background img

The New Stuff

ev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yoğun, yorucu ve uykusuz geçen bir final haftasının hemen ardından tabii ki delicesine özlediğim ailemin yanına gelmek üzere hazırlık yaptım.

Karmakarışık, belirsiz bir sınav haftası geçirdim. Sonuçlarım fena sayılmaz, muhtemelen bütünleme sınavlarına da kalmayacağım fakat beklediğim gibi de sonuçlar almıyorum maalesef. İlk dönem bu tarz bir şey yaşayacağımın ve beklediğim gibi olmayacağını bir şekilde biliyordum zaten. Bildiğiniz üzere ek tercihlerle yerleşmiş olmam da benim için büyük bir dezavantaj bu konuda. Fakat ikinci yarı ile birlikte artık her şeyin rayına oturacağını düşünüyorum.

Edirne'ye alışmam çok zor olmadı. Zaten İstanbul sonrasında en çok istediğim yer Edirne'ydi. Güzel insanlar tanıdım. Yeni yerler ve yeni insanlar ruhuma çok iyi geldi. Zaten ben bu sene şunu anladım, şu an hayatımda olan yeni insanlarla hayatımın bir noktasında eminim ki, kaçınılmaz olarak tanışacaktım zaten. Çok ilginç tesadüfler ve hayatlarımızın çakıştığı yerler olmuş henüz tanışmadığımız zamanlarda. O yüzden o birkaç kişiyi geç bulduğumu düşünerek kaybetmemeye çalışıyorum ve eminim ki onlar da bana aynı düşünce ile yaklaşıyorlar. Buna inanıyorum.

Dediğim gibi, sınavlar sonrasında aileme bir sürpriz yaparak İskenderun'a geldim. Umuyorum ki bütünleme sınavlarına kalmayıp 3 haftamı burada geçireceğim. Eğer kalırsam da ne yazık ki 10 gün sonra okul hayatına pıt pıt pıt geri dönüş yapacağım. 

2 gündür İskenderun'dayım, 2 gündür de evimden dışarı çıkmadım. Biraz dinlenmek ve evimin kokusunu solumak istiyordum çünkü. Yarından sonra (aynı zamanda yarın doğum günüm) zaten açılacağım dışarıya ve tabii ki neler yapıp ettiğimi sizlerle de paylaşacağım. 

Benim sömestr tatilim şu an bu şekilde ilerliyor. Sizlere de iyi tatiller diliyorum. Dolu dolu günler yaşayın!

Mutlu Pazarlar!

Finaller ve Sonrası

Yoğun, yorucu ve uykusuz geçen bir final haftasının hemen ardından tabii ki delicesine özlediğim ailemin yanına gelmek üzere hazırlık yaptım.

Karmakarışık, belirsiz bir sınav haftası geçirdim. Sonuçlarım fena sayılmaz, muhtemelen bütünleme sınavlarına da kalmayacağım fakat beklediğim gibi de sonuçlar almıyorum maalesef. İlk dönem bu tarz bir şey yaşayacağımın ve beklediğim gibi olmayacağını bir şekilde biliyordum zaten. Bildiğiniz üzere ek tercihlerle yerleşmiş olmam da benim için büyük bir dezavantaj bu konuda. Fakat ikinci yarı ile birlikte artık her şeyin rayına oturacağını düşünüyorum.

Edirne'ye alışmam çok zor olmadı. Zaten İstanbul sonrasında en çok istediğim yer Edirne'ydi. Güzel insanlar tanıdım. Yeni yerler ve yeni insanlar ruhuma çok iyi geldi. Zaten ben bu sene şunu anladım, şu an hayatımda olan yeni insanlarla hayatımın bir noktasında eminim ki, kaçınılmaz olarak tanışacaktım zaten. Çok ilginç tesadüfler ve hayatlarımızın çakıştığı yerler olmuş henüz tanışmadığımız zamanlarda. O yüzden o birkaç kişiyi geç bulduğumu düşünerek kaybetmemeye çalışıyorum ve eminim ki onlar da bana aynı düşünce ile yaklaşıyorlar. Buna inanıyorum.

Dediğim gibi, sınavlar sonrasında aileme bir sürpriz yaparak İskenderun'a geldim. Umuyorum ki bütünleme sınavlarına kalmayıp 3 haftamı burada geçireceğim. Eğer kalırsam da ne yazık ki 10 gün sonra okul hayatına pıt pıt pıt geri dönüş yapacağım. 

2 gündür İskenderun'dayım, 2 gündür de evimden dışarı çıkmadım. Biraz dinlenmek ve evimin kokusunu solumak istiyordum çünkü. Yarından sonra (aynı zamanda yarın doğum günüm) zaten açılacağım dışarıya ve tabii ki neler yapıp ettiğimi sizlerle de paylaşacağım. 

Benim sömestr tatilim şu an bu şekilde ilerliyor. Sizlere de iyi tatiller diliyorum. Dolu dolu günler yaşayın!

Mutlu Pazarlar!


11 yıldır hem duyamıyorum hem de konuşamıyorum. Son zamanlarda geçirdiğim hastalıkların haddi hesabı yok. Şimdi de ayaklarım sebepsiz yere şişiyorlar. Artık yürüyemiyorum da. Maddi sıkıntımızdan hiç bahsetmiyorum bile. 55 yaşına gelmişim ve 11 sene boyunca hiçbir şey konuşamamak, etrafımda konuşulanları duyamamak ne kadar zor, onu bile anlatamıyorum. Okumam yazmam zaten yok, öyle de anlatamıyorum derdimi. Şimdi bir de yürüyememe çıktı başımıza, tekerlekli sandalyemde bütün gün aynı pozisyonda oturup sadece ne oluyor ne bitiyor anlamaya çalışıyorum.

Bugün evimizin önünde; kızım, kızımın iki tane arkadaşı (bir kız bir erkek) oturuyoruz. 40 yıldır evli olduğum kocamda karşımda oturuyor. Bir şeyler konuşuyorlar hararetli bir şekilde. Kızım biraz sinirli, yüzüme de zar zor bakıyor. Anlamaya çalışıyorum, ağzını okumaya çalışıyorum ama bir yandan sigarasını ağzına götürüyor aralıklı aralıklı, bir de sinirli olduğundan çok hızlı konuşuyor. Yere dikiyorum gözlerimi, izlemeye devam etsem daha çok merak edeceğim konuştuklarını.

Bir süre sonra sarı saçlı, boyu uzun ve gayet güzel orta yaşlı bir bayan geliyor ve kocamın yan sandalyesine oturuyor. Çok güzel bir kadın, ilk defa görüyorum fakat kocamla fazla samimiler. Sanki birbirlerini çok uzun zamandır tanıyor gibiler. Ortamda hala bir gerginlik var. Önce tekrar sakin sakin konuşmaya başlıyorlar, fakat daha sonra kızım kendini kaybediyor. Arada bir ayağa kalkıp kadına doğru şiddetle yaklaşıyor ve el hareketleriyle de sinirli olduğunu fazlasıyla gösteriyor. Bağırıyor da bağırıyor, ben ise öylece izliyorum sadece.

Daha sonra sarışın bayan ayağa kalkıyor, kocam da ardından kalkıyor ve sakince biraz ötemizde bir şeyler konuşuyorlar. Kocam fazlasıyla sinirli, sarışın bayan ise sakinleştirmeye çalışıyor onu. Tekrar oturuyorlar yerlerine, kızım sinirden ardı ardına yakıyor sigaraları. İçme bu kadar diyemiyorum ki. Tekrar başlıyor tartışmalar.

Bir an... Ne? Hayır, anlamadım. Kızım yavaş yavaş konuşuyordu ve ... Hayır hayır hayır! Bu sarışın kadın kocamın sevgilisi miydi! HAYIR! Yanlış anladım.

Burada bir şey söyleyemeden durmak o kadar kötü ki. Kocam ve sevgilisi karşımda duruyorlar ve kızım da bu sebepten bu kadar sinirli olsa gerek. Hayat daha bana nasıl kötülükler yapmayı planlıyor ki! Ben şu an zaten artık yaşasam neye yarar. 11 yıldır konuşamıyorum, duyamıyorum ve son bir kaç ayda da ayağım yerden kesildi diye kocam başka kadınlarla mı...

Keşke yürüyebilsem... Sadece yürüyüp uzaklaşırdım buradan. Konuşamıyorum, bari giderek anlasınlar anladığımı. Gittiğimde anlasınlar her şeyi. Yürüyemiyorum, aynı şekilde kımıldamadan oturmaya devam ediyorum sandalyemde. Gözlerimi kapatıyorum, uyursam unuturum belki olanları. Her taraf daha da sessiz şimdi ve karanlık.

Not: Empati kurarak yazdığım gerçekten yaşanmış bir olaydır. Sarışın bayan, adamın sevgilisidir. Kadının kızı babasının böyle bir ilişki yaşamasını istemiyor ve annesi orada öylece otururken babasının karşısında sevgilisiyle rahat bir şekilde oturmasına daha da tepkili. Baba tüm olaylardan üste çıkmak için kızını eroin kullanmakla suçluyor. Kız ise sarışın bayanın dolandırıcı ve ismi de dahil söylediği her şeyin yalan olduğunu söylüyor, adliyeye gitmek istiyor ve bayan bunu reddediyor.

Daha Sessiz Daha Karanlık


11 yıldır hem duyamıyorum hem de konuşamıyorum. Son zamanlarda geçirdiğim hastalıkların haddi hesabı yok. Şimdi de ayaklarım sebepsiz yere şişiyorlar. Artık yürüyemiyorum da. Maddi sıkıntımızdan hiç bahsetmiyorum bile. 55 yaşına gelmişim ve 11 sene boyunca hiçbir şey konuşamamak, etrafımda konuşulanları duyamamak ne kadar zor, onu bile anlatamıyorum. Okumam yazmam zaten yok, öyle de anlatamıyorum derdimi. Şimdi bir de yürüyememe çıktı başımıza, tekerlekli sandalyemde bütün gün aynı pozisyonda oturup sadece ne oluyor ne bitiyor anlamaya çalışıyorum.

Bugün evimizin önünde; kızım, kızımın iki tane arkadaşı (bir kız bir erkek) oturuyoruz. 40 yıldır evli olduğum kocamda karşımda oturuyor. Bir şeyler konuşuyorlar hararetli bir şekilde. Kızım biraz sinirli, yüzüme de zar zor bakıyor. Anlamaya çalışıyorum, ağzını okumaya çalışıyorum ama bir yandan sigarasını ağzına götürüyor aralıklı aralıklı, bir de sinirli olduğundan çok hızlı konuşuyor. Yere dikiyorum gözlerimi, izlemeye devam etsem daha çok merak edeceğim konuştuklarını.

Bir süre sonra sarı saçlı, boyu uzun ve gayet güzel orta yaşlı bir bayan geliyor ve kocamın yan sandalyesine oturuyor. Çok güzel bir kadın, ilk defa görüyorum fakat kocamla fazla samimiler. Sanki birbirlerini çok uzun zamandır tanıyor gibiler. Ortamda hala bir gerginlik var. Önce tekrar sakin sakin konuşmaya başlıyorlar, fakat daha sonra kızım kendini kaybediyor. Arada bir ayağa kalkıp kadına doğru şiddetle yaklaşıyor ve el hareketleriyle de sinirli olduğunu fazlasıyla gösteriyor. Bağırıyor da bağırıyor, ben ise öylece izliyorum sadece.

Daha sonra sarışın bayan ayağa kalkıyor, kocam da ardından kalkıyor ve sakince biraz ötemizde bir şeyler konuşuyorlar. Kocam fazlasıyla sinirli, sarışın bayan ise sakinleştirmeye çalışıyor onu. Tekrar oturuyorlar yerlerine, kızım sinirden ardı ardına yakıyor sigaraları. İçme bu kadar diyemiyorum ki. Tekrar başlıyor tartışmalar.

Bir an... Ne? Hayır, anlamadım. Kızım yavaş yavaş konuşuyordu ve ... Hayır hayır hayır! Bu sarışın kadın kocamın sevgilisi miydi! HAYIR! Yanlış anladım.

Burada bir şey söyleyemeden durmak o kadar kötü ki. Kocam ve sevgilisi karşımda duruyorlar ve kızım da bu sebepten bu kadar sinirli olsa gerek. Hayat daha bana nasıl kötülükler yapmayı planlıyor ki! Ben şu an zaten artık yaşasam neye yarar. 11 yıldır konuşamıyorum, duyamıyorum ve son bir kaç ayda da ayağım yerden kesildi diye kocam başka kadınlarla mı...

Keşke yürüyebilsem... Sadece yürüyüp uzaklaşırdım buradan. Konuşamıyorum, bari giderek anlasınlar anladığımı. Gittiğimde anlasınlar her şeyi. Yürüyemiyorum, aynı şekilde kımıldamadan oturmaya devam ediyorum sandalyemde. Gözlerimi kapatıyorum, uyursam unuturum belki olanları. Her taraf daha da sessiz şimdi ve karanlık.

Not: Empati kurarak yazdığım gerçekten yaşanmış bir olaydır. Sarışın bayan, adamın sevgilisidir. Kadının kızı babasının böyle bir ilişki yaşamasını istemiyor ve annesi orada öylece otururken babasının karşısında sevgilisiyle rahat bir şekilde oturmasına daha da tepkili. Baba tüm olaylardan üste çıkmak için kızını eroin kullanmakla suçluyor. Kız ise sarışın bayanın dolandırıcı ve ismi de dahil söylediği her şeyin yalan olduğunu söylüyor, adliyeye gitmek istiyor ve bayan bunu reddediyor.


Baba olmak nasıl bir duygudur hiç bilemem. O an çocuklarının sana koşarak gelmesi, sarılmaları ve öpmeleri. Ardından ''Babalar günün kutlu olsun baba.'' demeleri...

İnsanın tatmak istediği çok duygu vardır hayatında. Özellikle erkeklerin en büyük hayali de, baba olmaktır. Sevdiği kadından bir çocuk ve baba olmak. Daha ne ister bir erkek?

Her baba, erkek olsun ister ilk çocuğunun. Her ne kadar ''Erkek adamın erkek çocuğu olur.'' dese de aslında kalbi bu cümleyi doğrulamaz. Derler ya, kız çocuğu babaya düşkündür diye. İşte bu lafın kendisi de doğrudur, tersi de. Babalar da en çok kız çocuklarına düşkün olur.

Bir erkek için erkek çocuğunun olması da bambaşka bir duygudur. Kendisi gibi bir erkek yetiştirmek ister. Ona her şeyi ''ben'' öğreteceğim psikolojisine girer ve yapar da. Kendisini örnek almasını ister, bunu gördüğünde de gerçekten ''baba'' olduğunu hisseder.

Bunların hiçbirinin nasıl bir duygu olduğunu bilmiyorum ve sanırım bilmem de biraz zor olacaktır. Fakat kendi babanızın hayat çizgilerini, yaşadıklarını, yaptıklarını ve en önemlisi gözlerine bakarak sizin için beslediği duyguları görebilirsiniz. Ben hepsini gözlemledim ve yazdım.

Ben, babamı örnek almadım şimdiki hayatıma kadar. Örnek alınmayacak bir insan demiyorum, kesinlikle örnek alınacak bir adam fakat ben buna gerek duymadım. Hep kendim olmak istedim, kendi kararlarımı kendim vermek istedim. Babam; evini korumak için, evine ekmek getirebilmek için oradan oraya koşuşturan bir adam. Hiçbir zaman pes etmeyen, tuttuğunu kesinlikle koparan bir adam. Böyle bir baba, kesinlikle örnek alınacak bir insandır. Dediğim gibi, örnek almak istemediğimden ya da örnek alınmayacak bir insan olduğundan değil, sadece ben kendi kararlarım ve kendi kurallarım doğrultusunda hareket etmeyi seven bir insan olduğum için. Bunlara rağmen, hiçbir zaman babamın utanacağı ve gurur duymayacağı bir çocuk olmadım. Benimle gurur duyması için bir çok şey yaptım, yapacağım da. Hatalarım oldu, kızdı. Doğrularım oldu benimle beraber sevindi, gurur duydu. Fazlasıyla hatalar yapmış olsam da, benimle hep gurur duydu ve duyacaktır. Şimdiki hayatımı bir gün arkamda bırakacağım, fakat onlar aynı zamanda gözümün önünde de olacaklar. Her baba, bir gün çocuğundan emeğinin karşılığını görecektir. Ben buna inanıyorum.

Babalar Gününüz Kutlu Olsun... 

Babalar Gününüz Kutlu Olsun!


Baba olmak nasıl bir duygudur hiç bilemem. O an çocuklarının sana koşarak gelmesi, sarılmaları ve öpmeleri. Ardından ''Babalar günün kutlu olsun baba.'' demeleri...

İnsanın tatmak istediği çok duygu vardır hayatında. Özellikle erkeklerin en büyük hayali de, baba olmaktır. Sevdiği kadından bir çocuk ve baba olmak. Daha ne ister bir erkek?

Her baba, erkek olsun ister ilk çocuğunun. Her ne kadar ''Erkek adamın erkek çocuğu olur.'' dese de aslında kalbi bu cümleyi doğrulamaz. Derler ya, kız çocuğu babaya düşkündür diye. İşte bu lafın kendisi de doğrudur, tersi de. Babalar da en çok kız çocuklarına düşkün olur.

Bir erkek için erkek çocuğunun olması da bambaşka bir duygudur. Kendisi gibi bir erkek yetiştirmek ister. Ona her şeyi ''ben'' öğreteceğim psikolojisine girer ve yapar da. Kendisini örnek almasını ister, bunu gördüğünde de gerçekten ''baba'' olduğunu hisseder.

Bunların hiçbirinin nasıl bir duygu olduğunu bilmiyorum ve sanırım bilmem de biraz zor olacaktır. Fakat kendi babanızın hayat çizgilerini, yaşadıklarını, yaptıklarını ve en önemlisi gözlerine bakarak sizin için beslediği duyguları görebilirsiniz. Ben hepsini gözlemledim ve yazdım.

Ben, babamı örnek almadım şimdiki hayatıma kadar. Örnek alınmayacak bir insan demiyorum, kesinlikle örnek alınacak bir adam fakat ben buna gerek duymadım. Hep kendim olmak istedim, kendi kararlarımı kendim vermek istedim. Babam; evini korumak için, evine ekmek getirebilmek için oradan oraya koşuşturan bir adam. Hiçbir zaman pes etmeyen, tuttuğunu kesinlikle koparan bir adam. Böyle bir baba, kesinlikle örnek alınacak bir insandır. Dediğim gibi, örnek almak istemediğimden ya da örnek alınmayacak bir insan olduğundan değil, sadece ben kendi kararlarım ve kendi kurallarım doğrultusunda hareket etmeyi seven bir insan olduğum için. Bunlara rağmen, hiçbir zaman babamın utanacağı ve gurur duymayacağı bir çocuk olmadım. Benimle gurur duyması için bir çok şey yaptım, yapacağım da. Hatalarım oldu, kızdı. Doğrularım oldu benimle beraber sevindi, gurur duydu. Fazlasıyla hatalar yapmış olsam da, benimle hep gurur duydu ve duyacaktır. Şimdiki hayatımı bir gün arkamda bırakacağım, fakat onlar aynı zamanda gözümün önünde de olacaklar. Her baba, bir gün çocuğundan emeğinin karşılığını görecektir. Ben buna inanıyorum.

Babalar Gününüz Kutlu Olsun... 

Fotoğrafım
Edirne, Ayşekadın, Türkiye
19 Ocak 1996, İskenderun doğumlu. Trakya Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü mezunu. 13 yaşından beri blogger. 2012 Hürriyet Bumerang Ödülleri'nde En Uyumlu site üçüncülüğüne hak kazandı. İlk kitabı İkinci Kadının Hikâyesi ise Temmuz 2016 yılında basıldı. Tüm kitabevleri ve online kitapçılarda satışta.