background img

The New Stuff

gülümsemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gülümsemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Fark et artık bakışlarımı ve otur yanıma. Adımı bildiğin halde adımı sor, konuş benimle, hiç susmayacakmış gibi. Susma, susmanı istemiyorum. Konuş ki sesini duyabileyim, sesini duydukça yaşayabileyim. Senin sesinle yatıp senin sesinle uyanmak, gözlerine bakarak gülmek istiyorum. Üşüyorum. Üşüdüğüm zaman yanımda ol istiyorum.

Şu an bir şarkı çalıyor, bu şarkı da bitmesin. Bizim şarkımız olsun bu. İçinde olduğun kalbimi titreten şarkı bu. Seni hatırlatıyor bana. Adın geçiyor sanki mısralarında. Bestesi bakışmalarımızı anlatıyor sanki. Neden bu kadar imkansız ki, neden bu kadar zor?

Her şey gibi sen de mi bana uzak olacaksın? Hayır, olma. İçine çek beni, vazgeçme, unutma, uzak durma. Asla uzak durma. Yanımdan geçip gitme, yanımdan geçerken dur ve dön bana doğru, gözlerime bak ve gülsün gözlerin bana, yaklaş bana doğru ve yanağıma bir öpücük bırak. Sen yoksan eğer, senden kalan tek şey bu olsun.

Her şey mi bana uzak geliyor yoksa ben mi hep uzağımda olanları yanımda istiyorum, bilmiyorum. Tek bildiğim bana uzak olanlardan birinin sen olmasını istemediğim.

Neden yalnızım ki, tam da şimdi? Neden yanımda olmayasın ki? Bu şarkıları neden beraber dinlemiyoruz ki? Canımı acıtacaklarına, neden içindeki gizli anlamlar ikimize hitap etmesin ki?

Gel ve benim ol. Sadece benim.

Senden Geriye Bir Buse


Fark et artık bakışlarımı ve otur yanıma. Adımı bildiğin halde adımı sor, konuş benimle, hiç susmayacakmış gibi. Susma, susmanı istemiyorum. Konuş ki sesini duyabileyim, sesini duydukça yaşayabileyim. Senin sesinle yatıp senin sesinle uyanmak, gözlerine bakarak gülmek istiyorum. Üşüyorum. Üşüdüğüm zaman yanımda ol istiyorum.

Şu an bir şarkı çalıyor, bu şarkı da bitmesin. Bizim şarkımız olsun bu. İçinde olduğun kalbimi titreten şarkı bu. Seni hatırlatıyor bana. Adın geçiyor sanki mısralarında. Bestesi bakışmalarımızı anlatıyor sanki. Neden bu kadar imkansız ki, neden bu kadar zor?

Her şey gibi sen de mi bana uzak olacaksın? Hayır, olma. İçine çek beni, vazgeçme, unutma, uzak durma. Asla uzak durma. Yanımdan geçip gitme, yanımdan geçerken dur ve dön bana doğru, gözlerime bak ve gülsün gözlerin bana, yaklaş bana doğru ve yanağıma bir öpücük bırak. Sen yoksan eğer, senden kalan tek şey bu olsun.

Her şey mi bana uzak geliyor yoksa ben mi hep uzağımda olanları yanımda istiyorum, bilmiyorum. Tek bildiğim bana uzak olanlardan birinin sen olmasını istemediğim.

Neden yalnızım ki, tam da şimdi? Neden yanımda olmayasın ki? Bu şarkıları neden beraber dinlemiyoruz ki? Canımı acıtacaklarına, neden içindeki gizli anlamlar ikimize hitap etmesin ki?

Gel ve benim ol. Sadece benim.

Artık her sabah daha kolay kalkıyorum yatağımdan. Aynanın karşısında daha fazla bakıyorum kendime, daha çok özen gösteriyorum nedense. Yüzümü gördüğü zaman, ''İşte bu.'' deyip, gülümsesin istiyorum çünkü. Beni sevebilsin ve beni sevdiği için kendisiyle övünüp dursun istiyorum. Ben, onun için öyle yapıyorum.

Her gün ilk önce onun yüzünü görmek, gözlerinin içine bakmak... Herkesin yaşayabilme ihtimalinin yüksek olduğu duygular bunlar, belki de. Fakat farklı şeyler var. Hatta farklı olan tek bir şey, en büyük etken aramızda. Uzak kalmak istemiyorum, rahatça ve dolu dolu bakmak istiyorum. Gitsin istemiyorum... Onun da uzaklaşmasını istemiyorum. 

Gizli ve kaçamak bakışların olduğu zamanlar bunlar. Belki gelip geçici, belki de sonsuz. Belki de yanılıyorumdur, bilmiyorum. Fakat hissedebiliyorum. İnsan, herkese aynı bakmaz, bir yerde bir farklılık vardır mutlaka. Nasıl baktığını karşıdakine hissettirir çoğu zaman, hissediyor mu bilmiyorum ama ben hissedebiliyorum sanırım. 

Kokusunu duyamadım hala, sesini de duyamadım, güldüğünü bile göremedim. Uzak bir ihtimal olmasını hiç olmamasına bile tercih edebilirim. Hiç olmazsa, yanımda otursun ve benimle konuşsun. Kaçarak değil, isteyerek bakışalım. Korkarak değil, gülümseyerek konuşalım. 

Hiç olmazsa... hiç olurum.  

Hiç Olmazsa... Hiç Olurum

Artık her sabah daha kolay kalkıyorum yatağımdan. Aynanın karşısında daha fazla bakıyorum kendime, daha çok özen gösteriyorum nedense. Yüzümü gördüğü zaman, ''İşte bu.'' deyip, gülümsesin istiyorum çünkü. Beni sevebilsin ve beni sevdiği için kendisiyle övünüp dursun istiyorum. Ben, onun için öyle yapıyorum.

Her gün ilk önce onun yüzünü görmek, gözlerinin içine bakmak... Herkesin yaşayabilme ihtimalinin yüksek olduğu duygular bunlar, belki de. Fakat farklı şeyler var. Hatta farklı olan tek bir şey, en büyük etken aramızda. Uzak kalmak istemiyorum, rahatça ve dolu dolu bakmak istiyorum. Gitsin istemiyorum... Onun da uzaklaşmasını istemiyorum. 

Gizli ve kaçamak bakışların olduğu zamanlar bunlar. Belki gelip geçici, belki de sonsuz. Belki de yanılıyorumdur, bilmiyorum. Fakat hissedebiliyorum. İnsan, herkese aynı bakmaz, bir yerde bir farklılık vardır mutlaka. Nasıl baktığını karşıdakine hissettirir çoğu zaman, hissediyor mu bilmiyorum ama ben hissedebiliyorum sanırım. 

Kokusunu duyamadım hala, sesini de duyamadım, güldüğünü bile göremedim. Uzak bir ihtimal olmasını hiç olmamasına bile tercih edebilirim. Hiç olmazsa, yanımda otursun ve benimle konuşsun. Kaçarak değil, isteyerek bakışalım. Korkarak değil, gülümseyerek konuşalım. 

Hiç olmazsa... hiç olurum.  



Yerinde duramayan minik çocuklar gibiydi umutlarım ve hayallerim. İçimde çığlıklar eşliğinde gülüşler var. Sanki daha dünyaya yeni gözlerini açmış bir bebeğin gözleri kadar temiz hayallerim var. Kimseye zararı olmayacak, yeni alınan kitabın kokusu kadar huzur verici. 

Keşkelerin olmayacağı umutlarım var avuçlarımda. Parmaklarımın arasından göz yaşları damlıyor, mutluluk sızıyor içerisine. Kendi mutluluğum, kendi huzurumu düşünüyorum sadece. Yanımda olacakları da düşünüyorum. Bir çok hayalimi yanımda olan dostlarımla kurdum, onlarla kurdum geleceğimi. Her ne kadar ellerim bu yaz sıcağında bile buz gibi olsa da, kendi kendime anlatsam da dertlerimi tekrar yanımda olacaklarına inanıyorum. 

Ben de küçücük bir çocuk gibi hızlıca koşmak istiyorum umutlarıma, hayallerime. Onları alabilmek, onlara tutunabilmek için belki defalarca buzdolabının üzerine zıplamak istiyorum. Sanki derslerimi bitirmiş ve çikolatasını almaya çalışan ufacık ayakları, ufacık elleri olan çocuklar gibi. 

Umutlarım olmasaydı, hayallerimden vazgeçerdim. Vazgeçmeyeceğim ve buzdolabının üzerindeki çikolatayı kimsenin yardımı olmadan kaptığım zaman ki mutluluğuma eş değer, belki de daha da fazla mutlu olacağım. 

Çikolatalı Hayaller



Yerinde duramayan minik çocuklar gibiydi umutlarım ve hayallerim. İçimde çığlıklar eşliğinde gülüşler var. Sanki daha dünyaya yeni gözlerini açmış bir bebeğin gözleri kadar temiz hayallerim var. Kimseye zararı olmayacak, yeni alınan kitabın kokusu kadar huzur verici. 

Keşkelerin olmayacağı umutlarım var avuçlarımda. Parmaklarımın arasından göz yaşları damlıyor, mutluluk sızıyor içerisine. Kendi mutluluğum, kendi huzurumu düşünüyorum sadece. Yanımda olacakları da düşünüyorum. Bir çok hayalimi yanımda olan dostlarımla kurdum, onlarla kurdum geleceğimi. Her ne kadar ellerim bu yaz sıcağında bile buz gibi olsa da, kendi kendime anlatsam da dertlerimi tekrar yanımda olacaklarına inanıyorum. 

Ben de küçücük bir çocuk gibi hızlıca koşmak istiyorum umutlarıma, hayallerime. Onları alabilmek, onlara tutunabilmek için belki defalarca buzdolabının üzerine zıplamak istiyorum. Sanki derslerimi bitirmiş ve çikolatasını almaya çalışan ufacık ayakları, ufacık elleri olan çocuklar gibi. 

Umutlarım olmasaydı, hayallerimden vazgeçerdim. Vazgeçmeyeceğim ve buzdolabının üzerindeki çikolatayı kimsenin yardımı olmadan kaptığım zaman ki mutluluğuma eş değer, belki de daha da fazla mutlu olacağım. 

Kendisiyle de mutlu olmalı insan, bazen. Ben de buna dahil olmak üzere, gerçekten çok fazla beklentiler çıkmaya başladı hayattan. Her şey bir yerlerden gelsin de mutlu olalım istiyoruz. Yalnızken de mutlu olabileceğimiz, vakit geçirip, sıkılmayacağımız çok şey var gerçekten. 

Mutlu olmanın çok zor olduğunu herkes düşünür ve bence de öyle. Aslında bu kişiye göre de değişkenlik gösterebilecek bir şey. Bazı insanlar vardır en ufacık şeyden çok fazla mutlu olurlar, bazı insanlar vardır ne yapsan bir türlü mutlu olamaz. O mutlu olamayan kişi, asla onun kişiliğinden değildir. Yaşadıklarındandır az çok. Darbe üstüne darbe yemiştir hayattan. 

Kendinizi güldürmenin çok fazla yolu var. Asla pes etmeyin, yorulmayın hayatta. Yorulsanız bile, bunu düşünmeyin. Hiç kimseye ihtiyacınız yok, hiç kimseye asla muhtaç değilsiniz. Hele ki, hayata... Hayata muhtaç olmayın, sürekli oradan bir şeyler istemeyin. Kendi kendinizi mutlu edin, kendi kendinizi güldürün. En kötü anınızda bile açıp komik bir video izlemek sizi gülümsetir. 5 saniyeliğine de olsa unutursunuz her şeyi. Sadece gülümsersiniz ve ... gülümsersiniz. 

Ve sakın unutmayın. Başka bir yerlerde sizden daha kötü olan milyonlarca insan var. Sahip olduklarınıza sahip olamayan ve gerçek mutlulukları elinden alınmış milyonlarca bebek, genç, yaşlı insan var. 

Kendini Mutlu Et

Kendisiyle de mutlu olmalı insan, bazen. Ben de buna dahil olmak üzere, gerçekten çok fazla beklentiler çıkmaya başladı hayattan. Her şey bir yerlerden gelsin de mutlu olalım istiyoruz. Yalnızken de mutlu olabileceğimiz, vakit geçirip, sıkılmayacağımız çok şey var gerçekten. 

Mutlu olmanın çok zor olduğunu herkes düşünür ve bence de öyle. Aslında bu kişiye göre de değişkenlik gösterebilecek bir şey. Bazı insanlar vardır en ufacık şeyden çok fazla mutlu olurlar, bazı insanlar vardır ne yapsan bir türlü mutlu olamaz. O mutlu olamayan kişi, asla onun kişiliğinden değildir. Yaşadıklarındandır az çok. Darbe üstüne darbe yemiştir hayattan. 

Kendinizi güldürmenin çok fazla yolu var. Asla pes etmeyin, yorulmayın hayatta. Yorulsanız bile, bunu düşünmeyin. Hiç kimseye ihtiyacınız yok, hiç kimseye asla muhtaç değilsiniz. Hele ki, hayata... Hayata muhtaç olmayın, sürekli oradan bir şeyler istemeyin. Kendi kendinizi mutlu edin, kendi kendinizi güldürün. En kötü anınızda bile açıp komik bir video izlemek sizi gülümsetir. 5 saniyeliğine de olsa unutursunuz her şeyi. Sadece gülümsersiniz ve ... gülümsersiniz. 

Ve sakın unutmayın. Başka bir yerlerde sizden daha kötü olan milyonlarca insan var. Sahip olduklarınıza sahip olamayan ve gerçek mutlulukları elinden alınmış milyonlarca bebek, genç, yaşlı insan var. 

Saat gece 10 gibiydi. Belki de 11'di. Sahil boyunca tek başıma, etrafıma bakmadan. Yanımdan geçen hiçbir insanın yüzlerini göremiyorum. Sadece ellerini, ayaklarını ve... ve sadece telaşlarını görüyorum. Hepsi öyle değil ama, bir çoğu oldukça sakin ve arkadan kahkahalarını bırakarak geçiyorlar yanımdan. Aldırış etmiyorum. Etmemem gerekiyor. Yolum uzun, sadece buna odaklanmalıyım. Sadece buna...

Aklım bir ton dolu. Gözlerim yere sabit bir şekilde yürüyorum. Yavaşça ve kollarımı hareket ettirmeden. Hiçbir şeyin farkında değilim, hiçbir şeye ayak uyduramıyorum. Taşlara sertçe vuran dalgalar dışında. Bir an duraksayıp sağıma doğru hafifçe dönüyorum. Bir süre hala başımı kaldıramıyorum, duruyorum öyle. Dinliyorum biraz daha, bir süre dinlemeye devam ediyorum dalgaların sesini ve arada birbirlerine karışmasını.

Başım hala eğik. Az sonra hepsinden daha sert bir dalga taşlara daha da sert bir şekilde çarpıyor ve bir miktar su parçacıkları yüzüme değiyor. Hafif ve yumuşak bir değme bu, rahatsız etmiyor. Sadece bir an için kendime geldiğimi hissediyorum. Hissediyorum, evet... Başımı kaldırıyorum yavaşça, bakıyorum önümde uzanmış sonsuzluğa. Dalgalar ardı ardına gelmeye devam ediyor. Hep düşünmüşümdür; Deniz, neden gökyüzünü kıskanıyor diye. O siyah olduğunda neden maviliğini, yeşilliğini ve güzelliğini bir kenara bırakıp o da siyaha bürünüyor? Çok durmuyorum bunun üzerinde. Sadece çok uzakta birbirine yakın, bir çok ışık görüyorum. Acaba şu an oralarda benim gibi durup düşünen, daha doğrusu düşünemeyen bir insan var mı diye.

Tekrar yavaş hareketlerle dönüyorum, kafamı eğmeden. İnsanların yüzlerine bakıyorum. Önümden geçen herkes bana bakıyor ve ardından kafalarını çevirip yollarına devam ediyorlar. Hiçbirinin gözlerine bakmıyorum, baksam aldanacağım çünkü. Ama fark edebiliyorum bana baktıklarını. Gülümsüyorum. Yüzüme yapmacık ve fazla abartılı bir gülümseme yerleştiriyorum ve kafamı daha da dikleştiriyorum. Hızlı ve az önceki beni hatırlatmayan adımlarla ilerliyorum. Ama gülüyorum, hep gülüyorum...

Acımasız Dalgalar

Saat gece 10 gibiydi. Belki de 11'di. Sahil boyunca tek başıma, etrafıma bakmadan. Yanımdan geçen hiçbir insanın yüzlerini göremiyorum. Sadece ellerini, ayaklarını ve... ve sadece telaşlarını görüyorum. Hepsi öyle değil ama, bir çoğu oldukça sakin ve arkadan kahkahalarını bırakarak geçiyorlar yanımdan. Aldırış etmiyorum. Etmemem gerekiyor. Yolum uzun, sadece buna odaklanmalıyım. Sadece buna...

Aklım bir ton dolu. Gözlerim yere sabit bir şekilde yürüyorum. Yavaşça ve kollarımı hareket ettirmeden. Hiçbir şeyin farkında değilim, hiçbir şeye ayak uyduramıyorum. Taşlara sertçe vuran dalgalar dışında. Bir an duraksayıp sağıma doğru hafifçe dönüyorum. Bir süre hala başımı kaldıramıyorum, duruyorum öyle. Dinliyorum biraz daha, bir süre dinlemeye devam ediyorum dalgaların sesini ve arada birbirlerine karışmasını.

Başım hala eğik. Az sonra hepsinden daha sert bir dalga taşlara daha da sert bir şekilde çarpıyor ve bir miktar su parçacıkları yüzüme değiyor. Hafif ve yumuşak bir değme bu, rahatsız etmiyor. Sadece bir an için kendime geldiğimi hissediyorum. Hissediyorum, evet... Başımı kaldırıyorum yavaşça, bakıyorum önümde uzanmış sonsuzluğa. Dalgalar ardı ardına gelmeye devam ediyor. Hep düşünmüşümdür; Deniz, neden gökyüzünü kıskanıyor diye. O siyah olduğunda neden maviliğini, yeşilliğini ve güzelliğini bir kenara bırakıp o da siyaha bürünüyor? Çok durmuyorum bunun üzerinde. Sadece çok uzakta birbirine yakın, bir çok ışık görüyorum. Acaba şu an oralarda benim gibi durup düşünen, daha doğrusu düşünemeyen bir insan var mı diye.

Tekrar yavaş hareketlerle dönüyorum, kafamı eğmeden. İnsanların yüzlerine bakıyorum. Önümden geçen herkes bana bakıyor ve ardından kafalarını çevirip yollarına devam ediyorlar. Hiçbirinin gözlerine bakmıyorum, baksam aldanacağım çünkü. Ama fark edebiliyorum bana baktıklarını. Gülümsüyorum. Yüzüme yapmacık ve fazla abartılı bir gülümseme yerleştiriyorum ve kafamı daha da dikleştiriyorum. Hızlı ve az önceki beni hatırlatmayan adımlarla ilerliyorum. Ama gülüyorum, hep gülüyorum...

Yağmuru özledim. Elimde sıcak ve beni yavaş yavaş ısıtan, üzerinde buharı tüten kahvemle penceren dışarısını izlemeyi özledim. Bazılarının yağmurdan hızlıca ve amaçsız kaçışını, bazılarının da yüzündeki o tatlı huzurla yağmurun altına yavaşça yürümelerini özledim. Geceleri uykumu bölüp, cama değerken çıkardığı bir ritimle bana bir şeyler anlatmasını özledim. Yağdıktan sonraki toprak kokusunu içime çekmeyi özledim. Gözlerimi kapatıp, ufak bir tebessümle ciğerlerimi o temiz havayla doldurmayı özledim.

Sevilmeyi özledim. Uzun zaman oldu birinin sevgisini hissetmediğim. Ağzıma kadar doldum sevgisizlikle. Gözlerime, gülümseyerek bakan kimse yok ya da benim gözlerim çok kötümser bu aralar. Kulağıma sevgi sözcüklerinin fısıldanmasını özledim. Kulaklarım sevgi sözcüklerine sağır bu aralar. Kalbim de aç, çok aç. Sevmeyi de özledim bir yandan. Kendimi iyi hissetmeyi, mutlu olmayı özledim. uzun zaman oldu. Ben iyiyim, sadece bir şeyleri özledim. Fazlasıyla özledim.

Çok oldu içten gülemediğim. Yeni fark ettim bunu da. Gülmeyi de özlüyor insan, doyasıya eğlenmeyi ve bir şeylere takılı kalmadan, bir şeyleri düşünmeden çılgınca eğlenmeyi.

Huzuru özledim.

Mutluluğu özledim.

Özledim... Ben iyiyim, sadece bir şeyleri özledim işte. Çok da mühim şeyler değil oysa ki, değil mi? Gelip geçer. Sen boş ver bunları şimdi. Sen nasılsın?

Toprak Kokusu

Yağmuru özledim. Elimde sıcak ve beni yavaş yavaş ısıtan, üzerinde buharı tüten kahvemle penceren dışarısını izlemeyi özledim. Bazılarının yağmurdan hızlıca ve amaçsız kaçışını, bazılarının da yüzündeki o tatlı huzurla yağmurun altına yavaşça yürümelerini özledim. Geceleri uykumu bölüp, cama değerken çıkardığı bir ritimle bana bir şeyler anlatmasını özledim. Yağdıktan sonraki toprak kokusunu içime çekmeyi özledim. Gözlerimi kapatıp, ufak bir tebessümle ciğerlerimi o temiz havayla doldurmayı özledim.

Sevilmeyi özledim. Uzun zaman oldu birinin sevgisini hissetmediğim. Ağzıma kadar doldum sevgisizlikle. Gözlerime, gülümseyerek bakan kimse yok ya da benim gözlerim çok kötümser bu aralar. Kulağıma sevgi sözcüklerinin fısıldanmasını özledim. Kulaklarım sevgi sözcüklerine sağır bu aralar. Kalbim de aç, çok aç. Sevmeyi de özledim bir yandan. Kendimi iyi hissetmeyi, mutlu olmayı özledim. uzun zaman oldu. Ben iyiyim, sadece bir şeyleri özledim. Fazlasıyla özledim.

Çok oldu içten gülemediğim. Yeni fark ettim bunu da. Gülmeyi de özlüyor insan, doyasıya eğlenmeyi ve bir şeylere takılı kalmadan, bir şeyleri düşünmeden çılgınca eğlenmeyi.

Huzuru özledim.

Mutluluğu özledim.

Özledim... Ben iyiyim, sadece bir şeyleri özledim işte. Çok da mühim şeyler değil oysa ki, değil mi? Gelip geçer. Sen boş ver bunları şimdi. Sen nasılsın?

Farkında olamıyorsunuz her şeyin. Bir çok şey de farkınızda olmadan gelişiyor. Aşkın nasıl bir şey olduğunu biliyor musunuz sizce? Bence bilmiyorsunuz. Nereden bileceğiz ki aşkın nasıl bir şey olduğunu? Eskilerden birileri bir şeyler ''aşk'' demiş yaşamışlar ama bize onun ne olduğunu, nasıl bir şey olduğunu veya aşkı yaşayıp yaşamadığımızı anlayabileceğimiz bir bilgi bırakmışlar mı? Hayır.

Aşk dediğimiz şey; ondan gelecek bir mesajı nefes nefese, sabırsızlıkla beklemek midir? O mesaj atmadığı zamanlarda sıkıntıdan ölüp, mesaj attığı zamanlarda ortalığı birbirine katarak heyecanla mesajını okuyup, her şeyi unutup sadece ona odaklanmak mıdır? Her kelimesini bir umut, bir ümit diye algılamak mıdır? Onun için endişelenip, meraktan yerinizde duramamak mıdır? Sesini duyduğunuzda her şeyi bir kere daha unutup sadece dudaklarının eşsiz dansına odaklanıp, bir tebessümle onu izlemek midir? Gözlerinin sizi masum masum süzüşünü, düşünceli sözlerine diyecek laf bulamamak, sadece gülümseyip utançla başınızı yere doğru eğmek midir?

Aşk, sizce nedir?

Sizce Aşk Nedir?

Farkında olamıyorsunuz her şeyin. Bir çok şey de farkınızda olmadan gelişiyor. Aşkın nasıl bir şey olduğunu biliyor musunuz sizce? Bence bilmiyorsunuz. Nereden bileceğiz ki aşkın nasıl bir şey olduğunu? Eskilerden birileri bir şeyler ''aşk'' demiş yaşamışlar ama bize onun ne olduğunu, nasıl bir şey olduğunu veya aşkı yaşayıp yaşamadığımızı anlayabileceğimiz bir bilgi bırakmışlar mı? Hayır.

Aşk dediğimiz şey; ondan gelecek bir mesajı nefes nefese, sabırsızlıkla beklemek midir? O mesaj atmadığı zamanlarda sıkıntıdan ölüp, mesaj attığı zamanlarda ortalığı birbirine katarak heyecanla mesajını okuyup, her şeyi unutup sadece ona odaklanmak mıdır? Her kelimesini bir umut, bir ümit diye algılamak mıdır? Onun için endişelenip, meraktan yerinizde duramamak mıdır? Sesini duyduğunuzda her şeyi bir kere daha unutup sadece dudaklarının eşsiz dansına odaklanıp, bir tebessümle onu izlemek midir? Gözlerinin sizi masum masum süzüşünü, düşünceli sözlerine diyecek laf bulamamak, sadece gülümseyip utançla başınızı yere doğru eğmek midir?

Aşk, sizce nedir?



Ben de istiyorum artık mutlu olmayı. Etrafıma baktığımda, her denk geldiğim insanın gülmesi, hayattan zevk alması sanki içime içime batıyor. Kıskanıyorum, imrenerek bakıyorum. Kapatıyorum kendimi odama, ağlamaya başlıyorum saatlerce, günlerce. Sonra düşünüyorum. Ben niye mutlu olamıyorum? Yanlış tercihler, yanlış seçimler mi yapıyorum da bir türlü mutlu olamıyorum.
Her insan mutlu olmayı ister, gerektiği gibi. İnsan mutlu olmadığı sürece, yaşamaktan neden zevk alsın ki? İstese de alamaz. Belki de etrafta gördüğüm o kadar insanın gülümsemesi sahtedir. Belki de mutsuzluklarının üzerine bir perde çekmişlerdir ve güneş batınca o perdeyi açacaklardır. Bu da güzel. Ben onu bile yapamıyorum. Perdem 7/24 açık; ışığı da karanlığı da içeriye alıyorum. Ne yazık ki karanlık da mutsuz ediyor beni, ışık da. 

Daha Fazla Yazamıyorum



Ben de istiyorum artık mutlu olmayı. Etrafıma baktığımda, her denk geldiğim insanın gülmesi, hayattan zevk alması sanki içime içime batıyor. Kıskanıyorum, imrenerek bakıyorum. Kapatıyorum kendimi odama, ağlamaya başlıyorum saatlerce, günlerce. Sonra düşünüyorum. Ben niye mutlu olamıyorum? Yanlış tercihler, yanlış seçimler mi yapıyorum da bir türlü mutlu olamıyorum.
Her insan mutlu olmayı ister, gerektiği gibi. İnsan mutlu olmadığı sürece, yaşamaktan neden zevk alsın ki? İstese de alamaz. Belki de etrafta gördüğüm o kadar insanın gülümsemesi sahtedir. Belki de mutsuzluklarının üzerine bir perde çekmişlerdir ve güneş batınca o perdeyi açacaklardır. Bu da güzel. Ben onu bile yapamıyorum. Perdem 7/24 açık; ışığı da karanlığı da içeriye alıyorum. Ne yazık ki karanlık da mutsuz ediyor beni, ışık da. 

Fotoğrafım
Edirne, Ayşekadın, Türkiye
19 Ocak 1996, İskenderun doğumlu. Trakya Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü mezunu. 13 yaşından beri blogger. 2012 Hürriyet Bumerang Ödülleri'nde En Uyumlu site üçüncülüğüne hak kazandı. İlk kitabı İkinci Kadının Hikâyesi ise Temmuz 2016 yılında basıldı. Tüm kitabevleri ve online kitapçılarda satışta.