background img

The New Stuff

hayal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çok sık rüya gören ve gördüğüm rüyayı da unutmayan birisiyimdir. Taa küçüklüğümde ben böyle mutfaktan çıkarken, tam ışığı kapatacakken çamaşır odasından fırlayan elinde bıçak olan kel adamı hatırlıyorum hala mesela. Bir de ben yıkandıktan sonra ne alakaysa salona giyinmeye gittiğimde odamda saklanan o siyahlar giyinmiş uzun boylu amcayı da hatırlıyorum. Bak korktum yine gördün mü?

Her neyse işte. Böyle böyle hatırlıyorum falan ama bu rüyalarım son iki gündür acayip bozdu abicim var ya uyandığımda gülmekten kalkıp kahvaltı bile edemiyorum o derece. Ben de yeter artık dedim kimseye de anlatmadım, anlatırsam düzelir diye buraya yazmaya karar verdim. Dün gece rüyamda ne gördüğümle başlayabilirim mesela.

Şimdi bizim çarşıda bir tane simit sarayı var çok da güzel şeyler yapıyorlar abiciklerim. Her neyse bizim bu simit sarayına Taylor Swift geliyormuş. Bak yazarken bile kahkaha atıyorum. Be Taylor, be canım benim İskenderun'a geldiğin yetmiyor bir de simit sarayında konsere mi çıkıyorsun. Bu böyle şarkı söylüyor ben de oradan bağırıyorum ''Açılıııın ben blog yazarıyım fotoğrafını çekmeliyim, yazmalıyım hava atıcam eheheh açılııın!'' diye bağırıyorum. Lan biri de çıkıp demiyor koyarım havana da bloguna da önce ben geldim diye. Sonra bu Taylor beni içeri alıyormuş fotoğraf çekiyorum ben de bir havalar bir havalar sanki günde 80 kere Rihanna'yı çekiyormuşum gibi. Sonra ben bu Taylor'a İskenderun'u gezdiriyorum, İngilizcem de çok olmadığından diyorum ki ''I don't speak English canım yaaa neyse feyste yazışırken tıransleyt kullanırım kıh kıh kıh.'' o da ''ahahah tıransleyt yeeeaahh'' diyor. Allah'ım ne sinir karı ya dayanamayacağım en iyisi uyanayım ben dedim ve uyandım. Kalbim dayanmayacaktı çakacaktım iki tane! Tamam sakinim.

Bugün de çok trajikomik bir rüya gördüm. Tabii bana göre trajikomik. Ben böyle salonda oturuyorum yine tv falan izliyorum her şey çok güzel oh beybi derken kafamı bir çeviriyorum, ana! O ne lan öyle Ipad var koltukta. Biri bırakmış üzerine de ''doğum günün kutlu olsun canım bu doğum günü hediyen'' yazıyor. Aha dedim valla benim. Lan diyorum hangi mal bana Casper Ipad alır doğum günümde falan. Sonra böyle alıyorum sanki o Ipadle dünyayı yönetebilecekmişim gibi seviniyorum zıp zıp zıplıyorum yerimde.

Uyandığımda tabii ki çok sinirlendim, gittim hemen anneme babama ''doğum günümde bana Ipad almadınız rüyamda mı alıyorsunuz o notu kim koydu oraya kim yazdı canım yazmış bir de ya utanmadan!'' diye carladım carladım geçtim yatağıma. Bakın arkadaşlarım, canlarım. Doğum günümde değil de rüyamda bana Ipad alan kimse çıksın benim ben aldım desin valla kızmayacağım rüyamda aldı diye. Seveceğim sadece böyle, bağrıma basacağım. Hadi bekliyorum, öpüldünüz.

Rüyalarım da Saçmalamaya Başladı Artık!


Çok sık rüya gören ve gördüğüm rüyayı da unutmayan birisiyimdir. Taa küçüklüğümde ben böyle mutfaktan çıkarken, tam ışığı kapatacakken çamaşır odasından fırlayan elinde bıçak olan kel adamı hatırlıyorum hala mesela. Bir de ben yıkandıktan sonra ne alakaysa salona giyinmeye gittiğimde odamda saklanan o siyahlar giyinmiş uzun boylu amcayı da hatırlıyorum. Bak korktum yine gördün mü?

Her neyse işte. Böyle böyle hatırlıyorum falan ama bu rüyalarım son iki gündür acayip bozdu abicim var ya uyandığımda gülmekten kalkıp kahvaltı bile edemiyorum o derece. Ben de yeter artık dedim kimseye de anlatmadım, anlatırsam düzelir diye buraya yazmaya karar verdim. Dün gece rüyamda ne gördüğümle başlayabilirim mesela.

Şimdi bizim çarşıda bir tane simit sarayı var çok da güzel şeyler yapıyorlar abiciklerim. Her neyse bizim bu simit sarayına Taylor Swift geliyormuş. Bak yazarken bile kahkaha atıyorum. Be Taylor, be canım benim İskenderun'a geldiğin yetmiyor bir de simit sarayında konsere mi çıkıyorsun. Bu böyle şarkı söylüyor ben de oradan bağırıyorum ''Açılıııın ben blog yazarıyım fotoğrafını çekmeliyim, yazmalıyım hava atıcam eheheh açılııın!'' diye bağırıyorum. Lan biri de çıkıp demiyor koyarım havana da bloguna da önce ben geldim diye. Sonra bu Taylor beni içeri alıyormuş fotoğraf çekiyorum ben de bir havalar bir havalar sanki günde 80 kere Rihanna'yı çekiyormuşum gibi. Sonra ben bu Taylor'a İskenderun'u gezdiriyorum, İngilizcem de çok olmadığından diyorum ki ''I don't speak English canım yaaa neyse feyste yazışırken tıransleyt kullanırım kıh kıh kıh.'' o da ''ahahah tıransleyt yeeeaahh'' diyor. Allah'ım ne sinir karı ya dayanamayacağım en iyisi uyanayım ben dedim ve uyandım. Kalbim dayanmayacaktı çakacaktım iki tane! Tamam sakinim.

Bugün de çok trajikomik bir rüya gördüm. Tabii bana göre trajikomik. Ben böyle salonda oturuyorum yine tv falan izliyorum her şey çok güzel oh beybi derken kafamı bir çeviriyorum, ana! O ne lan öyle Ipad var koltukta. Biri bırakmış üzerine de ''doğum günün kutlu olsun canım bu doğum günü hediyen'' yazıyor. Aha dedim valla benim. Lan diyorum hangi mal bana Casper Ipad alır doğum günümde falan. Sonra böyle alıyorum sanki o Ipadle dünyayı yönetebilecekmişim gibi seviniyorum zıp zıp zıplıyorum yerimde.

Uyandığımda tabii ki çok sinirlendim, gittim hemen anneme babama ''doğum günümde bana Ipad almadınız rüyamda mı alıyorsunuz o notu kim koydu oraya kim yazdı canım yazmış bir de ya utanmadan!'' diye carladım carladım geçtim yatağıma. Bakın arkadaşlarım, canlarım. Doğum günümde değil de rüyamda bana Ipad alan kimse çıksın benim ben aldım desin valla kızmayacağım rüyamda aldı diye. Seveceğim sadece böyle, bağrıma basacağım. Hadi bekliyorum, öpüldünüz.



Gözlerimi aralıyorum acıyla. Bir soğukluk, bir ıslaklık hâkim bedenimde. Hareket edemiyor, öylece duruyordum. Gözlerimi tam olarak açtığımda, bir şeyin üzerine yatırılmış ve bağlanmış olduğumu fark ediyorum. Ne içten bir tepki ne de dışarı çıkardığım bir anlamsızlık öfkesi… Hiçbir şey konuşmuyor, hiçbir tepki vermiyordum.

Başımı doğrultmak istedim. Acı çeke çeke de olsa görebildim her şeyi. İşte o an korku ile kafamı arkaya doğru sertçe bıraktım. Üzerinde çırılçıplak bağlanmış olduğum, ne olduğunu hala anlayamadığım şeye kafamı çarptım, şiddetle. Acıdan gözlerimi bastırdım ve dişlerimi sıktım. Bağıramadım, bağıramazdım.

Henüz odada yalnız olduğumu düşünürken şimdi on, belki de yirmi kişi, ellerinde isimlerini bilmediğim korkunç şeylerle başıma toplanmış ve her an bana bir şeyler yapacaklarmış gibi tetikte bekliyorlardı. Boş gözlerle baktım hepsine, tek tek.

İşte o an… O an, çırılçıplak olan hayallerimle yalnız başıma olduğumu anladım. Düşmanlarım karşımda toplanmış, beni yok etmeye çalışıyorlar. Hayır, direnmem lazım. Ne bana dokunabilecekler, ne de hayallerime. Yalnız da kalsam, karanlıklar içerisinde sessizliğin yüksek sesini işitsem de, aynada kendi yansımam ile konuşsam ve çığlıklar içerisinde bunlara ağlayacağımı bilsem de direnecektim.

Gözlerimi kapadım ve uyanmak istedim. Biliyordum ki bu bir kâbus. Uyanacaktım, her şey sona erecekti. Her zaman ki içerisinde mutluluk olan hayatıma dönecek ve bu kâbusu da hiç görmemiş gibi, aldırış etmeden yaşamaya devam edecektim. Beni hiç terk etmeyen rengârenk kelebeklerime gülümseyecektim. Karanfillerimin kokusunu ciğerlerime doldurup bir ‘Günaydın’ eşliğinde öpecektim hepsini.

Biliyorum ki her şey güzel olacak. Biliyorum ve kendime inanıyorum.

Siz de inanmaktan vazgeçmeyin. Ne olursanız, kim olursanız ve nerede olursanız olun hepiniz çok değerlisiniz. Hepinizin kendince hayalleri var, gerçekleştirmek istediği. Hepsi gerçekleşecek. Umudunuzu yitirmeyin. Fakat önce kendinize inanın, sonra ayna karşına geçip kendinize gülümseyin. ‘’Her şey güzel olacak’’

Bu yazım, Blogum Dergisi'nin Şubat sayısında da yer aldı. Görmek için tık tık

Sessizlikten Kopan Çığlık



Gözlerimi aralıyorum acıyla. Bir soğukluk, bir ıslaklık hâkim bedenimde. Hareket edemiyor, öylece duruyordum. Gözlerimi tam olarak açtığımda, bir şeyin üzerine yatırılmış ve bağlanmış olduğumu fark ediyorum. Ne içten bir tepki ne de dışarı çıkardığım bir anlamsızlık öfkesi… Hiçbir şey konuşmuyor, hiçbir tepki vermiyordum.

Başımı doğrultmak istedim. Acı çeke çeke de olsa görebildim her şeyi. İşte o an korku ile kafamı arkaya doğru sertçe bıraktım. Üzerinde çırılçıplak bağlanmış olduğum, ne olduğunu hala anlayamadığım şeye kafamı çarptım, şiddetle. Acıdan gözlerimi bastırdım ve dişlerimi sıktım. Bağıramadım, bağıramazdım.

Henüz odada yalnız olduğumu düşünürken şimdi on, belki de yirmi kişi, ellerinde isimlerini bilmediğim korkunç şeylerle başıma toplanmış ve her an bana bir şeyler yapacaklarmış gibi tetikte bekliyorlardı. Boş gözlerle baktım hepsine, tek tek.

İşte o an… O an, çırılçıplak olan hayallerimle yalnız başıma olduğumu anladım. Düşmanlarım karşımda toplanmış, beni yok etmeye çalışıyorlar. Hayır, direnmem lazım. Ne bana dokunabilecekler, ne de hayallerime. Yalnız da kalsam, karanlıklar içerisinde sessizliğin yüksek sesini işitsem de, aynada kendi yansımam ile konuşsam ve çığlıklar içerisinde bunlara ağlayacağımı bilsem de direnecektim.

Gözlerimi kapadım ve uyanmak istedim. Biliyordum ki bu bir kâbus. Uyanacaktım, her şey sona erecekti. Her zaman ki içerisinde mutluluk olan hayatıma dönecek ve bu kâbusu da hiç görmemiş gibi, aldırış etmeden yaşamaya devam edecektim. Beni hiç terk etmeyen rengârenk kelebeklerime gülümseyecektim. Karanfillerimin kokusunu ciğerlerime doldurup bir ‘Günaydın’ eşliğinde öpecektim hepsini.

Biliyorum ki her şey güzel olacak. Biliyorum ve kendime inanıyorum.

Siz de inanmaktan vazgeçmeyin. Ne olursanız, kim olursanız ve nerede olursanız olun hepiniz çok değerlisiniz. Hepinizin kendince hayalleri var, gerçekleştirmek istediği. Hepsi gerçekleşecek. Umudunuzu yitirmeyin. Fakat önce kendinize inanın, sonra ayna karşına geçip kendinize gülümseyin. ‘’Her şey güzel olacak’’

Bu yazım, Blogum Dergisi'nin Şubat sayısında da yer aldı. Görmek için tık tık


İçimde ölen umutların haykırışlarını duymamak elde değil. Bir insan nasıl olur da sonunu bildiği halde geri adım atmaz, atamaz?

Bir çizgi var şu an önümde. Belki umudumun belki de ölümümün çizgisi. İstemeyerek çıktığım bu yolda her köşe başında bir surat var. Hepsi de aynı. Onun suratı... İçimdeki umudun, sevincin çığlığını çok net duyabiliyorum. Kendimden geçiyorum adeta. Gerçek dünyadan soyutlanıyorum, başka bir boyuttayım. Daha önce hissedilmeyenler de eşlik ediyor.

Gözlerine kilitleniyor gözlerim. Hayal dünyamın kapıları ardına kadar açık şimdi. Her şey saniyeler içerisinde kurgulanıyor. Tüm gelecek, tüm güzel şeyler, tüm mutluluklar. Bunların arasında saklanan, gizlenen bir şey daha var: umut. Daha en başından belli etmiş oysaki kendini, gizlenerek. Daha o günden beri ''ben gidiyorum'' demiş. Ah aptal kafam, anlayamadım işte.

Bir armağan istedim senden sadece, ufacık. Bir bakış, bir gülümseme, bir öpücük belki de. Görünen ve bilinen sonum böyle bitsin bari. Ölüm çizgim böyle sonlansın.

Ölüm Çizgisi


İçimde ölen umutların haykırışlarını duymamak elde değil. Bir insan nasıl olur da sonunu bildiği halde geri adım atmaz, atamaz?

Bir çizgi var şu an önümde. Belki umudumun belki de ölümümün çizgisi. İstemeyerek çıktığım bu yolda her köşe başında bir surat var. Hepsi de aynı. Onun suratı... İçimdeki umudun, sevincin çığlığını çok net duyabiliyorum. Kendimden geçiyorum adeta. Gerçek dünyadan soyutlanıyorum, başka bir boyuttayım. Daha önce hissedilmeyenler de eşlik ediyor.

Gözlerine kilitleniyor gözlerim. Hayal dünyamın kapıları ardına kadar açık şimdi. Her şey saniyeler içerisinde kurgulanıyor. Tüm gelecek, tüm güzel şeyler, tüm mutluluklar. Bunların arasında saklanan, gizlenen bir şey daha var: umut. Daha en başından belli etmiş oysaki kendini, gizlenerek. Daha o günden beri ''ben gidiyorum'' demiş. Ah aptal kafam, anlayamadım işte.

Bir armağan istedim senden sadece, ufacık. Bir bakış, bir gülümseme, bir öpücük belki de. Görünen ve bilinen sonum böyle bitsin bari. Ölüm çizgim böyle sonlansın.


Yüreğim bulutlu, gözlerim yağmurlu. Hayallerim ise kızgın bir fırtınaya karışıp, benden uzaklara savrulmuş. 'Gören var mı?' diye çığlık atıyorum, hayallerimi arıyorum, kimseden çıt çıkmıyor ne yazık ki. Oturuyorum tahta sandalyeme, dalıyorum ufuktan bir noktaya. Önce kararıyor gözlerim, ardından şimşekler çakıyor içerimde. Çok geçmeden gözyaşlarım sel oluyor, boğuluyorum.

Yakınlar bile uzak sanki artık bana. Aşkı arıyorum, sevgiyi arıyorum. Hepsi bir yana, sadece bir tebessüm arıyorum. Gözüme, gönlüme güneş doğsun, bu yağmurlar bir son bulsun, içim ısınsın. Bunların aksi; benim nefessizliğim, benim kimsesizliğim.

Yüreğim de terk ediyor beni. Bedenimden kopup giderken, bir an dönüyor yüzünü bana. ''Ben sana söylemiştim.'' diyor. Önce anlam veremedim sözlerine, sonra anlayıp eğdim başımı önüme. Susuyorum ve gitmesini bekliyorum. Ardından sessizliği dinliyorum...

Sessizliği Dinliyorum...


Yüreğim bulutlu, gözlerim yağmurlu. Hayallerim ise kızgın bir fırtınaya karışıp, benden uzaklara savrulmuş. 'Gören var mı?' diye çığlık atıyorum, hayallerimi arıyorum, kimseden çıt çıkmıyor ne yazık ki. Oturuyorum tahta sandalyeme, dalıyorum ufuktan bir noktaya. Önce kararıyor gözlerim, ardından şimşekler çakıyor içerimde. Çok geçmeden gözyaşlarım sel oluyor, boğuluyorum.

Yakınlar bile uzak sanki artık bana. Aşkı arıyorum, sevgiyi arıyorum. Hepsi bir yana, sadece bir tebessüm arıyorum. Gözüme, gönlüme güneş doğsun, bu yağmurlar bir son bulsun, içim ısınsın. Bunların aksi; benim nefessizliğim, benim kimsesizliğim.

Yüreğim de terk ediyor beni. Bedenimden kopup giderken, bir an dönüyor yüzünü bana. ''Ben sana söylemiştim.'' diyor. Önce anlam veremedim sözlerine, sonra anlayıp eğdim başımı önüme. Susuyorum ve gitmesini bekliyorum. Ardından sessizliği dinliyorum...

Belki de bu şarkıda yanımda olmalıydın. Yalnız dinlememeliydim bu şarkıyı. Belki şimdi ağlayacağıma senin sıcak kolların arasında mutluluktan gülümserdim. Güzel bir anısı olurdu belki de. Her dinlediğimde, ilk defa dinliyormuş gibi sarılıyorum bu şarkıya. İçinde seni anlatıyor mu bilmiyorum. Anlıyor muyum onu da bilmiyorum. Sadece arkalardan gelen bir ses huzur dolduruyor içime. Gülümseyerek ağlamama neden oluyor ama bu mutluluk göz yaşları değil, bunun farkındayım sadece.

Yanımdan gelip geç, beni tanımayan gözlerinle bir bakış at. İstersen güzel bir bakışma olsun, istersen anlamsız, istersen de sıradan bir bakışma. Bak en azından gözlerime. ''Baktı!'' diyebileyim kendi kendime. Kendimi kandırabileceğim bir sahte mutluluk ver elime sadece. Söz veriyorum ona iyi bakacağım. Ellerimde güvende olacak. Sadece seni özlediğim zamanlarda beni ele geçirmesine izin vereceğim.

Hala duymuyor musun şarkının sözlerini. Sahiden duyamıyor musun? Sus şimdi, sesini hiç çıkarma. Şşş...

İşte hep böyle yakınımda ol, şarkıyı hiç duyma ve ben sana daha da yakınlaşayım. Sanki sana yaklaşınca ''gerçekten hala duyamıyorsun'' deyince duyacakmışsın gibi. Seni böyle kandırayım, seni böyle tutayım yanımda. Ne var ki, bunca yıl kendimi kandırdım beni sevdiğini düşünerek. Böyle de olsa yanımda olmanı istemem çok mu?

Şu an bu şarkının da bir dakika sonra biteceğini düşünemeyecek mutluyum. Kokun burnumda, hayalin ise yanımda. Gözlerimi açmaya korkuyorum. Ya yanımda değilsen?

Ellerimde Sahte Mutluluk

Belki de bu şarkıda yanımda olmalıydın. Yalnız dinlememeliydim bu şarkıyı. Belki şimdi ağlayacağıma senin sıcak kolların arasında mutluluktan gülümserdim. Güzel bir anısı olurdu belki de. Her dinlediğimde, ilk defa dinliyormuş gibi sarılıyorum bu şarkıya. İçinde seni anlatıyor mu bilmiyorum. Anlıyor muyum onu da bilmiyorum. Sadece arkalardan gelen bir ses huzur dolduruyor içime. Gülümseyerek ağlamama neden oluyor ama bu mutluluk göz yaşları değil, bunun farkındayım sadece.

Yanımdan gelip geç, beni tanımayan gözlerinle bir bakış at. İstersen güzel bir bakışma olsun, istersen anlamsız, istersen de sıradan bir bakışma. Bak en azından gözlerime. ''Baktı!'' diyebileyim kendi kendime. Kendimi kandırabileceğim bir sahte mutluluk ver elime sadece. Söz veriyorum ona iyi bakacağım. Ellerimde güvende olacak. Sadece seni özlediğim zamanlarda beni ele geçirmesine izin vereceğim.

Hala duymuyor musun şarkının sözlerini. Sahiden duyamıyor musun? Sus şimdi, sesini hiç çıkarma. Şşş...

İşte hep böyle yakınımda ol, şarkıyı hiç duyma ve ben sana daha da yakınlaşayım. Sanki sana yaklaşınca ''gerçekten hala duyamıyorsun'' deyince duyacakmışsın gibi. Seni böyle kandırayım, seni böyle tutayım yanımda. Ne var ki, bunca yıl kendimi kandırdım beni sevdiğini düşünerek. Böyle de olsa yanımda olmanı istemem çok mu?

Şu an bu şarkının da bir dakika sonra biteceğini düşünemeyecek mutluyum. Kokun burnumda, hayalin ise yanımda. Gözlerimi açmaya korkuyorum. Ya yanımda değilsen?

Gözlerimden yaşlar ardı ardına akmaya devam ederken kulaklığı iyice bastırıyorum kulağıma. Şarkının her bir ayrıntısı her bir vurgusu içimde yankılansın istiyordum. Şarkıya ben de eşlik ediyordum, bağıra bağıra. Eşlik ettikçe daha fazla ağlıyordum ve daha da dayanılmaz bir hal alıyordu içimdeki büyük sır.

Gözlerimi kapatıp hep aynı sahneyi canlandırıyordum gözümde. Bu sırrı onlara ne şekilde söyleyeceğim ve onların vereceği tepkiler. Tepkilerin sonu yoktu ama ben ancak bir şekilde söyleyebilirdim. Açık ve net bir şekilde. Keşke bazı şeyleri, düşlediğimiz gibi aynen yaşayabilsek.

Bunları gözümde canlandırınca bir cesaret doluyordu içime. Ama kararsızlık da bırakmıyordu peşini. Yatağımdan sayısız kere hızlıca doğrulup her şeyi haykırmak istiyordum ama sonra bir gözyaşı eşliğinde daha yavaş yavaş yaslıyordum sırtımı yastığıma. Ancak karanlığa bağırabiliyordum çünkü söylediklerime tepki vermeyen ve sessizce beni dinleyen tek şeydi o. Karanlık.

Doğru zaman mutlaka gelecekti. Gelmeliydi ve söylemeliydim. Cesaretimi toplayacağım. Kelimelerimi özenle seçip, tek tek ve yavaşça söyleyeceğim. Gözlerim kapalı olacak, çünkü ağlamamalıydım. Güçlü durmalıydım ve elimden tutmalarını isteyecektim.

Evet, işte şarkının en sevdiğim kısmı. Artık gözlerimi açabilir miyim?

''Dilerseniz bloguma, sayfanın üst köşesinde bulunan Bumerang Ödülleri Adayı şablonundan oy verebilir ve bana destek olabilirsiniz. Oylarınız tamamen ücretsizdir. Teşekkürler.''

Karanlık Haykırışlarımı Dinliyor

Gözlerimden yaşlar ardı ardına akmaya devam ederken kulaklığı iyice bastırıyorum kulağıma. Şarkının her bir ayrıntısı her bir vurgusu içimde yankılansın istiyordum. Şarkıya ben de eşlik ediyordum, bağıra bağıra. Eşlik ettikçe daha fazla ağlıyordum ve daha da dayanılmaz bir hal alıyordu içimdeki büyük sır.

Gözlerimi kapatıp hep aynı sahneyi canlandırıyordum gözümde. Bu sırrı onlara ne şekilde söyleyeceğim ve onların vereceği tepkiler. Tepkilerin sonu yoktu ama ben ancak bir şekilde söyleyebilirdim. Açık ve net bir şekilde. Keşke bazı şeyleri, düşlediğimiz gibi aynen yaşayabilsek.

Bunları gözümde canlandırınca bir cesaret doluyordu içime. Ama kararsızlık da bırakmıyordu peşini. Yatağımdan sayısız kere hızlıca doğrulup her şeyi haykırmak istiyordum ama sonra bir gözyaşı eşliğinde daha yavaş yavaş yaslıyordum sırtımı yastığıma. Ancak karanlığa bağırabiliyordum çünkü söylediklerime tepki vermeyen ve sessizce beni dinleyen tek şeydi o. Karanlık.

Doğru zaman mutlaka gelecekti. Gelmeliydi ve söylemeliydim. Cesaretimi toplayacağım. Kelimelerimi özenle seçip, tek tek ve yavaşça söyleyeceğim. Gözlerim kapalı olacak, çünkü ağlamamalıydım. Güçlü durmalıydım ve elimden tutmalarını isteyecektim.

Evet, işte şarkının en sevdiğim kısmı. Artık gözlerimi açabilir miyim?

''Dilerseniz bloguma, sayfanın üst köşesinde bulunan Bumerang Ödülleri Adayı şablonundan oy verebilir ve bana destek olabilirsiniz. Oylarınız tamamen ücretsizdir. Teşekkürler.''


Beni anlayan yok, dinleyen yok. Fakat yargılamaya gelince de susan yok. Bağrışmalar, çağrışmalar hepsi kulağımdan gitmeyen bir nefes sesi gibi. Beynime işleyen ve oraya kazınan.

Olmuyor işte. Durduramıyorum bazen kendimi, susamıyorum da. Bazen öyle bir zaman geliyor ki, beynim bas bas bağırırken, dudaklarım hareket edemiyor, kelimeler dökülemiyor ağzımdan. Kalbim yaralanıyor, kalbim acıyor, kalbim kanıyor. Beynimi kemiriyor her bir cümle, sanki acı çekmemden büyük zevk alan bir sadist gibi.

Keşke hayatımız, kurduğumuz hayallerden ibaret olabilseydi. Sadece, geceleri kafamızın üzerinde kendi ellerimizle çizdiğimiz bembeyaz olan bulutun içerisindeki güzel, tatlı hayallerden ibaret. Ne yazık ki bunu düşünmek bile sadece bir hayal. Bembeyaz bir bulutun içindeki bir başka bulut misali.

Biliyorum. Bir gün ben konuşacağım ve beni duyacaklar, ben yazacağım onlar okuyacak, ben söyleyeceğim onlar anlayacaklar. Fakat bir ben gideceğim, onlar ise sadece bakacaklar.

''Dilerseniz bloguma, sayfanın üst köşesinde bulunan Bumerang Ödülleri Adayı şablonundan oy verebilir ve bana destek olabilirsiniz. Oylarınız tamamen ücretsizdir. Teşekkürler.''

Kelimelerin Sadistliği


Beni anlayan yok, dinleyen yok. Fakat yargılamaya gelince de susan yok. Bağrışmalar, çağrışmalar hepsi kulağımdan gitmeyen bir nefes sesi gibi. Beynime işleyen ve oraya kazınan.

Olmuyor işte. Durduramıyorum bazen kendimi, susamıyorum da. Bazen öyle bir zaman geliyor ki, beynim bas bas bağırırken, dudaklarım hareket edemiyor, kelimeler dökülemiyor ağzımdan. Kalbim yaralanıyor, kalbim acıyor, kalbim kanıyor. Beynimi kemiriyor her bir cümle, sanki acı çekmemden büyük zevk alan bir sadist gibi.

Keşke hayatımız, kurduğumuz hayallerden ibaret olabilseydi. Sadece, geceleri kafamızın üzerinde kendi ellerimizle çizdiğimiz bembeyaz olan bulutun içerisindeki güzel, tatlı hayallerden ibaret. Ne yazık ki bunu düşünmek bile sadece bir hayal. Bembeyaz bir bulutun içindeki bir başka bulut misali.

Biliyorum. Bir gün ben konuşacağım ve beni duyacaklar, ben yazacağım onlar okuyacak, ben söyleyeceğim onlar anlayacaklar. Fakat bir ben gideceğim, onlar ise sadece bakacaklar.

''Dilerseniz bloguma, sayfanın üst köşesinde bulunan Bumerang Ödülleri Adayı şablonundan oy verebilir ve bana destek olabilirsiniz. Oylarınız tamamen ücretsizdir. Teşekkürler.''



Yerinde duramayan minik çocuklar gibiydi umutlarım ve hayallerim. İçimde çığlıklar eşliğinde gülüşler var. Sanki daha dünyaya yeni gözlerini açmış bir bebeğin gözleri kadar temiz hayallerim var. Kimseye zararı olmayacak, yeni alınan kitabın kokusu kadar huzur verici. 

Keşkelerin olmayacağı umutlarım var avuçlarımda. Parmaklarımın arasından göz yaşları damlıyor, mutluluk sızıyor içerisine. Kendi mutluluğum, kendi huzurumu düşünüyorum sadece. Yanımda olacakları da düşünüyorum. Bir çok hayalimi yanımda olan dostlarımla kurdum, onlarla kurdum geleceğimi. Her ne kadar ellerim bu yaz sıcağında bile buz gibi olsa da, kendi kendime anlatsam da dertlerimi tekrar yanımda olacaklarına inanıyorum. 

Ben de küçücük bir çocuk gibi hızlıca koşmak istiyorum umutlarıma, hayallerime. Onları alabilmek, onlara tutunabilmek için belki defalarca buzdolabının üzerine zıplamak istiyorum. Sanki derslerimi bitirmiş ve çikolatasını almaya çalışan ufacık ayakları, ufacık elleri olan çocuklar gibi. 

Umutlarım olmasaydı, hayallerimden vazgeçerdim. Vazgeçmeyeceğim ve buzdolabının üzerindeki çikolatayı kimsenin yardımı olmadan kaptığım zaman ki mutluluğuma eş değer, belki de daha da fazla mutlu olacağım. 

Çikolatalı Hayaller



Yerinde duramayan minik çocuklar gibiydi umutlarım ve hayallerim. İçimde çığlıklar eşliğinde gülüşler var. Sanki daha dünyaya yeni gözlerini açmış bir bebeğin gözleri kadar temiz hayallerim var. Kimseye zararı olmayacak, yeni alınan kitabın kokusu kadar huzur verici. 

Keşkelerin olmayacağı umutlarım var avuçlarımda. Parmaklarımın arasından göz yaşları damlıyor, mutluluk sızıyor içerisine. Kendi mutluluğum, kendi huzurumu düşünüyorum sadece. Yanımda olacakları da düşünüyorum. Bir çok hayalimi yanımda olan dostlarımla kurdum, onlarla kurdum geleceğimi. Her ne kadar ellerim bu yaz sıcağında bile buz gibi olsa da, kendi kendime anlatsam da dertlerimi tekrar yanımda olacaklarına inanıyorum. 

Ben de küçücük bir çocuk gibi hızlıca koşmak istiyorum umutlarıma, hayallerime. Onları alabilmek, onlara tutunabilmek için belki defalarca buzdolabının üzerine zıplamak istiyorum. Sanki derslerimi bitirmiş ve çikolatasını almaya çalışan ufacık ayakları, ufacık elleri olan çocuklar gibi. 

Umutlarım olmasaydı, hayallerimden vazgeçerdim. Vazgeçmeyeceğim ve buzdolabının üzerindeki çikolatayı kimsenin yardımı olmadan kaptığım zaman ki mutluluğuma eş değer, belki de daha da fazla mutlu olacağım. 

Yavaşça açtım gözlerimi. Karanlığa doğru kıstım önce, zamanla alıştı ama. Kaç gündür uyuyordum acaba, kaç gündür bir şey yiyip içmiyorum ve bir insan yüzü bile görmüyorum.

Bulunduğum odanın geniş olduğu anlaşılıyordu. İçerisi çok karanlıktı. Camlar siyah bantlarla örülüydü. Sadece camda bulunan ufak bir çatlaktan ışık sızıyordu içeriye, bir miktar. Ve duvarın sonsuzluğuna doğru ilerliyordu. Ne ses var ne de görebildiğim herhangi bir şey. Belki camdaki şu ufacık çatlaktan dışarısını görebilirim diye ayağa kalkmaya çalıştım. Bunu yapmaya çalışırken, yere hızlı bir şekilde devrildim. Ellerim ve ayaklarım zincirlenmişti, bunu o anda fark ettim. Bunları neden hissetmemiştim ki?

Hiç direnmeden, şaşkınlık hissine kapılmadan pes etmişlik çöktü üzerime. Çaresizce doğruldum sadece, olduğum yerde. Ağzımı açıp bağırmak, haykırmak istedim. Sesimin nasıl çıkacağından korktum. Kendi sesimi bile unutmuştum. Kendi sesim bile bana çok uzaktaydı şimdi. Vazgeçtim, sustum.

Yiyecek bir şeyler aramaya başladı gözlerim. Sağ tarafımda rengi açık kahverengiye dönmüş su, bir tasın içerisindeydi öylece, hareketsizce. Hemen yanında da üzerine doluşmuş karıncalar. Her yerde var mıydı acaba bunlardan.

...

Böyleydi işte düşündüklerim, hissettiklerim. Yemeğin üzerine dolaşan karıncalar; hayallerimi, isteklerimi yok etmeye çalışanlar. Camdan içeriye sızan ufacık o ışık, ufacık umutlarıma bir işaretti. Bileklerime vurulan zincirler, önümde olduğunu göremediğim ve onlara şiddetle çarptığım halde hissedemediğim engeller. Odanın üzerine sindirdiği sessizlik ve yalnızlık ise... sadece sessizlik ve yalnız işte.

Zincirlenmiş Umutlar

Yavaşça açtım gözlerimi. Karanlığa doğru kıstım önce, zamanla alıştı ama. Kaç gündür uyuyordum acaba, kaç gündür bir şey yiyip içmiyorum ve bir insan yüzü bile görmüyorum.

Bulunduğum odanın geniş olduğu anlaşılıyordu. İçerisi çok karanlıktı. Camlar siyah bantlarla örülüydü. Sadece camda bulunan ufak bir çatlaktan ışık sızıyordu içeriye, bir miktar. Ve duvarın sonsuzluğuna doğru ilerliyordu. Ne ses var ne de görebildiğim herhangi bir şey. Belki camdaki şu ufacık çatlaktan dışarısını görebilirim diye ayağa kalkmaya çalıştım. Bunu yapmaya çalışırken, yere hızlı bir şekilde devrildim. Ellerim ve ayaklarım zincirlenmişti, bunu o anda fark ettim. Bunları neden hissetmemiştim ki?

Hiç direnmeden, şaşkınlık hissine kapılmadan pes etmişlik çöktü üzerime. Çaresizce doğruldum sadece, olduğum yerde. Ağzımı açıp bağırmak, haykırmak istedim. Sesimin nasıl çıkacağından korktum. Kendi sesimi bile unutmuştum. Kendi sesim bile bana çok uzaktaydı şimdi. Vazgeçtim, sustum.

Yiyecek bir şeyler aramaya başladı gözlerim. Sağ tarafımda rengi açık kahverengiye dönmüş su, bir tasın içerisindeydi öylece, hareketsizce. Hemen yanında da üzerine doluşmuş karıncalar. Her yerde var mıydı acaba bunlardan.

...

Böyleydi işte düşündüklerim, hissettiklerim. Yemeğin üzerine dolaşan karıncalar; hayallerimi, isteklerimi yok etmeye çalışanlar. Camdan içeriye sızan ufacık o ışık, ufacık umutlarıma bir işaretti. Bileklerime vurulan zincirler, önümde olduğunu göremediğim ve onlara şiddetle çarptığım halde hissedemediğim engeller. Odanın üzerine sindirdiği sessizlik ve yalnızlık ise... sadece sessizlik ve yalnız işte.


''Hadi çocuklar, hazır mısınız?'' diye seslendim, uzun ve geniş koridora doğru. Elimde, arabamın anahtarları ve çocuklarımı okula götürmek için kapının eşiğinde duruyordum. Bir süre sonra aynı anda odalarından çıktılar ve sırtlarında çantalarıyla: ''Hazırız anne!'' diye bağırdılar aynı anda. Yanımdan geçerlerken yanağıma birer öpücük kondurup, gülüşerek arabanın içine atladılar. O kadar uzun süre beklediğimi tamamen unutmuş ve oldukça mutlu , güler yüzlü bir şekilde arabama doğru ilerledim ve yola çıkmak üzere koltuğuma oturdum. 

Arabayı çalıştırmadan önce, hep yapmak istediğim ve yıllar önce de hayalini kurduğum o şeyi yapmak üzere arkama dönüp: ''Sizi bugün okula sahil yolundan götüreyim çocuklar ne dersiniz? İlerideki marketten de birer dondurma alır yeriz ha?'' demiştim, beni hayata bağlayan o iki çift renkli gözlere bakarak. 

''Anne sen bir tanesin!'' demişlerdi yine aynı anda. Aralarında 2 yaş olmasına rağmen ikiz gibilerdi. Arabayı çalıştırmadan önce hemen radyoyu açtım ve direk son sese verdim. İnanılır gibi değildi. Çıkan şarkının verdiği şaşkınlıkla arkamı dönüp çocuklarıma baktım. Çalan şarkının, babalarıyla yıllar öncesinde ve şimdi bile şarkımız olduğunu biliyorlardı. Bir neşe, bir mutluluk, bağıra çağıra şarkıya eşlik ediyorduk. İçimden, keşke bugün toplantısı olmasaydı da kocam da yanımızda olsaydı diyordum. 

Hayal Edilen Gerçek


''Hadi çocuklar, hazır mısınız?'' diye seslendim, uzun ve geniş koridora doğru. Elimde, arabamın anahtarları ve çocuklarımı okula götürmek için kapının eşiğinde duruyordum. Bir süre sonra aynı anda odalarından çıktılar ve sırtlarında çantalarıyla: ''Hazırız anne!'' diye bağırdılar aynı anda. Yanımdan geçerlerken yanağıma birer öpücük kondurup, gülüşerek arabanın içine atladılar. O kadar uzun süre beklediğimi tamamen unutmuş ve oldukça mutlu , güler yüzlü bir şekilde arabama doğru ilerledim ve yola çıkmak üzere koltuğuma oturdum. 

Arabayı çalıştırmadan önce, hep yapmak istediğim ve yıllar önce de hayalini kurduğum o şeyi yapmak üzere arkama dönüp: ''Sizi bugün okula sahil yolundan götüreyim çocuklar ne dersiniz? İlerideki marketten de birer dondurma alır yeriz ha?'' demiştim, beni hayata bağlayan o iki çift renkli gözlere bakarak. 

''Anne sen bir tanesin!'' demişlerdi yine aynı anda. Aralarında 2 yaş olmasına rağmen ikiz gibilerdi. Arabayı çalıştırmadan önce hemen radyoyu açtım ve direk son sese verdim. İnanılır gibi değildi. Çıkan şarkının verdiği şaşkınlıkla arkamı dönüp çocuklarıma baktım. Çalan şarkının, babalarıyla yıllar öncesinde ve şimdi bile şarkımız olduğunu biliyorlardı. Bir neşe, bir mutluluk, bağıra çağıra şarkıya eşlik ediyorduk. İçimden, keşke bugün toplantısı olmasaydı da kocam da yanımızda olsaydı diyordum. 

İlk defa fark ediyorum pencerenin bu kadar açık olduğunu. Yatağımda uzanmış, pencereden dışarısını izliyorum. Gördüğüm bir şey yok. Sadece yaşlı bir nenenin kendini sakladığı; boyası olmayan, çatlaklarla süslenmiş bir duvar var karşımda. Gördüklerim sadece bunlardı. Harbiden, duvarın çatlakları neden bu kadar derindi acaba? Gördüğüm şey duvarın çatlaklığı mıydı yoksa kalbimin, düşüncelerimin yansıması mı, bilemiyorum.

Neden ilk defa bu kadar yalnız kaldım bu odada? Kardeşim, abim neredeler? Sessizlikle süslemişler odamı, yalnızlığı da üzerime atıp kapıyı kilitlemişler sanki. Kaçmışlar! Her şeyi bu odanın içerisinde bırakıp, kaçıp gitmişler. ''Tamam, ben toparlarım odayı eğlenin siz.''

Bir kulağımdan içime dolan bir şarkı çalıyor, diğer kulağımda ise akvaryumumun çıkardığı acayip bir ses. Hiç bitmeyen, uzun bir ses bu. İkisi birbirine karışıyor ve sanki aralarında anlaşmalı ritim tutuyorlar, birbirlerine uymaya çalışıyorlar. Ne tuhaf, birbirlerinin ardını bırakmıyorlar.

Akvaryumun Senfonisi

İlk defa fark ediyorum pencerenin bu kadar açık olduğunu. Yatağımda uzanmış, pencereden dışarısını izliyorum. Gördüğüm bir şey yok. Sadece yaşlı bir nenenin kendini sakladığı; boyası olmayan, çatlaklarla süslenmiş bir duvar var karşımda. Gördüklerim sadece bunlardı. Harbiden, duvarın çatlakları neden bu kadar derindi acaba? Gördüğüm şey duvarın çatlaklığı mıydı yoksa kalbimin, düşüncelerimin yansıması mı, bilemiyorum.

Neden ilk defa bu kadar yalnız kaldım bu odada? Kardeşim, abim neredeler? Sessizlikle süslemişler odamı, yalnızlığı da üzerime atıp kapıyı kilitlemişler sanki. Kaçmışlar! Her şeyi bu odanın içerisinde bırakıp, kaçıp gitmişler. ''Tamam, ben toparlarım odayı eğlenin siz.''

Bir kulağımdan içime dolan bir şarkı çalıyor, diğer kulağımda ise akvaryumumun çıkardığı acayip bir ses. Hiç bitmeyen, uzun bir ses bu. İkisi birbirine karışıyor ve sanki aralarında anlaşmalı ritim tutuyorlar, birbirlerine uymaya çalışıyorlar. Ne tuhaf, birbirlerinin ardını bırakmıyorlar.


Eskiden hayal ettiklerimin hepsi bir bir gerçekleşiyordu. Çok umutsuzdum o zamanlar. Hiçbir şeye inanamıyor, güvenemiyordum. Bir yıkılma vardı içimde, bir tereddüt. Doğruyu bulamıyor, geleceği göremiyordum. Düşünmekten vazgeçmemiştim ama, hep de düşünecektim. Hayal edecektim ilerisini. Tek başıma değil tabii ki. Hayallerimi süsleyecek birisi her zaman yanımda olacaktı. O olmazsa, bunları neden hayal edeyim ki?

Gözlerimi yavaşça açtığımda, yanımda ağlayan bir bebeğin sesini duydum. Avazı çıktığı kadar ağlıyor, yukarıdan bir şeyler sarkıtmışlar ve onu tutmaya çalışır gibi elleri havada çırpınıyordu. Önce sağ tarafımda gülümseyerek uyuyan genç adama baktım. Kahramanıma. Bana bu ağlama sesleriyle mutluluğu yaşatan o adama baktım. Sonra çocuğumuza, bizi tam bir bütün yapan o minicik elleri ve ayakları olan, kocaman gözleriyle bana bakan çocuğumuza baktım. İkisine de baktığımda aynı şeyleri görüyordum. Ne tuhaf. İkisinin de gözlerinde, mutluluk vardı, masumluk vardı.

Gözlerde Saklanmış Huzur

Eskiden hayal ettiklerimin hepsi bir bir gerçekleşiyordu. Çok umutsuzdum o zamanlar. Hiçbir şeye inanamıyor, güvenemiyordum. Bir yıkılma vardı içimde, bir tereddüt. Doğruyu bulamıyor, geleceği göremiyordum. Düşünmekten vazgeçmemiştim ama, hep de düşünecektim. Hayal edecektim ilerisini. Tek başıma değil tabii ki. Hayallerimi süsleyecek birisi her zaman yanımda olacaktı. O olmazsa, bunları neden hayal edeyim ki?

Gözlerimi yavaşça açtığımda, yanımda ağlayan bir bebeğin sesini duydum. Avazı çıktığı kadar ağlıyor, yukarıdan bir şeyler sarkıtmışlar ve onu tutmaya çalışır gibi elleri havada çırpınıyordu. Önce sağ tarafımda gülümseyerek uyuyan genç adama baktım. Kahramanıma. Bana bu ağlama sesleriyle mutluluğu yaşatan o adama baktım. Sonra çocuğumuza, bizi tam bir bütün yapan o minicik elleri ve ayakları olan, kocaman gözleriyle bana bakan çocuğumuza baktım. İkisine de baktığımda aynı şeyleri görüyordum. Ne tuhaf. İkisinin de gözlerinde, mutluluk vardı, masumluk vardı.



Hayal kırıklığı. Evet, sanırım her insanın yaşadığı tüm duygulardan daha kötü hatta en kötü olanıdır; hayal kırıklıkları. 
Düşünürüz, hayal ederiz, mutlu oluruz. Fakat hiçbir zaman kurduğumuz hayallerin olmama olasılığını düşünmüyoruz. Sadece o an ki yaşamak istediklerimize odaklanıyoruz, yapmak istediklerimize, yapmayı planladıklarımıza. Oysa ki kurduğumuz, düşündüğümüz ve yüzümüzü güldüren, suratımıza aptal bir gülümseme yerleştiren o hayallerimizin çoğu; ya beynimizde hayal olarak kalıveriyor ya da sadece düşünme süresince beynimizde kalıyor. Daha sonra biri sizi dürtüyor ve her şey toz duman olmuş. Bütün hayalleriniz; pencerenin, kırılan camının ufak ama dokunulduğunda canınızı acıtan parçacıkların arasında. 

Hayal Kırıklıkları


Hayal kırıklığı. Evet, sanırım her insanın yaşadığı tüm duygulardan daha kötü hatta en kötü olanıdır; hayal kırıklıkları. 
Düşünürüz, hayal ederiz, mutlu oluruz. Fakat hiçbir zaman kurduğumuz hayallerin olmama olasılığını düşünmüyoruz. Sadece o an ki yaşamak istediklerimize odaklanıyoruz, yapmak istediklerimize, yapmayı planladıklarımıza. Oysa ki kurduğumuz, düşündüğümüz ve yüzümüzü güldüren, suratımıza aptal bir gülümseme yerleştiren o hayallerimizin çoğu; ya beynimizde hayal olarak kalıveriyor ya da sadece düşünme süresince beynimizde kalıyor. Daha sonra biri sizi dürtüyor ve her şey toz duman olmuş. Bütün hayalleriniz; pencerenin, kırılan camının ufak ama dokunulduğunda canınızı acıtan parçacıkların arasında. 


Hayatımızı, hayal dünyasına çeviren insanlar vardır. Bir de cehenneme çevirenler ve dünyamızı ne tür bir şekle çevirdiği belli olmayan insanlar. Aslında ne olduğu ve bize ne yaşattığı belli olmayan o kadar çok insan var ki çevremizde, bazen birinin gözlerinden anlarsınız size ne şekilde yaklaştığını ama bazıları vardır ki o gözlerin geçmişini de çıkarsak, geleceğini de bilsek bizim için neler düşündüğü ve neler yaptığı belli olmaz.
İsterdim ki her insan aynı olsun. Herkes, çevresinde olan insanlar için hep ”benim istediğim gibi olsunlar” diye düşünür. İyi olsun, sırlarımı saklasın, hep benimle olsun, arkamdan konuşmasın, beni küçük düşürmesin, beni hep sevsin. Herkes böyle olsaydı, eminim yine dengesiz olan bir çok şey olacaktı.

Biz Neredeyiz?


Hayatımızı, hayal dünyasına çeviren insanlar vardır. Bir de cehenneme çevirenler ve dünyamızı ne tür bir şekle çevirdiği belli olmayan insanlar. Aslında ne olduğu ve bize ne yaşattığı belli olmayan o kadar çok insan var ki çevremizde, bazen birinin gözlerinden anlarsınız size ne şekilde yaklaştığını ama bazıları vardır ki o gözlerin geçmişini de çıkarsak, geleceğini de bilsek bizim için neler düşündüğü ve neler yaptığı belli olmaz.
İsterdim ki her insan aynı olsun. Herkes, çevresinde olan insanlar için hep ”benim istediğim gibi olsunlar” diye düşünür. İyi olsun, sırlarımı saklasın, hep benimle olsun, arkamdan konuşmasın, beni küçük düşürmesin, beni hep sevsin. Herkes böyle olsaydı, eminim yine dengesiz olan bir çok şey olacaktı.

Fotoğrafım
Edirne, Ayşekadın, Türkiye
19 Ocak 1996, İskenderun doğumlu. Trakya Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü mezunu. 13 yaşından beri blogger. 2012 Hürriyet Bumerang Ödülleri'nde En Uyumlu site üçüncülüğüne hak kazandı. İlk kitabı İkinci Kadının Hikâyesi ise Temmuz 2016 yılında basıldı. Tüm kitabevleri ve online kitapçılarda satışta.