background img

The New Stuff

tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Normalde tarihi olayları anlatan veya tarih üzerine yazılmış kurgu romanları okumaktan pek haz almıyorum. Tarih beni oldu bitti sıkmış ve bunaltmıştır. Bir türlü beni sarmayan bir tür. O yüzden şimdiye kadar hiç kurgusal tarih veya yaşanmış tarih üzerine yazılmış kitapları hiç okumadım.

Fakat, Mustafa Kemal'in ''Gölgesinde'' kalanlar ve o ''Gölgede'' yaşanan, pek de bilinmeyen olayları kaleme alan Can Dündar'ın Gölgedekiler isimli kitabını, arkadaşımın kütüphanesinde gördüm ve biraz inceledikten sonra iki kaş göz yaptım ve kitabı bana hediye etti. Madem aldım, okuyayım dedim ve zaten içimde bir merak da vardı.

Kitabın ilk bölümünde, Mustafa Kemal'in üvey amcasının kızı olan Fikriye'den bahsediliyor. Fikriye, Mustafa Kemal'e ölürcesine aşık. Laf olsun diye değil, gerçekten ölürcesine aşık. Çünkü Mustafa Kemal'in yaptıkları sonrasında yaşadığı bu şeylere dayanamayıp kendini, Mustafa Kemal'e hediye etmek üzere aldığı silahla yüreğinden vuruyor.

Gerek Fikriye Hanım'ın anlattıkları, gerekse dışarıdan gözlem yapan kişilerin anlatımları da bu kısımda yer alıyor ve Mustafa Kemal ile Fikriye'nin ilişkisi üzerine birinci ağızdan yorumlar yapılıyor.

Aynı zamanda Gelibolu, Çanakkale Savaşlarında olan olaylar da ele alınmış. Bu da gerek Türk askerlerinin olsun gerekse düşman askerlerinin bu sırada yaşadıkları ve iki devlet arasındaki etkileşimlerden bahsedilmiş.

Yazılanların doğruluğundan emin olamadım aslında okurken. Kafamın içerisinde birden fazla sorular belirdi her okuduğumda. Kitabın son sayfalarında Can Dündar, topladığı bilgilerin kaynakçalarını en geniş haliyle belirttiği için bana olayların gerçeğe yakın olduğunu düşündürüyor.

Fakat okudukça da bir sonraki olayı merak ettiren bir kitap olmuş. O yüzden çabucak bitti. Okumanızı tavsiye edebileceğim bir kitap. Tarihi kitaplardan haz almayan ben bile 2 gün içerisinde kolayca okuyup bitirdim.

İyi okumalar...

Gölgedekiler - Can Dündar


Normalde tarihi olayları anlatan veya tarih üzerine yazılmış kurgu romanları okumaktan pek haz almıyorum. Tarih beni oldu bitti sıkmış ve bunaltmıştır. Bir türlü beni sarmayan bir tür. O yüzden şimdiye kadar hiç kurgusal tarih veya yaşanmış tarih üzerine yazılmış kitapları hiç okumadım.

Fakat, Mustafa Kemal'in ''Gölgesinde'' kalanlar ve o ''Gölgede'' yaşanan, pek de bilinmeyen olayları kaleme alan Can Dündar'ın Gölgedekiler isimli kitabını, arkadaşımın kütüphanesinde gördüm ve biraz inceledikten sonra iki kaş göz yaptım ve kitabı bana hediye etti. Madem aldım, okuyayım dedim ve zaten içimde bir merak da vardı.

Kitabın ilk bölümünde, Mustafa Kemal'in üvey amcasının kızı olan Fikriye'den bahsediliyor. Fikriye, Mustafa Kemal'e ölürcesine aşık. Laf olsun diye değil, gerçekten ölürcesine aşık. Çünkü Mustafa Kemal'in yaptıkları sonrasında yaşadığı bu şeylere dayanamayıp kendini, Mustafa Kemal'e hediye etmek üzere aldığı silahla yüreğinden vuruyor.

Gerek Fikriye Hanım'ın anlattıkları, gerekse dışarıdan gözlem yapan kişilerin anlatımları da bu kısımda yer alıyor ve Mustafa Kemal ile Fikriye'nin ilişkisi üzerine birinci ağızdan yorumlar yapılıyor.

Aynı zamanda Gelibolu, Çanakkale Savaşlarında olan olaylar da ele alınmış. Bu da gerek Türk askerlerinin olsun gerekse düşman askerlerinin bu sırada yaşadıkları ve iki devlet arasındaki etkileşimlerden bahsedilmiş.

Yazılanların doğruluğundan emin olamadım aslında okurken. Kafamın içerisinde birden fazla sorular belirdi her okuduğumda. Kitabın son sayfalarında Can Dündar, topladığı bilgilerin kaynakçalarını en geniş haliyle belirttiği için bana olayların gerçeğe yakın olduğunu düşündürüyor.

Fakat okudukça da bir sonraki olayı merak ettiren bir kitap olmuş. O yüzden çabucak bitti. Okumanızı tavsiye edebileceğim bir kitap. Tarihi kitaplardan haz almayan ben bile 2 gün içerisinde kolayca okuyup bitirdim.

İyi okumalar...


Yazın sonlarına doğru gelirken, üniversite sınavı heyecanı da bir yandan başlamış bulunmakta. Ben de bu sene boyunca bu maraton içerisinde koşuşturacak olan öğrencilerden biriyim.

Geçtiğimiz hafta Pazartesi günü dersaneye başladım ve şimdilik her şey harika gidiyor diyebilirim. Tabii bununla birlikte her şeyin aynı harikalıkta devam etmeyeceğinin de farkında olmaktayım fakat ben yine de bunu düşünmeden sadece çalışmaya ve başarmaya odaklanmış bulunuyorum.

Normalde eşit ağırlıkçıyım fakat hedefimin belli olması sebebiyle dersanede sözelden devam ediyorum. Şu an bunları İskenderun'dan, yatağımın üzerinden yazıyorum fakat seneye umarım ki İstanbul Üniversitesi - Radyo Tv bölümünü kazanmış bir üniversiteli olarak İstanbul'da bulunuyor olurum ve sınav sonrası mutluluklarımı yine ilk önce sizlerle paylaşırım. Tek hedefim var, şu an ona doğru koşmaktayım.

YGS - LYS derken bu sene haliyle bloguma fazla da bir vakit ayıramayacağıma çok üzülüyorum. Fakat elimden geldiğince, 1 saatlik veya yarım saatlik bir aralıkla sadece yazıp-çıkma amaçlı girebileceğimi düşünüyorum. Onun dışında deli gibi test çözümleri ve çalışmalar yapacağım.

Sizlerin de iyi dileklerinizi istiyorum ki biraz moral olsun yahu.
Ben inanıyorum, kazanacağım. Siz de inanın! :)


Ve Maraton Başladı


Yazın sonlarına doğru gelirken, üniversite sınavı heyecanı da bir yandan başlamış bulunmakta. Ben de bu sene boyunca bu maraton içerisinde koşuşturacak olan öğrencilerden biriyim.

Geçtiğimiz hafta Pazartesi günü dersaneye başladım ve şimdilik her şey harika gidiyor diyebilirim. Tabii bununla birlikte her şeyin aynı harikalıkta devam etmeyeceğinin de farkında olmaktayım fakat ben yine de bunu düşünmeden sadece çalışmaya ve başarmaya odaklanmış bulunuyorum.

Normalde eşit ağırlıkçıyım fakat hedefimin belli olması sebebiyle dersanede sözelden devam ediyorum. Şu an bunları İskenderun'dan, yatağımın üzerinden yazıyorum fakat seneye umarım ki İstanbul Üniversitesi - Radyo Tv bölümünü kazanmış bir üniversiteli olarak İstanbul'da bulunuyor olurum ve sınav sonrası mutluluklarımı yine ilk önce sizlerle paylaşırım. Tek hedefim var, şu an ona doğru koşmaktayım.

YGS - LYS derken bu sene haliyle bloguma fazla da bir vakit ayıramayacağıma çok üzülüyorum. Fakat elimden geldiğince, 1 saatlik veya yarım saatlik bir aralıkla sadece yazıp-çıkma amaçlı girebileceğimi düşünüyorum. Onun dışında deli gibi test çözümleri ve çalışmalar yapacağım.

Sizlerin de iyi dileklerinizi istiyorum ki biraz moral olsun yahu.
Ben inanıyorum, kazanacağım. Siz de inanın! :)




Bu Pazartesi günü, 19 Mayıs sebebiyle okullar tatildi. Biz öğrenci grubu da tabii ayrı bir bayram yaptık. Pazartesiden bir kere daha nefret etmedik. Sendrom falan hiç yakınımızda olmayan, anlamını bile bilmediğimiz bir kavram haline geldi. Pazar akşamı uyumadık, Pazartesi öğlene kadar yataktan kalkmadık. Olabildiğince tembel geçirdik yani günü. Ya da en azından ben şu an sadece kendi yaptıklarımı anlatmaktayım.

Pazartesi günü tembellik yapıp durdum, çünkü ertesi günü başlayacak olan sınavları kafamdan atmaya çalışıyordum. ''Hayır yazılı diyiliz kandırıyorlar bizi! Yok öyle bişi ya YOK!'' diye kendimi kandırmaya çalışsam da ne yazık ki sınavlar bana girmeye yavaştan başladı.

Salı günü Coğrafya yazılımda dağlar, bayırlarla bir kendime geldim böyle. Yazılıda sorulara bakıyorum falan bir şey anladığım yok. E tabii bir gece önce kitabı açıp ''Ha bu basitmiş ya biliyorum ki ben zaten bunu.'' diye diye bir şeye de çalışmadım. Sınav esnasında da radarlar açıldı tabii bende. ''Kim ne yapmış?'', ''Benim kağıdım A grubu, yanımdaki de A'dır inşallah da hepsini ondan yaparım ihih.'' falan yaparken, benim o kötü şansım kör talihim bana bir kerecik gülümsedi ve farklı gruplar olmamıza rağmen, sorularımız aynıydı. Ben de kağıdı olduğu gibi geçirdim ve 85'i kaparak, 24 olan notumu yükselterek karneme Coğrafyayı 3 düşürmeyi başarmış bulunmaktayım.

Bugün de İngilizce yazılısında en favourite singer'ımı sonracığıma ne söyleyim en beğendiğim music'i, sonra işte güzel song yapabiliyormuşum da sesim good muymuş neymiş onları sormuş kadın bize. Ya benim güzel hocacığım, benim ikoncan bebikim sen şimdi benim sesimin good olup olmadığını ne yapıcaksın. Sesim good ise bana sabahtan akşama kadar şarkı mı söyleteceksin yani nedir derdin?

Ben bunları çözmeye çalışırken bir de gördüm ki bu sefer yanımdaki arkadaşımla kağıdımız gerçekten aynı. Ben A grubu, o da A grubu. Tabii hiç çaktırmıyorum hocaya, yanımdaki arkadaşıma da ''Lan gruplarımız aynı ha vuhuu kesin yüz aldık nırırırımmm!'' falan yaptım böyle tabii ikimizde mal gibi birbirimize bakıyoruz çünkü soruları çözemiyoruz. Neyse ki bu benim canım arkadaşım kopya hazırlamış da sıranın altına şey ettirmiş biz böyle birazcık ordan birazcık burdan kağıdı tamamladık, 100 aldık çıktık.

Şimdi bu sınavlar iyi hoş güzel geçti tamam içimiz şu an rahat, ohh mis. Fakat yarın İnkılap ve Edebiyat, Cuma günü de Dil Anlatım ve Tarih yazılılarım var. Dil Anlatım ve Edebiyat'ı saymıyorum çünkü onlar hiç çalışmadan bile harika puanlar aldığım dersler. Fakat Tarih ve İnkılap da en özürlü olduğum dersler. Ne yapıcam ne edicem bilmiyorum. Uykulu uykulu bunları yazıyorum zaten birazdan da mışıl mışıl akşama kadar uyurum sonra uyanır tekrar uyurum gün biter.

Allah'ım senden ufacık mini minnacık bir istediğim var. Şimdi yani ben bütün sene böyle çok çalıştım bir sürü güzel, pıtır pıtırcık notlar aldım, şu son yazılılara da böyle kendimi yormak istemiyorum. Bir güzellik yap da sen yarın ve Cuma günü olacak sınavlarda da bana bir kıyak yap şöyle mesela yanımdakiyle kağıtlarımız aynı olsun, kopya çektiğimizi hoca görmesin falandı filandı. İşte sen bilirsin zaten ne yapacağını. Çok teşekkür ederim Allah'ım. Söz veriyorum seneye çok çalışıcam, çok.

Seneye Çok Çalışacağım: Söz!


Bu Pazartesi günü, 19 Mayıs sebebiyle okullar tatildi. Biz öğrenci grubu da tabii ayrı bir bayram yaptık. Pazartesiden bir kere daha nefret etmedik. Sendrom falan hiç yakınımızda olmayan, anlamını bile bilmediğimiz bir kavram haline geldi. Pazar akşamı uyumadık, Pazartesi öğlene kadar yataktan kalkmadık. Olabildiğince tembel geçirdik yani günü. Ya da en azından ben şu an sadece kendi yaptıklarımı anlatmaktayım.

Pazartesi günü tembellik yapıp durdum, çünkü ertesi günü başlayacak olan sınavları kafamdan atmaya çalışıyordum. ''Hayır yazılı diyiliz kandırıyorlar bizi! Yok öyle bişi ya YOK!'' diye kendimi kandırmaya çalışsam da ne yazık ki sınavlar bana girmeye yavaştan başladı.

Salı günü Coğrafya yazılımda dağlar, bayırlarla bir kendime geldim böyle. Yazılıda sorulara bakıyorum falan bir şey anladığım yok. E tabii bir gece önce kitabı açıp ''Ha bu basitmiş ya biliyorum ki ben zaten bunu.'' diye diye bir şeye de çalışmadım. Sınav esnasında da radarlar açıldı tabii bende. ''Kim ne yapmış?'', ''Benim kağıdım A grubu, yanımdaki de A'dır inşallah da hepsini ondan yaparım ihih.'' falan yaparken, benim o kötü şansım kör talihim bana bir kerecik gülümsedi ve farklı gruplar olmamıza rağmen, sorularımız aynıydı. Ben de kağıdı olduğu gibi geçirdim ve 85'i kaparak, 24 olan notumu yükselterek karneme Coğrafyayı 3 düşürmeyi başarmış bulunmaktayım.

Bugün de İngilizce yazılısında en favourite singer'ımı sonracığıma ne söyleyim en beğendiğim music'i, sonra işte güzel song yapabiliyormuşum da sesim good muymuş neymiş onları sormuş kadın bize. Ya benim güzel hocacığım, benim ikoncan bebikim sen şimdi benim sesimin good olup olmadığını ne yapıcaksın. Sesim good ise bana sabahtan akşama kadar şarkı mı söyleteceksin yani nedir derdin?

Ben bunları çözmeye çalışırken bir de gördüm ki bu sefer yanımdaki arkadaşımla kağıdımız gerçekten aynı. Ben A grubu, o da A grubu. Tabii hiç çaktırmıyorum hocaya, yanımdaki arkadaşıma da ''Lan gruplarımız aynı ha vuhuu kesin yüz aldık nırırırımmm!'' falan yaptım böyle tabii ikimizde mal gibi birbirimize bakıyoruz çünkü soruları çözemiyoruz. Neyse ki bu benim canım arkadaşım kopya hazırlamış da sıranın altına şey ettirmiş biz böyle birazcık ordan birazcık burdan kağıdı tamamladık, 100 aldık çıktık.

Şimdi bu sınavlar iyi hoş güzel geçti tamam içimiz şu an rahat, ohh mis. Fakat yarın İnkılap ve Edebiyat, Cuma günü de Dil Anlatım ve Tarih yazılılarım var. Dil Anlatım ve Edebiyat'ı saymıyorum çünkü onlar hiç çalışmadan bile harika puanlar aldığım dersler. Fakat Tarih ve İnkılap da en özürlü olduğum dersler. Ne yapıcam ne edicem bilmiyorum. Uykulu uykulu bunları yazıyorum zaten birazdan da mışıl mışıl akşama kadar uyurum sonra uyanır tekrar uyurum gün biter.

Allah'ım senden ufacık mini minnacık bir istediğim var. Şimdi yani ben bütün sene böyle çok çalıştım bir sürü güzel, pıtır pıtırcık notlar aldım, şu son yazılılara da böyle kendimi yormak istemiyorum. Bir güzellik yap da sen yarın ve Cuma günü olacak sınavlarda da bana bir kıyak yap şöyle mesela yanımdakiyle kağıtlarımız aynı olsun, kopya çektiğimizi hoca görmesin falandı filandı. İşte sen bilirsin zaten ne yapacağını. Çok teşekkür ederim Allah'ım. Söz veriyorum seneye çok çalışıcam, çok.

Merhaba bitanelerim.

Havalar buz gibi. Ellerimi neredeyse eldivenli olmasına rağmen ceplerimden çıkartamıyorum. Evin içinde seksen kat giyindiğim yetmiyormuş gibi bir de ellerime eldivenlerimi geçirip, kabanımı giyip patiklerimi de iki çorabın üzerine geçiriyorum. Hayır yani yaz gelsin diyoruz sıcaktan patlıyoruz, kış gelsin diyoruz donmaktan bi hal oluyoruz. Ne olacak bu dünyanın hali vay anam vay.

Havaların titretmesi yetmiyormuş gibi bir de okulların titretmeleri var. Bildiğimiz gibi ilk yarının bitmesine ve tam anlamıyla bir ''Ohh...'' çekmemize iki haftacık gibi bir şey kaldı. Lan bir ''Ohh...'' çektirecekler ama burnumuzdan getiriyorlar. O kadar zaman beklerler beklerler, okulun kapanmasına iki hafta kala yığıyorlar ardı ardına yazılıları biz de böyle öküzün trene baktığı gibi bakıyor ''Yaaa ama hocaaaam o gün Geometriden yazılı vaar, bi sonraki gün olsaaa?'' ''Ay yok kız o gün de Tarihten yazılı var.'' diyoruz.

Hayır yani sen hiç mi öğrenci olmadın lan. Düdüğe bak. Anasının karnından sanki öğretmen olarak doğmuş da gelmiş karşımıza bir de bir cool tavırlarla ''Basit bunlar basit.'' diyor. İngilizceci de basit diyor gel otur bakalım yapabilecek misin o 'basit' dediğin soruları.

Te Allah'ım ya sinirlendim, bir de klavyeye vura vura yazıyorum. Pardon ablacıklarım, abiciklerim ve sevgili kardeşlerim. Ee bu ülkede okumak da kolay değil ki yani birisi de bizim halimizden anlasın. Şu okullar bir an önce bitsin diye dua ediyorum zaten sabah akşam. Hatta şu yazılılar bitsin öğlenlere kadar yatacağım yemin ederim. İstediğim saatte uyanıp tüm gün pijamalarımın içerisinde; elimde kitap, gözümde gözlüklerle dolanmak istiyorum.

Allah'ım şu okulu bir bitiriver yani rica ediyorum.

Ne Olacak Bu Öğrencilerin Hali?

Merhaba bitanelerim.

Havalar buz gibi. Ellerimi neredeyse eldivenli olmasına rağmen ceplerimden çıkartamıyorum. Evin içinde seksen kat giyindiğim yetmiyormuş gibi bir de ellerime eldivenlerimi geçirip, kabanımı giyip patiklerimi de iki çorabın üzerine geçiriyorum. Hayır yani yaz gelsin diyoruz sıcaktan patlıyoruz, kış gelsin diyoruz donmaktan bi hal oluyoruz. Ne olacak bu dünyanın hali vay anam vay.

Havaların titretmesi yetmiyormuş gibi bir de okulların titretmeleri var. Bildiğimiz gibi ilk yarının bitmesine ve tam anlamıyla bir ''Ohh...'' çekmemize iki haftacık gibi bir şey kaldı. Lan bir ''Ohh...'' çektirecekler ama burnumuzdan getiriyorlar. O kadar zaman beklerler beklerler, okulun kapanmasına iki hafta kala yığıyorlar ardı ardına yazılıları biz de böyle öküzün trene baktığı gibi bakıyor ''Yaaa ama hocaaaam o gün Geometriden yazılı vaar, bi sonraki gün olsaaa?'' ''Ay yok kız o gün de Tarihten yazılı var.'' diyoruz.

Hayır yani sen hiç mi öğrenci olmadın lan. Düdüğe bak. Anasının karnından sanki öğretmen olarak doğmuş da gelmiş karşımıza bir de bir cool tavırlarla ''Basit bunlar basit.'' diyor. İngilizceci de basit diyor gel otur bakalım yapabilecek misin o 'basit' dediğin soruları.

Te Allah'ım ya sinirlendim, bir de klavyeye vura vura yazıyorum. Pardon ablacıklarım, abiciklerim ve sevgili kardeşlerim. Ee bu ülkede okumak da kolay değil ki yani birisi de bizim halimizden anlasın. Şu okullar bir an önce bitsin diye dua ediyorum zaten sabah akşam. Hatta şu yazılılar bitsin öğlenlere kadar yatacağım yemin ederim. İstediğim saatte uyanıp tüm gün pijamalarımın içerisinde; elimde kitap, gözümde gözlüklerle dolanmak istiyorum.

Allah'ım şu okulu bir bitiriver yani rica ediyorum.

Fotoğrafım
Edirne, Ayşekadın, Türkiye
19 Ocak 1996, İskenderun doğumlu. Trakya Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü mezunu. 13 yaşından beri blogger. 2012 Hürriyet Bumerang Ödülleri'nde En Uyumlu site üçüncülüğüne hak kazandı. İlk kitabı İkinci Kadının Hikâyesi ise Temmuz 2016 yılında basıldı. Tüm kitabevleri ve online kitapçılarda satışta.