background img

The New Stuff

ağlamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ağlamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hiçbir şey hissetmiyorum... Belki de hissedemiyorum... Bilmiyorum...

Kafamı kaldırıyorum yavaşça. Yukarıya, en tepeye, en uzağa bakmak istiyorum. Gökyüzünde görebildiğim, görebileceğim en uzak yere. En açık mavi, beyaza kaçan yere. Gözlerimi oraya dikmek ve uzun bir süre oraya bakmak...

Gözlerimi açamıyorum. Gün ışığı yüzüme vuruyor ve gözlerimi açmadığım halde gözlerimi daha da sıkı kapatmama sebep oluyor. ''Açma!'' diyor sanki. ''Açma gözlerini.''

Soramıyorum ''Neden?'' diye. Kafamı sallıyorum. Omuzlarım düşüyor. Açmak istiyorum gözlerimi, açamıyorum. Açsam, baksam, görsem en uzağı. Belki biter içimdeki en acı duygu. Açsam gözlerimi, baksam, görsem en uzağı, gülümseyeceğim belki. Açsam gözlerimi, baksam ve görsem en uzağı, o zaman rahatlayacağım belki de.

***


Elini uzat, tut ellerimden. Yavaşça okşarken işaret parmağımı, gözlerime bak. Gülümse, kafanı eğ ve okşadığın parmağıma bak. Tekrar kaldır kafanı. Parlayan gözlerinle bak gözlerimin içine. Uzaktan değil. Korkma. Gel. Bakabildiğin kadar yakından bak gözlerime, tutabildiğin kadar sıkı tut ellerimi, gidemeyeceğin kadar kal yanımda.

Bırak şimdi diğer elindeki bardağı. Soğudu o kahve. Sıkma canını, yenisini söyleriz. O da mı soğuyacak? Bir tane daha söyleriz... Boşver şimdi onu. Her iki elinle de tut ellerimi.

*** 


Neden dolu bu kadar içim? Neden dışarıya atamıyorum bu pis duyguyu? Neden sıkışıyor kalbim? Neden yanımda değilsin? Neden ellerim boşta? Neden gözlerim ağlıyor, benden habersiz. Neden çökmüş yanağım? Neden kıpkırmızı gözlerimin altı?

Nerdesin?

Nerdesin bilmiyorum. Ama her nerdeysen bir an önce gel. Çünkü bu gözler seni görmek, bu eller sana dokunmak istiyor. Bedenim sana susamış. Bir görse canlanacak, bir görse kendine gelecek.

Bak... Bu son gözyaşım olmayacak, biliyorum. Sen gelene kadar akacak, süzülecek, kuruyup gidecek belki bir zaman sonra. Ama akacak... Akacak...

Hadi gel... Bekliyorum...

Şimdi...

Şu an...

Ben saymaya başlıyorum... Gel, olur mu?

1... 2... 3... 4...

Ben Saymaya Başlıyorum... Gel, Olur Mu?


Hiçbir şey hissetmiyorum... Belki de hissedemiyorum... Bilmiyorum...

Kafamı kaldırıyorum yavaşça. Yukarıya, en tepeye, en uzağa bakmak istiyorum. Gökyüzünde görebildiğim, görebileceğim en uzak yere. En açık mavi, beyaza kaçan yere. Gözlerimi oraya dikmek ve uzun bir süre oraya bakmak...

Gözlerimi açamıyorum. Gün ışığı yüzüme vuruyor ve gözlerimi açmadığım halde gözlerimi daha da sıkı kapatmama sebep oluyor. ''Açma!'' diyor sanki. ''Açma gözlerini.''

Soramıyorum ''Neden?'' diye. Kafamı sallıyorum. Omuzlarım düşüyor. Açmak istiyorum gözlerimi, açamıyorum. Açsam, baksam, görsem en uzağı. Belki biter içimdeki en acı duygu. Açsam gözlerimi, baksam, görsem en uzağı, gülümseyeceğim belki. Açsam gözlerimi, baksam ve görsem en uzağı, o zaman rahatlayacağım belki de.

***


Elini uzat, tut ellerimden. Yavaşça okşarken işaret parmağımı, gözlerime bak. Gülümse, kafanı eğ ve okşadığın parmağıma bak. Tekrar kaldır kafanı. Parlayan gözlerinle bak gözlerimin içine. Uzaktan değil. Korkma. Gel. Bakabildiğin kadar yakından bak gözlerime, tutabildiğin kadar sıkı tut ellerimi, gidemeyeceğin kadar kal yanımda.

Bırak şimdi diğer elindeki bardağı. Soğudu o kahve. Sıkma canını, yenisini söyleriz. O da mı soğuyacak? Bir tane daha söyleriz... Boşver şimdi onu. Her iki elinle de tut ellerimi.

*** 


Neden dolu bu kadar içim? Neden dışarıya atamıyorum bu pis duyguyu? Neden sıkışıyor kalbim? Neden yanımda değilsin? Neden ellerim boşta? Neden gözlerim ağlıyor, benden habersiz. Neden çökmüş yanağım? Neden kıpkırmızı gözlerimin altı?

Nerdesin?

Nerdesin bilmiyorum. Ama her nerdeysen bir an önce gel. Çünkü bu gözler seni görmek, bu eller sana dokunmak istiyor. Bedenim sana susamış. Bir görse canlanacak, bir görse kendine gelecek.

Bak... Bu son gözyaşım olmayacak, biliyorum. Sen gelene kadar akacak, süzülecek, kuruyup gidecek belki bir zaman sonra. Ama akacak... Akacak...

Hadi gel... Bekliyorum...

Şimdi...

Şu an...

Ben saymaya başlıyorum... Gel, olur mu?

1... 2... 3... 4...

Artık kararlıydım. Söylemek istiyordum. İçimde tutup, onu kendi gözyaşımla beslemekten ve büyültmekten yorulmuştum. Daha bir şey yaşayıp görmememe rağmen, içimdeki o his, o duygu bana her şeyi yaşatmıştı aslında. Hayat benimle çoğu zaman dalgasını geçti, gülüp ardına bakmadan uzaklaştı. Bense öylece baktım arkasından.

İçimdekilerden ayrılma vakti gelmişti artık. Her şeyin güzel olmasını istiyordum, dilediğim gibi. Başladım konuşmaya, gözyaşlarım aktı ve ellerim titredi. Gözlerimin içine baktı, gülümseyerek. Sarıldı ve bana destek olmayı tercih etti. Biliyordum aslında, şanssız bir insanım ama mutlaka şanslı olduğum bir şey, tek bir şey olacaktı. Bu konuda şanslı olanlar tarafındaydım. Ellerimin üzerinde bir el hissettim, sıkıcı tuttuyordu. İşte kendimi güvende hissettim ve gülümseyebildim.

Gözyaşımın mutluluktan aktığına ben de ilk kez şahit oldum. Artık güvende ve huzurluydum. Hayata bağlandım dört elle, sıkıca. Suratımda bir gurur ve mutlulukla dolan bir gülümseme var. Evet, artık rahattayım. İçimdeki tonlarca yüklü ağlama duygusunu bir gülümseme eşliğinde içimden söküp attım.

Seni seviyorum, beni anladığın ve ellerimi tuttuğun için.

Huzurun Elleri

Artık kararlıydım. Söylemek istiyordum. İçimde tutup, onu kendi gözyaşımla beslemekten ve büyültmekten yorulmuştum. Daha bir şey yaşayıp görmememe rağmen, içimdeki o his, o duygu bana her şeyi yaşatmıştı aslında. Hayat benimle çoğu zaman dalgasını geçti, gülüp ardına bakmadan uzaklaştı. Bense öylece baktım arkasından.

İçimdekilerden ayrılma vakti gelmişti artık. Her şeyin güzel olmasını istiyordum, dilediğim gibi. Başladım konuşmaya, gözyaşlarım aktı ve ellerim titredi. Gözlerimin içine baktı, gülümseyerek. Sarıldı ve bana destek olmayı tercih etti. Biliyordum aslında, şanssız bir insanım ama mutlaka şanslı olduğum bir şey, tek bir şey olacaktı. Bu konuda şanslı olanlar tarafındaydım. Ellerimin üzerinde bir el hissettim, sıkıcı tuttuyordu. İşte kendimi güvende hissettim ve gülümseyebildim.

Gözyaşımın mutluluktan aktığına ben de ilk kez şahit oldum. Artık güvende ve huzurluydum. Hayata bağlandım dört elle, sıkıca. Suratımda bir gurur ve mutlulukla dolan bir gülümseme var. Evet, artık rahattayım. İçimdeki tonlarca yüklü ağlama duygusunu bir gülümseme eşliğinde içimden söküp attım.

Seni seviyorum, beni anladığın ve ellerimi tuttuğun için.

Belki de bu şarkıda yanımda olmalıydın. Yalnız dinlememeliydim bu şarkıyı. Belki şimdi ağlayacağıma senin sıcak kolların arasında mutluluktan gülümserdim. Güzel bir anısı olurdu belki de. Her dinlediğimde, ilk defa dinliyormuş gibi sarılıyorum bu şarkıya. İçinde seni anlatıyor mu bilmiyorum. Anlıyor muyum onu da bilmiyorum. Sadece arkalardan gelen bir ses huzur dolduruyor içime. Gülümseyerek ağlamama neden oluyor ama bu mutluluk göz yaşları değil, bunun farkındayım sadece.

Yanımdan gelip geç, beni tanımayan gözlerinle bir bakış at. İstersen güzel bir bakışma olsun, istersen anlamsız, istersen de sıradan bir bakışma. Bak en azından gözlerime. ''Baktı!'' diyebileyim kendi kendime. Kendimi kandırabileceğim bir sahte mutluluk ver elime sadece. Söz veriyorum ona iyi bakacağım. Ellerimde güvende olacak. Sadece seni özlediğim zamanlarda beni ele geçirmesine izin vereceğim.

Hala duymuyor musun şarkının sözlerini. Sahiden duyamıyor musun? Sus şimdi, sesini hiç çıkarma. Şşş...

İşte hep böyle yakınımda ol, şarkıyı hiç duyma ve ben sana daha da yakınlaşayım. Sanki sana yaklaşınca ''gerçekten hala duyamıyorsun'' deyince duyacakmışsın gibi. Seni böyle kandırayım, seni böyle tutayım yanımda. Ne var ki, bunca yıl kendimi kandırdım beni sevdiğini düşünerek. Böyle de olsa yanımda olmanı istemem çok mu?

Şu an bu şarkının da bir dakika sonra biteceğini düşünemeyecek mutluyum. Kokun burnumda, hayalin ise yanımda. Gözlerimi açmaya korkuyorum. Ya yanımda değilsen?

Ellerimde Sahte Mutluluk

Belki de bu şarkıda yanımda olmalıydın. Yalnız dinlememeliydim bu şarkıyı. Belki şimdi ağlayacağıma senin sıcak kolların arasında mutluluktan gülümserdim. Güzel bir anısı olurdu belki de. Her dinlediğimde, ilk defa dinliyormuş gibi sarılıyorum bu şarkıya. İçinde seni anlatıyor mu bilmiyorum. Anlıyor muyum onu da bilmiyorum. Sadece arkalardan gelen bir ses huzur dolduruyor içime. Gülümseyerek ağlamama neden oluyor ama bu mutluluk göz yaşları değil, bunun farkındayım sadece.

Yanımdan gelip geç, beni tanımayan gözlerinle bir bakış at. İstersen güzel bir bakışma olsun, istersen anlamsız, istersen de sıradan bir bakışma. Bak en azından gözlerime. ''Baktı!'' diyebileyim kendi kendime. Kendimi kandırabileceğim bir sahte mutluluk ver elime sadece. Söz veriyorum ona iyi bakacağım. Ellerimde güvende olacak. Sadece seni özlediğim zamanlarda beni ele geçirmesine izin vereceğim.

Hala duymuyor musun şarkının sözlerini. Sahiden duyamıyor musun? Sus şimdi, sesini hiç çıkarma. Şşş...

İşte hep böyle yakınımda ol, şarkıyı hiç duyma ve ben sana daha da yakınlaşayım. Sanki sana yaklaşınca ''gerçekten hala duyamıyorsun'' deyince duyacakmışsın gibi. Seni böyle kandırayım, seni böyle tutayım yanımda. Ne var ki, bunca yıl kendimi kandırdım beni sevdiğini düşünerek. Böyle de olsa yanımda olmanı istemem çok mu?

Şu an bu şarkının da bir dakika sonra biteceğini düşünemeyecek mutluyum. Kokun burnumda, hayalin ise yanımda. Gözlerimi açmaya korkuyorum. Ya yanımda değilsen?

Duygularım belirsizleşiyor bu aralar. Neye nasıl tepki vereceğimi şaşırmışçasına yaşamaya başladım. Havalardan mı bilinmez. Bir yandan bu havaların beni aşırı duygusallaştırdığını ve kağıt - kalemin her zaman elimin altında olduğu gerçeğini kafamda evirip çeviriyorum, bir yandan da sebepsizce gülüp duruyorum. Bu da duysallığıma bağlı sinirden doğan bir gülümseme mi hiç bilinmez.

Sonbahar da yavaş yavaş geri çekiliyor ve yerini tamamen kışa devretme düşüncelerinde olsa gerek. Artık her gece mum ışığında, pencerede bulunan yağmur damlalarının birbirlerine çarpa çarpa büyüdüklerini ve sadece kocaman bir damla olarak yok olmalarına tanık olacağız.

Bu havalarda üşüyüp üşümediğime de karar vermekte güçlük çekiyorum. Bir yandan ağlamaktan ısınıyor yüreğim, bir yandan da yalnızlıktan buz tutuyor etrafı. Ama atmaya devam ediyor. Belki yeni başlayacak bir aşkın heyecanı için, belki de yalnız yaşamaya alışacak bir kalp olmak istediği için. Bana ise onun kararlarına saygı duymak düşüyor.

Odanın içerisinde sessizlik hüküm sürüyor. Sadece kalemimin, kağıda sürtünmesiyle çıkan ses yalnızlığımı ve ortamın sessizliğini bozuyor. Bu ses de yok olacak biraz sonra. Ve ben de gözlerimi kapatıp uykuya dalacağım...

''Dilerseniz bloguma, sayfanın üst köşesinde bulunan Bumerang Ödülleri Adayı şablonundan oy verebilir ve bana destek olabilirsiniz. Oylarınız tamamen ücretsizdir. Teşekkürler.''

Sonbahar Hüznü

Duygularım belirsizleşiyor bu aralar. Neye nasıl tepki vereceğimi şaşırmışçasına yaşamaya başladım. Havalardan mı bilinmez. Bir yandan bu havaların beni aşırı duygusallaştırdığını ve kağıt - kalemin her zaman elimin altında olduğu gerçeğini kafamda evirip çeviriyorum, bir yandan da sebepsizce gülüp duruyorum. Bu da duysallığıma bağlı sinirden doğan bir gülümseme mi hiç bilinmez.

Sonbahar da yavaş yavaş geri çekiliyor ve yerini tamamen kışa devretme düşüncelerinde olsa gerek. Artık her gece mum ışığında, pencerede bulunan yağmur damlalarının birbirlerine çarpa çarpa büyüdüklerini ve sadece kocaman bir damla olarak yok olmalarına tanık olacağız.

Bu havalarda üşüyüp üşümediğime de karar vermekte güçlük çekiyorum. Bir yandan ağlamaktan ısınıyor yüreğim, bir yandan da yalnızlıktan buz tutuyor etrafı. Ama atmaya devam ediyor. Belki yeni başlayacak bir aşkın heyecanı için, belki de yalnız yaşamaya alışacak bir kalp olmak istediği için. Bana ise onun kararlarına saygı duymak düşüyor.

Odanın içerisinde sessizlik hüküm sürüyor. Sadece kalemimin, kağıda sürtünmesiyle çıkan ses yalnızlığımı ve ortamın sessizliğini bozuyor. Bu ses de yok olacak biraz sonra. Ve ben de gözlerimi kapatıp uykuya dalacağım...

''Dilerseniz bloguma, sayfanın üst köşesinde bulunan Bumerang Ödülleri Adayı şablonundan oy verebilir ve bana destek olabilirsiniz. Oylarınız tamamen ücretsizdir. Teşekkürler.''

Gözlerimden yaşlar ardı ardına akmaya devam ederken kulaklığı iyice bastırıyorum kulağıma. Şarkının her bir ayrıntısı her bir vurgusu içimde yankılansın istiyordum. Şarkıya ben de eşlik ediyordum, bağıra bağıra. Eşlik ettikçe daha fazla ağlıyordum ve daha da dayanılmaz bir hal alıyordu içimdeki büyük sır.

Gözlerimi kapatıp hep aynı sahneyi canlandırıyordum gözümde. Bu sırrı onlara ne şekilde söyleyeceğim ve onların vereceği tepkiler. Tepkilerin sonu yoktu ama ben ancak bir şekilde söyleyebilirdim. Açık ve net bir şekilde. Keşke bazı şeyleri, düşlediğimiz gibi aynen yaşayabilsek.

Bunları gözümde canlandırınca bir cesaret doluyordu içime. Ama kararsızlık da bırakmıyordu peşini. Yatağımdan sayısız kere hızlıca doğrulup her şeyi haykırmak istiyordum ama sonra bir gözyaşı eşliğinde daha yavaş yavaş yaslıyordum sırtımı yastığıma. Ancak karanlığa bağırabiliyordum çünkü söylediklerime tepki vermeyen ve sessizce beni dinleyen tek şeydi o. Karanlık.

Doğru zaman mutlaka gelecekti. Gelmeliydi ve söylemeliydim. Cesaretimi toplayacağım. Kelimelerimi özenle seçip, tek tek ve yavaşça söyleyeceğim. Gözlerim kapalı olacak, çünkü ağlamamalıydım. Güçlü durmalıydım ve elimden tutmalarını isteyecektim.

Evet, işte şarkının en sevdiğim kısmı. Artık gözlerimi açabilir miyim?

''Dilerseniz bloguma, sayfanın üst köşesinde bulunan Bumerang Ödülleri Adayı şablonundan oy verebilir ve bana destek olabilirsiniz. Oylarınız tamamen ücretsizdir. Teşekkürler.''

Karanlık Haykırışlarımı Dinliyor

Gözlerimden yaşlar ardı ardına akmaya devam ederken kulaklığı iyice bastırıyorum kulağıma. Şarkının her bir ayrıntısı her bir vurgusu içimde yankılansın istiyordum. Şarkıya ben de eşlik ediyordum, bağıra bağıra. Eşlik ettikçe daha fazla ağlıyordum ve daha da dayanılmaz bir hal alıyordu içimdeki büyük sır.

Gözlerimi kapatıp hep aynı sahneyi canlandırıyordum gözümde. Bu sırrı onlara ne şekilde söyleyeceğim ve onların vereceği tepkiler. Tepkilerin sonu yoktu ama ben ancak bir şekilde söyleyebilirdim. Açık ve net bir şekilde. Keşke bazı şeyleri, düşlediğimiz gibi aynen yaşayabilsek.

Bunları gözümde canlandırınca bir cesaret doluyordu içime. Ama kararsızlık da bırakmıyordu peşini. Yatağımdan sayısız kere hızlıca doğrulup her şeyi haykırmak istiyordum ama sonra bir gözyaşı eşliğinde daha yavaş yavaş yaslıyordum sırtımı yastığıma. Ancak karanlığa bağırabiliyordum çünkü söylediklerime tepki vermeyen ve sessizce beni dinleyen tek şeydi o. Karanlık.

Doğru zaman mutlaka gelecekti. Gelmeliydi ve söylemeliydim. Cesaretimi toplayacağım. Kelimelerimi özenle seçip, tek tek ve yavaşça söyleyeceğim. Gözlerim kapalı olacak, çünkü ağlamamalıydım. Güçlü durmalıydım ve elimden tutmalarını isteyecektim.

Evet, işte şarkının en sevdiğim kısmı. Artık gözlerimi açabilir miyim?

''Dilerseniz bloguma, sayfanın üst köşesinde bulunan Bumerang Ödülleri Adayı şablonundan oy verebilir ve bana destek olabilirsiniz. Oylarınız tamamen ücretsizdir. Teşekkürler.''

Gözümü açar açmaz fırlıyorum yataktan. Sanki bir yere yetişecekmiş edasıyla hızlı hızlı soğuk suyu yüzüme çarpıyorum kendime tam anlamıyla gelene kadar. Alıyorum havluyu elime ve aceleciliğimi bir kenara bırakarak, yavaş yavaş aynada kendime bakarak kuruluyorum yüzümü. Gözlerime bakıyorum. Gözlerim binlerce kez şahit olduğu yalnızlıklara bir kere daha tanık oluyorum sanki. Neyse ki her zaman kendimi yapmaya zorladığım gibi zorlayarak bir sahte gülümseme yapıştırıyorum suratıma. Ancak bu şekilde örtülebiliyor bazı yaşanmışlıklar.

Gökyüzü, aydınlanmaya yaklaşan bir karanlıkta. Balkona çıkıyorum ve bomboş sokaklara bakıyorum. Sanki bir caddenin başlangıcında biri belirecekmiş, bir şeyler olacakmış gibi bir merakla bakınıyorum etrafa. Hava biraz soğuk, üşümeye başlıyorum. Ceketimi atıyorum sırtıma ve kendime çabucak bir kahve hazırlıyorum. 

Uyanalı belki 2 saat olmuştu. Hala pijamalarımın içerisinde oturmuş, düşünüyordum. Ne düşündüğümü bile bilmeden düşünüyordum bir şeyleri. Hala çıkabilmiş değilim bu acayip hal ve tavırlarımın içerisinden. Kaç aydır kendime gelemiyordum. Kaç aydır sadece aynı şarkıları dinleyip defalarca ağlıyordum. 

Tekrar geçiyorum aynanın karşına. Bu sefer daha dikkatli ve daha derin bakıyordum kendime. Kendime kızmaya başladım. İçimde bir nefret uyandı kendime karşı. Ne yapıyordum kendime böyle? '' NE YAPIYORUM!'' diye bağırmak istedim kendime. Bütün odayı birbirine katıp sonra tekrar hıçkırarak ağlama seanslarıma geri dönmek istiyordum. 

Yapmayacaktım ama. Bu sefer sahtelikten tamamen uzakta olan, oldukça içten bir gülümseme yerleştiriyorum suratıma. İçerde en sevdiğim şarkı çalışıyordu. Koşarak gittim radyonun başına ve sonuna kadar açtım sesi. Odama geçtim ve dolabımı sonuna kadar açtım. Hızlıca hazırlandım ve az önce sessiz duran fakat gerçek yüzünü ortaya çıkarmış kalabalık İstanbul sokaklarına attım, kendimi. Yanımdan geçen herkese gülümsedim. En içten gülümsemelerimi dağıttım, yaşlısından gencine. Çünkü artık hiçbiri sen gibi kokmuyor, hiçbiri sana benzemiyor. 

Ve gözlerimi kapatıp, mutluluğumu içimde yaşama istediğiyle yürümeye devam ettim...

''Dilerseniz bloguma, sayfanın üst köşesinde bulunan Bumerang Ödülleri Adayı şablonundan oy verebilir ve bana destek olabilirsiniz. Oylarınız tamamen ücretsizdir. Teşekkürler.''

Kayıp Mutluluk

Gözümü açar açmaz fırlıyorum yataktan. Sanki bir yere yetişecekmiş edasıyla hızlı hızlı soğuk suyu yüzüme çarpıyorum kendime tam anlamıyla gelene kadar. Alıyorum havluyu elime ve aceleciliğimi bir kenara bırakarak, yavaş yavaş aynada kendime bakarak kuruluyorum yüzümü. Gözlerime bakıyorum. Gözlerim binlerce kez şahit olduğu yalnızlıklara bir kere daha tanık oluyorum sanki. Neyse ki her zaman kendimi yapmaya zorladığım gibi zorlayarak bir sahte gülümseme yapıştırıyorum suratıma. Ancak bu şekilde örtülebiliyor bazı yaşanmışlıklar.

Gökyüzü, aydınlanmaya yaklaşan bir karanlıkta. Balkona çıkıyorum ve bomboş sokaklara bakıyorum. Sanki bir caddenin başlangıcında biri belirecekmiş, bir şeyler olacakmış gibi bir merakla bakınıyorum etrafa. Hava biraz soğuk, üşümeye başlıyorum. Ceketimi atıyorum sırtıma ve kendime çabucak bir kahve hazırlıyorum. 

Uyanalı belki 2 saat olmuştu. Hala pijamalarımın içerisinde oturmuş, düşünüyordum. Ne düşündüğümü bile bilmeden düşünüyordum bir şeyleri. Hala çıkabilmiş değilim bu acayip hal ve tavırlarımın içerisinden. Kaç aydır kendime gelemiyordum. Kaç aydır sadece aynı şarkıları dinleyip defalarca ağlıyordum. 

Tekrar geçiyorum aynanın karşına. Bu sefer daha dikkatli ve daha derin bakıyordum kendime. Kendime kızmaya başladım. İçimde bir nefret uyandı kendime karşı. Ne yapıyordum kendime böyle? '' NE YAPIYORUM!'' diye bağırmak istedim kendime. Bütün odayı birbirine katıp sonra tekrar hıçkırarak ağlama seanslarıma geri dönmek istiyordum. 

Yapmayacaktım ama. Bu sefer sahtelikten tamamen uzakta olan, oldukça içten bir gülümseme yerleştiriyorum suratıma. İçerde en sevdiğim şarkı çalışıyordu. Koşarak gittim radyonun başına ve sonuna kadar açtım sesi. Odama geçtim ve dolabımı sonuna kadar açtım. Hızlıca hazırlandım ve az önce sessiz duran fakat gerçek yüzünü ortaya çıkarmış kalabalık İstanbul sokaklarına attım, kendimi. Yanımdan geçen herkese gülümsedim. En içten gülümsemelerimi dağıttım, yaşlısından gencine. Çünkü artık hiçbiri sen gibi kokmuyor, hiçbiri sana benzemiyor. 

Ve gözlerimi kapatıp, mutluluğumu içimde yaşama istediğiyle yürümeye devam ettim...

''Dilerseniz bloguma, sayfanın üst köşesinde bulunan Bumerang Ödülleri Adayı şablonundan oy verebilir ve bana destek olabilirsiniz. Oylarınız tamamen ücretsizdir. Teşekkürler.''

Eskiden hayal ettiklerimin hepsi bir bir gerçekleşiyordu. Çok umutsuzdum o zamanlar. Hiçbir şeye inanamıyor, güvenemiyordum. Bir yıkılma vardı içimde, bir tereddüt. Doğruyu bulamıyor, geleceği göremiyordum. Düşünmekten vazgeçmemiştim ama, hep de düşünecektim. Hayal edecektim ilerisini. Tek başıma değil tabii ki. Hayallerimi süsleyecek birisi her zaman yanımda olacaktı. O olmazsa, bunları neden hayal edeyim ki?

Gözlerimi yavaşça açtığımda, yanımda ağlayan bir bebeğin sesini duydum. Avazı çıktığı kadar ağlıyor, yukarıdan bir şeyler sarkıtmışlar ve onu tutmaya çalışır gibi elleri havada çırpınıyordu. Önce sağ tarafımda gülümseyerek uyuyan genç adama baktım. Kahramanıma. Bana bu ağlama sesleriyle mutluluğu yaşatan o adama baktım. Sonra çocuğumuza, bizi tam bir bütün yapan o minicik elleri ve ayakları olan, kocaman gözleriyle bana bakan çocuğumuza baktım. İkisine de baktığımda aynı şeyleri görüyordum. Ne tuhaf. İkisinin de gözlerinde, mutluluk vardı, masumluk vardı.

Gözlerde Saklanmış Huzur

Eskiden hayal ettiklerimin hepsi bir bir gerçekleşiyordu. Çok umutsuzdum o zamanlar. Hiçbir şeye inanamıyor, güvenemiyordum. Bir yıkılma vardı içimde, bir tereddüt. Doğruyu bulamıyor, geleceği göremiyordum. Düşünmekten vazgeçmemiştim ama, hep de düşünecektim. Hayal edecektim ilerisini. Tek başıma değil tabii ki. Hayallerimi süsleyecek birisi her zaman yanımda olacaktı. O olmazsa, bunları neden hayal edeyim ki?

Gözlerimi yavaşça açtığımda, yanımda ağlayan bir bebeğin sesini duydum. Avazı çıktığı kadar ağlıyor, yukarıdan bir şeyler sarkıtmışlar ve onu tutmaya çalışır gibi elleri havada çırpınıyordu. Önce sağ tarafımda gülümseyerek uyuyan genç adama baktım. Kahramanıma. Bana bu ağlama sesleriyle mutluluğu yaşatan o adama baktım. Sonra çocuğumuza, bizi tam bir bütün yapan o minicik elleri ve ayakları olan, kocaman gözleriyle bana bakan çocuğumuza baktım. İkisine de baktığımda aynı şeyleri görüyordum. Ne tuhaf. İkisinin de gözlerinde, mutluluk vardı, masumluk vardı.


Yavaş adımlarla çıkıyorum merdivenleri. Hiç ilerlemek istemediğim bu yolda ilerliyorum, ilerliyorum ve içimde yaşadığım her fırtına öncesi sessizliğin haykırışları duyuluyor. Biliyorum, duyuluyor. Hani olur ya; çok heyecanlanırsınız veya bir şeyin olacağından korkarsınız ve o korku veya heyecan tam kalbinizin ortasında bir gerilme, bir doluluk ve kıpırdanma hissi yaratır. Adımlarınız geri geri gider ama yapmak zorundasınızdır, başka çare yoktur. O kapıdan girilecek. Bugün o kapı açılacak ve ben o haykırışları içimde bir kez daha duyacağım.

Durmuştum kapının eşiğinde, bakıyordum öylece. Sanki tüm hayatım, her bu kapıdan içeriye süzülüşümden sonra yaşadığım yalnızlıklar bir bir yansıtıldı kapıya. Biri oyun mu oynuyordu benimle? Yalnızlığımdan zevk alan birileri mi vardı? Kimin yalnızlığının haykırışıydı bunlar? Madem yalnızlığa mahkum edilmişim, madem beni yalnızlığa itip, koca bir sessizlik denizinin içerisinde yüzdüreceksiniz; susun! Dalga geçer gibi gülüşmeyin içimde. Rahat bırakın, susun!

Mutluluk, Bana Bir Kez Sarıl

Yavaş adımlarla çıkıyorum merdivenleri. Hiç ilerlemek istemediğim bu yolda ilerliyorum, ilerliyorum ve içimde yaşadığım her fırtına öncesi sessizliğin haykırışları duyuluyor. Biliyorum, duyuluyor. Hani olur ya; çok heyecanlanırsınız veya bir şeyin olacağından korkarsınız ve o korku veya heyecan tam kalbinizin ortasında bir gerilme, bir doluluk ve kıpırdanma hissi yaratır. Adımlarınız geri geri gider ama yapmak zorundasınızdır, başka çare yoktur. O kapıdan girilecek. Bugün o kapı açılacak ve ben o haykırışları içimde bir kez daha duyacağım.

Durmuştum kapının eşiğinde, bakıyordum öylece. Sanki tüm hayatım, her bu kapıdan içeriye süzülüşümden sonra yaşadığım yalnızlıklar bir bir yansıtıldı kapıya. Biri oyun mu oynuyordu benimle? Yalnızlığımdan zevk alan birileri mi vardı? Kimin yalnızlığının haykırışıydı bunlar? Madem yalnızlığa mahkum edilmişim, madem beni yalnızlığa itip, koca bir sessizlik denizinin içerisinde yüzdüreceksiniz; susun! Dalga geçer gibi gülüşmeyin içimde. Rahat bırakın, susun!


Kendimi nasıl bu evin dışına, daha da, tamamen dışına nasıl atabilirim diye düşünemiyordum bile. İki kelimelik bir söz, insanın hayatını ne kadar yıkabilirdi ki? Ne kadar mahvedebilirdi? Nasıl alt üst olurdu her şey?

Kapıyı açtım ve hiç durmayacakmış, en sona kaçarcasına koşmaya başladım. Koştukça, uzaklaştıkça; o söz daha da yankılanıyordu beynimin içinde. Bütün hislerimi kemiriyor, gittikçe hissizleşiyordum. Koşmaktan, etrafa bakmaktan, durup etrafımdan dönmekten; ayaklarımı, ağlamaktan ise gözlerimi hissedemiyordum. Sadece gözlerimin içindeki yanmayı hissedebiliyordum. Kalbimin en derinindeki yanmaya benziyordu. Aynı acıydı bu.


Koştum. Koştum. Koştum. Durmayacağım, durmak yok! Bitecek mi bu da? Her berbat olay gibi, bunu da unutabilir miyim? Unutamam... Unutabilirim... Bilmiyorum. Daha fazla yapabileceğimi düşünmüyorum. Her şey bu kadar basit olamazdı. Unutamam, unutamayacağım ama bunun da bir sonu olacaktı. Biliyorum, evet olacaktı.

Daha ne kadar koşacağım, istemiyorum! Sus, konuşma. Hayır, hayır, hayır! Nefret etmiyor. Sadece bir anlık sinirdi, seviyor. Ben onun kızıyım. Beni seviyor, ben de onu. Beni sevi... Sus artık! Dinlemeyeceğim seni!

...

Bir Ses: ''Nefret Ediyorum!''

Kendimi nasıl bu evin dışına, daha da, tamamen dışına nasıl atabilirim diye düşünemiyordum bile. İki kelimelik bir söz, insanın hayatını ne kadar yıkabilirdi ki? Ne kadar mahvedebilirdi? Nasıl alt üst olurdu her şey?

Kapıyı açtım ve hiç durmayacakmış, en sona kaçarcasına koşmaya başladım. Koştukça, uzaklaştıkça; o söz daha da yankılanıyordu beynimin içinde. Bütün hislerimi kemiriyor, gittikçe hissizleşiyordum. Koşmaktan, etrafa bakmaktan, durup etrafımdan dönmekten; ayaklarımı, ağlamaktan ise gözlerimi hissedemiyordum. Sadece gözlerimin içindeki yanmayı hissedebiliyordum. Kalbimin en derinindeki yanmaya benziyordu. Aynı acıydı bu.


Koştum. Koştum. Koştum. Durmayacağım, durmak yok! Bitecek mi bu da? Her berbat olay gibi, bunu da unutabilir miyim? Unutamam... Unutabilirim... Bilmiyorum. Daha fazla yapabileceğimi düşünmüyorum. Her şey bu kadar basit olamazdı. Unutamam, unutamayacağım ama bunun da bir sonu olacaktı. Biliyorum, evet olacaktı.

Daha ne kadar koşacağım, istemiyorum! Sus, konuşma. Hayır, hayır, hayır! Nefret etmiyor. Sadece bir anlık sinirdi, seviyor. Ben onun kızıyım. Beni seviyor, ben de onu. Beni sevi... Sus artık! Dinlemeyeceğim seni!

...



Ben de istiyorum artık mutlu olmayı. Etrafıma baktığımda, her denk geldiğim insanın gülmesi, hayattan zevk alması sanki içime içime batıyor. Kıskanıyorum, imrenerek bakıyorum. Kapatıyorum kendimi odama, ağlamaya başlıyorum saatlerce, günlerce. Sonra düşünüyorum. Ben niye mutlu olamıyorum? Yanlış tercihler, yanlış seçimler mi yapıyorum da bir türlü mutlu olamıyorum.
Her insan mutlu olmayı ister, gerektiği gibi. İnsan mutlu olmadığı sürece, yaşamaktan neden zevk alsın ki? İstese de alamaz. Belki de etrafta gördüğüm o kadar insanın gülümsemesi sahtedir. Belki de mutsuzluklarının üzerine bir perde çekmişlerdir ve güneş batınca o perdeyi açacaklardır. Bu da güzel. Ben onu bile yapamıyorum. Perdem 7/24 açık; ışığı da karanlığı da içeriye alıyorum. Ne yazık ki karanlık da mutsuz ediyor beni, ışık da. 

Daha Fazla Yazamıyorum



Ben de istiyorum artık mutlu olmayı. Etrafıma baktığımda, her denk geldiğim insanın gülmesi, hayattan zevk alması sanki içime içime batıyor. Kıskanıyorum, imrenerek bakıyorum. Kapatıyorum kendimi odama, ağlamaya başlıyorum saatlerce, günlerce. Sonra düşünüyorum. Ben niye mutlu olamıyorum? Yanlış tercihler, yanlış seçimler mi yapıyorum da bir türlü mutlu olamıyorum.
Her insan mutlu olmayı ister, gerektiği gibi. İnsan mutlu olmadığı sürece, yaşamaktan neden zevk alsın ki? İstese de alamaz. Belki de etrafta gördüğüm o kadar insanın gülümsemesi sahtedir. Belki de mutsuzluklarının üzerine bir perde çekmişlerdir ve güneş batınca o perdeyi açacaklardır. Bu da güzel. Ben onu bile yapamıyorum. Perdem 7/24 açık; ışığı da karanlığı da içeriye alıyorum. Ne yazık ki karanlık da mutsuz ediyor beni, ışık da. 

Fotoğrafım
Edirne, Ayşekadın, Türkiye
19 Ocak 1996, İskenderun doğumlu. Trakya Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü mezunu. 13 yaşından beri blogger. 2012 Hürriyet Bumerang Ödülleri'nde En Uyumlu site üçüncülüğüne hak kazandı. İlk kitabı İkinci Kadının Hikâyesi ise Temmuz 2016 yılında basıldı. Tüm kitabevleri ve online kitapçılarda satışta.