background img

The New Stuff

korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gerilim romanları bana her zaman büyük bir haz vermiştir. Tabii gerilim adı altında içimi ürpertmeyen kitapları pek beğenemiyorum. Okudukça beni içine alan ve tüylerimi ürperten gerilim romanları her zaman baş tacım olmuş, unutulmayacaklar arasına girmiştir.

Saklambaç da aynen öyle diyebilirim. Her sayfası ayrı bir tarafa sürüklüyor sizi. Yazarın kalemi fazlasıyla güçlü, ki bu sebeple kitabın etkileyiciliği keskin hatlarla, belirgin bir şekilde görülüyor zaten.

Gerilim ve polisiye romanları sizleri okudukça ruhsal açıdan değişime götürüyor aslında. Artık bu tür kitaplarda, katilin veya şüphelinin kim olduğuna dair sürekli bir şekilde tahminler yürütüyorsunuz. Kitaptaki her karakter beyninizde beş dakikalık bir karantina altına alınıyor ve ''Acaba bu mu?'' diye düşünüp duruyorsunuz.

Tess Gerritsen başta olmak üzere, Paul Cleave ve John Verdon beni bu anlamda şaşırtan yazarlardandı. Kitabın sonlarında beni şaşırtmayı beceren nadir yazarlar ve bunların arasına şimdi de, hatta baş köşeye yerleşmiş bir isim var o da: Lisa Gardner.

Kitabı okurken yazar size ufak ufak tüyolar sunuyor. Aslında bunu bilerek yapıyor ki, sırf o sayfada ismini okuduğunuz karakterden şüphelenin diye. O sırada bir teori üretiyorsunuz ''Hmm, evet, şuradan buraya, buradan şuraya olduğu için katil kesin bu!'' diyorsunuz, sonra sayfayı çeviriyorsunuz ve okumaya devam ediyorsunuz. Fakat az önce bulunduğunuz teori bir sonraki sayfada çürütülüyor. Yazar, bunu bir kaç kere tekrarlayarak aslında bilinç altı ve psikolojik olarak bizi eline almayı fazlasıyla başarılı bir şekilde gerçekleştiriyor.

Kitabın sonu hakkında bir şey söylemek istemem, iyi mi yoksa kötü mü diye. Fakat kitabın sonlarına doğru geldiğinizde göz hareketleriniz, sayfa değiştirme hızınız, okuma hızınız kesinlikle had safhada oluyor. Kesinlikle okumanız gereken kitaplar arasında bulunmalı.

Kitabın sonuna gelene kadar istediğiniz kadar teori üretebilir ve her karakterden şüphelenebilirsiniz. Fakat söylemek isterim ki, hiçbiri doğru teoriler değil. Gerçekleri öğrendiğinizde çok şaşıracaksınız.

Kitabın sloganı gibi: BAZEN KORKMAKTA HAKLISINIZ.

Saklambaç - Lisa Gardner

Gerilim romanları bana her zaman büyük bir haz vermiştir. Tabii gerilim adı altında içimi ürpertmeyen kitapları pek beğenemiyorum. Okudukça beni içine alan ve tüylerimi ürperten gerilim romanları her zaman baş tacım olmuş, unutulmayacaklar arasına girmiştir.

Saklambaç da aynen öyle diyebilirim. Her sayfası ayrı bir tarafa sürüklüyor sizi. Yazarın kalemi fazlasıyla güçlü, ki bu sebeple kitabın etkileyiciliği keskin hatlarla, belirgin bir şekilde görülüyor zaten.

Gerilim ve polisiye romanları sizleri okudukça ruhsal açıdan değişime götürüyor aslında. Artık bu tür kitaplarda, katilin veya şüphelinin kim olduğuna dair sürekli bir şekilde tahminler yürütüyorsunuz. Kitaptaki her karakter beyninizde beş dakikalık bir karantina altına alınıyor ve ''Acaba bu mu?'' diye düşünüp duruyorsunuz.

Tess Gerritsen başta olmak üzere, Paul Cleave ve John Verdon beni bu anlamda şaşırtan yazarlardandı. Kitabın sonlarında beni şaşırtmayı beceren nadir yazarlar ve bunların arasına şimdi de, hatta baş köşeye yerleşmiş bir isim var o da: Lisa Gardner.

Kitabı okurken yazar size ufak ufak tüyolar sunuyor. Aslında bunu bilerek yapıyor ki, sırf o sayfada ismini okuduğunuz karakterden şüphelenin diye. O sırada bir teori üretiyorsunuz ''Hmm, evet, şuradan buraya, buradan şuraya olduğu için katil kesin bu!'' diyorsunuz, sonra sayfayı çeviriyorsunuz ve okumaya devam ediyorsunuz. Fakat az önce bulunduğunuz teori bir sonraki sayfada çürütülüyor. Yazar, bunu bir kaç kere tekrarlayarak aslında bilinç altı ve psikolojik olarak bizi eline almayı fazlasıyla başarılı bir şekilde gerçekleştiriyor.

Kitabın sonu hakkında bir şey söylemek istemem, iyi mi yoksa kötü mü diye. Fakat kitabın sonlarına doğru geldiğinizde göz hareketleriniz, sayfa değiştirme hızınız, okuma hızınız kesinlikle had safhada oluyor. Kesinlikle okumanız gereken kitaplar arasında bulunmalı.

Kitabın sonuna gelene kadar istediğiniz kadar teori üretebilir ve her karakterden şüphelenebilirsiniz. Fakat söylemek isterim ki, hiçbiri doğru teoriler değil. Gerçekleri öğrendiğinizde çok şaşıracaksınız.

Kitabın sloganı gibi: BAZEN KORKMAKTA HAKLISINIZ.



Ken Grimwood, aşık olduğum yazarlardan birisidir. Kendisini Kayboluş adlı romanıyla tanıdım ve beni olağanüstü bir şekilde etkilemeyi başardı. Normalde böyle gerilim tarzı, hafif korku içeren kitapları beğenmem zordur. Okurken iliklerime kadar korkmuyorsam benim için bir şey ifade etmez.

Ken Grimwood'un kitapları da dışarıdan bakıldığında sanki gerilim içeren, korku türü romanlarmış gibi görünüyor. Fakat hiç öyle değil. Başta öyle çıkmamasına gıcık olmuştum fakat okudukça apayrı bir tür olduğunu keşfettim. Hemen ardından Sil Baştan kitabını satın aldım ve aynı şekilde beni derinden etkilemeyi başardı.

Sil Baştan, Jeff adında bir adamın hayatını tekrar tekrar yaşamasını konu alıyor. Jeff, ilk tekrarında neye uğradığını kestiremiyor. Fakat bu olay, yani tekrarların içerisinde yaşıyor olması, sürekli ölüp tekrar doğması onu bilinmeyenleri aramaya sürüklüyor.

Kendisi gibi birini daha buluyor, tesadüf sonucunda: Pamela. Onunla farklı bir hayata başlıyorlar ve bir sonraki tekrarlarında birbirlerini tekrar buluyorlar. Fakat ters giden bir şeyler de vardır. Acaba kendileri gibi daha kaç insan var? Bu sorunun cevabını bulabilmek için, hiç de istedikleri gibi bir yola girmiş olmayacaklar.

Kitap kapağında da yazılmış olduğu gibi ''Hayatınızı tekrar, tekrar ve tekrar yaşamak zorunda kalsaydınız...'' 

Hikaye sizi acayip derecede sürüklüyor. Kendinizi fena şekilde kaptırdığınız zaman sürekli ölen, sürekli doğan kişi sizmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Bunu kitabı okurken defalarca yaşadım. Bu da yazarın ne kadar güçlü ve sağlam bir kaleminin olduğunu ifade ediyor.

Son zamanlarda ilginç, tuhaf ve fazlasıyla ilgi çekici farklı konular içeren romanlar okumadıysanız bu kitabı size şiddetle tavsiye ederim. Herkesin okuması gereken son derece etkileyici kitaplardan. Ben de en kısa zamanda, yazarın ''Zaman Çarkı'' adlı kitabını alıp okumayı düşünüyorum.

Ken Grimwood'un Kayboluş romanı hakkındaki yorumu okumak için buraya tık.

Sil Baştan - Ken Grimwood



Ken Grimwood, aşık olduğum yazarlardan birisidir. Kendisini Kayboluş adlı romanıyla tanıdım ve beni olağanüstü bir şekilde etkilemeyi başardı. Normalde böyle gerilim tarzı, hafif korku içeren kitapları beğenmem zordur. Okurken iliklerime kadar korkmuyorsam benim için bir şey ifade etmez.

Ken Grimwood'un kitapları da dışarıdan bakıldığında sanki gerilim içeren, korku türü romanlarmış gibi görünüyor. Fakat hiç öyle değil. Başta öyle çıkmamasına gıcık olmuştum fakat okudukça apayrı bir tür olduğunu keşfettim. Hemen ardından Sil Baştan kitabını satın aldım ve aynı şekilde beni derinden etkilemeyi başardı.

Sil Baştan, Jeff adında bir adamın hayatını tekrar tekrar yaşamasını konu alıyor. Jeff, ilk tekrarında neye uğradığını kestiremiyor. Fakat bu olay, yani tekrarların içerisinde yaşıyor olması, sürekli ölüp tekrar doğması onu bilinmeyenleri aramaya sürüklüyor.

Kendisi gibi birini daha buluyor, tesadüf sonucunda: Pamela. Onunla farklı bir hayata başlıyorlar ve bir sonraki tekrarlarında birbirlerini tekrar buluyorlar. Fakat ters giden bir şeyler de vardır. Acaba kendileri gibi daha kaç insan var? Bu sorunun cevabını bulabilmek için, hiç de istedikleri gibi bir yola girmiş olmayacaklar.

Kitap kapağında da yazılmış olduğu gibi ''Hayatınızı tekrar, tekrar ve tekrar yaşamak zorunda kalsaydınız...'' 

Hikaye sizi acayip derecede sürüklüyor. Kendinizi fena şekilde kaptırdığınız zaman sürekli ölen, sürekli doğan kişi sizmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Bunu kitabı okurken defalarca yaşadım. Bu da yazarın ne kadar güçlü ve sağlam bir kaleminin olduğunu ifade ediyor.

Son zamanlarda ilginç, tuhaf ve fazlasıyla ilgi çekici farklı konular içeren romanlar okumadıysanız bu kitabı size şiddetle tavsiye ederim. Herkesin okuması gereken son derece etkileyici kitaplardan. Ben de en kısa zamanda, yazarın ''Zaman Çarkı'' adlı kitabını alıp okumayı düşünüyorum.

Ken Grimwood'un Kayboluş romanı hakkındaki yorumu okumak için buraya tık.


Korkuyorum... 
Neden diye sormayın,
 bilmiyorum..

Zifiri karanlık bir odada, iki nefes var sadece.
Biri alırken diğeri veriyor,
biri verirken diğeri alıyor.
 Pencereden sızan hafif bir ışık var sadece.
O da odanın içinde uçuşan 
tozların gün yüzüne çıkmasına sebep oluyor.

Yanımda bir nefes daha olmasına rağmen
kendimi neden hala yalnız,
yapayalnız hissediyorum?
Elimin üzerinde bir el,
zifiri karanlıkta siyahımsı bir silüet
olmadığı için mi? 
Bilmiyorum...
Bana sormayın.

Gözlerim tamamiyle açık...
Kırpmıyorum.
Saat tam olarak sabahın beşi.
Hava hafiften aydınlanmaya meraklı,
karanlık ise aydınlığa direniyor.
Karanlık da biliyor
sonucun ne olacağını,
fakat yine de pes etmiyor.

Uyumak istiyorum...
Gün doğmadan uyumak istiyorum.
Aydınlıkta uyuyamam
ben.
Gözlerimi,
kapatamam.

Biraz daha diren karanlık...
Pes etme!
Zamanın gelecek
ama biraz daha diren.
Ben
gözlerimi yumayım
ve
huzura ereyim.
Kulaklarımın tamamen duymadığı,
gözlerimin tamamen görmediği 
o anda bırak bu amaçsız oyunu.
Pes et
ve 
geri çekil.
Ya da gel yanıma kıvrıl,
bu yorganı beraber paylaşalım...

Karanlığın Sessiz Mücadelesi


Korkuyorum... 
Neden diye sormayın,
 bilmiyorum..

Zifiri karanlık bir odada, iki nefes var sadece.
Biri alırken diğeri veriyor,
biri verirken diğeri alıyor.
 Pencereden sızan hafif bir ışık var sadece.
O da odanın içinde uçuşan 
tozların gün yüzüne çıkmasına sebep oluyor.

Yanımda bir nefes daha olmasına rağmen
kendimi neden hala yalnız,
yapayalnız hissediyorum?
Elimin üzerinde bir el,
zifiri karanlıkta siyahımsı bir silüet
olmadığı için mi? 
Bilmiyorum...
Bana sormayın.

Gözlerim tamamiyle açık...
Kırpmıyorum.
Saat tam olarak sabahın beşi.
Hava hafiften aydınlanmaya meraklı,
karanlık ise aydınlığa direniyor.
Karanlık da biliyor
sonucun ne olacağını,
fakat yine de pes etmiyor.

Uyumak istiyorum...
Gün doğmadan uyumak istiyorum.
Aydınlıkta uyuyamam
ben.
Gözlerimi,
kapatamam.

Biraz daha diren karanlık...
Pes etme!
Zamanın gelecek
ama biraz daha diren.
Ben
gözlerimi yumayım
ve
huzura ereyim.
Kulaklarımın tamamen duymadığı,
gözlerimin tamamen görmediği 
o anda bırak bu amaçsız oyunu.
Pes et
ve 
geri çekil.
Ya da gel yanıma kıvrıl,
bu yorganı beraber paylaşalım...


Aklından Bir Sayı Tut adlı olağanüstü güzel bir kitap sonrasında John Verdon, Gözlerini Sımsıkı Kapat ile yeni bir olaya el uzatıyor. Birbirinin devamı değil fakat yine ilk kitapta zekasına hayran olduğumuz Gurney, yeni olayı çözmeye çalışıyor. Peki bu sefer de başarılı olabiliyor mu?

Gerilim ve macera karışımı kitapları çok seviyorum. John Verdon da harika gerilim, korku kitabı yazıyor. Kitap biraz kalınca olduğu için dışarıdan bakıldığında herkes ''Sıkıcı mı?'' gibisinden sorular yöneltti, ben de hepsine aynı yanıtı verdim: ''Bu yazar okuyucuyu sıkabilir mi?''

Gerçekten de öyle. Konu harika, olay örgüsü mükemmel, anlatıma ise zaten laf yok.

Fakat şöyle bir sorun oldu, genelde bu tip romanlarda, sona doğru yaklaştıkça beni bir heyecan kaplar. Okurken yerimde duramam. ''Anaa katil çıktı çıkacak haaa!'' falan diyip dururum. Ne yazık ki benim bu sezgilerim her şeyi bok etti diyebilirim. Daha ilk başta şüphelendiğim kişi ve kitap boyunca da şüphe duyduğum o kişi, sen git katil çık. Sonunda tabii ben ''Ya şaşıramadıııım! Kitap bitti ama sonuna şaşıramadııım.'' diye triplere girdim.

Diyeceğim o ki, sezgileriniz güçlüyse siz de hemencecik katili bulabilirsiniz, çünkü kitaba ara verdiğinizde, kafanızda olayı canlandırdığınızda mantıksal açıdan tek bir kişiden şüphe duyabiliyorsunuz. Ama yine de alın, bir okuyun. Dediğim gibi, harika bir konusu var, kaçırmayın derim ben.

Gözlerini Sımsıkı Kapat - John Verdon


Aklından Bir Sayı Tut adlı olağanüstü güzel bir kitap sonrasında John Verdon, Gözlerini Sımsıkı Kapat ile yeni bir olaya el uzatıyor. Birbirinin devamı değil fakat yine ilk kitapta zekasına hayran olduğumuz Gurney, yeni olayı çözmeye çalışıyor. Peki bu sefer de başarılı olabiliyor mu?

Gerilim ve macera karışımı kitapları çok seviyorum. John Verdon da harika gerilim, korku kitabı yazıyor. Kitap biraz kalınca olduğu için dışarıdan bakıldığında herkes ''Sıkıcı mı?'' gibisinden sorular yöneltti, ben de hepsine aynı yanıtı verdim: ''Bu yazar okuyucuyu sıkabilir mi?''

Gerçekten de öyle. Konu harika, olay örgüsü mükemmel, anlatıma ise zaten laf yok.

Fakat şöyle bir sorun oldu, genelde bu tip romanlarda, sona doğru yaklaştıkça beni bir heyecan kaplar. Okurken yerimde duramam. ''Anaa katil çıktı çıkacak haaa!'' falan diyip dururum. Ne yazık ki benim bu sezgilerim her şeyi bok etti diyebilirim. Daha ilk başta şüphelendiğim kişi ve kitap boyunca da şüphe duyduğum o kişi, sen git katil çık. Sonunda tabii ben ''Ya şaşıramadıııım! Kitap bitti ama sonuna şaşıramadııım.'' diye triplere girdim.

Diyeceğim o ki, sezgileriniz güçlüyse siz de hemencecik katili bulabilirsiniz, çünkü kitaba ara verdiğinizde, kafanızda olayı canlandırdığınızda mantıksal açıdan tek bir kişiden şüphe duyabiliyorsunuz. Ama yine de alın, bir okuyun. Dediğim gibi, harika bir konusu var, kaçırmayın derim ben.


Kızıl Nehirler adlı kitabın yorumunu yaparken ''Grange'in mutlaka diğer kitaplarını da alıp okuyacağım.'' demiştim. Bu sözümü yerine getirdim ve Ölü Ruhlar Ormanı'ndan yana kullandım hakkımı.

Daha önceki yazılarımda da dile getirmiştim; gerilim, korku kitaplarını gece okumaktan yanayım. Bu kitabı da, aynı kuralda okudum. Gece okuduğunuz zaman, o sessizlikte kitaba daha iyi odaklanabiliyor ve kendinizi daha çok içinde bulabiliyorsunuz. Gündüz vakti sizi gerilimin içine alan o kitap, gece vaktinde iki kat daha fazla etkisi altına alabiliyor sizi.

Ölü Ruhlar Ormanı da biraz kalınca bir kitap olduğu için ve ben de geceden geceye okuduğum için biraz geç bitirdim sayılır. Bu geç bitirmenin vermiş olduğu bir sıkıcılık vardı üzerimde ama kitabın sonu, beni sıkıldığıma pişman etti. Son, tek kelimeyle beni şok etti. Grange, beni bir kere daha kendisine hayran bıraktı.

Bu sıralar bir gerilim ve macera romanı okumayı düşünüyorsanız, tercihinizi bu kitaptan yana rahatça kullanabilirsiniz. Ben Ölü Ruhlar Ormanı'nı çok beğendim.

Ölü Ruhlar Ormanı - Jean-Christophe Grangé


Kızıl Nehirler adlı kitabın yorumunu yaparken ''Grange'in mutlaka diğer kitaplarını da alıp okuyacağım.'' demiştim. Bu sözümü yerine getirdim ve Ölü Ruhlar Ormanı'ndan yana kullandım hakkımı.

Daha önceki yazılarımda da dile getirmiştim; gerilim, korku kitaplarını gece okumaktan yanayım. Bu kitabı da, aynı kuralda okudum. Gece okuduğunuz zaman, o sessizlikte kitaba daha iyi odaklanabiliyor ve kendinizi daha çok içinde bulabiliyorsunuz. Gündüz vakti sizi gerilimin içine alan o kitap, gece vaktinde iki kat daha fazla etkisi altına alabiliyor sizi.

Ölü Ruhlar Ormanı da biraz kalınca bir kitap olduğu için ve ben de geceden geceye okuduğum için biraz geç bitirdim sayılır. Bu geç bitirmenin vermiş olduğu bir sıkıcılık vardı üzerimde ama kitabın sonu, beni sıkıldığıma pişman etti. Son, tek kelimeyle beni şok etti. Grange, beni bir kere daha kendisine hayran bıraktı.

Bu sıralar bir gerilim ve macera romanı okumayı düşünüyorsanız, tercihinizi bu kitaptan yana rahatça kullanabilirsiniz. Ben Ölü Ruhlar Ormanı'nı çok beğendim.


Bir kitap daha bitti...

Gerilim romanlarında Tess Gerritsen hep önceliğim olmuştur. Kitaplarını çok seviyorum ve beni gerçekten etkisi altına alabiliyor. Fakat bu sefer kitapçımdan, okurken feci şekilde korkacağım, beni daha da fazla etkileyecek bir kitap vermelerini istedim. Önce Grangé'nin Siyah Kan kitabını verdi fakat geri alması bir oldu. ''Hayır, önce Kızıl Nehirleri oku bence.'' dedi. Aldım ve okudum.

Kitap, polisiyenin ve gerilimin en iyi şekilde harmanlanmış olduğu bir hikayeyi barındırıyor içerisinde. Kitap oldukça akıcı, sürükleyici ve sizleri merakta bırakıyor. Her bölüm sonunda, ağzınız açık kalıyor, bir an önce devamını getirmek, hızlı hızlı okumak istiyorsunuz. Kitabın arkasında şöyle bir tanım kullanılmış: ''Kendinize güvenmiyorsanız veya ocağınızda yemeğiniz varsa bu kitaba başlamayın.'' Kesinlikle daha iyi ifade edilemezdi.

Kitap dün gece bitti. Ki zaten ben gerilim romanı okuyorsam onu genelde hava karardığı zaman, gece lambasında okumayı çok severim. Karanlığın içinde gerilim kitaplarının tadı çok başka oluyor bana göre. Daha çok kendinizi kitaba veriyor, kitapta olan olaylardan daha çok etkileniyorsunuz. İster istemez içinizi bir korku kaplayıveriyor yani. Bu da benden bir tavsiye olsun sizlere.

Sabah araştırırken kitabı, filminin de olduğunu gördüm ve şaşırdım açıkçası. Çünkü adını daha önce hiç duymamıştım. Gerçi film izlemeyi çok seven biri de değilimdir, kaynağı bu olabilir.

Film 2000 yılında çekilmiş. Oyuncular: Jean Reno, Vincent Cassel, Philippe Nahon, Dominique Sanda ve Nadia Fares. Filmin yönetmeni ise: Mathieu Kassovitz.

Filmi görür görmez izleyip daha sonra bloga kitap yorumumla birlikte yazmak istedim. Film, açıkçası beni çok içine almadı. Değiştirilen çok yerler var. Özellikle kitapta beni etkileyen kısımlar da oralardı. Kitapta olup da filmde olmayan karakterler var. Kitaptaki Karim filmde Max adını almış. Kitabı okurken acayip derecede etkilenmiş ve çoğu zaman kitabı indirip duvara bakarak uzun uzun düşündüğüm yerler oldu fakat film sanki kısa kesilmeye çalışılmış gibi geldi bana. Bu sebeple bir kere daha izlemek yerine okumaktan yana bir sürü artı topladım.

Zaten okuduğum, okuyacağım kitapların filmleri varsa öncelikle okumayı tercih ediyorum. Çünkü orjinal hali yazılmış ve bizim okuduğumuz oluyor. Filme uyarlanınca ister istemez değişikler mutlaka ki oluyor. Ama bu değişiklikler bence iyi olmuyor.

Eğer bir gün benim de yazacağım kitaplar filme uyarlanmak istenilirse kesinlikle bir eksik veya bir fazla olmasına istemem. Tamamen uyarlansın, olduğu gibi perdeye yansısın isterim. Bakalım bakalım, inşallah o günleri de göreceğiz hep beraber.

Kitabı okumayanınız varsa, gerilim, polisiye romanı okumaya bayılanınız varsa KE-SİN-LİK-LE alıp okuyun bu kitabı. Çünkü eminim bu kitap sizden bir parça olacak. Ama denildiği gibi, okumadan önce kendinize güvenmeniz ve ocağınızda yemeğiniz varsa altını kapatmanız gerekiyor.

İyi okumalar...

Kitabı okuyup da filmi izlemeyeniniz varsa buradan izleyebilir.

Kızıl Nehirler - Jean Christophe Grangé


Bir kitap daha bitti...

Gerilim romanlarında Tess Gerritsen hep önceliğim olmuştur. Kitaplarını çok seviyorum ve beni gerçekten etkisi altına alabiliyor. Fakat bu sefer kitapçımdan, okurken feci şekilde korkacağım, beni daha da fazla etkileyecek bir kitap vermelerini istedim. Önce Grangé'nin Siyah Kan kitabını verdi fakat geri alması bir oldu. ''Hayır, önce Kızıl Nehirleri oku bence.'' dedi. Aldım ve okudum.

Kitap, polisiyenin ve gerilimin en iyi şekilde harmanlanmış olduğu bir hikayeyi barındırıyor içerisinde. Kitap oldukça akıcı, sürükleyici ve sizleri merakta bırakıyor. Her bölüm sonunda, ağzınız açık kalıyor, bir an önce devamını getirmek, hızlı hızlı okumak istiyorsunuz. Kitabın arkasında şöyle bir tanım kullanılmış: ''Kendinize güvenmiyorsanız veya ocağınızda yemeğiniz varsa bu kitaba başlamayın.'' Kesinlikle daha iyi ifade edilemezdi.

Kitap dün gece bitti. Ki zaten ben gerilim romanı okuyorsam onu genelde hava karardığı zaman, gece lambasında okumayı çok severim. Karanlığın içinde gerilim kitaplarının tadı çok başka oluyor bana göre. Daha çok kendinizi kitaba veriyor, kitapta olan olaylardan daha çok etkileniyorsunuz. İster istemez içinizi bir korku kaplayıveriyor yani. Bu da benden bir tavsiye olsun sizlere.

Sabah araştırırken kitabı, filminin de olduğunu gördüm ve şaşırdım açıkçası. Çünkü adını daha önce hiç duymamıştım. Gerçi film izlemeyi çok seven biri de değilimdir, kaynağı bu olabilir.

Film 2000 yılında çekilmiş. Oyuncular: Jean Reno, Vincent Cassel, Philippe Nahon, Dominique Sanda ve Nadia Fares. Filmin yönetmeni ise: Mathieu Kassovitz.

Filmi görür görmez izleyip daha sonra bloga kitap yorumumla birlikte yazmak istedim. Film, açıkçası beni çok içine almadı. Değiştirilen çok yerler var. Özellikle kitapta beni etkileyen kısımlar da oralardı. Kitapta olup da filmde olmayan karakterler var. Kitaptaki Karim filmde Max adını almış. Kitabı okurken acayip derecede etkilenmiş ve çoğu zaman kitabı indirip duvara bakarak uzun uzun düşündüğüm yerler oldu fakat film sanki kısa kesilmeye çalışılmış gibi geldi bana. Bu sebeple bir kere daha izlemek yerine okumaktan yana bir sürü artı topladım.

Zaten okuduğum, okuyacağım kitapların filmleri varsa öncelikle okumayı tercih ediyorum. Çünkü orjinal hali yazılmış ve bizim okuduğumuz oluyor. Filme uyarlanınca ister istemez değişikler mutlaka ki oluyor. Ama bu değişiklikler bence iyi olmuyor.

Eğer bir gün benim de yazacağım kitaplar filme uyarlanmak istenilirse kesinlikle bir eksik veya bir fazla olmasına istemem. Tamamen uyarlansın, olduğu gibi perdeye yansısın isterim. Bakalım bakalım, inşallah o günleri de göreceğiz hep beraber.

Kitabı okumayanınız varsa, gerilim, polisiye romanı okumaya bayılanınız varsa KE-SİN-LİK-LE alıp okuyun bu kitabı. Çünkü eminim bu kitap sizden bir parça olacak. Ama denildiği gibi, okumadan önce kendinize güvenmeniz ve ocağınızda yemeğiniz varsa altını kapatmanız gerekiyor.

İyi okumalar...

Kitabı okuyup da filmi izlemeyeniniz varsa buradan izleyebilir.


Daha önceki kitap yorumlarımda da belirtmiş olduğum gibi gerilim ve korku içerikli kitaplara bayılıyorum. Bu alanda kimse Tess Gerritsen'ın eline su dökemez, hala da benim için bu böyledir. Fakat Tess Gerritsen'ın kitaplarından daha da korku ve gerilim dolu bir kitap varsa o da kesinlikle Paul Cleave'nin Temizlikçi adlı kitabıdır. Paul Cleave, şu anda benim için Tess Gerritsen'ı bile geçti diyebilirim.

Yazar, kitabın ilk bölümünde bile okuyucuya öyle şeyler hissettiriyor ki, ilerleyen bölümlerde bu his asla azalmıyor ve aksine daha da artıyor. Her bölümü ayrı bir gerilim yüklü olan Temizliçi'yi kesinlikle bir kitapçıya koşarak gidip almalısınız. Gerilim ve korku severler için harika ve bir numaralı bir kitap. Abartmadan söylüyorum, çığlık atarak okuduğum bölümler bile oldu.

Paul Cleave'nin, Öldürme Saati ve Mezarcı adlı kitaplarını da en kısa zamanda alacağımdan emin olabilirsiniz. Cleave, okuyucusunu korkutmayı çok iyi beceriyor.

ARKA KAPAK: 

KANINIZI DONDURACAK BİR SERİ KATİL ROMANI

İşte Joe. O bir seri katil ve aynı zamanda 
bir polis merkezinde temizlikçi olarak çalışıyor. 
Şimdi de kedisini taklit eden bir katilin peşinde!

''Sürükleyici ve tamamen gerçekçi bir polisiye. Cleave takip edilmesi gereken bir yazar.'' ( Tess Gerritsen )

''Yeni Stephen King. '' ( NDR, Almanya )

''Cleave, sizi soluksuz okumaya ve sona geldiğinizde kendinizi dışarı atıp derhal başka bir kitabını bulmaya zorluyor.'' ( New Zealand Lawyer Magazine )

''İş polisiyeye gelince, Cleave okuyucuya nasıl kanca takacağını biliyor.'' ( Sunday Herald )

''Cleave, korkunun buzdan parmaklarıyla hayal gücünü koparıp almakta bariz bir beceriklilik sergiliyor.'' ( Christchurch Press )

''Bir seri katilin perspektifinden yazılmış eğlenceli bir roman kulağa imkansız ya da son derece hastalıklı gelebilir; ya da her ikisi de. Ama bu ilk romanında Paul Cleave başarılı bir şekilde bunun altından kalkıyor.'' ( mX magazine, Melbourne ) 

Şaşırtıcı ve merak uyandıran bu zekice yazılmış roman bir seri katilin
zihninin derinliklerine inen ürkütücü bir yolculuk gibi.

Temizlikçi - Paul Cleave


Daha önceki kitap yorumlarımda da belirtmiş olduğum gibi gerilim ve korku içerikli kitaplara bayılıyorum. Bu alanda kimse Tess Gerritsen'ın eline su dökemez, hala da benim için bu böyledir. Fakat Tess Gerritsen'ın kitaplarından daha da korku ve gerilim dolu bir kitap varsa o da kesinlikle Paul Cleave'nin Temizlikçi adlı kitabıdır. Paul Cleave, şu anda benim için Tess Gerritsen'ı bile geçti diyebilirim.

Yazar, kitabın ilk bölümünde bile okuyucuya öyle şeyler hissettiriyor ki, ilerleyen bölümlerde bu his asla azalmıyor ve aksine daha da artıyor. Her bölümü ayrı bir gerilim yüklü olan Temizliçi'yi kesinlikle bir kitapçıya koşarak gidip almalısınız. Gerilim ve korku severler için harika ve bir numaralı bir kitap. Abartmadan söylüyorum, çığlık atarak okuduğum bölümler bile oldu.

Paul Cleave'nin, Öldürme Saati ve Mezarcı adlı kitaplarını da en kısa zamanda alacağımdan emin olabilirsiniz. Cleave, okuyucusunu korkutmayı çok iyi beceriyor.

ARKA KAPAK: 

KANINIZI DONDURACAK BİR SERİ KATİL ROMANI

İşte Joe. O bir seri katil ve aynı zamanda 
bir polis merkezinde temizlikçi olarak çalışıyor. 
Şimdi de kedisini taklit eden bir katilin peşinde!

''Sürükleyici ve tamamen gerçekçi bir polisiye. Cleave takip edilmesi gereken bir yazar.'' ( Tess Gerritsen )

''Yeni Stephen King. '' ( NDR, Almanya )

''Cleave, sizi soluksuz okumaya ve sona geldiğinizde kendinizi dışarı atıp derhal başka bir kitabını bulmaya zorluyor.'' ( New Zealand Lawyer Magazine )

''İş polisiyeye gelince, Cleave okuyucuya nasıl kanca takacağını biliyor.'' ( Sunday Herald )

''Cleave, korkunun buzdan parmaklarıyla hayal gücünü koparıp almakta bariz bir beceriklilik sergiliyor.'' ( Christchurch Press )

''Bir seri katilin perspektifinden yazılmış eğlenceli bir roman kulağa imkansız ya da son derece hastalıklı gelebilir; ya da her ikisi de. Ama bu ilk romanında Paul Cleave başarılı bir şekilde bunun altından kalkıyor.'' ( mX magazine, Melbourne ) 

Şaşırtıcı ve merak uyandıran bu zekice yazılmış roman bir seri katilin
zihninin derinliklerine inen ürkütücü bir yolculuk gibi.

Tess Gerritsen'ın ardından okumayı tercih ettiğim Psikatrist kitabını henüz dün akşam bitirebildim. Bitirmem biraz zaman aldı fakat yavaş yavaş okuduğuma kesinlikle pişman olmadım. Çok başarılı bir gerilim romanı çıkarmış Wulf Dorn. Her sayfasında ayrı bir tad var ve kendini içine çekiyor. Bazen bölüm sonlarında kitabı biraz kapatıp, düşünmeye koyuluyorsunuz ve ''acaba''lar geçiyor kafanızdan. Wulf Dorn, gayet başarılı bir gerilim romanı ile gerilim romanı yazarları arasına müthiş bir giriş yaptı ve arka kapakta Weltbild'in de dediği gibi Wulf Dorn ''Gerilim romanların yeni yıldızı!'' Bence de öyle.

Bu kitapta, ana karakterin yerine kendinizi koyuyorsunuz ve olayları sanki siz, yer ve mekanı dahi yaşıyormuş gibi hissediyorsunuz. Öyle bir odaklanıyorsunuz ki kitaba, cümleleri okuduğunuzu fark etmeden sanki film izliyormuş gibi akıp gidiyor. Wulf Dorn'un yeni çıkaracağı kitapları da sabırsızlıkla bekliyor olacağım ve dileğim de sadece gerilim romanı yazması. Psikiyatrist'i herkes okumalı!

ARKA KAPAK 

''O GELDİĞİNDE BENİ KORUYACAĞINA SÖZ VER!''

Şiddet mağduru bir kadın hasta, psikiyatrist Ellen Rothun kâbusu haline gelir: Kara Adam tarafından izlendiğini iddia eden hasta, gizemli biçimde, iz bırakmadan ortadan kaybolur. Şimdi kendi hayatını da hastasınınkini de tehlikeye atan korkunç bir oyunun ortasındaki Dr Ellen Roth için hiç kimseye güvenemediği umutsuz bir savaş başlamıştır. Şeytani bir yapbozun parçalarını bir araya getirmeye çalışmaktan başka çaresi kalmayan genç psikiyatrist, korku, şiddet ve paranoyadan oluşan bu labirentte çıkış yolunu bulabilecek midir?

''İnsan zihninde öyle yerler vardır ki kimse buralara ulaşamaz. Psikiyatrist bizi zihnimizin karanlık tarafına görütüyor.'' ( Donato Carrisi )

''Gerilim romanlarının yeni yıldızı!'' ( Weltbild )

''Sanki David Lynch, Stephen Kingin bir romanını filme almış gibi. Harika!'' ( Thomas Thiemeyer )  

Wulf Dorn - Psikiyatrist

Tess Gerritsen'ın ardından okumayı tercih ettiğim Psikatrist kitabını henüz dün akşam bitirebildim. Bitirmem biraz zaman aldı fakat yavaş yavaş okuduğuma kesinlikle pişman olmadım. Çok başarılı bir gerilim romanı çıkarmış Wulf Dorn. Her sayfasında ayrı bir tad var ve kendini içine çekiyor. Bazen bölüm sonlarında kitabı biraz kapatıp, düşünmeye koyuluyorsunuz ve ''acaba''lar geçiyor kafanızdan. Wulf Dorn, gayet başarılı bir gerilim romanı ile gerilim romanı yazarları arasına müthiş bir giriş yaptı ve arka kapakta Weltbild'in de dediği gibi Wulf Dorn ''Gerilim romanların yeni yıldızı!'' Bence de öyle.

Bu kitapta, ana karakterin yerine kendinizi koyuyorsunuz ve olayları sanki siz, yer ve mekanı dahi yaşıyormuş gibi hissediyorsunuz. Öyle bir odaklanıyorsunuz ki kitaba, cümleleri okuduğunuzu fark etmeden sanki film izliyormuş gibi akıp gidiyor. Wulf Dorn'un yeni çıkaracağı kitapları da sabırsızlıkla bekliyor olacağım ve dileğim de sadece gerilim romanı yazması. Psikiyatrist'i herkes okumalı!

ARKA KAPAK 

''O GELDİĞİNDE BENİ KORUYACAĞINA SÖZ VER!''

Şiddet mağduru bir kadın hasta, psikiyatrist Ellen Rothun kâbusu haline gelir: Kara Adam tarafından izlendiğini iddia eden hasta, gizemli biçimde, iz bırakmadan ortadan kaybolur. Şimdi kendi hayatını da hastasınınkini de tehlikeye atan korkunç bir oyunun ortasındaki Dr Ellen Roth için hiç kimseye güvenemediği umutsuz bir savaş başlamıştır. Şeytani bir yapbozun parçalarını bir araya getirmeye çalışmaktan başka çaresi kalmayan genç psikiyatrist, korku, şiddet ve paranoyadan oluşan bu labirentte çıkış yolunu bulabilecek midir?

''İnsan zihninde öyle yerler vardır ki kimse buralara ulaşamaz. Psikiyatrist bizi zihnimizin karanlık tarafına görütüyor.'' ( Donato Carrisi )

''Gerilim romanlarının yeni yıldızı!'' ( Weltbild )

''Sanki David Lynch, Stephen Kingin bir romanını filme almış gibi. Harika!'' ( Thomas Thiemeyer )  


Fotoğrafım
Edirne, Ayşekadın, Türkiye
19 Ocak 1996, İskenderun doğumlu. Trakya Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü mezunu. 13 yaşından beri blogger. 2012 Hürriyet Bumerang Ödülleri'nde En Uyumlu site üçüncülüğüne hak kazandı. İlk kitabı İkinci Kadının Hikâyesi ise Temmuz 2016 yılında basıldı. Tüm kitabevleri ve online kitapçılarda satışta.