background img

The New Stuff

anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ve nihayet amacıma ulaştım ve büyük isteğimi tamamladım. Kristin Hannah'ın Sevgi Uğruna Yaptıklarımız adlı kitabı ile, tüm kitaplarını okumuş oldum.

Uzun zamandır beni takipte olanlarınız, Kristin Hannah'ın kitaplarına, yazım diline ve hatta kendisine aşık olduğumu biliyorsunuzdur. O yüzden aslında kitaplarının yorumunu da yorum şeklinde pek yazmıyorum. Çünkü şüphesiz ki ayıla bayıla, soluksuz bir şekilde okudum. Yine de bilgilendirme amaçlı kısa özetlerde de mutlaka ki bulunuyorum.

Bu kitabında da, Angie isimle karakter bir türlü anne ünvanına sahip olamıyor. Bir kere şans yüzüne güldü dediysek de, bebeği çok fazla yaşamadı ve hemen öldü. Bu acıyla bir türlü kendine gelemeyen Angie ile Conlan, bunların üzerine ayrılma kararı alıyorlar. Ve bu olanlar sonrasında da Angie değişme kararı alıyor. Buna, doğduğu yer olan West End'e taşınmakla başlıyor.

Laureen da, annesi tarafından bir hata sonucu dünyaya gelmiş bir kız çocuğu olarak görülüyor. Tamamen sevgiden yoksun bir kız çocuğu. Ayrıca annesi alkolik olmakla birlikte, maddi durumları da koca bir SIFIR. Gün geliyor ki annesi onu terk edip gidiyor.

Fakat Laureen'ın hayata karşı bir tutunma nedeni var. O da David. Ona fena halde aşık!

Ve gün geliyor. Evlat sevgisine aç bir kadın ile anne sevgisine muhtaç bu kızın yolları kesişiyor.

Harika bir anlatımla, Kristin Hannah yine sizi en hassas noktanızdan yakalıyor ve sizi ağlatıyor.

Kesinlikle almalısınız demiyorum. GİDİN VE ALIN! diyorum.

Sevgi Uğruna Yaptıklarımız - Kristin Hannah


Ve nihayet amacıma ulaştım ve büyük isteğimi tamamladım. Kristin Hannah'ın Sevgi Uğruna Yaptıklarımız adlı kitabı ile, tüm kitaplarını okumuş oldum.

Uzun zamandır beni takipte olanlarınız, Kristin Hannah'ın kitaplarına, yazım diline ve hatta kendisine aşık olduğumu biliyorsunuzdur. O yüzden aslında kitaplarının yorumunu da yorum şeklinde pek yazmıyorum. Çünkü şüphesiz ki ayıla bayıla, soluksuz bir şekilde okudum. Yine de bilgilendirme amaçlı kısa özetlerde de mutlaka ki bulunuyorum.

Bu kitabında da, Angie isimle karakter bir türlü anne ünvanına sahip olamıyor. Bir kere şans yüzüne güldü dediysek de, bebeği çok fazla yaşamadı ve hemen öldü. Bu acıyla bir türlü kendine gelemeyen Angie ile Conlan, bunların üzerine ayrılma kararı alıyorlar. Ve bu olanlar sonrasında da Angie değişme kararı alıyor. Buna, doğduğu yer olan West End'e taşınmakla başlıyor.

Laureen da, annesi tarafından bir hata sonucu dünyaya gelmiş bir kız çocuğu olarak görülüyor. Tamamen sevgiden yoksun bir kız çocuğu. Ayrıca annesi alkolik olmakla birlikte, maddi durumları da koca bir SIFIR. Gün geliyor ki annesi onu terk edip gidiyor.

Fakat Laureen'ın hayata karşı bir tutunma nedeni var. O da David. Ona fena halde aşık!

Ve gün geliyor. Evlat sevgisine aç bir kadın ile anne sevgisine muhtaç bu kızın yolları kesişiyor.

Harika bir anlatımla, Kristin Hannah yine sizi en hassas noktanızdan yakalıyor ve sizi ağlatıyor.

Kesinlikle almalısınız demiyorum. GİDİN VE ALIN! diyorum.


Dün gece saat 23:00 civarında o kadar güzel ve komik şeyler gelip geçti ki başımdan, onları buraya yazmak geldi içimden. Hem çoktandır güldürmeceli, hepinizi kahkaha boğacak bir şeyler yazmıyordum, fırsat bu fırsat, takipçilerimin yüzlerine güldürme vakti geldi dedim. Tabii ben bu anlatacaklarıma bayağı bir güldüm, umarım ki sizleri de güldürür. 

Dediğim gibi saat 23:00'ü geçerken, o sırada yatağımda saçma bir şekilde uzanmış, elimde telefon, karanlığın içerisinde feysbukta dolanırken, bir de gördüm ki bir mesaj gelmiş. Tanımadığım biri ''Selam.'' yazmış. Bende de asla ''Aa tanımadığım biri bana mesaj atmış, ıyy salak ya 'prdon tanşyo myz acba?''' gibisinden saçma salak şeyler yazmam ve tanımasam da o kişiyle olabildiğince samimi konuşmaya çalışırım. ''Merhaba.'' yazıp gönderdim ve konuşmamız başladı.

Beni bulup ekleme hikayesini anlattı. Gugıl amcamıza bir şeyler sormuş bir de bakmış benim blog. Aman Allah'ım bu da ne demiş girmiş, öyle böyle derken feysten eklemiş ve konuşmak istemiş. Hem beni bu şekilde bulması hem de benimle olan konuşmasındaki samimiyetten dolayı ben de mutlu oldum onu tanıdığıma.

Her neyse, sonra arkadaşımız birden bire bana şu soruyu yöneltti: ''Ailen sana başka bir isim koymayı düşünmüş de sonra dedenin ismini mi koymuşlar?'' Allaaah! 17 yaşındayım ve belki hayatım boyunca 17 bin kere karşılaştığım bir soru. Bu soru her sorulduğunda içimden öncelikle anne ve babacığımdan özür dileyip sonradan sövmeye başlıyorum.

Ben de ''Annem Burak veya Berkay istemiş ama babam da babasının adını koymak istemiş işte.'' dedim. Arkadaşımız da ordan ''Hiç Hasan değilsin çünkü, sen de Hasan tipi yok. Burak ve Berkay tipi var gerçekten.'' dedi. Gecenin bilmem kaçı, ''Hiç Hasan değilsin çünkü.'' kısmını okuduktan sonra beni bir gülme krizi aldı ki sormayın. Kendimi o kadar kaptırmışım ki bir ara yataktan düşüyordum, neyse ki son anda kurtardım kendimi.

Yani aslında ne kadar gülsem de çok gıcık oluyorum abi adımın Hasan olmasına. Hasan ne Allah için yani canım babacığım. Ne biliyim işte annem istemiş Burak, koy Burak gitsin yani. Berk koy. Hasan ne eyy saçına kaşına kurban olduğum.

Yalnız anneme de az sinirlenmedim değil yani, baktın Hasan koyacak kalk, kaç hastaneden iki dakikalığına köşedeki nüfus şeyisiliğine git çıkar bir tane nüfus cüzdanı, koy adımı Burak!

Hasan demeyin bana pıliiizzz.

Burak Tipli Hasan Olmak


Dün gece saat 23:00 civarında o kadar güzel ve komik şeyler gelip geçti ki başımdan, onları buraya yazmak geldi içimden. Hem çoktandır güldürmeceli, hepinizi kahkaha boğacak bir şeyler yazmıyordum, fırsat bu fırsat, takipçilerimin yüzlerine güldürme vakti geldi dedim. Tabii ben bu anlatacaklarıma bayağı bir güldüm, umarım ki sizleri de güldürür. 

Dediğim gibi saat 23:00'ü geçerken, o sırada yatağımda saçma bir şekilde uzanmış, elimde telefon, karanlığın içerisinde feysbukta dolanırken, bir de gördüm ki bir mesaj gelmiş. Tanımadığım biri ''Selam.'' yazmış. Bende de asla ''Aa tanımadığım biri bana mesaj atmış, ıyy salak ya 'prdon tanşyo myz acba?''' gibisinden saçma salak şeyler yazmam ve tanımasam da o kişiyle olabildiğince samimi konuşmaya çalışırım. ''Merhaba.'' yazıp gönderdim ve konuşmamız başladı.

Beni bulup ekleme hikayesini anlattı. Gugıl amcamıza bir şeyler sormuş bir de bakmış benim blog. Aman Allah'ım bu da ne demiş girmiş, öyle böyle derken feysten eklemiş ve konuşmak istemiş. Hem beni bu şekilde bulması hem de benimle olan konuşmasındaki samimiyetten dolayı ben de mutlu oldum onu tanıdığıma.

Her neyse, sonra arkadaşımız birden bire bana şu soruyu yöneltti: ''Ailen sana başka bir isim koymayı düşünmüş de sonra dedenin ismini mi koymuşlar?'' Allaaah! 17 yaşındayım ve belki hayatım boyunca 17 bin kere karşılaştığım bir soru. Bu soru her sorulduğunda içimden öncelikle anne ve babacığımdan özür dileyip sonradan sövmeye başlıyorum.

Ben de ''Annem Burak veya Berkay istemiş ama babam da babasının adını koymak istemiş işte.'' dedim. Arkadaşımız da ordan ''Hiç Hasan değilsin çünkü, sen de Hasan tipi yok. Burak ve Berkay tipi var gerçekten.'' dedi. Gecenin bilmem kaçı, ''Hiç Hasan değilsin çünkü.'' kısmını okuduktan sonra beni bir gülme krizi aldı ki sormayın. Kendimi o kadar kaptırmışım ki bir ara yataktan düşüyordum, neyse ki son anda kurtardım kendimi.

Yani aslında ne kadar gülsem de çok gıcık oluyorum abi adımın Hasan olmasına. Hasan ne Allah için yani canım babacığım. Ne biliyim işte annem istemiş Burak, koy Burak gitsin yani. Berk koy. Hasan ne eyy saçına kaşına kurban olduğum.

Yalnız anneme de az sinirlenmedim değil yani, baktın Hasan koyacak kalk, kaç hastaneden iki dakikalığına köşedeki nüfus şeyisiliğine git çıkar bir tane nüfus cüzdanı, koy adımı Burak!

Hasan demeyin bana pıliiizzz.


Ne yapsak ödeyemeyiz annelerimizin hakkını. Onları ne kadar seversek sevelim, onların bize olan sevgisi yanında az kalır ne yazık ki. Bir babadan çok daha farklıdır anne. Çok çok daha farklı.

Mutluluğun, sevginin, huzurun somut hali adeta. Derler ya ''Dost gider, sevgili gider, aile kalır.'' diye. Bana sorarsanız aile de gider. Anne kalır.

Şimdi buraya ne kadar uzunca bir yazı yazsam da ben, duygularımı kelimelerin perdesi yapsam da, başkaları dünyanın en harika melodisiyle, en harika sözleriyle bir şarkı yazsa da, en pahalı boyalarla gökyüzü tabloya inse de yine ödenmez annemin, annelerin hakkı.

Bir gün değildir ki annelerimizin günü. Her gün onlara, bugün gösterdiğimiz sevgiyi göstermeliyiz. 365 günden sadece 1 gün mü değerli görülür anneler? Asla! 365 günün her saati, her dakikası, her saniyesi annelerimizin. Onlar bizim meleğimiz!

Bir çocuğun gözyaşı nasıl olur da annenin kalbini paramparça ederse, ben annemin gözlerinden akan yaşları gördüğümde bu duygunun nasıl bir şey olduğunu anlayabiliyorum. Biliyorum, ağlaması bile bir meleğin gülümsemesi kadar ışıltılı ve göz alıcı.

Cennetin kokusu, senin kokun anneciğim.
Hayatımın en değerlisi olduğunu sen de biliyorsun.
Tek istediğim, her zaman yanımda olman.
Sakın hiçbir yere gitme, hep yanımda ol.
Seni çok seviyorum anne.
Anneler günün kutlu olsun...

Anneler Günün Kutlu Olsun Meleğim


Ne yapsak ödeyemeyiz annelerimizin hakkını. Onları ne kadar seversek sevelim, onların bize olan sevgisi yanında az kalır ne yazık ki. Bir babadan çok daha farklıdır anne. Çok çok daha farklı.

Mutluluğun, sevginin, huzurun somut hali adeta. Derler ya ''Dost gider, sevgili gider, aile kalır.'' diye. Bana sorarsanız aile de gider. Anne kalır.

Şimdi buraya ne kadar uzunca bir yazı yazsam da ben, duygularımı kelimelerin perdesi yapsam da, başkaları dünyanın en harika melodisiyle, en harika sözleriyle bir şarkı yazsa da, en pahalı boyalarla gökyüzü tabloya inse de yine ödenmez annemin, annelerin hakkı.

Bir gün değildir ki annelerimizin günü. Her gün onlara, bugün gösterdiğimiz sevgiyi göstermeliyiz. 365 günden sadece 1 gün mü değerli görülür anneler? Asla! 365 günün her saati, her dakikası, her saniyesi annelerimizin. Onlar bizim meleğimiz!

Bir çocuğun gözyaşı nasıl olur da annenin kalbini paramparça ederse, ben annemin gözlerinden akan yaşları gördüğümde bu duygunun nasıl bir şey olduğunu anlayabiliyorum. Biliyorum, ağlaması bile bir meleğin gülümsemesi kadar ışıltılı ve göz alıcı.

Cennetin kokusu, senin kokun anneciğim.
Hayatımın en değerlisi olduğunu sen de biliyorsun.
Tek istediğim, her zaman yanımda olman.
Sakın hiçbir yere gitme, hep yanımda ol.
Seni çok seviyorum anne.
Anneler günün kutlu olsun...


Baba olmak nasıl bir duygudur hiç bilemem. O an çocuklarının sana koşarak gelmesi, sarılmaları ve öpmeleri. Ardından ''Babalar günün kutlu olsun baba.'' demeleri...

İnsanın tatmak istediği çok duygu vardır hayatında. Özellikle erkeklerin en büyük hayali de, baba olmaktır. Sevdiği kadından bir çocuk ve baba olmak. Daha ne ister bir erkek?

Her baba, erkek olsun ister ilk çocuğunun. Her ne kadar ''Erkek adamın erkek çocuğu olur.'' dese de aslında kalbi bu cümleyi doğrulamaz. Derler ya, kız çocuğu babaya düşkündür diye. İşte bu lafın kendisi de doğrudur, tersi de. Babalar da en çok kız çocuklarına düşkün olur.

Bir erkek için erkek çocuğunun olması da bambaşka bir duygudur. Kendisi gibi bir erkek yetiştirmek ister. Ona her şeyi ''ben'' öğreteceğim psikolojisine girer ve yapar da. Kendisini örnek almasını ister, bunu gördüğünde de gerçekten ''baba'' olduğunu hisseder.

Bunların hiçbirinin nasıl bir duygu olduğunu bilmiyorum ve sanırım bilmem de biraz zor olacaktır. Fakat kendi babanızın hayat çizgilerini, yaşadıklarını, yaptıklarını ve en önemlisi gözlerine bakarak sizin için beslediği duyguları görebilirsiniz. Ben hepsini gözlemledim ve yazdım.

Ben, babamı örnek almadım şimdiki hayatıma kadar. Örnek alınmayacak bir insan demiyorum, kesinlikle örnek alınacak bir adam fakat ben buna gerek duymadım. Hep kendim olmak istedim, kendi kararlarımı kendim vermek istedim. Babam; evini korumak için, evine ekmek getirebilmek için oradan oraya koşuşturan bir adam. Hiçbir zaman pes etmeyen, tuttuğunu kesinlikle koparan bir adam. Böyle bir baba, kesinlikle örnek alınacak bir insandır. Dediğim gibi, örnek almak istemediğimden ya da örnek alınmayacak bir insan olduğundan değil, sadece ben kendi kararlarım ve kendi kurallarım doğrultusunda hareket etmeyi seven bir insan olduğum için. Bunlara rağmen, hiçbir zaman babamın utanacağı ve gurur duymayacağı bir çocuk olmadım. Benimle gurur duyması için bir çok şey yaptım, yapacağım da. Hatalarım oldu, kızdı. Doğrularım oldu benimle beraber sevindi, gurur duydu. Fazlasıyla hatalar yapmış olsam da, benimle hep gurur duydu ve duyacaktır. Şimdiki hayatımı bir gün arkamda bırakacağım, fakat onlar aynı zamanda gözümün önünde de olacaklar. Her baba, bir gün çocuğundan emeğinin karşılığını görecektir. Ben buna inanıyorum.

Babalar Gününüz Kutlu Olsun... 

Babalar Gününüz Kutlu Olsun!


Baba olmak nasıl bir duygudur hiç bilemem. O an çocuklarının sana koşarak gelmesi, sarılmaları ve öpmeleri. Ardından ''Babalar günün kutlu olsun baba.'' demeleri...

İnsanın tatmak istediği çok duygu vardır hayatında. Özellikle erkeklerin en büyük hayali de, baba olmaktır. Sevdiği kadından bir çocuk ve baba olmak. Daha ne ister bir erkek?

Her baba, erkek olsun ister ilk çocuğunun. Her ne kadar ''Erkek adamın erkek çocuğu olur.'' dese de aslında kalbi bu cümleyi doğrulamaz. Derler ya, kız çocuğu babaya düşkündür diye. İşte bu lafın kendisi de doğrudur, tersi de. Babalar da en çok kız çocuklarına düşkün olur.

Bir erkek için erkek çocuğunun olması da bambaşka bir duygudur. Kendisi gibi bir erkek yetiştirmek ister. Ona her şeyi ''ben'' öğreteceğim psikolojisine girer ve yapar da. Kendisini örnek almasını ister, bunu gördüğünde de gerçekten ''baba'' olduğunu hisseder.

Bunların hiçbirinin nasıl bir duygu olduğunu bilmiyorum ve sanırım bilmem de biraz zor olacaktır. Fakat kendi babanızın hayat çizgilerini, yaşadıklarını, yaptıklarını ve en önemlisi gözlerine bakarak sizin için beslediği duyguları görebilirsiniz. Ben hepsini gözlemledim ve yazdım.

Ben, babamı örnek almadım şimdiki hayatıma kadar. Örnek alınmayacak bir insan demiyorum, kesinlikle örnek alınacak bir adam fakat ben buna gerek duymadım. Hep kendim olmak istedim, kendi kararlarımı kendim vermek istedim. Babam; evini korumak için, evine ekmek getirebilmek için oradan oraya koşuşturan bir adam. Hiçbir zaman pes etmeyen, tuttuğunu kesinlikle koparan bir adam. Böyle bir baba, kesinlikle örnek alınacak bir insandır. Dediğim gibi, örnek almak istemediğimden ya da örnek alınmayacak bir insan olduğundan değil, sadece ben kendi kararlarım ve kendi kurallarım doğrultusunda hareket etmeyi seven bir insan olduğum için. Bunlara rağmen, hiçbir zaman babamın utanacağı ve gurur duymayacağı bir çocuk olmadım. Benimle gurur duyması için bir çok şey yaptım, yapacağım da. Hatalarım oldu, kızdı. Doğrularım oldu benimle beraber sevindi, gurur duydu. Fazlasıyla hatalar yapmış olsam da, benimle hep gurur duydu ve duyacaktır. Şimdiki hayatımı bir gün arkamda bırakacağım, fakat onlar aynı zamanda gözümün önünde de olacaklar. Her baba, bir gün çocuğundan emeğinin karşılığını görecektir. Ben buna inanıyorum.

Babalar Gününüz Kutlu Olsun... 


''Hadi çocuklar, hazır mısınız?'' diye seslendim, uzun ve geniş koridora doğru. Elimde, arabamın anahtarları ve çocuklarımı okula götürmek için kapının eşiğinde duruyordum. Bir süre sonra aynı anda odalarından çıktılar ve sırtlarında çantalarıyla: ''Hazırız anne!'' diye bağırdılar aynı anda. Yanımdan geçerlerken yanağıma birer öpücük kondurup, gülüşerek arabanın içine atladılar. O kadar uzun süre beklediğimi tamamen unutmuş ve oldukça mutlu , güler yüzlü bir şekilde arabama doğru ilerledim ve yola çıkmak üzere koltuğuma oturdum. 

Arabayı çalıştırmadan önce, hep yapmak istediğim ve yıllar önce de hayalini kurduğum o şeyi yapmak üzere arkama dönüp: ''Sizi bugün okula sahil yolundan götüreyim çocuklar ne dersiniz? İlerideki marketten de birer dondurma alır yeriz ha?'' demiştim, beni hayata bağlayan o iki çift renkli gözlere bakarak. 

''Anne sen bir tanesin!'' demişlerdi yine aynı anda. Aralarında 2 yaş olmasına rağmen ikiz gibilerdi. Arabayı çalıştırmadan önce hemen radyoyu açtım ve direk son sese verdim. İnanılır gibi değildi. Çıkan şarkının verdiği şaşkınlıkla arkamı dönüp çocuklarıma baktım. Çalan şarkının, babalarıyla yıllar öncesinde ve şimdi bile şarkımız olduğunu biliyorlardı. Bir neşe, bir mutluluk, bağıra çağıra şarkıya eşlik ediyorduk. İçimden, keşke bugün toplantısı olmasaydı da kocam da yanımızda olsaydı diyordum. 

Hayal Edilen Gerçek


''Hadi çocuklar, hazır mısınız?'' diye seslendim, uzun ve geniş koridora doğru. Elimde, arabamın anahtarları ve çocuklarımı okula götürmek için kapının eşiğinde duruyordum. Bir süre sonra aynı anda odalarından çıktılar ve sırtlarında çantalarıyla: ''Hazırız anne!'' diye bağırdılar aynı anda. Yanımdan geçerlerken yanağıma birer öpücük kondurup, gülüşerek arabanın içine atladılar. O kadar uzun süre beklediğimi tamamen unutmuş ve oldukça mutlu , güler yüzlü bir şekilde arabama doğru ilerledim ve yola çıkmak üzere koltuğuma oturdum. 

Arabayı çalıştırmadan önce, hep yapmak istediğim ve yıllar önce de hayalini kurduğum o şeyi yapmak üzere arkama dönüp: ''Sizi bugün okula sahil yolundan götüreyim çocuklar ne dersiniz? İlerideki marketten de birer dondurma alır yeriz ha?'' demiştim, beni hayata bağlayan o iki çift renkli gözlere bakarak. 

''Anne sen bir tanesin!'' demişlerdi yine aynı anda. Aralarında 2 yaş olmasına rağmen ikiz gibilerdi. Arabayı çalıştırmadan önce hemen radyoyu açtım ve direk son sese verdim. İnanılır gibi değildi. Çıkan şarkının verdiği şaşkınlıkla arkamı dönüp çocuklarıma baktım. Çalan şarkının, babalarıyla yıllar öncesinde ve şimdi bile şarkımız olduğunu biliyorlardı. Bir neşe, bir mutluluk, bağıra çağıra şarkıya eşlik ediyorduk. İçimden, keşke bugün toplantısı olmasaydı da kocam da yanımızda olsaydı diyordum. 

Kendimi nasıl bu evin dışına, daha da, tamamen dışına nasıl atabilirim diye düşünemiyordum bile. İki kelimelik bir söz, insanın hayatını ne kadar yıkabilirdi ki? Ne kadar mahvedebilirdi? Nasıl alt üst olurdu her şey?

Kapıyı açtım ve hiç durmayacakmış, en sona kaçarcasına koşmaya başladım. Koştukça, uzaklaştıkça; o söz daha da yankılanıyordu beynimin içinde. Bütün hislerimi kemiriyor, gittikçe hissizleşiyordum. Koşmaktan, etrafa bakmaktan, durup etrafımdan dönmekten; ayaklarımı, ağlamaktan ise gözlerimi hissedemiyordum. Sadece gözlerimin içindeki yanmayı hissedebiliyordum. Kalbimin en derinindeki yanmaya benziyordu. Aynı acıydı bu.


Koştum. Koştum. Koştum. Durmayacağım, durmak yok! Bitecek mi bu da? Her berbat olay gibi, bunu da unutabilir miyim? Unutamam... Unutabilirim... Bilmiyorum. Daha fazla yapabileceğimi düşünmüyorum. Her şey bu kadar basit olamazdı. Unutamam, unutamayacağım ama bunun da bir sonu olacaktı. Biliyorum, evet olacaktı.

Daha ne kadar koşacağım, istemiyorum! Sus, konuşma. Hayır, hayır, hayır! Nefret etmiyor. Sadece bir anlık sinirdi, seviyor. Ben onun kızıyım. Beni seviyor, ben de onu. Beni sevi... Sus artık! Dinlemeyeceğim seni!

...

Bir Ses: ''Nefret Ediyorum!''

Kendimi nasıl bu evin dışına, daha da, tamamen dışına nasıl atabilirim diye düşünemiyordum bile. İki kelimelik bir söz, insanın hayatını ne kadar yıkabilirdi ki? Ne kadar mahvedebilirdi? Nasıl alt üst olurdu her şey?

Kapıyı açtım ve hiç durmayacakmış, en sona kaçarcasına koşmaya başladım. Koştukça, uzaklaştıkça; o söz daha da yankılanıyordu beynimin içinde. Bütün hislerimi kemiriyor, gittikçe hissizleşiyordum. Koşmaktan, etrafa bakmaktan, durup etrafımdan dönmekten; ayaklarımı, ağlamaktan ise gözlerimi hissedemiyordum. Sadece gözlerimin içindeki yanmayı hissedebiliyordum. Kalbimin en derinindeki yanmaya benziyordu. Aynı acıydı bu.


Koştum. Koştum. Koştum. Durmayacağım, durmak yok! Bitecek mi bu da? Her berbat olay gibi, bunu da unutabilir miyim? Unutamam... Unutabilirim... Bilmiyorum. Daha fazla yapabileceğimi düşünmüyorum. Her şey bu kadar basit olamazdı. Unutamam, unutamayacağım ama bunun da bir sonu olacaktı. Biliyorum, evet olacaktı.

Daha ne kadar koşacağım, istemiyorum! Sus, konuşma. Hayır, hayır, hayır! Nefret etmiyor. Sadece bir anlık sinirdi, seviyor. Ben onun kızıyım. Beni seviyor, ben de onu. Beni sevi... Sus artık! Dinlemeyeceğim seni!

...


Odamda, yatağımın üzerine iki büklüm bir halde uzanmıştım. Gözlerimi sımsıkı kapatmış, iç odadan gelen bağırış, çağırışları dinliyordum. Annemin ve babamın birbirlerine bağırmalarına dayanamıyordum, özellikle de bu bağırış çağırışların nedeni bensem, hiç dayanabileceğim bir olay değildi. 

Her zaman olduğu gibi babam, beni korumaya çalışıyordu. Annem ise, beni haksız yere suçlarından bıkmadan devam ediyordu bağırmaya. Korkuyordum. Sesler bir inip, bir şiddetleniyordu. Sesler azaldıkça gözlerimi yavaş yavaş açmaya çalışıyorum ve tam göz kapaklarımın arasından ince bir çizik halinde ışık sızacak iken, bir bağırışla göz kapaklarım kırış kırış oluyor ve son gücüme kadar bastırıyordum gözlerimi. Ben göz kapaklarımı birbirine bastırınca ya sesler daha az gelecek ya da kendimi fazla sıkmaktan kulak zarlarım patlayacak ve bir daha hiçbir şey duymayacağım sanırdım. Maalesef ki öyle olmuyor. 

İyi Geceler Anne!


Odamda, yatağımın üzerine iki büklüm bir halde uzanmıştım. Gözlerimi sımsıkı kapatmış, iç odadan gelen bağırış, çağırışları dinliyordum. Annemin ve babamın birbirlerine bağırmalarına dayanamıyordum, özellikle de bu bağırış çağırışların nedeni bensem, hiç dayanabileceğim bir olay değildi. 

Her zaman olduğu gibi babam, beni korumaya çalışıyordu. Annem ise, beni haksız yere suçlarından bıkmadan devam ediyordu bağırmaya. Korkuyordum. Sesler bir inip, bir şiddetleniyordu. Sesler azaldıkça gözlerimi yavaş yavaş açmaya çalışıyorum ve tam göz kapaklarımın arasından ince bir çizik halinde ışık sızacak iken, bir bağırışla göz kapaklarım kırış kırış oluyor ve son gücüme kadar bastırıyordum gözlerimi. Ben göz kapaklarımı birbirine bastırınca ya sesler daha az gelecek ya da kendimi fazla sıkmaktan kulak zarlarım patlayacak ve bir daha hiçbir şey duymayacağım sanırdım. Maalesef ki öyle olmuyor. 


Fotoğrafım
Edirne, Ayşekadın, Türkiye
19 Ocak 1996, İskenderun doğumlu. Trakya Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü mezunu. 13 yaşından beri blogger. 2012 Hürriyet Bumerang Ödülleri'nde En Uyumlu site üçüncülüğüne hak kazandı. İlk kitabı İkinci Kadının Hikâyesi ise Temmuz 2016 yılında basıldı. Tüm kitabevleri ve online kitapçılarda satışta.