background img

The New Stuff

Tess Gerritsen'in, genelde gerilim romanı yazan bir yazardır. Anlatımını ve kitaplarını büyük bir heyecanla, gerçek anlamda ''gerilerek'' okuyorum. Gerilim romanlarında adı benim için her zaman birinci sırada olan bir yazar.

Şimdiye kadar iki kitabını okudum, şu an ise üçüncü kitabındayım. İlk iki kitap: Günahkar ve İkiz Bedenler. İkisi de olağan üstü ve gerçekten baştan çıkarıcı bir hikaye ile okuyucuyu etkisinde bırakıyor ve ağzı açık bir şekilde düşündürüp, şaşırtıyor. Günahkar kitabında, ara ara bölüm sonlarına doğru gerilim yükseliyor ve ben de kendimi kitaba kaptırmışsam o sıralar, birden kitabın kapağını kapatıp şöyle bir duraksadığım zamanlar oluyordu. O derece gerilim duygusunu hissettiren bir yazar.

Günahkar ve İkiz Bedenler adlı iki kitap da çok fazla hoşuma gitmişti çok kısa süre içinde bitirmiştim ikisini de. Fakat bu iki kitabı okurken hissettiklerim ve heyecanım, Çırak kitabını okurken hiç yoktu üzerimde. Yine bir gerilim romanı fakat sanki daha çok polisiye ve tıbbi bir roman. Bunlarla birlikte gerilimi de koymuş Tess Gerritsen. Sanırım bu yüzden kitap çok hoşuma gitmedi.

Günahkar kitabında ve İkiz Bedenler kitabında, sabah da okusam içime bir korku geliyordu, akşam da. Çırak kitabında ise akşam okuduğumda heyecanı hissediyorum. O da ara ara oluyor.

Yani diyeceğim şu; Çırak, yine gerçekten okunabilirlik derecesi yüksek bir kitap ve konusu da öyle. Fakat Günahkar ve İkiz Bedenler kitabı beni daha çok etkilemişti. Çırak kitabını bitirdikten ve okumam gereken 3-4 kitabın ardından, tekrar Tess Gerritsen'in geri kalan gerilim romanlarını okuyacağım.

Tess Gerritsen - Çırak

Tess Gerritsen'in, genelde gerilim romanı yazan bir yazardır. Anlatımını ve kitaplarını büyük bir heyecanla, gerçek anlamda ''gerilerek'' okuyorum. Gerilim romanlarında adı benim için her zaman birinci sırada olan bir yazar.

Şimdiye kadar iki kitabını okudum, şu an ise üçüncü kitabındayım. İlk iki kitap: Günahkar ve İkiz Bedenler. İkisi de olağan üstü ve gerçekten baştan çıkarıcı bir hikaye ile okuyucuyu etkisinde bırakıyor ve ağzı açık bir şekilde düşündürüp, şaşırtıyor. Günahkar kitabında, ara ara bölüm sonlarına doğru gerilim yükseliyor ve ben de kendimi kitaba kaptırmışsam o sıralar, birden kitabın kapağını kapatıp şöyle bir duraksadığım zamanlar oluyordu. O derece gerilim duygusunu hissettiren bir yazar.

Günahkar ve İkiz Bedenler adlı iki kitap da çok fazla hoşuma gitmişti çok kısa süre içinde bitirmiştim ikisini de. Fakat bu iki kitabı okurken hissettiklerim ve heyecanım, Çırak kitabını okurken hiç yoktu üzerimde. Yine bir gerilim romanı fakat sanki daha çok polisiye ve tıbbi bir roman. Bunlarla birlikte gerilimi de koymuş Tess Gerritsen. Sanırım bu yüzden kitap çok hoşuma gitmedi.

Günahkar kitabında ve İkiz Bedenler kitabında, sabah da okusam içime bir korku geliyordu, akşam da. Çırak kitabında ise akşam okuduğumda heyecanı hissediyorum. O da ara ara oluyor.

Yani diyeceğim şu; Çırak, yine gerçekten okunabilirlik derecesi yüksek bir kitap ve konusu da öyle. Fakat Günahkar ve İkiz Bedenler kitabı beni daha çok etkilemişti. Çırak kitabını bitirdikten ve okumam gereken 3-4 kitabın ardından, tekrar Tess Gerritsen'in geri kalan gerilim romanlarını okuyacağım.



Dün akşam, Kanal D'de canlı olarak 39. Altın Kelebek Ödül Töreni; Sarp Apak, Öner Erkan ve İrem Sak sunuculuğu eşliğinde gerçekleştirildi. Ödülleriyle sahnede buluşan ünlüler arasında mutluluktan göz yaşı döken, kahkaha atan, heyecandan konuşamayan da oldu.


Ajda Pekkan, Ebru Gündeş, Göksel, Gökçe ve Murat Boz gibi ünlü şarkıcılar sahnede oldukça güzel performanslar sergilediler. Sahnesini en beğendiğim şarkıcı Ebru Gündeş oldu. Gerek; saçıyla, sarı ve uzun sırt dekolteli elbisesiyle, gerek de dansçıların dans performansıyla oldukça güzel bir sahne performansı ile karşımıza çıktı. Ajda Pekkan'ın da sahnesi pek fena değildi. Çiçek desenli, şıkır şıkır, omuzları düşük elbisesini bordo ayakkabılarıyla çok güzel bir şekilde kombinlemişti. Elbisesinin bilek kısımlarından başlayan detay yüzünden bir ara mikrofon, elbisesine dolandı fakat çok geçmeden durumu kurtaran Ajda Pekkan, şarkıya kaldığı yerden devam etti. Göksel; kısa, kırmızı ve yan kısımlardan çok kısa yırtmaçları olan elbisesiyle gayet seksi ve hoş görünüyordu sahnede. ''Acıyor'' isimli şarkısını sahnede sunduktan sonra, alkışlar eşliğinde sahneden indi. Gökçe; rengarenk, oldukça farklı bir tarza sahip olan, kırmızı renginin ön planda olduğu bir elbise giymişti. Saçına taktığı ufak siyah şapkalı taç ise elbisesinin şirinliğine ve farklılığına göre fazla ağır olmuştu. Belki daha tatlı, şirin bir renk olsaydı bu kadar kötü durmazdı. Her şeye rağmen dört ünlü kadın solistimiz de müzikleriyle, sahne performanslarıyla ayrı bir güzellerdi ve biz seyircilere güzel bir gece yaşattılar. 




KELEBEKLER YALAN DÜNYA'YA UÇTU


Kanal D'de Cuma geceleri ekrana gelen Yalan Dünya dizisi dün akşam 39. Altın Kelebek Ödül Töreni'nde 5 dalda ödül aldı. En İyi Senaryo Yazarı: Gürse Birsel, En İyi Dizi, En İyi Komedi Dizisi, En İyi Kadın Komedi Oyuncusu: Gupse Özay, En İyi Erkek Komedi Oyuncusu: Bartu Küçükçağlayan kelebeklerin üzerine uçtuğu ünlüler oldu. 

39. Altın Kelebek Ödül Töreni



Dün akşam, Kanal D'de canlı olarak 39. Altın Kelebek Ödül Töreni; Sarp Apak, Öner Erkan ve İrem Sak sunuculuğu eşliğinde gerçekleştirildi. Ödülleriyle sahnede buluşan ünlüler arasında mutluluktan göz yaşı döken, kahkaha atan, heyecandan konuşamayan da oldu.


Ajda Pekkan, Ebru Gündeş, Göksel, Gökçe ve Murat Boz gibi ünlü şarkıcılar sahnede oldukça güzel performanslar sergilediler. Sahnesini en beğendiğim şarkıcı Ebru Gündeş oldu. Gerek; saçıyla, sarı ve uzun sırt dekolteli elbisesiyle, gerek de dansçıların dans performansıyla oldukça güzel bir sahne performansı ile karşımıza çıktı. Ajda Pekkan'ın da sahnesi pek fena değildi. Çiçek desenli, şıkır şıkır, omuzları düşük elbisesini bordo ayakkabılarıyla çok güzel bir şekilde kombinlemişti. Elbisesinin bilek kısımlarından başlayan detay yüzünden bir ara mikrofon, elbisesine dolandı fakat çok geçmeden durumu kurtaran Ajda Pekkan, şarkıya kaldığı yerden devam etti. Göksel; kısa, kırmızı ve yan kısımlardan çok kısa yırtmaçları olan elbisesiyle gayet seksi ve hoş görünüyordu sahnede. ''Acıyor'' isimli şarkısını sahnede sunduktan sonra, alkışlar eşliğinde sahneden indi. Gökçe; rengarenk, oldukça farklı bir tarza sahip olan, kırmızı renginin ön planda olduğu bir elbise giymişti. Saçına taktığı ufak siyah şapkalı taç ise elbisesinin şirinliğine ve farklılığına göre fazla ağır olmuştu. Belki daha tatlı, şirin bir renk olsaydı bu kadar kötü durmazdı. Her şeye rağmen dört ünlü kadın solistimiz de müzikleriyle, sahne performanslarıyla ayrı bir güzellerdi ve biz seyircilere güzel bir gece yaşattılar. 




KELEBEKLER YALAN DÜNYA'YA UÇTU


Kanal D'de Cuma geceleri ekrana gelen Yalan Dünya dizisi dün akşam 39. Altın Kelebek Ödül Töreni'nde 5 dalda ödül aldı. En İyi Senaryo Yazarı: Gürse Birsel, En İyi Dizi, En İyi Komedi Dizisi, En İyi Kadın Komedi Oyuncusu: Gupse Özay, En İyi Erkek Komedi Oyuncusu: Bartu Küçükçağlayan kelebeklerin üzerine uçtuğu ünlüler oldu. 


Bugün, okulların kapanmasının ardından gelen ilk Pazartesi. Okullar, iki gün önce kapandı ve sevinen öğrenciler de oldu, bütün yıl çalışmadığına pişman olan da. Ama hepsi de okulların kapanmasıyla bir 'Oh!' çekti. Bana da bir rahatlama, huzur gelmişti. Ne de olsa koca bir yıl daha bitmişti ve yaz tatili de sonunda gelmişti.

Pazartesi günleri; çalışanların ve öğrencilerin korkulu rüyası diyebiliriz. Çalışanlar, işlerine kaldığı yerden devam ediyor fakat bugün çoğu öğrenci, sosyal paylaşım sitelerinde ilk defa Pazartesiye lanet yağdırmayacak. Buna ben de dahilim çünkü, Pazartesi sendromunu derinden yaşayanlardan biriyimdir aynı zamanda. Biz bütün öğrenciler, bugün hep beraber ''Sendromsuz bir Pazartesiye ve yaza merhaba'' kafası yaşayacağız.

Fakat tabii ki çoğu güzel şeyin sonu olduğu gibi, üç aylık yaz tatilinin ardından herkese tekrar bir Pazartesi sendromu yapışacak. Bu kaçınılmaz bir gerçek. Pazartesilerin yakamızdan düşeceği yok fakat istesek de istemesek de ne yazık ki geliyor ve onu da yaşayıp, çabucak bitirme çabasında oluyoruz.

Her şeye rağmen, önümüzde uzun bir yaz tatili var ve bugün benim gibi sendromsuz uyanan tüm okurlarıma: ''Merhaba!''

Sendromsuz Pazartesiye Merhaba!

Bugün, okulların kapanmasının ardından gelen ilk Pazartesi. Okullar, iki gün önce kapandı ve sevinen öğrenciler de oldu, bütün yıl çalışmadığına pişman olan da. Ama hepsi de okulların kapanmasıyla bir 'Oh!' çekti. Bana da bir rahatlama, huzur gelmişti. Ne de olsa koca bir yıl daha bitmişti ve yaz tatili de sonunda gelmişti.

Pazartesi günleri; çalışanların ve öğrencilerin korkulu rüyası diyebiliriz. Çalışanlar, işlerine kaldığı yerden devam ediyor fakat bugün çoğu öğrenci, sosyal paylaşım sitelerinde ilk defa Pazartesiye lanet yağdırmayacak. Buna ben de dahilim çünkü, Pazartesi sendromunu derinden yaşayanlardan biriyimdir aynı zamanda. Biz bütün öğrenciler, bugün hep beraber ''Sendromsuz bir Pazartesiye ve yaza merhaba'' kafası yaşayacağız.

Fakat tabii ki çoğu güzel şeyin sonu olduğu gibi, üç aylık yaz tatilinin ardından herkese tekrar bir Pazartesi sendromu yapışacak. Bu kaçınılmaz bir gerçek. Pazartesilerin yakamızdan düşeceği yok fakat istesek de istemesek de ne yazık ki geliyor ve onu da yaşayıp, çabucak bitirme çabasında oluyoruz.

Her şeye rağmen, önümüzde uzun bir yaz tatili var ve bugün benim gibi sendromsuz uyanan tüm okurlarıma: ''Merhaba!''


''Hadi çocuklar, hazır mısınız?'' diye seslendim, uzun ve geniş koridora doğru. Elimde, arabamın anahtarları ve çocuklarımı okula götürmek için kapının eşiğinde duruyordum. Bir süre sonra aynı anda odalarından çıktılar ve sırtlarında çantalarıyla: ''Hazırız anne!'' diye bağırdılar aynı anda. Yanımdan geçerlerken yanağıma birer öpücük kondurup, gülüşerek arabanın içine atladılar. O kadar uzun süre beklediğimi tamamen unutmuş ve oldukça mutlu , güler yüzlü bir şekilde arabama doğru ilerledim ve yola çıkmak üzere koltuğuma oturdum. 

Arabayı çalıştırmadan önce, hep yapmak istediğim ve yıllar önce de hayalini kurduğum o şeyi yapmak üzere arkama dönüp: ''Sizi bugün okula sahil yolundan götüreyim çocuklar ne dersiniz? İlerideki marketten de birer dondurma alır yeriz ha?'' demiştim, beni hayata bağlayan o iki çift renkli gözlere bakarak. 

''Anne sen bir tanesin!'' demişlerdi yine aynı anda. Aralarında 2 yaş olmasına rağmen ikiz gibilerdi. Arabayı çalıştırmadan önce hemen radyoyu açtım ve direk son sese verdim. İnanılır gibi değildi. Çıkan şarkının verdiği şaşkınlıkla arkamı dönüp çocuklarıma baktım. Çalan şarkının, babalarıyla yıllar öncesinde ve şimdi bile şarkımız olduğunu biliyorlardı. Bir neşe, bir mutluluk, bağıra çağıra şarkıya eşlik ediyorduk. İçimden, keşke bugün toplantısı olmasaydı da kocam da yanımızda olsaydı diyordum. 

Hayal Edilen Gerçek


''Hadi çocuklar, hazır mısınız?'' diye seslendim, uzun ve geniş koridora doğru. Elimde, arabamın anahtarları ve çocuklarımı okula götürmek için kapının eşiğinde duruyordum. Bir süre sonra aynı anda odalarından çıktılar ve sırtlarında çantalarıyla: ''Hazırız anne!'' diye bağırdılar aynı anda. Yanımdan geçerlerken yanağıma birer öpücük kondurup, gülüşerek arabanın içine atladılar. O kadar uzun süre beklediğimi tamamen unutmuş ve oldukça mutlu , güler yüzlü bir şekilde arabama doğru ilerledim ve yola çıkmak üzere koltuğuma oturdum. 

Arabayı çalıştırmadan önce, hep yapmak istediğim ve yıllar önce de hayalini kurduğum o şeyi yapmak üzere arkama dönüp: ''Sizi bugün okula sahil yolundan götüreyim çocuklar ne dersiniz? İlerideki marketten de birer dondurma alır yeriz ha?'' demiştim, beni hayata bağlayan o iki çift renkli gözlere bakarak. 

''Anne sen bir tanesin!'' demişlerdi yine aynı anda. Aralarında 2 yaş olmasına rağmen ikiz gibilerdi. Arabayı çalıştırmadan önce hemen radyoyu açtım ve direk son sese verdim. İnanılır gibi değildi. Çıkan şarkının verdiği şaşkınlıkla arkamı dönüp çocuklarıma baktım. Çalan şarkının, babalarıyla yıllar öncesinde ve şimdi bile şarkımız olduğunu biliyorlardı. Bir neşe, bir mutluluk, bağıra çağıra şarkıya eşlik ediyorduk. İçimden, keşke bugün toplantısı olmasaydı da kocam da yanımızda olsaydı diyordum. 

İlk defa fark ediyorum pencerenin bu kadar açık olduğunu. Yatağımda uzanmış, pencereden dışarısını izliyorum. Gördüğüm bir şey yok. Sadece yaşlı bir nenenin kendini sakladığı; boyası olmayan, çatlaklarla süslenmiş bir duvar var karşımda. Gördüklerim sadece bunlardı. Harbiden, duvarın çatlakları neden bu kadar derindi acaba? Gördüğüm şey duvarın çatlaklığı mıydı yoksa kalbimin, düşüncelerimin yansıması mı, bilemiyorum.

Neden ilk defa bu kadar yalnız kaldım bu odada? Kardeşim, abim neredeler? Sessizlikle süslemişler odamı, yalnızlığı da üzerime atıp kapıyı kilitlemişler sanki. Kaçmışlar! Her şeyi bu odanın içerisinde bırakıp, kaçıp gitmişler. ''Tamam, ben toparlarım odayı eğlenin siz.''

Bir kulağımdan içime dolan bir şarkı çalıyor, diğer kulağımda ise akvaryumumun çıkardığı acayip bir ses. Hiç bitmeyen, uzun bir ses bu. İkisi birbirine karışıyor ve sanki aralarında anlaşmalı ritim tutuyorlar, birbirlerine uymaya çalışıyorlar. Ne tuhaf, birbirlerinin ardını bırakmıyorlar.

Akvaryumun Senfonisi

İlk defa fark ediyorum pencerenin bu kadar açık olduğunu. Yatağımda uzanmış, pencereden dışarısını izliyorum. Gördüğüm bir şey yok. Sadece yaşlı bir nenenin kendini sakladığı; boyası olmayan, çatlaklarla süslenmiş bir duvar var karşımda. Gördüklerim sadece bunlardı. Harbiden, duvarın çatlakları neden bu kadar derindi acaba? Gördüğüm şey duvarın çatlaklığı mıydı yoksa kalbimin, düşüncelerimin yansıması mı, bilemiyorum.

Neden ilk defa bu kadar yalnız kaldım bu odada? Kardeşim, abim neredeler? Sessizlikle süslemişler odamı, yalnızlığı da üzerime atıp kapıyı kilitlemişler sanki. Kaçmışlar! Her şeyi bu odanın içerisinde bırakıp, kaçıp gitmişler. ''Tamam, ben toparlarım odayı eğlenin siz.''

Bir kulağımdan içime dolan bir şarkı çalıyor, diğer kulağımda ise akvaryumumun çıkardığı acayip bir ses. Hiç bitmeyen, uzun bir ses bu. İkisi birbirine karışıyor ve sanki aralarında anlaşmalı ritim tutuyorlar, birbirlerine uymaya çalışıyorlar. Ne tuhaf, birbirlerinin ardını bırakmıyorlar.


Fotoğrafım
Edirne, Ayşekadın, Türkiye
19 Ocak 1996, İskenderun doğumlu. Trakya Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü mezunu. 13 yaşından beri blogger. 2012 Hürriyet Bumerang Ödülleri'nde En Uyumlu site üçüncülüğüne hak kazandı. İlk kitabı İkinci Kadının Hikâyesi ise Temmuz 2016 yılında basıldı. Tüm kitabevleri ve online kitapçılarda satışta.