkmadan hemen röportaja geçmek istiyorum. Ondan önce bakalım Ali Rıza Tunçer kendini bizlere nasıl tanıtıyor:

''Modayı kendime yaşam tarzı edinmiş birisiyim. Modayı, soğuk moda dergilerinden koparıp, samimi beyaz ekranlara aktarmak tek hedefim. Bu hedefte ilham aldığım, verdiğim, tarzım, stilim ve her şeyim siz olacaksınız. Sizlere bir tık kadar uzaktayım. Unutmayın! ''Moda hiçbir zaman bu kadar samimi olmamıştı.''



Konuşan Kalem: Moda blogu açmaya nasıl karar verdin?

- Uzun zamandır sosyal medyayla fazla iç içeyim. Bu meslek seçimime dahi yansıdı. Tumblrda bir blogum vardı zaten ama tam anlamıyla bir blog değildi. Daha çok ıvır zıvır doluydu. Ben de bir konuda profesyonelce bir blog oluşturmak istiyordum. Daha önce çeşitli sitelerde müzik eleştirileri yazdım ama bu beni tatmin etmedi. İnsanlar da sürekli giyim zevkimi ve stilimi çok beğendiklerini söylüyorlardı. Ben de bunu baz alarak bir moda blogu açtım.

K.K.: Yazdıklarını ve yazacaklarını neye göre belirliyorsun?

- Gözlemlerime ve trendlere göre yazılar hazırlıyorum, bazen de kafama göre. Ama tercihimi çoğunlukla kendi beğenilerimi paylaşmaktan yana kullanıyorum.

K.K.: Modayla tamamen mi ilgilisin yoksa sadece bir hobi mi?

- Moda başta sadece bir hobiydi. Ama gün geçtikçe benliğimi ele geçiriyor sanırım. Yaşam tarzım oldu diyebilirim.



K.K.: Türk modası hakkında düşüncelerin neler? Yerli yabancı beğendiğin modacılar kimler? 

- Türk modasının aslına bakılırsa çok arada kaldığını düşünüyorum. Elimizde çok büyük bir elmas var. Biz, doğu ve batıyı bir potada eritebilmiş toplumuz. Bence bu ayrıcalığı modaya da yansıtabiliriz. Çoğu modacımızın ya çok doğulu ya da çok batılı olmaya çalıştıklarını düşünüyorum. Uçları yansıtmak istiyorlar. Bana kalırsa ne kadar başarılılar takdire şayan. Türklerden öyle çok beğendiğim bir modacı yok ama yabancılardan Donna Karan, Marc Jacobs ve Michael Kors'u tek geçerim. 

K.K.: Giyimini, stilini neye göre belirliyorsun? Örnek aldığın herhangi bir isim var mı?

- Hep şunu söylerim. Herkesin bir tarzı vardır ama stil sahibi olmak farklı bir iştir. Bu ikisi çok karıştırılıyor. Ben 4 senelik bir süreçten geçtim. Hipster oldum, Punk oldum, Rocker oldum vs. Ama şu anki giyimimi ''neotrend'' olarak tanımlıyorum. Yani trendleri kendime uygulamayı seviyorum. Olabildiğince trendleri yakalıyorum ama elbette kendi benliğime kendi yaşadığım topluma uyarlayarak. Giyimde; Zac Efron ve Justin Timberlake'in tarzını çok beğeniyorum. Türklerden Murat Boz'u severdim ama son zamanlarda biraz yalpaladığını düşünüyorum. Can Direkli, Oben Budak bu konuda sevdiğim isimler. 

K.K.: Giyiminde en çok neyi/neleri tercih ediyorsun?

- Skinny jeanler favorim. Elbette çok skinny olmadığı takdirde. Erkeğe yakıştırmıyorum çok dar şeyleri. Zayıf olduğum için bende iyi durduğunu düşünüyorum. Düğmeli hırkalar da favorimdir, ince olması kaydıyla. Güneş gözlükleri, çantalar da favorimdir fakat çantalar, her zaman bavul tarzı olmalıdır. Ayakkabıda postal tarzı modeller kesinlikle tercihim. Aksesuarlara da önem veririm her zaman. Bu aralar özellikle kurukafa bileklikler favori seçimim. Gri, siyah, mavi ise asla vazgeçemeyeceğim renkler.


K.K.: Sürekli takip ettiğin bloggerlar var mı?

- Elbette. Moda yazarlarından çok moda bloggerlarını takip ediyorum. Daha samimi daha sokağa ait olduklarını düşünüyorum. Pinkfreud, Can Direkli, Zuhal Okçu, Ceren Sağ, Duygu Turgut, Kubilay Sakarya, Ozan Alçın devamlı takip ettiğim isimler.

K.K.: Moda bloggerı olmanın zorlukları var mı?

- Öncelikle bu iş için ciddi bir bütçe gerekiyor. Ucuza iyi giyinmek olayı belki doğru ama modaya uymak ucuz bir olay değil. Sonuçta her yeniliği takip etmek zorundasınız ve alışveriş yapabileceğiniz belli markalar var. Bunlar da özellikle yeni sezonda gayet yüksek fiyatlara sahip markalar. Ayrıca sürekli fotoğraf çekme veya çektirtme olayı var. Devamlı olarak gözlem yapmalısınız. En önemlisi eğer bir erkekseniz insanların ön yargılarını yıkmak durumunda kalıyorsunuz. Çok da kolay olmasa gerek ama sonucunda alınan zevk buna değer.

K.K.: Giyimime önem verdiğimden ben de senin blogunu sıklıkla takip ediyorum. Dikkatimi çeken şey, blogunda çok rahat ve samimi bir dil kullanıyorsun. Sence bunun sana artısı veya eksisi oluyor mu?

- Bu bence bir artı. Ben erkeklere sesleniyorum. Haliyle bizdeki o rahatlığı; gerek benzetmelerle gerek argo kelimelerle onlara veriyorum. İstediğim; her yazımda Aliyi değil, kankalarını görmeleri.






















K.K.: Bu alanda bir hedefin var mı?

- Türkiye'de maalesef tam anlamıyla bu yönde bir okul olmadığından üniversitedeki eğitimimi bitirdikten sonra yurt dışında ''Fashion Journalism'' hakkında bir eğitim almayı düşünüyorum. Fakat bu ileri ki zamanlarda elbette istendiği taktirde güzel projelerde yer almak isterim. İleride Osmanlı'nın dağılışını anlatan bir dönem dizisinin styling ekibinde olmayı çok isterim örneğin.

K.K.: Seni takip edecek veya etmesi gerekenlere neler söylemek istersin?

- Dediğim gibi benim hedef kitlem erkekler. Ama arada kadınlar için de paylaşımlarım oluyor. Blogumun sloganı ''Moda hiçbir zaman bu kadar samimi olmamıştı.'' Çünkü ben modayı soğuk dergi sayfalarından çıkarmak istiyorum. ''Bu pantolon 800 lira'' kalıbından çok ''Bu pantolon 90 lira ama siktir edin sezon sonunda 45'e iniyor abi.'' kalıbına sokmak istiyorum. Sokağa dökmek istiyorum. Erkeğe, erkeğin anladığı dilden ulaşmak istiyorum.


K.K.: Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

- Türk erkekleri moda hakkında biraz çekimser ve genetik olarak şanslarını kullanmıyorlar. Eminim yakında onlar da bunun farkına varacak ve sokakları New York'a çevirecekler. Yavaş yavaş böyle bir dönüşüm var ne mutlu ki. Modayla ilgilenen erkek şöyledir böyledir ön yargısından sıyrılmalarını ve bize kulak vermelerini diliyorum.

K.K.: Bana, sorularıma ve moda severlere ayırdığın zaman için çok teşekkür ediyorum. Biliyorum ki moda bloggerı, özellikle de erkek moda bloggerı olmak çok fazla emek gerektiriyor. Emeklerinin karşılığını alman dileğiyle...

Ali Rıza Tunçer'in blogu: http://alirizatuncher.blogspot.com/

Ali Rıza Tunçer'den parçalar:










Fotoğrafım
Edirne, Ayşekadın, Türkiye
19 Ocak 1996, İskenderun doğumlu. Trakya Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü mezunu. 13 yaşından beri blogger. 2012 Hürriyet Bumerang Ödülleri'nde En Uyumlu site üçüncülüğüne hak kazandı. İlk kitabı İkinci Kadının Hikâyesi ise Temmuz 2016 yılında basıldı. Tüm kitabevleri ve online kitapçılarda satışta.