background img

The New Stuff

KOTON

Koton'un ürünleri her zaman için hoşuma gitmiştir. Özellikle erkek çantaları. Bu kış Koton'dan kahverengi bir çanta almıştım. Defilede, yeşil pantolon, krem rengi ceket kombinini çok beğendim. 







Koton'un bayan ürünleri de oldukça güzel. Bu bahar ve yaz aylarında krem rengi ve toz pembe gibi renkler, Koton'un ürünlerinde sık kullanılmış.





 LEVİ'S

Kışın süren kot gömlek modası, ilkbahar ve yaz aylarında da süreceğe benziyor. 





LTB

Little Big ürünlerinde, erkeklerde kırmızı rengi hakim. Gerek t-shirt gerek pantolonlarda. Ayakkabı olarak da postal tercih edilmiş gibi görülüyor. Bahar aylarında postal giyilebileceğine pek ihtimal vermediğimden bu detayı görmezden geliyorum.




Bayanlarda ise yine pembe ve krem rengi ön planda. Açık renk kot ve lacivert renkler de tercih edilmiş. 





  • Mango & Batik & Vena İlkbahar - Yaz Koleksiyonu için tık tık!
  • Colin's & Kiğılı & Ekol İlkbahar - Yaz Koleksiyonu için tık tık!

Koton & Levi's & LTB İlkbahar - Yaz Koleksiyonu

KOTON

Koton'un ürünleri her zaman için hoşuma gitmiştir. Özellikle erkek çantaları. Bu kış Koton'dan kahverengi bir çanta almıştım. Defilede, yeşil pantolon, krem rengi ceket kombinini çok beğendim. 







Koton'un bayan ürünleri de oldukça güzel. Bu bahar ve yaz aylarında krem rengi ve toz pembe gibi renkler, Koton'un ürünlerinde sık kullanılmış.





 LEVİ'S

Kışın süren kot gömlek modası, ilkbahar ve yaz aylarında da süreceğe benziyor. 





LTB

Little Big ürünlerinde, erkeklerde kırmızı rengi hakim. Gerek t-shirt gerek pantolonlarda. Ayakkabı olarak da postal tercih edilmiş gibi görülüyor. Bahar aylarında postal giyilebileceğine pek ihtimal vermediğimden bu detayı görmezden geliyorum.




Bayanlarda ise yine pembe ve krem rengi ön planda. Açık renk kot ve lacivert renkler de tercih edilmiş. 





  • Mango & Batik & Vena İlkbahar - Yaz Koleksiyonu için tık tık!
  • Colin's & Kiğılı & Ekol İlkbahar - Yaz Koleksiyonu için tık tık!


Nilüfer, büyük ilgi gören düet albümünün ardından yapmış olduğu '13 Düet' albümüyle beni benden aldı.

Nilüfer, pek tarzıma uyan bir şarkıcı değildir. O yüzden pek de dinlememem şarkılarını. Ama arada bir duymaktan ezberlediğim veya hoşuma giden üç beş şarkısı mutlaka ki var.

Son çıkarmış olduğu 13 Düet albümüne bayıldım. Bir çok sevilen isimle düetleri yer alıyor bu albümde. Emre Aydın'dan Gripin'e, Vega'dan Pinhani'ye ve daha bir çok isim...

Emre Aydın'la olan düeti ''Son Perde'' isimli şarkı, bu albümde klibi çekilen ilk parça oldu. Bu şarkı sayesinde bütün şarkıları da dinleme şansım oldu.

Son Perde'yi çok beğendiğimi ''bu yazımda'' sizlerle paylaşmıştım.


Onun dışında Vega ile söylediği ''Ta Uzak Yollarda'' isimli parçası ise albümde en çok beğendiğim şarkı oldu. Vega'yı ''Serzenişte'' şarkısı ile tanımıştım ve şarkı uzun bir süre hem dilimden düşmedi hem de müzik çalarımda sürekli bir şekilde çaldı. Şimdi ise, günde belki elli kere arka arkaya dinlediğim tek şarkı; Nilüfer ile Vega'nın şarkısı.

İkinci olarak beni etkileyen şarkı ise Pinhani ile olan ''Dünya Dönüyor'' isimli parça. Pinhani de severek dinlediğim bir gruptur ve Kavak Yelleri dizisinde şarkılarının sürekli olarak çalmasıyla ün kazandı.

Geri kalan şarkılar çok hoşuma gitmedi doğrusu. Beğendiğim şarkılar da -Son Perde hariç- eski ve hepimizin bildiği şarkılar.

Ta Uzak Yollarda / Vega & Nilüfer 


Dünya Dönüyor / Pinhani & Nilüfer 


Son Perde / Emre Aydın & Nilüfer

Nilüfer'in 13 Düet'i & Genel Yorumum


Nilüfer, büyük ilgi gören düet albümünün ardından yapmış olduğu '13 Düet' albümüyle beni benden aldı.

Nilüfer, pek tarzıma uyan bir şarkıcı değildir. O yüzden pek de dinlememem şarkılarını. Ama arada bir duymaktan ezberlediğim veya hoşuma giden üç beş şarkısı mutlaka ki var.

Son çıkarmış olduğu 13 Düet albümüne bayıldım. Bir çok sevilen isimle düetleri yer alıyor bu albümde. Emre Aydın'dan Gripin'e, Vega'dan Pinhani'ye ve daha bir çok isim...

Emre Aydın'la olan düeti ''Son Perde'' isimli şarkı, bu albümde klibi çekilen ilk parça oldu. Bu şarkı sayesinde bütün şarkıları da dinleme şansım oldu.

Son Perde'yi çok beğendiğimi ''bu yazımda'' sizlerle paylaşmıştım.


Onun dışında Vega ile söylediği ''Ta Uzak Yollarda'' isimli parçası ise albümde en çok beğendiğim şarkı oldu. Vega'yı ''Serzenişte'' şarkısı ile tanımıştım ve şarkı uzun bir süre hem dilimden düşmedi hem de müzik çalarımda sürekli bir şekilde çaldı. Şimdi ise, günde belki elli kere arka arkaya dinlediğim tek şarkı; Nilüfer ile Vega'nın şarkısı.

İkinci olarak beni etkileyen şarkı ise Pinhani ile olan ''Dünya Dönüyor'' isimli parça. Pinhani de severek dinlediğim bir gruptur ve Kavak Yelleri dizisinde şarkılarının sürekli olarak çalmasıyla ün kazandı.

Geri kalan şarkılar çok hoşuma gitmedi doğrusu. Beğendiğim şarkılar da -Son Perde hariç- eski ve hepimizin bildiği şarkılar.

Ta Uzak Yollarda / Vega & Nilüfer 


Dünya Dönüyor / Pinhani & Nilüfer 


Son Perde / Emre Aydın & Nilüfer



Atalay Demirci, Yetenek Sizsiniz'e ilk çıktığı günden beri takibim altında diyebilirim. Nedeni ise şu; hepimizin bilip tanıdığı komedyenler: Cem Yılmaz, Ata Demirer ve Şahan Gökbakar başta olmak üzere, nedense hiçbirine çok gülemiyorum. Şahan ve Ata zaten hiç hiç komik gelmiyor bana. Aksine bazı tiplemelerini de itici buluyorum. Cem Yılmaz'a ise az da olsa gülüyorum, gülmüyorum diyen yalan söylemiş olur.

Fakat Atalay Demirci, beni ciddi anlamda güldürüyor ve eğlendiriyor. ''Gülmekten yerlere yattım'' deyimi tam olarak fiziksel açıdan üzerimde gerçekleştiren tek stand-upçı.

Hem günümüzden esprileri daha çok kullanıyor hem de kullandığı konuşma dili oldukça samimi ve içten. Umuyorum ki bir gün canlı olarak izleme şansım olur.

Gelelim asıl konuya. Dün Yetenek Sizsiniz, Final bölümüyle ekrana geldi ve izleyici tarafından oylamalarla sonuç açıklandı. Ben her ne kadar küçük yarışmacıların finale kadar gelmesi taraftarı olmasam da ikincilikle yarışmayı bitiren Baha'yı da tebrik ediyorum. Kendisi kesinlikle yetenekli ama Emir Başar Gülsever'in performansından sonra çocuk yarışmacılar arasında eşitsizliğin olduğu düşüncesine vardım.

Yarışmayı birincilikle bitiren isim de Atalay Demirci oldu. Performansını izlerken, gülmekten gözlerimden yaş geldi. Abartmadan söylüyorum bunu.

Sonuca tek üzüldüğüm nokta şu oldu; seneye yarışmaya katılan büyük çoğunluk, komik olan/olmayan, kendini komik sanan/sanmayan herkes stand-up yapacak diye düşünüyorum. Hatta çoğu yapmaya çalışacak. Sanırım bu yarışmanın en kötü yanı da bu. Bir sonraki seneye, birincilik alan dalda katılan yarışmacı sayısı çok fazla oluyor. Lütfen bu sefer olmasın diyorum, başka da bir şey demiyorum.

Atalay Demirci'nin final performansı: 

Atalay Demirci Final Performansı


Atalay Demirci, Yetenek Sizsiniz'e ilk çıktığı günden beri takibim altında diyebilirim. Nedeni ise şu; hepimizin bilip tanıdığı komedyenler: Cem Yılmaz, Ata Demirer ve Şahan Gökbakar başta olmak üzere, nedense hiçbirine çok gülemiyorum. Şahan ve Ata zaten hiç hiç komik gelmiyor bana. Aksine bazı tiplemelerini de itici buluyorum. Cem Yılmaz'a ise az da olsa gülüyorum, gülmüyorum diyen yalan söylemiş olur.

Fakat Atalay Demirci, beni ciddi anlamda güldürüyor ve eğlendiriyor. ''Gülmekten yerlere yattım'' deyimi tam olarak fiziksel açıdan üzerimde gerçekleştiren tek stand-upçı.

Hem günümüzden esprileri daha çok kullanıyor hem de kullandığı konuşma dili oldukça samimi ve içten. Umuyorum ki bir gün canlı olarak izleme şansım olur.

Gelelim asıl konuya. Dün Yetenek Sizsiniz, Final bölümüyle ekrana geldi ve izleyici tarafından oylamalarla sonuç açıklandı. Ben her ne kadar küçük yarışmacıların finale kadar gelmesi taraftarı olmasam da ikincilikle yarışmayı bitiren Baha'yı da tebrik ediyorum. Kendisi kesinlikle yetenekli ama Emir Başar Gülsever'in performansından sonra çocuk yarışmacılar arasında eşitsizliğin olduğu düşüncesine vardım.

Yarışmayı birincilikle bitiren isim de Atalay Demirci oldu. Performansını izlerken, gülmekten gözlerimden yaş geldi. Abartmadan söylüyorum bunu.

Sonuca tek üzüldüğüm nokta şu oldu; seneye yarışmaya katılan büyük çoğunluk, komik olan/olmayan, kendini komik sanan/sanmayan herkes stand-up yapacak diye düşünüyorum. Hatta çoğu yapmaya çalışacak. Sanırım bu yarışmanın en kötü yanı da bu. Bir sonraki seneye, birincilik alan dalda katılan yarışmacı sayısı çok fazla oluyor. Lütfen bu sefer olmasın diyorum, başka da bir şey demiyorum.

Atalay Demirci'nin final performansı: 



Kristin Hannah'ı, geçen kış Ateşböceği Yolu adlı kitabı ile tanıdım.

Ateşböceği Yolu, benden bir parça oldu adeta. Onu okumadan önce okumuş olduğum bütün kitaplar, onunla birlikte sıfırlandı ve Ateşböceği Yolu hep birinci sırada kaldı gönlümde. Bir kitap ancak bu kadar başarılı yazılır, bir konu ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Yeri geldi duygulandım yeri geldi gülümsedim, bazen de ikisi de aynı anda gerçekleşti. Bu yüzden Kristin Hannah, hem örnek aldığım hem de vazgeçemeyeceğim bir yazar haline geldi.

Bu kış da elime, Kış Bahçesi kitabı geçti Hannah'ın. Nasıl olur da unutmuşum ve kitaplarını almamışım diye kendime bir güzel sövdüm doğrusu. Şimdi Kış Bahçesi de bitti ve Hannah beni bir kere daha etkilemeyi başardı.

İki kız kardeş ve bir annenin aralarında geçen olayı konu alan bu romanda her sayfa sizleri farklı bir yere götürecek. Anne, yani Anya; kızları Meredith ve Nina'ya bir masal anlatır. Bu da, babalarının ölümü sayesinde olur aslında. Çünkü Anya, başlarda bu masalı kızlarına anlatmayı pek istemez.

Masal anlatıldıkça anne ve kızların arasındaki buzlar eriyor ve birbirlerine olan sevgilerini nihayetinde ortaya dökebiliyorlar, rahatça ve korkmadan.

Kitabın sonu ise, ağzınızın açık kalacağı türden. Hannah sizi, kitabın son iki bölümünde şaşırtmayı istemiş ve bunu da harika bir şekilde gerçekleştirmiş.

Kitabın adından dolayı ''kış'' mevsiminde okumam da bir tesadüf oldu benim için aslında ama sizlerde kış bitmeden alın okuyun derim. Çünkü bu kitap, bu son kış aylarında içinizi ısıtacak bir kitap.

İyi okumalar...

Tanıtım Bülteni: 


BAZEN ANNENİN GEÇMİŞİNE
BİR KAPI ARALADIĞINDA
KENDİ GELECEĞİNİ BULURSUN...

Meredith ve Nina Whitson birbirine taban tabana zıt karakterlerdeki kız kardeşlerdir. Biri evde kalıp çocuklarına bakmış ve aile işinin başına geçmiş, diğeriyse hayallerinin peşinden gidip dünyayı gezmiş ve ünlü bir foto muhabir olmuştur. Ancak sevgili babaları hastalandığında bu birbirine yabancı iki kadın, kendilerini yine bir arada, şimdi bile kızlarına herhangi bir avuntu vermeyen, aşırı mesafeli anneleri Anya'nın yanında bulacaktır. 

Ölüm döşeğindeki babalarınınsa, hayatındaki kadınlardan son bir arzusu vardır: Masal son bir kez anlatılacaktır; sonuna kadar. 

Böylece Anya'nın 50 yıldan fazla bir süre önce yaşadığı, savaş mağduru şehri Leningrad'daki hayatına açılan, ailelerini kökünden değiştirecek, beklenmedik bir yolculuk başlar. 

''Bu kitap tatmin edici bir tarihi roman ve günümüzde geçen bir aile dramı...'' ( Library Jourmal )

''Okuyucular, anne ve kızlar yakınlaştıkça hem gülmekten hem de ağlamaktan kendilerini alamayacaklar.'' ( Publishers Weekly ) 

''Hannah, karakterlerin psikolojilerine derinlemesine inmekte ve hislerini detaylarını betimlemekte usta.'' ( Washington Post Book World )

Kış Bahçesi - Kristin Hannah


Kristin Hannah'ı, geçen kış Ateşböceği Yolu adlı kitabı ile tanıdım.

Ateşböceği Yolu, benden bir parça oldu adeta. Onu okumadan önce okumuş olduğum bütün kitaplar, onunla birlikte sıfırlandı ve Ateşböceği Yolu hep birinci sırada kaldı gönlümde. Bir kitap ancak bu kadar başarılı yazılır, bir konu ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Yeri geldi duygulandım yeri geldi gülümsedim, bazen de ikisi de aynı anda gerçekleşti. Bu yüzden Kristin Hannah, hem örnek aldığım hem de vazgeçemeyeceğim bir yazar haline geldi.

Bu kış da elime, Kış Bahçesi kitabı geçti Hannah'ın. Nasıl olur da unutmuşum ve kitaplarını almamışım diye kendime bir güzel sövdüm doğrusu. Şimdi Kış Bahçesi de bitti ve Hannah beni bir kere daha etkilemeyi başardı.

İki kız kardeş ve bir annenin aralarında geçen olayı konu alan bu romanda her sayfa sizleri farklı bir yere götürecek. Anne, yani Anya; kızları Meredith ve Nina'ya bir masal anlatır. Bu da, babalarının ölümü sayesinde olur aslında. Çünkü Anya, başlarda bu masalı kızlarına anlatmayı pek istemez.

Masal anlatıldıkça anne ve kızların arasındaki buzlar eriyor ve birbirlerine olan sevgilerini nihayetinde ortaya dökebiliyorlar, rahatça ve korkmadan.

Kitabın sonu ise, ağzınızın açık kalacağı türden. Hannah sizi, kitabın son iki bölümünde şaşırtmayı istemiş ve bunu da harika bir şekilde gerçekleştirmiş.

Kitabın adından dolayı ''kış'' mevsiminde okumam da bir tesadüf oldu benim için aslında ama sizlerde kış bitmeden alın okuyun derim. Çünkü bu kitap, bu son kış aylarında içinizi ısıtacak bir kitap.

İyi okumalar...

Tanıtım Bülteni: 


BAZEN ANNENİN GEÇMİŞİNE
BİR KAPI ARALADIĞINDA
KENDİ GELECEĞİNİ BULURSUN...

Meredith ve Nina Whitson birbirine taban tabana zıt karakterlerdeki kız kardeşlerdir. Biri evde kalıp çocuklarına bakmış ve aile işinin başına geçmiş, diğeriyse hayallerinin peşinden gidip dünyayı gezmiş ve ünlü bir foto muhabir olmuştur. Ancak sevgili babaları hastalandığında bu birbirine yabancı iki kadın, kendilerini yine bir arada, şimdi bile kızlarına herhangi bir avuntu vermeyen, aşırı mesafeli anneleri Anya'nın yanında bulacaktır. 

Ölüm döşeğindeki babalarınınsa, hayatındaki kadınlardan son bir arzusu vardır: Masal son bir kez anlatılacaktır; sonuna kadar. 

Böylece Anya'nın 50 yıldan fazla bir süre önce yaşadığı, savaş mağduru şehri Leningrad'daki hayatına açılan, ailelerini kökünden değiştirecek, beklenmedik bir yolculuk başlar. 

''Bu kitap tatmin edici bir tarihi roman ve günümüzde geçen bir aile dramı...'' ( Library Jourmal )

''Okuyucular, anne ve kızlar yakınlaştıkça hem gülmekten hem de ağlamaktan kendilerini alamayacaklar.'' ( Publishers Weekly ) 

''Hannah, karakterlerin psikolojilerine derinlemesine inmekte ve hislerini detaylarını betimlemekte usta.'' ( Washington Post Book World )


Bu haftam oldukça zor ve tembelce geçti.

Pazartesi günü, yani gelmesini hiç istemediğimiz ve psikolojik olarak kendimizi yiyip bitirdiğimiz gün birden bire hastalanıverdim. Haftaya elimde peçete, burnumu yırtarcasına silmeyle başladım ne yazık ki. Havanın sıcaklığı bir haftadır normal düzeyde ama ben tir tir titriyorum.

Salı günü iyi geçti diyebilirim. Hastalığım azıcık olsa da geri planda kaldı. Arkadaşımın doğum günü vardı. Gülüp, eğlenince; peçeteymiş, burnummuş, hastalığımmış unutuldu gitti.

Çarşamba günü bunların acısını benden iyice, güzel bir şekilde çıkardı ama. Burnum hiçbir şekilde durmuyor, bir peçete bitti mi hemen diğerini çıkarıveriyordum. Artık okulda hocaları dinlemek yerine tamamiyle burnumla ilgilendim. Hatta bir ara burnumu bu aralar çok boşladım da ilgi çekmeye mi çalışıyor kerata diye de düşünmedim değil yani.

Perşembe günü, Çarşambadan bir farkı yoktu. Aynı şekilde bir halsizlik, üşengeçlik vardı üzerimde. Ne blogumla ilgilenebiliyor ne maillerime bakabiliyor ne de buralarda neler olup bitiyor hiç bilmiyordum. Sizleri de  kendimi de çok boşladım ama durum ortada. Yine de çok sorry.

Cuma günü (yani dün), bütün haftanın en kötü günüydü diyebilirim. Burnum silmekten kıpkırmızı bir hal almış ve kenar kısımları yara olmuş vaziyette. Artık durumun ne derece acı olduğunu siz düşünün. Burnumu silsem bir acı, silmesem daha bir acı. Okula da bu sebeple gitmedim, yatağımın içinde sıcacık sıcacık uyudum durdum. Öğlen saatlerinde arkadaşlarım gelip bana baktılar. Bu konuda şanslıyım neyse ki.

Bugün güzel olacak gibi. Burun akıntım durdu sayılır ama hala yaralardan canım acıyor. Arkadaşımın Salı günü olan doğum gününü bugün bizim evde kutlayacağız. Umarım bu üzerimdeki kırgınlığı, halsizliği alır götürür ve eğlenceli bir gün yaşayarak hastalığımı da bir kenara bırakır, rahatlarım artık.

Zor bir hafta geçirdim ne yazık ki. Sinüzitim ve migrenim de olduğu için yakalandığım gripleri ağır bir şekilde geçiriyorum ve zor kurtuluyorum. Umuyorum ki bu seferkini kolayca atlatabilirim, sizlerin dilekleriyle.

Kendinize kocaman kocaman iyi bakın. Sizleri seviyorum. =)

Burnum İlgi Çekmeye Mi Çalışıyor?


Bu haftam oldukça zor ve tembelce geçti.

Pazartesi günü, yani gelmesini hiç istemediğimiz ve psikolojik olarak kendimizi yiyip bitirdiğimiz gün birden bire hastalanıverdim. Haftaya elimde peçete, burnumu yırtarcasına silmeyle başladım ne yazık ki. Havanın sıcaklığı bir haftadır normal düzeyde ama ben tir tir titriyorum.

Salı günü iyi geçti diyebilirim. Hastalığım azıcık olsa da geri planda kaldı. Arkadaşımın doğum günü vardı. Gülüp, eğlenince; peçeteymiş, burnummuş, hastalığımmış unutuldu gitti.

Çarşamba günü bunların acısını benden iyice, güzel bir şekilde çıkardı ama. Burnum hiçbir şekilde durmuyor, bir peçete bitti mi hemen diğerini çıkarıveriyordum. Artık okulda hocaları dinlemek yerine tamamiyle burnumla ilgilendim. Hatta bir ara burnumu bu aralar çok boşladım da ilgi çekmeye mi çalışıyor kerata diye de düşünmedim değil yani.

Perşembe günü, Çarşambadan bir farkı yoktu. Aynı şekilde bir halsizlik, üşengeçlik vardı üzerimde. Ne blogumla ilgilenebiliyor ne maillerime bakabiliyor ne de buralarda neler olup bitiyor hiç bilmiyordum. Sizleri de  kendimi de çok boşladım ama durum ortada. Yine de çok sorry.

Cuma günü (yani dün), bütün haftanın en kötü günüydü diyebilirim. Burnum silmekten kıpkırmızı bir hal almış ve kenar kısımları yara olmuş vaziyette. Artık durumun ne derece acı olduğunu siz düşünün. Burnumu silsem bir acı, silmesem daha bir acı. Okula da bu sebeple gitmedim, yatağımın içinde sıcacık sıcacık uyudum durdum. Öğlen saatlerinde arkadaşlarım gelip bana baktılar. Bu konuda şanslıyım neyse ki.

Bugün güzel olacak gibi. Burun akıntım durdu sayılır ama hala yaralardan canım acıyor. Arkadaşımın Salı günü olan doğum gününü bugün bizim evde kutlayacağız. Umarım bu üzerimdeki kırgınlığı, halsizliği alır götürür ve eğlenceli bir gün yaşayarak hastalığımı da bir kenara bırakır, rahatlarım artık.

Zor bir hafta geçirdim ne yazık ki. Sinüzitim ve migrenim de olduğu için yakalandığım gripleri ağır bir şekilde geçiriyorum ve zor kurtuluyorum. Umuyorum ki bu seferkini kolayca atlatabilirim, sizlerin dilekleriyle.

Kendinize kocaman kocaman iyi bakın. Sizleri seviyorum. =)

Fotoğrafım
Edirne, Ayşekadın, Türkiye
19 Ocak 1996, İskenderun doğumlu. Trakya Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü mezunu. 13 yaşından beri blogger. 2012 Hürriyet Bumerang Ödülleri'nde En Uyumlu site üçüncülüğüne hak kazandı. İlk kitabı İkinci Kadının Hikâyesi ise Temmuz 2016 yılında basıldı. Tüm kitabevleri ve online kitapçılarda satışta.