background img

The New Stuff

gerilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gerilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Grinin Elli Tonu bu haftasonu izlediğim ilk filmdi. Uzun zamandır seriyi okumaya başlamak istiyordum fakat okunacak bir dolu kitabım arasından sıra Grinin Elli Tonuna gelmedi.

Daha önce kitaptan filme uyarlanan hiçbir filmi, kitabı okumadan izlemedim. Filmi etrafımdaki hemen hemen herkes izlemişti ve çoğunlukla gelen yorumlar iyiydi. Ben de artık dayanamadım ve izledim.

Bildiğiniz gibi kitaptan filme uyarlanan bu romanın yazarı E. L. James. Filmin senaryosu ise Kelly Marcel, Patrick Marber ve Mark Bomback tarafından kaleme alınmıştır. Filmin başrollerini ise Jamie Dornan (Mr. Grey) ve Dakota Johnson (Anastasia) paylaşmaktadır.

Film oldukça erotik ve BDSM içerikli. Zengin bir girişimci olan Christian Grey, Edebiyat öğrenci olan masum Anastasia ile bir röportaj sayesinde karşılaşır ve ilk andan itibaren her iki taraf da birbirini arzular. Daha sonra sürekli buluşmalar ve cinsel birliktelikler yaşarlar. Bu dakikadan sonra filmin her sahnesi, Mr Grey'in fantezisi olan şiddet içerikli cinsellik (BDSM) yaşamaya başlarlar. Anastasia bundan ne kadar hoşnut olmasa da merakından birkaç sefer bu birlikteliği yaşar fakat mutlu değildir. İstediği asıl şey ''normal'' bir ilişki yaşamak ve aşık olduğu adamla birlikte uyumak. Filmin sonu hiç beklemediğim bir şekilde duygusal bitti. Bu sebeple sanırım dayanamadan serinin ikinci kitabını alıp okuyacağım. Bir sonraki filmi de bekliyor olacağım.


Bir sonraki izlediğim film ise Hızlı ve Öfkeli 7 oldu. Normalde aksiyon filmlerini seven ve izlemeyi tercih eden birisi değilimdir. Hızlı ve Öfkeli serisinin hepsini izledim fakat pek de sevdiğim söylenemezdi. Fakat Paul Walker'ın ölümünden sonra çıkacak filmi gerçekten merakla bekliyordum. Nihayet çıkınca da bu hafta izleme imkanını buldum ve izledim. Aksiyon filmlerini hala sevdiğim söylenemez ama Hızlı ve Öfkeli'nin 7'incisine tek kelimeyle bayıldım. Çekimlerden oyunculara kadar her şey tamamiyle kusursuz denilecek türdendi ve fazlasıyla etkileyiciydi. Birçok sahnesini ellerim ağzımda izledim. Ve yine filmin sonu beni inanılmaz derecede duygulandırdı.

Bildiğiniz üzere Paul Walker bir araba kazası sonucu hayatını kaybetti. Serinin son filminde Walker'ın rolünü kardeşi oynadı ve böylesi büyük bir yükün altından bence oldukça başarılı bir şekilde çıkmış.


Ve Kayıp Kız. Başrollerini Ben Affleck ve Rosamund Pike'in üstelendiği bu film hafif gerilim tadında.

Filmin konusu: Evli bir çift. Her ikisi de yazar. Gayet mutlu bir şekilde başladıkları ilişkileri sonrasında evlenmelerinin ardından başlayan ufak tefek sorunlar vardır. Bir gün Amy aniden kaybolur. Kocası Nick ise evdeki garipliklerden dolayı hemen dedektifleri evine çağırır ve inceleme başlar. Amy'nin ortadan kaybolmasının ardından bulunan ipuçları oldukça kafa karıştırıcıdır. Evlilikleri boyunca sır gibi saklanılan birçok şey de o sırada yavaş yavaş gün yüzüne çıkar. Polisler büyük bir hızla Amy'yi arar ve tüm ülke bu olayla ayağa kalkar. Amy'yi sevenler ve hayranları her yerde onu ararlar. Filmin ortasına geldiğiniz andan itibaren filmi kesinlikle ağzınız açık bir şekilde izleyeceksin. Bana göre dahiyane fikirlerle süslenmiş ve son derece muhteşem bir şekilde perdeye alınmış bir film.

Başları ne kadar durağan bir şekilde seyir etse de son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden bir tanesi diyebilirim kolaylıkla. İzlemenizi tavsiye ederim!

Haftasonu Neler İzledim?

Grinin Elli Tonu bu haftasonu izlediğim ilk filmdi. Uzun zamandır seriyi okumaya başlamak istiyordum fakat okunacak bir dolu kitabım arasından sıra Grinin Elli Tonuna gelmedi.

Daha önce kitaptan filme uyarlanan hiçbir filmi, kitabı okumadan izlemedim. Filmi etrafımdaki hemen hemen herkes izlemişti ve çoğunlukla gelen yorumlar iyiydi. Ben de artık dayanamadım ve izledim.

Bildiğiniz gibi kitaptan filme uyarlanan bu romanın yazarı E. L. James. Filmin senaryosu ise Kelly Marcel, Patrick Marber ve Mark Bomback tarafından kaleme alınmıştır. Filmin başrollerini ise Jamie Dornan (Mr. Grey) ve Dakota Johnson (Anastasia) paylaşmaktadır.

Film oldukça erotik ve BDSM içerikli. Zengin bir girişimci olan Christian Grey, Edebiyat öğrenci olan masum Anastasia ile bir röportaj sayesinde karşılaşır ve ilk andan itibaren her iki taraf da birbirini arzular. Daha sonra sürekli buluşmalar ve cinsel birliktelikler yaşarlar. Bu dakikadan sonra filmin her sahnesi, Mr Grey'in fantezisi olan şiddet içerikli cinsellik (BDSM) yaşamaya başlarlar. Anastasia bundan ne kadar hoşnut olmasa da merakından birkaç sefer bu birlikteliği yaşar fakat mutlu değildir. İstediği asıl şey ''normal'' bir ilişki yaşamak ve aşık olduğu adamla birlikte uyumak. Filmin sonu hiç beklemediğim bir şekilde duygusal bitti. Bu sebeple sanırım dayanamadan serinin ikinci kitabını alıp okuyacağım. Bir sonraki filmi de bekliyor olacağım.


Bir sonraki izlediğim film ise Hızlı ve Öfkeli 7 oldu. Normalde aksiyon filmlerini seven ve izlemeyi tercih eden birisi değilimdir. Hızlı ve Öfkeli serisinin hepsini izledim fakat pek de sevdiğim söylenemezdi. Fakat Paul Walker'ın ölümünden sonra çıkacak filmi gerçekten merakla bekliyordum. Nihayet çıkınca da bu hafta izleme imkanını buldum ve izledim. Aksiyon filmlerini hala sevdiğim söylenemez ama Hızlı ve Öfkeli'nin 7'incisine tek kelimeyle bayıldım. Çekimlerden oyunculara kadar her şey tamamiyle kusursuz denilecek türdendi ve fazlasıyla etkileyiciydi. Birçok sahnesini ellerim ağzımda izledim. Ve yine filmin sonu beni inanılmaz derecede duygulandırdı.

Bildiğiniz üzere Paul Walker bir araba kazası sonucu hayatını kaybetti. Serinin son filminde Walker'ın rolünü kardeşi oynadı ve böylesi büyük bir yükün altından bence oldukça başarılı bir şekilde çıkmış.


Ve Kayıp Kız. Başrollerini Ben Affleck ve Rosamund Pike'in üstelendiği bu film hafif gerilim tadında.

Filmin konusu: Evli bir çift. Her ikisi de yazar. Gayet mutlu bir şekilde başladıkları ilişkileri sonrasında evlenmelerinin ardından başlayan ufak tefek sorunlar vardır. Bir gün Amy aniden kaybolur. Kocası Nick ise evdeki garipliklerden dolayı hemen dedektifleri evine çağırır ve inceleme başlar. Amy'nin ortadan kaybolmasının ardından bulunan ipuçları oldukça kafa karıştırıcıdır. Evlilikleri boyunca sır gibi saklanılan birçok şey de o sırada yavaş yavaş gün yüzüne çıkar. Polisler büyük bir hızla Amy'yi arar ve tüm ülke bu olayla ayağa kalkar. Amy'yi sevenler ve hayranları her yerde onu ararlar. Filmin ortasına geldiğiniz andan itibaren filmi kesinlikle ağzınız açık bir şekilde izleyeceksin. Bana göre dahiyane fikirlerle süslenmiş ve son derece muhteşem bir şekilde perdeye alınmış bir film.

Başları ne kadar durağan bir şekilde seyir etse de son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden bir tanesi diyebilirim kolaylıkla. İzlemenizi tavsiye ederim!

Merhaba arkadaşlar. Yepyeni bir kitap yorumuyla birlikte sizlerleyim. Kitabı henüz bitirdim ve olayın hala dışına çıkamamış bir vaziyette çabucak kaleme almak istedim yorumumu.

Konusu şimdiye kadar okuduğum gerilim-polisiye kitaplarından tamamen farklı. Oldukça özgün ve ilgi çekici bir şekilde kaleme alınmış bir roman. Fazlasıyla akıcı, sürükleyici ve okundukça kendini daha çok okutan türden bir kitap.

Konusu hakkında çok fazla bir şey söylemek istemiyorum. Sadece şunu söyleyebilirim ki eminim bu bile kitabı merak etme ve okuma hevesi doğuracaktır içinizde. Her gerilim romanında olduğu gibi bir katil var. Fakat bu katilin diğerlerinden tamamen ayrılan bir özelliği var: Ressam.

Katilimiz, kurbanlarını öldürmeden önce onları nasıl öldüreceğine dair çizimler yapıyor ve çizimini cesedin yanına bırakarak ortadan kayboluyor. Kitabımızın ana karakteri olan Nathan Rodriguez de bir adli ressam. Müthiş bir yeteneği var ve katili bulmasını sağlayacak iki şeyden biri yeteneği. Diğeri ise inanılmaz derecede güçlü olan bir hissiyat duygusu.

Kitaptaki bazı çizimleri paylaşmak istiyorum sizlerle son olarak. Fakat ondan öncesinde kesinlikle kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. Son zamanlarda okumuş olduğum en iyi ve başarılı kitaplardan birisi.



Korkunun Anatomisi - Jonathan Santlofer

Merhaba arkadaşlar. Yepyeni bir kitap yorumuyla birlikte sizlerleyim. Kitabı henüz bitirdim ve olayın hala dışına çıkamamış bir vaziyette çabucak kaleme almak istedim yorumumu.

Konusu şimdiye kadar okuduğum gerilim-polisiye kitaplarından tamamen farklı. Oldukça özgün ve ilgi çekici bir şekilde kaleme alınmış bir roman. Fazlasıyla akıcı, sürükleyici ve okundukça kendini daha çok okutan türden bir kitap.

Konusu hakkında çok fazla bir şey söylemek istemiyorum. Sadece şunu söyleyebilirim ki eminim bu bile kitabı merak etme ve okuma hevesi doğuracaktır içinizde. Her gerilim romanında olduğu gibi bir katil var. Fakat bu katilin diğerlerinden tamamen ayrılan bir özelliği var: Ressam.

Katilimiz, kurbanlarını öldürmeden önce onları nasıl öldüreceğine dair çizimler yapıyor ve çizimini cesedin yanına bırakarak ortadan kayboluyor. Kitabımızın ana karakteri olan Nathan Rodriguez de bir adli ressam. Müthiş bir yeteneği var ve katili bulmasını sağlayacak iki şeyden biri yeteneği. Diğeri ise inanılmaz derecede güçlü olan bir hissiyat duygusu.

Kitaptaki bazı çizimleri paylaşmak istiyorum sizlerle son olarak. Fakat ondan öncesinde kesinlikle kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. Son zamanlarda okumuş olduğum en iyi ve başarılı kitaplardan birisi.




Gerilim romanları bana her zaman büyük bir haz vermiştir. Tabii gerilim adı altında içimi ürpertmeyen kitapları pek beğenemiyorum. Okudukça beni içine alan ve tüylerimi ürperten gerilim romanları her zaman baş tacım olmuş, unutulmayacaklar arasına girmiştir.

Saklambaç da aynen öyle diyebilirim. Her sayfası ayrı bir tarafa sürüklüyor sizi. Yazarın kalemi fazlasıyla güçlü, ki bu sebeple kitabın etkileyiciliği keskin hatlarla, belirgin bir şekilde görülüyor zaten.

Gerilim ve polisiye romanları sizleri okudukça ruhsal açıdan değişime götürüyor aslında. Artık bu tür kitaplarda, katilin veya şüphelinin kim olduğuna dair sürekli bir şekilde tahminler yürütüyorsunuz. Kitaptaki her karakter beyninizde beş dakikalık bir karantina altına alınıyor ve ''Acaba bu mu?'' diye düşünüp duruyorsunuz.

Tess Gerritsen başta olmak üzere, Paul Cleave ve John Verdon beni bu anlamda şaşırtan yazarlardandı. Kitabın sonlarında beni şaşırtmayı beceren nadir yazarlar ve bunların arasına şimdi de, hatta baş köşeye yerleşmiş bir isim var o da: Lisa Gardner.

Kitabı okurken yazar size ufak ufak tüyolar sunuyor. Aslında bunu bilerek yapıyor ki, sırf o sayfada ismini okuduğunuz karakterden şüphelenin diye. O sırada bir teori üretiyorsunuz ''Hmm, evet, şuradan buraya, buradan şuraya olduğu için katil kesin bu!'' diyorsunuz, sonra sayfayı çeviriyorsunuz ve okumaya devam ediyorsunuz. Fakat az önce bulunduğunuz teori bir sonraki sayfada çürütülüyor. Yazar, bunu bir kaç kere tekrarlayarak aslında bilinç altı ve psikolojik olarak bizi eline almayı fazlasıyla başarılı bir şekilde gerçekleştiriyor.

Kitabın sonu hakkında bir şey söylemek istemem, iyi mi yoksa kötü mü diye. Fakat kitabın sonlarına doğru geldiğinizde göz hareketleriniz, sayfa değiştirme hızınız, okuma hızınız kesinlikle had safhada oluyor. Kesinlikle okumanız gereken kitaplar arasında bulunmalı.

Kitabın sonuna gelene kadar istediğiniz kadar teori üretebilir ve her karakterden şüphelenebilirsiniz. Fakat söylemek isterim ki, hiçbiri doğru teoriler değil. Gerçekleri öğrendiğinizde çok şaşıracaksınız.

Kitabın sloganı gibi: BAZEN KORKMAKTA HAKLISINIZ.

Saklambaç - Lisa Gardner

Gerilim romanları bana her zaman büyük bir haz vermiştir. Tabii gerilim adı altında içimi ürpertmeyen kitapları pek beğenemiyorum. Okudukça beni içine alan ve tüylerimi ürperten gerilim romanları her zaman baş tacım olmuş, unutulmayacaklar arasına girmiştir.

Saklambaç da aynen öyle diyebilirim. Her sayfası ayrı bir tarafa sürüklüyor sizi. Yazarın kalemi fazlasıyla güçlü, ki bu sebeple kitabın etkileyiciliği keskin hatlarla, belirgin bir şekilde görülüyor zaten.

Gerilim ve polisiye romanları sizleri okudukça ruhsal açıdan değişime götürüyor aslında. Artık bu tür kitaplarda, katilin veya şüphelinin kim olduğuna dair sürekli bir şekilde tahminler yürütüyorsunuz. Kitaptaki her karakter beyninizde beş dakikalık bir karantina altına alınıyor ve ''Acaba bu mu?'' diye düşünüp duruyorsunuz.

Tess Gerritsen başta olmak üzere, Paul Cleave ve John Verdon beni bu anlamda şaşırtan yazarlardandı. Kitabın sonlarında beni şaşırtmayı beceren nadir yazarlar ve bunların arasına şimdi de, hatta baş köşeye yerleşmiş bir isim var o da: Lisa Gardner.

Kitabı okurken yazar size ufak ufak tüyolar sunuyor. Aslında bunu bilerek yapıyor ki, sırf o sayfada ismini okuduğunuz karakterden şüphelenin diye. O sırada bir teori üretiyorsunuz ''Hmm, evet, şuradan buraya, buradan şuraya olduğu için katil kesin bu!'' diyorsunuz, sonra sayfayı çeviriyorsunuz ve okumaya devam ediyorsunuz. Fakat az önce bulunduğunuz teori bir sonraki sayfada çürütülüyor. Yazar, bunu bir kaç kere tekrarlayarak aslında bilinç altı ve psikolojik olarak bizi eline almayı fazlasıyla başarılı bir şekilde gerçekleştiriyor.

Kitabın sonu hakkında bir şey söylemek istemem, iyi mi yoksa kötü mü diye. Fakat kitabın sonlarına doğru geldiğinizde göz hareketleriniz, sayfa değiştirme hızınız, okuma hızınız kesinlikle had safhada oluyor. Kesinlikle okumanız gereken kitaplar arasında bulunmalı.

Kitabın sonuna gelene kadar istediğiniz kadar teori üretebilir ve her karakterden şüphelenebilirsiniz. Fakat söylemek isterim ki, hiçbiri doğru teoriler değil. Gerçekleri öğrendiğinizde çok şaşıracaksınız.

Kitabın sloganı gibi: BAZEN KORKMAKTA HAKLISINIZ.



Ken Grimwood, aşık olduğum yazarlardan birisidir. Kendisini Kayboluş adlı romanıyla tanıdım ve beni olağanüstü bir şekilde etkilemeyi başardı. Normalde böyle gerilim tarzı, hafif korku içeren kitapları beğenmem zordur. Okurken iliklerime kadar korkmuyorsam benim için bir şey ifade etmez.

Ken Grimwood'un kitapları da dışarıdan bakıldığında sanki gerilim içeren, korku türü romanlarmış gibi görünüyor. Fakat hiç öyle değil. Başta öyle çıkmamasına gıcık olmuştum fakat okudukça apayrı bir tür olduğunu keşfettim. Hemen ardından Sil Baştan kitabını satın aldım ve aynı şekilde beni derinden etkilemeyi başardı.

Sil Baştan, Jeff adında bir adamın hayatını tekrar tekrar yaşamasını konu alıyor. Jeff, ilk tekrarında neye uğradığını kestiremiyor. Fakat bu olay, yani tekrarların içerisinde yaşıyor olması, sürekli ölüp tekrar doğması onu bilinmeyenleri aramaya sürüklüyor.

Kendisi gibi birini daha buluyor, tesadüf sonucunda: Pamela. Onunla farklı bir hayata başlıyorlar ve bir sonraki tekrarlarında birbirlerini tekrar buluyorlar. Fakat ters giden bir şeyler de vardır. Acaba kendileri gibi daha kaç insan var? Bu sorunun cevabını bulabilmek için, hiç de istedikleri gibi bir yola girmiş olmayacaklar.

Kitap kapağında da yazılmış olduğu gibi ''Hayatınızı tekrar, tekrar ve tekrar yaşamak zorunda kalsaydınız...'' 

Hikaye sizi acayip derecede sürüklüyor. Kendinizi fena şekilde kaptırdığınız zaman sürekli ölen, sürekli doğan kişi sizmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Bunu kitabı okurken defalarca yaşadım. Bu da yazarın ne kadar güçlü ve sağlam bir kaleminin olduğunu ifade ediyor.

Son zamanlarda ilginç, tuhaf ve fazlasıyla ilgi çekici farklı konular içeren romanlar okumadıysanız bu kitabı size şiddetle tavsiye ederim. Herkesin okuması gereken son derece etkileyici kitaplardan. Ben de en kısa zamanda, yazarın ''Zaman Çarkı'' adlı kitabını alıp okumayı düşünüyorum.

Ken Grimwood'un Kayboluş romanı hakkındaki yorumu okumak için buraya tık.

Sil Baştan - Ken Grimwood



Ken Grimwood, aşık olduğum yazarlardan birisidir. Kendisini Kayboluş adlı romanıyla tanıdım ve beni olağanüstü bir şekilde etkilemeyi başardı. Normalde böyle gerilim tarzı, hafif korku içeren kitapları beğenmem zordur. Okurken iliklerime kadar korkmuyorsam benim için bir şey ifade etmez.

Ken Grimwood'un kitapları da dışarıdan bakıldığında sanki gerilim içeren, korku türü romanlarmış gibi görünüyor. Fakat hiç öyle değil. Başta öyle çıkmamasına gıcık olmuştum fakat okudukça apayrı bir tür olduğunu keşfettim. Hemen ardından Sil Baştan kitabını satın aldım ve aynı şekilde beni derinden etkilemeyi başardı.

Sil Baştan, Jeff adında bir adamın hayatını tekrar tekrar yaşamasını konu alıyor. Jeff, ilk tekrarında neye uğradığını kestiremiyor. Fakat bu olay, yani tekrarların içerisinde yaşıyor olması, sürekli ölüp tekrar doğması onu bilinmeyenleri aramaya sürüklüyor.

Kendisi gibi birini daha buluyor, tesadüf sonucunda: Pamela. Onunla farklı bir hayata başlıyorlar ve bir sonraki tekrarlarında birbirlerini tekrar buluyorlar. Fakat ters giden bir şeyler de vardır. Acaba kendileri gibi daha kaç insan var? Bu sorunun cevabını bulabilmek için, hiç de istedikleri gibi bir yola girmiş olmayacaklar.

Kitap kapağında da yazılmış olduğu gibi ''Hayatınızı tekrar, tekrar ve tekrar yaşamak zorunda kalsaydınız...'' 

Hikaye sizi acayip derecede sürüklüyor. Kendinizi fena şekilde kaptırdığınız zaman sürekli ölen, sürekli doğan kişi sizmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Bunu kitabı okurken defalarca yaşadım. Bu da yazarın ne kadar güçlü ve sağlam bir kaleminin olduğunu ifade ediyor.

Son zamanlarda ilginç, tuhaf ve fazlasıyla ilgi çekici farklı konular içeren romanlar okumadıysanız bu kitabı size şiddetle tavsiye ederim. Herkesin okuması gereken son derece etkileyici kitaplardan. Ben de en kısa zamanda, yazarın ''Zaman Çarkı'' adlı kitabını alıp okumayı düşünüyorum.

Ken Grimwood'un Kayboluş romanı hakkındaki yorumu okumak için buraya tık.


Bir kitap daha bitti ve yeni bir kitap yorumu ile hepinize merhaba!

Çoğunuz okumadıysanız bile hemen hemen 10 kişiden 9'unun bildiği, duyduğu veyahut da gördüğü bir kitap: Tanrı'nın Unutulan Çocukları...

Craig Silvey'in ilk kitabı olan Tanrı'nın Unutulan Çocukları, birçok ödüle layık görülmekle birlikte yılın kitabı seçildi. Aynı zamanda Silvey, başarılı en genç yazar ünvanına da sahip oldu.

İlk kitabı olmasına rağmen büyük bir başarıya imza atan Silvey, bence bütün ödülleri sonuna kadar hak ediyor.

Toplumun duyarsızlıklarına, önyargılarına, bağnazlıklarına karşı duran iki çocuk. Onların sahip olması gereken tek şey ise cesaret.

Hem hüzünlü hem esprili hem de gerilim dolu muhteşem bir kitap. Kitabın kapağını açtığınız anda hikayenin içine dalıyorsunuz ve sizi oradan oraya sürüklemeye başlıyor. İçinizdeki hüznün, esprinin ve gerilimin en derin noktasına inebilen bu kitabı, kesinlikle her yaştan bireyin okuması gerekiyor.

Kitabın kapağında da yer alan yorum gibi ''Mükemmel bir yetişkinliğe geçiş romanı...''

Bu kadar sözden sonra ''Tavsiye ediyor musun?'' diye sormayın bence. Ama ben yine de son bir şey söylemek istiyorum.

Bu kitabı okumadan ölmeyin!

Tanrı'nın Unutulan Çocukları - Craig Silvey


Bir kitap daha bitti ve yeni bir kitap yorumu ile hepinize merhaba!

Çoğunuz okumadıysanız bile hemen hemen 10 kişiden 9'unun bildiği, duyduğu veyahut da gördüğü bir kitap: Tanrı'nın Unutulan Çocukları...

Craig Silvey'in ilk kitabı olan Tanrı'nın Unutulan Çocukları, birçok ödüle layık görülmekle birlikte yılın kitabı seçildi. Aynı zamanda Silvey, başarılı en genç yazar ünvanına da sahip oldu.

İlk kitabı olmasına rağmen büyük bir başarıya imza atan Silvey, bence bütün ödülleri sonuna kadar hak ediyor.

Toplumun duyarsızlıklarına, önyargılarına, bağnazlıklarına karşı duran iki çocuk. Onların sahip olması gereken tek şey ise cesaret.

Hem hüzünlü hem esprili hem de gerilim dolu muhteşem bir kitap. Kitabın kapağını açtığınız anda hikayenin içine dalıyorsunuz ve sizi oradan oraya sürüklemeye başlıyor. İçinizdeki hüznün, esprinin ve gerilimin en derin noktasına inebilen bu kitabı, kesinlikle her yaştan bireyin okuması gerekiyor.

Kitabın kapağında da yer alan yorum gibi ''Mükemmel bir yetişkinliğe geçiş romanı...''

Bu kadar sözden sonra ''Tavsiye ediyor musun?'' diye sormayın bence. Ama ben yine de son bir şey söylemek istiyorum.

Bu kitabı okumadan ölmeyin!


Aklından Bir Sayı Tut adlı olağanüstü güzel bir kitap sonrasında John Verdon, Gözlerini Sımsıkı Kapat ile yeni bir olaya el uzatıyor. Birbirinin devamı değil fakat yine ilk kitapta zekasına hayran olduğumuz Gurney, yeni olayı çözmeye çalışıyor. Peki bu sefer de başarılı olabiliyor mu?

Gerilim ve macera karışımı kitapları çok seviyorum. John Verdon da harika gerilim, korku kitabı yazıyor. Kitap biraz kalınca olduğu için dışarıdan bakıldığında herkes ''Sıkıcı mı?'' gibisinden sorular yöneltti, ben de hepsine aynı yanıtı verdim: ''Bu yazar okuyucuyu sıkabilir mi?''

Gerçekten de öyle. Konu harika, olay örgüsü mükemmel, anlatıma ise zaten laf yok.

Fakat şöyle bir sorun oldu, genelde bu tip romanlarda, sona doğru yaklaştıkça beni bir heyecan kaplar. Okurken yerimde duramam. ''Anaa katil çıktı çıkacak haaa!'' falan diyip dururum. Ne yazık ki benim bu sezgilerim her şeyi bok etti diyebilirim. Daha ilk başta şüphelendiğim kişi ve kitap boyunca da şüphe duyduğum o kişi, sen git katil çık. Sonunda tabii ben ''Ya şaşıramadıııım! Kitap bitti ama sonuna şaşıramadııım.'' diye triplere girdim.

Diyeceğim o ki, sezgileriniz güçlüyse siz de hemencecik katili bulabilirsiniz, çünkü kitaba ara verdiğinizde, kafanızda olayı canlandırdığınızda mantıksal açıdan tek bir kişiden şüphe duyabiliyorsunuz. Ama yine de alın, bir okuyun. Dediğim gibi, harika bir konusu var, kaçırmayın derim ben.

Gözlerini Sımsıkı Kapat - John Verdon


Aklından Bir Sayı Tut adlı olağanüstü güzel bir kitap sonrasında John Verdon, Gözlerini Sımsıkı Kapat ile yeni bir olaya el uzatıyor. Birbirinin devamı değil fakat yine ilk kitapta zekasına hayran olduğumuz Gurney, yeni olayı çözmeye çalışıyor. Peki bu sefer de başarılı olabiliyor mu?

Gerilim ve macera karışımı kitapları çok seviyorum. John Verdon da harika gerilim, korku kitabı yazıyor. Kitap biraz kalınca olduğu için dışarıdan bakıldığında herkes ''Sıkıcı mı?'' gibisinden sorular yöneltti, ben de hepsine aynı yanıtı verdim: ''Bu yazar okuyucuyu sıkabilir mi?''

Gerçekten de öyle. Konu harika, olay örgüsü mükemmel, anlatıma ise zaten laf yok.

Fakat şöyle bir sorun oldu, genelde bu tip romanlarda, sona doğru yaklaştıkça beni bir heyecan kaplar. Okurken yerimde duramam. ''Anaa katil çıktı çıkacak haaa!'' falan diyip dururum. Ne yazık ki benim bu sezgilerim her şeyi bok etti diyebilirim. Daha ilk başta şüphelendiğim kişi ve kitap boyunca da şüphe duyduğum o kişi, sen git katil çık. Sonunda tabii ben ''Ya şaşıramadıııım! Kitap bitti ama sonuna şaşıramadııım.'' diye triplere girdim.

Diyeceğim o ki, sezgileriniz güçlüyse siz de hemencecik katili bulabilirsiniz, çünkü kitaba ara verdiğinizde, kafanızda olayı canlandırdığınızda mantıksal açıdan tek bir kişiden şüphe duyabiliyorsunuz. Ama yine de alın, bir okuyun. Dediğim gibi, harika bir konusu var, kaçırmayın derim ben.


Gece Evi Serisi, anne-kız olan P.C Cast ve Kristin Cast tarafından ele alınmış bir vampir romanı.

Çok fazla ve tuhaf tuhaf takıntıları olan birisiyimdir. Bir tuhaf takıntım da seri halinde oluşan kitapları okuyamamak. İstediğim de ilgim de olmuyor ve ''Hadi şu seriye başlayalım bakalım nasılmış?'' diyemiyorum. Tek bir kitapla her şey anlatılsın, bitsin, herkes mutlu mesut başka kitaplara başlasın düşüncesindeyim. Uzatmaktan yana asla değilim.

Fakat Gece Evi Serisi öyle olmadı. İlk defa bir seriye karşı bu takıntımı dile getirmedim. Şimdi de iyi ki getirmemişim diyorum çünkü bu seriyi okuduğuma hiç pişman değilim.

Normalde vampir konulu, fantastik kitaplar pek hoşlandığım tarzda değil. Gece Evi Serisi de her önüne gelenin vampir romanı yazdığı zamanlarda çıkmıştı. İyi ki de çıkmış, iyi ki de bu seriye başlamışım.

Serinin 10. kitabı olan Saklanmış'ı henüz bitirdim. Bir sonraki kitap için acayip derecede sabırsızlanıyorum. Çünkü diğer 9 kitapta olduğu gibi büyük bir merakta bıraktı beni. Umarım çok gecikmeden bir an önce yayınlanır ve alır, okurum.

P.C Cast ve kızı Kristin Cast, Gece Evi Serisi ile harika bir iş çıkarıyorlar.

Sanırım bu yorumlarımdan sonra ''Çok çok çok çok çoook beğendim, kesinlikle tavsiye ediyorum!'' cümlesini kurmama gerek yok, çünkü bu cümle şu an yazdığım yorumun içinde fazlasıyla bulunmakta. Yine de söyleyeyim: Bu seriye başlamadıysanız, kesinlikle başlamalısınız!

TANITIM BÜLTENİNDEN

IŞIĞIN OLDUĞU YERDE KARANLIK SAKLANAMAZ

Sonunda Zoey istediğini elde etmiş ve Vampir Yüksek Konseyi, Neferet'in gerçek yüzünü görmüştür. Bu sayede Zoey ve çemberi kendilerini ve çok sevdikleri okullarını her geçen gün biraz daha güçlenen karanlıktan korumak için yardım almaya başlamıştır. Güvensizlik tohumlarının filizlendiği ve karanlığın karmaşa yarattığı Gece Evi'nde herkesin birlik olması gerekmektedir ama bu, son derece zor görünmektedir... Gerilim gittikçe artarken Zoey ve çemberi karanlığın galip gelmesini çok geç olmadan engelleyebilecek midir? 

Gece Evi'nde kaos ve karmaşa sayısı artıyor...

Serinin ilk dokuz kitabı: 

- İşaret
- İhanet
- Seçilmiş
- Vahşi
- Av
- Baştan Çıkarılmış
- Yanmış
- Uyanmış
- Kader

Saklanmış - P.C Cast & Kristin Cast


Gece Evi Serisi, anne-kız olan P.C Cast ve Kristin Cast tarafından ele alınmış bir vampir romanı.

Çok fazla ve tuhaf tuhaf takıntıları olan birisiyimdir. Bir tuhaf takıntım da seri halinde oluşan kitapları okuyamamak. İstediğim de ilgim de olmuyor ve ''Hadi şu seriye başlayalım bakalım nasılmış?'' diyemiyorum. Tek bir kitapla her şey anlatılsın, bitsin, herkes mutlu mesut başka kitaplara başlasın düşüncesindeyim. Uzatmaktan yana asla değilim.

Fakat Gece Evi Serisi öyle olmadı. İlk defa bir seriye karşı bu takıntımı dile getirmedim. Şimdi de iyi ki getirmemişim diyorum çünkü bu seriyi okuduğuma hiç pişman değilim.

Normalde vampir konulu, fantastik kitaplar pek hoşlandığım tarzda değil. Gece Evi Serisi de her önüne gelenin vampir romanı yazdığı zamanlarda çıkmıştı. İyi ki de çıkmış, iyi ki de bu seriye başlamışım.

Serinin 10. kitabı olan Saklanmış'ı henüz bitirdim. Bir sonraki kitap için acayip derecede sabırsızlanıyorum. Çünkü diğer 9 kitapta olduğu gibi büyük bir merakta bıraktı beni. Umarım çok gecikmeden bir an önce yayınlanır ve alır, okurum.

P.C Cast ve kızı Kristin Cast, Gece Evi Serisi ile harika bir iş çıkarıyorlar.

Sanırım bu yorumlarımdan sonra ''Çok çok çok çok çoook beğendim, kesinlikle tavsiye ediyorum!'' cümlesini kurmama gerek yok, çünkü bu cümle şu an yazdığım yorumun içinde fazlasıyla bulunmakta. Yine de söyleyeyim: Bu seriye başlamadıysanız, kesinlikle başlamalısınız!

TANITIM BÜLTENİNDEN

IŞIĞIN OLDUĞU YERDE KARANLIK SAKLANAMAZ

Sonunda Zoey istediğini elde etmiş ve Vampir Yüksek Konseyi, Neferet'in gerçek yüzünü görmüştür. Bu sayede Zoey ve çemberi kendilerini ve çok sevdikleri okullarını her geçen gün biraz daha güçlenen karanlıktan korumak için yardım almaya başlamıştır. Güvensizlik tohumlarının filizlendiği ve karanlığın karmaşa yarattığı Gece Evi'nde herkesin birlik olması gerekmektedir ama bu, son derece zor görünmektedir... Gerilim gittikçe artarken Zoey ve çemberi karanlığın galip gelmesini çok geç olmadan engelleyebilecek midir? 

Gece Evi'nde kaos ve karmaşa sayısı artıyor...

Serinin ilk dokuz kitabı: 

- İşaret
- İhanet
- Seçilmiş
- Vahşi
- Av
- Baştan Çıkarılmış
- Yanmış
- Uyanmış
- Kader


Kızıl Nehirler adlı kitabın yorumunu yaparken ''Grange'in mutlaka diğer kitaplarını da alıp okuyacağım.'' demiştim. Bu sözümü yerine getirdim ve Ölü Ruhlar Ormanı'ndan yana kullandım hakkımı.

Daha önceki yazılarımda da dile getirmiştim; gerilim, korku kitaplarını gece okumaktan yanayım. Bu kitabı da, aynı kuralda okudum. Gece okuduğunuz zaman, o sessizlikte kitaba daha iyi odaklanabiliyor ve kendinizi daha çok içinde bulabiliyorsunuz. Gündüz vakti sizi gerilimin içine alan o kitap, gece vaktinde iki kat daha fazla etkisi altına alabiliyor sizi.

Ölü Ruhlar Ormanı da biraz kalınca bir kitap olduğu için ve ben de geceden geceye okuduğum için biraz geç bitirdim sayılır. Bu geç bitirmenin vermiş olduğu bir sıkıcılık vardı üzerimde ama kitabın sonu, beni sıkıldığıma pişman etti. Son, tek kelimeyle beni şok etti. Grange, beni bir kere daha kendisine hayran bıraktı.

Bu sıralar bir gerilim ve macera romanı okumayı düşünüyorsanız, tercihinizi bu kitaptan yana rahatça kullanabilirsiniz. Ben Ölü Ruhlar Ormanı'nı çok beğendim.

Ölü Ruhlar Ormanı - Jean-Christophe Grangé


Kızıl Nehirler adlı kitabın yorumunu yaparken ''Grange'in mutlaka diğer kitaplarını da alıp okuyacağım.'' demiştim. Bu sözümü yerine getirdim ve Ölü Ruhlar Ormanı'ndan yana kullandım hakkımı.

Daha önceki yazılarımda da dile getirmiştim; gerilim, korku kitaplarını gece okumaktan yanayım. Bu kitabı da, aynı kuralda okudum. Gece okuduğunuz zaman, o sessizlikte kitaba daha iyi odaklanabiliyor ve kendinizi daha çok içinde bulabiliyorsunuz. Gündüz vakti sizi gerilimin içine alan o kitap, gece vaktinde iki kat daha fazla etkisi altına alabiliyor sizi.

Ölü Ruhlar Ormanı da biraz kalınca bir kitap olduğu için ve ben de geceden geceye okuduğum için biraz geç bitirdim sayılır. Bu geç bitirmenin vermiş olduğu bir sıkıcılık vardı üzerimde ama kitabın sonu, beni sıkıldığıma pişman etti. Son, tek kelimeyle beni şok etti. Grange, beni bir kere daha kendisine hayran bıraktı.

Bu sıralar bir gerilim ve macera romanı okumayı düşünüyorsanız, tercihinizi bu kitaptan yana rahatça kullanabilirsiniz. Ben Ölü Ruhlar Ormanı'nı çok beğendim.


Bir kitap daha bitti...

Gerilim romanlarında Tess Gerritsen hep önceliğim olmuştur. Kitaplarını çok seviyorum ve beni gerçekten etkisi altına alabiliyor. Fakat bu sefer kitapçımdan, okurken feci şekilde korkacağım, beni daha da fazla etkileyecek bir kitap vermelerini istedim. Önce Grangé'nin Siyah Kan kitabını verdi fakat geri alması bir oldu. ''Hayır, önce Kızıl Nehirleri oku bence.'' dedi. Aldım ve okudum.

Kitap, polisiyenin ve gerilimin en iyi şekilde harmanlanmış olduğu bir hikayeyi barındırıyor içerisinde. Kitap oldukça akıcı, sürükleyici ve sizleri merakta bırakıyor. Her bölüm sonunda, ağzınız açık kalıyor, bir an önce devamını getirmek, hızlı hızlı okumak istiyorsunuz. Kitabın arkasında şöyle bir tanım kullanılmış: ''Kendinize güvenmiyorsanız veya ocağınızda yemeğiniz varsa bu kitaba başlamayın.'' Kesinlikle daha iyi ifade edilemezdi.

Kitap dün gece bitti. Ki zaten ben gerilim romanı okuyorsam onu genelde hava karardığı zaman, gece lambasında okumayı çok severim. Karanlığın içinde gerilim kitaplarının tadı çok başka oluyor bana göre. Daha çok kendinizi kitaba veriyor, kitapta olan olaylardan daha çok etkileniyorsunuz. İster istemez içinizi bir korku kaplayıveriyor yani. Bu da benden bir tavsiye olsun sizlere.

Sabah araştırırken kitabı, filminin de olduğunu gördüm ve şaşırdım açıkçası. Çünkü adını daha önce hiç duymamıştım. Gerçi film izlemeyi çok seven biri de değilimdir, kaynağı bu olabilir.

Film 2000 yılında çekilmiş. Oyuncular: Jean Reno, Vincent Cassel, Philippe Nahon, Dominique Sanda ve Nadia Fares. Filmin yönetmeni ise: Mathieu Kassovitz.

Filmi görür görmez izleyip daha sonra bloga kitap yorumumla birlikte yazmak istedim. Film, açıkçası beni çok içine almadı. Değiştirilen çok yerler var. Özellikle kitapta beni etkileyen kısımlar da oralardı. Kitapta olup da filmde olmayan karakterler var. Kitaptaki Karim filmde Max adını almış. Kitabı okurken acayip derecede etkilenmiş ve çoğu zaman kitabı indirip duvara bakarak uzun uzun düşündüğüm yerler oldu fakat film sanki kısa kesilmeye çalışılmış gibi geldi bana. Bu sebeple bir kere daha izlemek yerine okumaktan yana bir sürü artı topladım.

Zaten okuduğum, okuyacağım kitapların filmleri varsa öncelikle okumayı tercih ediyorum. Çünkü orjinal hali yazılmış ve bizim okuduğumuz oluyor. Filme uyarlanınca ister istemez değişikler mutlaka ki oluyor. Ama bu değişiklikler bence iyi olmuyor.

Eğer bir gün benim de yazacağım kitaplar filme uyarlanmak istenilirse kesinlikle bir eksik veya bir fazla olmasına istemem. Tamamen uyarlansın, olduğu gibi perdeye yansısın isterim. Bakalım bakalım, inşallah o günleri de göreceğiz hep beraber.

Kitabı okumayanınız varsa, gerilim, polisiye romanı okumaya bayılanınız varsa KE-SİN-LİK-LE alıp okuyun bu kitabı. Çünkü eminim bu kitap sizden bir parça olacak. Ama denildiği gibi, okumadan önce kendinize güvenmeniz ve ocağınızda yemeğiniz varsa altını kapatmanız gerekiyor.

İyi okumalar...

Kitabı okuyup da filmi izlemeyeniniz varsa buradan izleyebilir.

Kızıl Nehirler - Jean Christophe Grangé


Bir kitap daha bitti...

Gerilim romanlarında Tess Gerritsen hep önceliğim olmuştur. Kitaplarını çok seviyorum ve beni gerçekten etkisi altına alabiliyor. Fakat bu sefer kitapçımdan, okurken feci şekilde korkacağım, beni daha da fazla etkileyecek bir kitap vermelerini istedim. Önce Grangé'nin Siyah Kan kitabını verdi fakat geri alması bir oldu. ''Hayır, önce Kızıl Nehirleri oku bence.'' dedi. Aldım ve okudum.

Kitap, polisiyenin ve gerilimin en iyi şekilde harmanlanmış olduğu bir hikayeyi barındırıyor içerisinde. Kitap oldukça akıcı, sürükleyici ve sizleri merakta bırakıyor. Her bölüm sonunda, ağzınız açık kalıyor, bir an önce devamını getirmek, hızlı hızlı okumak istiyorsunuz. Kitabın arkasında şöyle bir tanım kullanılmış: ''Kendinize güvenmiyorsanız veya ocağınızda yemeğiniz varsa bu kitaba başlamayın.'' Kesinlikle daha iyi ifade edilemezdi.

Kitap dün gece bitti. Ki zaten ben gerilim romanı okuyorsam onu genelde hava karardığı zaman, gece lambasında okumayı çok severim. Karanlığın içinde gerilim kitaplarının tadı çok başka oluyor bana göre. Daha çok kendinizi kitaba veriyor, kitapta olan olaylardan daha çok etkileniyorsunuz. İster istemez içinizi bir korku kaplayıveriyor yani. Bu da benden bir tavsiye olsun sizlere.

Sabah araştırırken kitabı, filminin de olduğunu gördüm ve şaşırdım açıkçası. Çünkü adını daha önce hiç duymamıştım. Gerçi film izlemeyi çok seven biri de değilimdir, kaynağı bu olabilir.

Film 2000 yılında çekilmiş. Oyuncular: Jean Reno, Vincent Cassel, Philippe Nahon, Dominique Sanda ve Nadia Fares. Filmin yönetmeni ise: Mathieu Kassovitz.

Filmi görür görmez izleyip daha sonra bloga kitap yorumumla birlikte yazmak istedim. Film, açıkçası beni çok içine almadı. Değiştirilen çok yerler var. Özellikle kitapta beni etkileyen kısımlar da oralardı. Kitapta olup da filmde olmayan karakterler var. Kitaptaki Karim filmde Max adını almış. Kitabı okurken acayip derecede etkilenmiş ve çoğu zaman kitabı indirip duvara bakarak uzun uzun düşündüğüm yerler oldu fakat film sanki kısa kesilmeye çalışılmış gibi geldi bana. Bu sebeple bir kere daha izlemek yerine okumaktan yana bir sürü artı topladım.

Zaten okuduğum, okuyacağım kitapların filmleri varsa öncelikle okumayı tercih ediyorum. Çünkü orjinal hali yazılmış ve bizim okuduğumuz oluyor. Filme uyarlanınca ister istemez değişikler mutlaka ki oluyor. Ama bu değişiklikler bence iyi olmuyor.

Eğer bir gün benim de yazacağım kitaplar filme uyarlanmak istenilirse kesinlikle bir eksik veya bir fazla olmasına istemem. Tamamen uyarlansın, olduğu gibi perdeye yansısın isterim. Bakalım bakalım, inşallah o günleri de göreceğiz hep beraber.

Kitabı okumayanınız varsa, gerilim, polisiye romanı okumaya bayılanınız varsa KE-SİN-LİK-LE alıp okuyun bu kitabı. Çünkü eminim bu kitap sizden bir parça olacak. Ama denildiği gibi, okumadan önce kendinize güvenmeniz ve ocağınızda yemeğiniz varsa altını kapatmanız gerekiyor.

İyi okumalar...

Kitabı okuyup da filmi izlemeyeniniz varsa buradan izleyebilir.


Daha önceki kitap yorumlarımda da belirtmiş olduğum gibi gerilim ve korku içerikli kitaplara bayılıyorum. Bu alanda kimse Tess Gerritsen'ın eline su dökemez, hala da benim için bu böyledir. Fakat Tess Gerritsen'ın kitaplarından daha da korku ve gerilim dolu bir kitap varsa o da kesinlikle Paul Cleave'nin Temizlikçi adlı kitabıdır. Paul Cleave, şu anda benim için Tess Gerritsen'ı bile geçti diyebilirim.

Yazar, kitabın ilk bölümünde bile okuyucuya öyle şeyler hissettiriyor ki, ilerleyen bölümlerde bu his asla azalmıyor ve aksine daha da artıyor. Her bölümü ayrı bir gerilim yüklü olan Temizliçi'yi kesinlikle bir kitapçıya koşarak gidip almalısınız. Gerilim ve korku severler için harika ve bir numaralı bir kitap. Abartmadan söylüyorum, çığlık atarak okuduğum bölümler bile oldu.

Paul Cleave'nin, Öldürme Saati ve Mezarcı adlı kitaplarını da en kısa zamanda alacağımdan emin olabilirsiniz. Cleave, okuyucusunu korkutmayı çok iyi beceriyor.

ARKA KAPAK: 

KANINIZI DONDURACAK BİR SERİ KATİL ROMANI

İşte Joe. O bir seri katil ve aynı zamanda 
bir polis merkezinde temizlikçi olarak çalışıyor. 
Şimdi de kedisini taklit eden bir katilin peşinde!

''Sürükleyici ve tamamen gerçekçi bir polisiye. Cleave takip edilmesi gereken bir yazar.'' ( Tess Gerritsen )

''Yeni Stephen King. '' ( NDR, Almanya )

''Cleave, sizi soluksuz okumaya ve sona geldiğinizde kendinizi dışarı atıp derhal başka bir kitabını bulmaya zorluyor.'' ( New Zealand Lawyer Magazine )

''İş polisiyeye gelince, Cleave okuyucuya nasıl kanca takacağını biliyor.'' ( Sunday Herald )

''Cleave, korkunun buzdan parmaklarıyla hayal gücünü koparıp almakta bariz bir beceriklilik sergiliyor.'' ( Christchurch Press )

''Bir seri katilin perspektifinden yazılmış eğlenceli bir roman kulağa imkansız ya da son derece hastalıklı gelebilir; ya da her ikisi de. Ama bu ilk romanında Paul Cleave başarılı bir şekilde bunun altından kalkıyor.'' ( mX magazine, Melbourne ) 

Şaşırtıcı ve merak uyandıran bu zekice yazılmış roman bir seri katilin
zihninin derinliklerine inen ürkütücü bir yolculuk gibi.

Temizlikçi - Paul Cleave


Daha önceki kitap yorumlarımda da belirtmiş olduğum gibi gerilim ve korku içerikli kitaplara bayılıyorum. Bu alanda kimse Tess Gerritsen'ın eline su dökemez, hala da benim için bu böyledir. Fakat Tess Gerritsen'ın kitaplarından daha da korku ve gerilim dolu bir kitap varsa o da kesinlikle Paul Cleave'nin Temizlikçi adlı kitabıdır. Paul Cleave, şu anda benim için Tess Gerritsen'ı bile geçti diyebilirim.

Yazar, kitabın ilk bölümünde bile okuyucuya öyle şeyler hissettiriyor ki, ilerleyen bölümlerde bu his asla azalmıyor ve aksine daha da artıyor. Her bölümü ayrı bir gerilim yüklü olan Temizliçi'yi kesinlikle bir kitapçıya koşarak gidip almalısınız. Gerilim ve korku severler için harika ve bir numaralı bir kitap. Abartmadan söylüyorum, çığlık atarak okuduğum bölümler bile oldu.

Paul Cleave'nin, Öldürme Saati ve Mezarcı adlı kitaplarını da en kısa zamanda alacağımdan emin olabilirsiniz. Cleave, okuyucusunu korkutmayı çok iyi beceriyor.

ARKA KAPAK: 

KANINIZI DONDURACAK BİR SERİ KATİL ROMANI

İşte Joe. O bir seri katil ve aynı zamanda 
bir polis merkezinde temizlikçi olarak çalışıyor. 
Şimdi de kedisini taklit eden bir katilin peşinde!

''Sürükleyici ve tamamen gerçekçi bir polisiye. Cleave takip edilmesi gereken bir yazar.'' ( Tess Gerritsen )

''Yeni Stephen King. '' ( NDR, Almanya )

''Cleave, sizi soluksuz okumaya ve sona geldiğinizde kendinizi dışarı atıp derhal başka bir kitabını bulmaya zorluyor.'' ( New Zealand Lawyer Magazine )

''İş polisiyeye gelince, Cleave okuyucuya nasıl kanca takacağını biliyor.'' ( Sunday Herald )

''Cleave, korkunun buzdan parmaklarıyla hayal gücünü koparıp almakta bariz bir beceriklilik sergiliyor.'' ( Christchurch Press )

''Bir seri katilin perspektifinden yazılmış eğlenceli bir roman kulağa imkansız ya da son derece hastalıklı gelebilir; ya da her ikisi de. Ama bu ilk romanında Paul Cleave başarılı bir şekilde bunun altından kalkıyor.'' ( mX magazine, Melbourne ) 

Şaşırtıcı ve merak uyandıran bu zekice yazılmış roman bir seri katilin
zihninin derinliklerine inen ürkütücü bir yolculuk gibi.

Tess Gerritsen'ın ardından okumayı tercih ettiğim Psikatrist kitabını henüz dün akşam bitirebildim. Bitirmem biraz zaman aldı fakat yavaş yavaş okuduğuma kesinlikle pişman olmadım. Çok başarılı bir gerilim romanı çıkarmış Wulf Dorn. Her sayfasında ayrı bir tad var ve kendini içine çekiyor. Bazen bölüm sonlarında kitabı biraz kapatıp, düşünmeye koyuluyorsunuz ve ''acaba''lar geçiyor kafanızdan. Wulf Dorn, gayet başarılı bir gerilim romanı ile gerilim romanı yazarları arasına müthiş bir giriş yaptı ve arka kapakta Weltbild'in de dediği gibi Wulf Dorn ''Gerilim romanların yeni yıldızı!'' Bence de öyle.

Bu kitapta, ana karakterin yerine kendinizi koyuyorsunuz ve olayları sanki siz, yer ve mekanı dahi yaşıyormuş gibi hissediyorsunuz. Öyle bir odaklanıyorsunuz ki kitaba, cümleleri okuduğunuzu fark etmeden sanki film izliyormuş gibi akıp gidiyor. Wulf Dorn'un yeni çıkaracağı kitapları da sabırsızlıkla bekliyor olacağım ve dileğim de sadece gerilim romanı yazması. Psikiyatrist'i herkes okumalı!

ARKA KAPAK 

''O GELDİĞİNDE BENİ KORUYACAĞINA SÖZ VER!''

Şiddet mağduru bir kadın hasta, psikiyatrist Ellen Rothun kâbusu haline gelir: Kara Adam tarafından izlendiğini iddia eden hasta, gizemli biçimde, iz bırakmadan ortadan kaybolur. Şimdi kendi hayatını da hastasınınkini de tehlikeye atan korkunç bir oyunun ortasındaki Dr Ellen Roth için hiç kimseye güvenemediği umutsuz bir savaş başlamıştır. Şeytani bir yapbozun parçalarını bir araya getirmeye çalışmaktan başka çaresi kalmayan genç psikiyatrist, korku, şiddet ve paranoyadan oluşan bu labirentte çıkış yolunu bulabilecek midir?

''İnsan zihninde öyle yerler vardır ki kimse buralara ulaşamaz. Psikiyatrist bizi zihnimizin karanlık tarafına görütüyor.'' ( Donato Carrisi )

''Gerilim romanlarının yeni yıldızı!'' ( Weltbild )

''Sanki David Lynch, Stephen Kingin bir romanını filme almış gibi. Harika!'' ( Thomas Thiemeyer )  

Wulf Dorn - Psikiyatrist

Tess Gerritsen'ın ardından okumayı tercih ettiğim Psikatrist kitabını henüz dün akşam bitirebildim. Bitirmem biraz zaman aldı fakat yavaş yavaş okuduğuma kesinlikle pişman olmadım. Çok başarılı bir gerilim romanı çıkarmış Wulf Dorn. Her sayfasında ayrı bir tad var ve kendini içine çekiyor. Bazen bölüm sonlarında kitabı biraz kapatıp, düşünmeye koyuluyorsunuz ve ''acaba''lar geçiyor kafanızdan. Wulf Dorn, gayet başarılı bir gerilim romanı ile gerilim romanı yazarları arasına müthiş bir giriş yaptı ve arka kapakta Weltbild'in de dediği gibi Wulf Dorn ''Gerilim romanların yeni yıldızı!'' Bence de öyle.

Bu kitapta, ana karakterin yerine kendinizi koyuyorsunuz ve olayları sanki siz, yer ve mekanı dahi yaşıyormuş gibi hissediyorsunuz. Öyle bir odaklanıyorsunuz ki kitaba, cümleleri okuduğunuzu fark etmeden sanki film izliyormuş gibi akıp gidiyor. Wulf Dorn'un yeni çıkaracağı kitapları da sabırsızlıkla bekliyor olacağım ve dileğim de sadece gerilim romanı yazması. Psikiyatrist'i herkes okumalı!

ARKA KAPAK 

''O GELDİĞİNDE BENİ KORUYACAĞINA SÖZ VER!''

Şiddet mağduru bir kadın hasta, psikiyatrist Ellen Rothun kâbusu haline gelir: Kara Adam tarafından izlendiğini iddia eden hasta, gizemli biçimde, iz bırakmadan ortadan kaybolur. Şimdi kendi hayatını da hastasınınkini de tehlikeye atan korkunç bir oyunun ortasındaki Dr Ellen Roth için hiç kimseye güvenemediği umutsuz bir savaş başlamıştır. Şeytani bir yapbozun parçalarını bir araya getirmeye çalışmaktan başka çaresi kalmayan genç psikiyatrist, korku, şiddet ve paranoyadan oluşan bu labirentte çıkış yolunu bulabilecek midir?

''İnsan zihninde öyle yerler vardır ki kimse buralara ulaşamaz. Psikiyatrist bizi zihnimizin karanlık tarafına görütüyor.'' ( Donato Carrisi )

''Gerilim romanlarının yeni yıldızı!'' ( Weltbild )

''Sanki David Lynch, Stephen Kingin bir romanını filme almış gibi. Harika!'' ( Thomas Thiemeyer )  


Tess Gerritsen'in, genelde gerilim romanı yazan bir yazardır. Anlatımını ve kitaplarını büyük bir heyecanla, gerçek anlamda ''gerilerek'' okuyorum. Gerilim romanlarında adı benim için her zaman birinci sırada olan bir yazar.

Şimdiye kadar iki kitabını okudum, şu an ise üçüncü kitabındayım. İlk iki kitap: Günahkar ve İkiz Bedenler. İkisi de olağan üstü ve gerçekten baştan çıkarıcı bir hikaye ile okuyucuyu etkisinde bırakıyor ve ağzı açık bir şekilde düşündürüp, şaşırtıyor. Günahkar kitabında, ara ara bölüm sonlarına doğru gerilim yükseliyor ve ben de kendimi kitaba kaptırmışsam o sıralar, birden kitabın kapağını kapatıp şöyle bir duraksadığım zamanlar oluyordu. O derece gerilim duygusunu hissettiren bir yazar.

Günahkar ve İkiz Bedenler adlı iki kitap da çok fazla hoşuma gitmişti çok kısa süre içinde bitirmiştim ikisini de. Fakat bu iki kitabı okurken hissettiklerim ve heyecanım, Çırak kitabını okurken hiç yoktu üzerimde. Yine bir gerilim romanı fakat sanki daha çok polisiye ve tıbbi bir roman. Bunlarla birlikte gerilimi de koymuş Tess Gerritsen. Sanırım bu yüzden kitap çok hoşuma gitmedi.

Günahkar kitabında ve İkiz Bedenler kitabında, sabah da okusam içime bir korku geliyordu, akşam da. Çırak kitabında ise akşam okuduğumda heyecanı hissediyorum. O da ara ara oluyor.

Yani diyeceğim şu; Çırak, yine gerçekten okunabilirlik derecesi yüksek bir kitap ve konusu da öyle. Fakat Günahkar ve İkiz Bedenler kitabı beni daha çok etkilemişti. Çırak kitabını bitirdikten ve okumam gereken 3-4 kitabın ardından, tekrar Tess Gerritsen'in geri kalan gerilim romanlarını okuyacağım.

Tess Gerritsen - Çırak

Tess Gerritsen'in, genelde gerilim romanı yazan bir yazardır. Anlatımını ve kitaplarını büyük bir heyecanla, gerçek anlamda ''gerilerek'' okuyorum. Gerilim romanlarında adı benim için her zaman birinci sırada olan bir yazar.

Şimdiye kadar iki kitabını okudum, şu an ise üçüncü kitabındayım. İlk iki kitap: Günahkar ve İkiz Bedenler. İkisi de olağan üstü ve gerçekten baştan çıkarıcı bir hikaye ile okuyucuyu etkisinde bırakıyor ve ağzı açık bir şekilde düşündürüp, şaşırtıyor. Günahkar kitabında, ara ara bölüm sonlarına doğru gerilim yükseliyor ve ben de kendimi kitaba kaptırmışsam o sıralar, birden kitabın kapağını kapatıp şöyle bir duraksadığım zamanlar oluyordu. O derece gerilim duygusunu hissettiren bir yazar.

Günahkar ve İkiz Bedenler adlı iki kitap da çok fazla hoşuma gitmişti çok kısa süre içinde bitirmiştim ikisini de. Fakat bu iki kitabı okurken hissettiklerim ve heyecanım, Çırak kitabını okurken hiç yoktu üzerimde. Yine bir gerilim romanı fakat sanki daha çok polisiye ve tıbbi bir roman. Bunlarla birlikte gerilimi de koymuş Tess Gerritsen. Sanırım bu yüzden kitap çok hoşuma gitmedi.

Günahkar kitabında ve İkiz Bedenler kitabında, sabah da okusam içime bir korku geliyordu, akşam da. Çırak kitabında ise akşam okuduğumda heyecanı hissediyorum. O da ara ara oluyor.

Yani diyeceğim şu; Çırak, yine gerçekten okunabilirlik derecesi yüksek bir kitap ve konusu da öyle. Fakat Günahkar ve İkiz Bedenler kitabı beni daha çok etkilemişti. Çırak kitabını bitirdikten ve okumam gereken 3-4 kitabın ardından, tekrar Tess Gerritsen'in geri kalan gerilim romanlarını okuyacağım.

Fotoğrafım
Edirne, Ayşekadın, Türkiye
19 Ocak 1996, İskenderun doğumlu. Trakya Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü mezunu. 13 yaşından beri blogger. 2012 Hürriyet Bumerang Ödülleri'nde En Uyumlu site üçüncülüğüne hak kazandı. İlk kitabı İkinci Kadının Hikâyesi ise Temmuz 2016 yılında basıldı. Tüm kitabevleri ve online kitapçılarda satışta.