background img

The New Stuff



Ne yazık ki birinin sarhoş olması pek hoş bir durum değildir. Sarhoş olan kişi; güler, ağlar, bağırır, çağırır ve yeri geldi mi de kuzu gibi olur. Ne yaptığını bilmez ve ısrarlı bir şekilde de ‘’Ben Sarhoş Diyiliiim!’’ diye carlayıp durur.

İşte ben de –bir kere daha ne yazık ki- sarhoş olduğumda bu saydıklarımın aynısını baştan sona kadar gerçekleştiriyormuşum. (yazım boyunca –miş, -muş eklerini kullanmalıyım çünkü sizlere de bana anlatılanları aktaracağım!) Ve en acısı da yaptıklarımın hiçbirini ertesi günü hatırlamıyorum ve arkadaşlarım bana anlattıklarında da hem içtiğime pişman oluyor hem de en az onlar kadar halime gülüyorum.

Anlatmaya nereden başlayacağımı ise hiç bilememekteyim. O yüzden en son olayı –ve bize göre en komiği olan- anlatacağım.

O gün arkadaşımın doğum günü ve parti bizim evde oluyor. Akşam da değil parti, güpe gündüz güneş taa tepelerde beynimize girerken ki o vakit. Arkadaşlar falan filan hepsi geldi oturmuşuz. Birilerinin elinde votka birilerinin viski, bira derken gözlerim bir an elimin arasındaki bardağa gitti, baktım votka içiyormuşum. Farkında olmadan bir, iki derken zaten ikiden sonrası benim hafızadan siliniyor. Neler yapmışım neler. Yere kapanıp ağlamamı mı söylesem, millete ‘’Benim neden sevgilim yok neden ha neden!?’’ diye carlamalarımı mı söylesem bilemiyorum.

Asıl komedi de benim evden dışarı çıkmamı istememle ve sonrasında çıkmamla başlıyor aslında. Sahile götürmüşler beni, açık ve temiz havayla kendine gelir belki diye. Tabii çabaların nafile olduğunu söylememe gerek yok.

Sahile vardığımızda bunlar çimliğe oturmuşlar ben de ayakta onlara bakıyormuşum. Sonra çantamdan mini radyomu çıkarmışım –hafıza kartı ile çalışıyor- Bütün müzikleri tek tek geçerek ‘’Bu benim şarkım diiyiiil! Hayıııır bu da diyiiiil oof!’’ diye bağırıp durmuşum. O an kendi şarkım diye nitelendirmiş olduğum şarkıya denk gelince de kendimi çimliğe atmışım ve Allaaah! Bağıra bağıra şarkıyı söylüyormuşum gelen geçen de beni izliyormuş. Bunları duyduğumda bir utandım bir kızardım ki sormayın gitsin.

Bir de o günden kalma bir telefon konuşmam var. O konuşmayı da en yakın arkadaşlarımdan biriyle yapıyorum. Ben çarşının ortasında tek başıma kalmışım bir süre sonra bu da tesadüf beni aramış ben de ‘’Ben tek kaldııım!’’ diye ağlamaya başlamışım o da beni eve doğru yönlendirmeye çalışmış ve başarılı da olmuş. Konuşmadaki diyalogları aynen aktarıyorum:

Arkadaşım: Sen şu an tam olarak nerdesin?
Ben: Kaldırımdaaa.
Arkadaşım: Kaldırımda nerde?
Ben: Yoldaaa.
Arkadaşım: Onu anladık da yol nerdeee?
Ben: Ya caddedeyim işte caddedeeee! Allah’ım yaa oof.
Arkadaşım: Sen şimdi oradan dümdüz git, dümdüz.

Arkadaşım bir süre bana dümdüz gitmemi söyleyince de söylediğim şey aynen şu olmuş. (Arkadaşımın adı şimdilik ‘’Gözlüklü’’ olsun.)

Ben: Gözlüklüüüü.
Gözlüklü: Efendim?
Ben: Bu dümdüz yol var ya bu dümdüz yol.
Gözlüklü: Evet var.
Ben: İşte var ya bu dümdüz yol.
Gözlüklü: Eeeeeeeeee!
Ben: Bu dümdüz yol sana girsiiiiin ehehe!

Tabii o sırada arkadaşımın gülmekten yerlere yattığına değinmeme de hiç gerek yoktur. Ayıp lan bana insanda bir utanma olur, her ne kadar sarhoş olsam da.

Ben: Off çok yoruldum ben artık yürümek istemiyorum.
Gözlüklü: Yürü yürü az kaldı zaten dümdüz git işte.
Ben: Emekliyerek yürüyeceğim şimdi yeter artıııık!
Gözlüklü: (O sırada esprisine) Emekle lan emekle.

Ve ben o sırada bildiğiniz emeklemişim bir süre boyunca ve sevgili gözlüklü o sarhoş halimle bunu yapabileceğime nasıl olmuş da ihtimal verememiş anlayamadım.

Gözlüklü: Lan emekleme emekleme kalk! Allah senin cezanı vermesin salak şey. Bir daha sana içki miçki yok.
Ben: Sana yok içki miçki. Seninle mi uğraşıcam ben be yeter artık be of be of be!

Ve o geceden geriye kalan bir mesaj var. O mesaj da benden gözlüklüye gidiyor. Mesaj aynen şu: ‘’Çok açım mutfağa girdim ne yemek var dedim yemek var dedi ne yemek var dedim dolma dedi nerde dedim orda dedi gittim baktım dolmuş mu dolmamış mı? Bu dolmamış dediiiiim ve odama geçtim şimdi odamdayım.’’

Ya hayır hayır bunlar gerçek olamaz! Ben sarhoş diyiliiiim!

Okuduğunuz bu yazım, Blogum Dergisinin nisan ayında yer aldı! Dergiye göz atmak istiyorsanız tıkk tıkk!

Ben Sarhoş Diyiliiim!



Ne yazık ki birinin sarhoş olması pek hoş bir durum değildir. Sarhoş olan kişi; güler, ağlar, bağırır, çağırır ve yeri geldi mi de kuzu gibi olur. Ne yaptığını bilmez ve ısrarlı bir şekilde de ‘’Ben Sarhoş Diyiliiim!’’ diye carlayıp durur.

İşte ben de –bir kere daha ne yazık ki- sarhoş olduğumda bu saydıklarımın aynısını baştan sona kadar gerçekleştiriyormuşum. (yazım boyunca –miş, -muş eklerini kullanmalıyım çünkü sizlere de bana anlatılanları aktaracağım!) Ve en acısı da yaptıklarımın hiçbirini ertesi günü hatırlamıyorum ve arkadaşlarım bana anlattıklarında da hem içtiğime pişman oluyor hem de en az onlar kadar halime gülüyorum.

Anlatmaya nereden başlayacağımı ise hiç bilememekteyim. O yüzden en son olayı –ve bize göre en komiği olan- anlatacağım.

O gün arkadaşımın doğum günü ve parti bizim evde oluyor. Akşam da değil parti, güpe gündüz güneş taa tepelerde beynimize girerken ki o vakit. Arkadaşlar falan filan hepsi geldi oturmuşuz. Birilerinin elinde votka birilerinin viski, bira derken gözlerim bir an elimin arasındaki bardağa gitti, baktım votka içiyormuşum. Farkında olmadan bir, iki derken zaten ikiden sonrası benim hafızadan siliniyor. Neler yapmışım neler. Yere kapanıp ağlamamı mı söylesem, millete ‘’Benim neden sevgilim yok neden ha neden!?’’ diye carlamalarımı mı söylesem bilemiyorum.

Asıl komedi de benim evden dışarı çıkmamı istememle ve sonrasında çıkmamla başlıyor aslında. Sahile götürmüşler beni, açık ve temiz havayla kendine gelir belki diye. Tabii çabaların nafile olduğunu söylememe gerek yok.

Sahile vardığımızda bunlar çimliğe oturmuşlar ben de ayakta onlara bakıyormuşum. Sonra çantamdan mini radyomu çıkarmışım –hafıza kartı ile çalışıyor- Bütün müzikleri tek tek geçerek ‘’Bu benim şarkım diiyiiil! Hayıııır bu da diyiiiil oof!’’ diye bağırıp durmuşum. O an kendi şarkım diye nitelendirmiş olduğum şarkıya denk gelince de kendimi çimliğe atmışım ve Allaaah! Bağıra bağıra şarkıyı söylüyormuşum gelen geçen de beni izliyormuş. Bunları duyduğumda bir utandım bir kızardım ki sormayın gitsin.

Bir de o günden kalma bir telefon konuşmam var. O konuşmayı da en yakın arkadaşlarımdan biriyle yapıyorum. Ben çarşının ortasında tek başıma kalmışım bir süre sonra bu da tesadüf beni aramış ben de ‘’Ben tek kaldııım!’’ diye ağlamaya başlamışım o da beni eve doğru yönlendirmeye çalışmış ve başarılı da olmuş. Konuşmadaki diyalogları aynen aktarıyorum:

Arkadaşım: Sen şu an tam olarak nerdesin?
Ben: Kaldırımdaaa.
Arkadaşım: Kaldırımda nerde?
Ben: Yoldaaa.
Arkadaşım: Onu anladık da yol nerdeee?
Ben: Ya caddedeyim işte caddedeeee! Allah’ım yaa oof.
Arkadaşım: Sen şimdi oradan dümdüz git, dümdüz.

Arkadaşım bir süre bana dümdüz gitmemi söyleyince de söylediğim şey aynen şu olmuş. (Arkadaşımın adı şimdilik ‘’Gözlüklü’’ olsun.)

Ben: Gözlüklüüüü.
Gözlüklü: Efendim?
Ben: Bu dümdüz yol var ya bu dümdüz yol.
Gözlüklü: Evet var.
Ben: İşte var ya bu dümdüz yol.
Gözlüklü: Eeeeeeeeee!
Ben: Bu dümdüz yol sana girsiiiiin ehehe!

Tabii o sırada arkadaşımın gülmekten yerlere yattığına değinmeme de hiç gerek yoktur. Ayıp lan bana insanda bir utanma olur, her ne kadar sarhoş olsam da.

Ben: Off çok yoruldum ben artık yürümek istemiyorum.
Gözlüklü: Yürü yürü az kaldı zaten dümdüz git işte.
Ben: Emekliyerek yürüyeceğim şimdi yeter artıııık!
Gözlüklü: (O sırada esprisine) Emekle lan emekle.

Ve ben o sırada bildiğiniz emeklemişim bir süre boyunca ve sevgili gözlüklü o sarhoş halimle bunu yapabileceğime nasıl olmuş da ihtimal verememiş anlayamadım.

Gözlüklü: Lan emekleme emekleme kalk! Allah senin cezanı vermesin salak şey. Bir daha sana içki miçki yok.
Ben: Sana yok içki miçki. Seninle mi uğraşıcam ben be yeter artık be of be of be!

Ve o geceden geriye kalan bir mesaj var. O mesaj da benden gözlüklüye gidiyor. Mesaj aynen şu: ‘’Çok açım mutfağa girdim ne yemek var dedim yemek var dedi ne yemek var dedim dolma dedi nerde dedim orda dedi gittim baktım dolmuş mu dolmamış mı? Bu dolmamış dediiiiim ve odama geçtim şimdi odamdayım.’’

Ya hayır hayır bunlar gerçek olamaz! Ben sarhoş diyiliiiim!

Okuduğunuz bu yazım, Blogum Dergisinin nisan ayında yer aldı! Dergiye göz atmak istiyorsanız tıkk tıkk!

Bir kaç hafta önce Tumblr açmaya karar verdim. Aslında ilk blog yazmaya Tumblr üzerinden başlamıştım fakat 3 senede her şeyi unutup gitmişim. Tabii ki bu arada değişimler de olmuş. Blogger'da yazmaya alıştığım için Tumblr'da da bir foto blog açma kararı aldım. 

Ara sıra, orada seçtiğim bir kaç fotoğrafı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bakalım Tumblr'da neler var neler yok?


Ruhları ölmüş iki insandan ne beklenebilir? Biz birbirimizin ancak karanlığı olabilirdik. (Yatağımdaki Yabancı-Sinan Akyüz)


Ay seni yerim ben yaaaa.


O kadar tedirginlik yaşamakta haklıymış ama.


Yok yani, sevgilim YOK diyoruz YOK! Paylaşmayın böyle şeyler çok mu zor arkadaşım! 


Yapma bunuuu! :D


Adam haklı!


 Sizin Bond'unuz varsa bizim de Cemile'miz var.


İnsanın dokunası geliyor.


Google Burun'u deneyip hayal kırıklığına uğrayanlar derneği!

Tumblr'dan beni takip etmek için: Buraya tık tık!

Tumblr'dan Seçmeler

Bir kaç hafta önce Tumblr açmaya karar verdim. Aslında ilk blog yazmaya Tumblr üzerinden başlamıştım fakat 3 senede her şeyi unutup gitmişim. Tabii ki bu arada değişimler de olmuş. Blogger'da yazmaya alıştığım için Tumblr'da da bir foto blog açma kararı aldım. 

Ara sıra, orada seçtiğim bir kaç fotoğrafı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bakalım Tumblr'da neler var neler yok?


Ruhları ölmüş iki insandan ne beklenebilir? Biz birbirimizin ancak karanlığı olabilirdik. (Yatağımdaki Yabancı-Sinan Akyüz)


Ay seni yerim ben yaaaa.


O kadar tedirginlik yaşamakta haklıymış ama.


Yok yani, sevgilim YOK diyoruz YOK! Paylaşmayın böyle şeyler çok mu zor arkadaşım! 


Yapma bunuuu! :D


Adam haklı!


 Sizin Bond'unuz varsa bizim de Cemile'miz var.


İnsanın dokunası geliyor.


Google Burun'u deneyip hayal kırıklığına uğrayanlar derneği!

Tumblr'dan beni takip etmek için: Buraya tık tık!

Bu hafta sonunda, havanın güzelliği nedeniyle kendimi evin içerisine hapsetmek yerine, Ertan Mursaloğlu'nun, Kızılay yararına düzenlediği ilk kişisel fotoğraf sergisine gitmeyi tercih ettim. Birbirinden oldukça güzel olan fotoğrafların hemen hemen hepsi ilgimi çekti ve hoşuma da gitti. Çekimler çok orjinal olmalarıyla da fazlasıyla dikkat çekiyor. Sergi, Primemall Avm'de gerçekleşti. Umuyorum ki bu tür daha bir çok sergi yapılır. 

Şimdi, sergiden bir kaç kareyi sizlerle paylaşmak istiyorum: 

(Fotoğrafları, üzerlerine tıklayarak büyültebilirsiniz.)







(!) - Fotoğraf çekimleri, serginin etkinlik sayfasından alıntıdır. 

Ertan Mursaloğlu'nun İlk Kişisel Fotoğraf Sergisi

Bu hafta sonunda, havanın güzelliği nedeniyle kendimi evin içerisine hapsetmek yerine, Ertan Mursaloğlu'nun, Kızılay yararına düzenlediği ilk kişisel fotoğraf sergisine gitmeyi tercih ettim. Birbirinden oldukça güzel olan fotoğrafların hemen hemen hepsi ilgimi çekti ve hoşuma da gitti. Çekimler çok orjinal olmalarıyla da fazlasıyla dikkat çekiyor. Sergi, Primemall Avm'de gerçekleşti. Umuyorum ki bu tür daha bir çok sergi yapılır. 

Şimdi, sergiden bir kaç kareyi sizlerle paylaşmak istiyorum: 

(Fotoğrafları, üzerlerine tıklayarak büyültebilirsiniz.)







(!) - Fotoğraf çekimleri, serginin etkinlik sayfasından alıntıdır. 


Sanat, tıp ve iş dünyası, kalp hastası çocuklar için el ele veriyor. Ünlü ressam Renée Niklan’ın 17 eseri, 10-14 Nisan tarihlerinde Ekavart Gallery’de sergileniyor. Ekavart Gallery nerede diyenlere, işte adres:  The Ritz-Carlton Hotel, Süzer Plaza, No: 15, Gümüşsuyu-İstanbul. Sergi, çarşamba-cuma günleri 11.00-18.30, cumartesi günü ise 12.00-18.30 saatleri arasında gezilebilir.

Bu serginin diğerlerinden farkı ne derseniz, salt bir resim sergisi olmanın ötesinde bir kurumsal sosyal sorumluluk projesi niteliği taşıdığını söyleyebiliriz. Sergideki eserlerin satışından elde edilecek gelirin tamamı, gelişmekte olan ülkelerde doğuştan ya da sonradan kalp hastası olan çocukların tedavi edilmesi için kullanılacak. Tedavileri, bu işe gönül vermiş bir avuç tıp insanının kurduğu Herkes İçin Kalp Derneği (www.cptg.ch) gerçekleştirecek. Dernek, modern tıbbın sunduğu olanaklardan yararlanamayan bu çocukların İsviçre’de ya da kendi ülkelerinde ücretsiz tedavi olmalarını sağlıyor.

Ne yazık ki, gelişmekte olan ülkelerde her yıl yaklaşık 2 milyon çocuk kalp bozukluklarıyla doğuyor ve bu çocukların yarısı maddi kaynak veya sağlık sektöründeki insan kaynağı yetersizliği nedeniyle ilk iki yıl içinde yaşamını yitiriyor. Bu ülkelerde açık kalp ameliyatı olmayı bekleyen çocukların sayısı ise 8 milyonu buluyor.

Herkes İçin Kalp Derneği’nin kurucusu Ord. Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos. Kalangos, iki kez Nobel Tıp Ödülü’ne aday gösterilmiş bir kalp cerrahı. Bu alanda 14 ayrı teknik geliştirmiş. Son 100 yılın en iyi cerrahlarından biri olarak tanınıyor. Ayrıca, dünyanın en prestijli tıp ödüllerinden Fransız Tıp Akademisi Ödülü’ne sahip.

Sergi, Alvimedica’nın sponsorluğunda gerçekleştirilecek. Alvimedica Yönetim Kurulu Üyesi Leyla Alaton, hayır amaçlı bu tür etkinliklere özel önem veriyor ve Herkes İçin Kalp Derneği’ni yürekten destekliyor.

Niklan’ın mutluluk, umut ve sevgi mesajları içeren eserlerinden oluşan  “Sanat Küçük Kalplere Dokunuyor” temalı sergisini mutlaka görün. Gidemem diyorsanız, sergiyi Türkiye’nin ilk online sanat televizyonu www.ekavart.tv’de de izleyebilirsiniz. Resimler, yüreğinizi ısıtacak…

Hem dernek hem de sergi hakkında şuradan bilgi alabilirsiniz: http://alvimedica.com/hearts-for-all/tr/

Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.

Sanat Küçük Kalplere Dokunuyor


Sanat, tıp ve iş dünyası, kalp hastası çocuklar için el ele veriyor. Ünlü ressam Renée Niklan’ın 17 eseri, 10-14 Nisan tarihlerinde Ekavart Gallery’de sergileniyor. Ekavart Gallery nerede diyenlere, işte adres:  The Ritz-Carlton Hotel, Süzer Plaza, No: 15, Gümüşsuyu-İstanbul. Sergi, çarşamba-cuma günleri 11.00-18.30, cumartesi günü ise 12.00-18.30 saatleri arasında gezilebilir.

Bu serginin diğerlerinden farkı ne derseniz, salt bir resim sergisi olmanın ötesinde bir kurumsal sosyal sorumluluk projesi niteliği taşıdığını söyleyebiliriz. Sergideki eserlerin satışından elde edilecek gelirin tamamı, gelişmekte olan ülkelerde doğuştan ya da sonradan kalp hastası olan çocukların tedavi edilmesi için kullanılacak. Tedavileri, bu işe gönül vermiş bir avuç tıp insanının kurduğu Herkes İçin Kalp Derneği (www.cptg.ch) gerçekleştirecek. Dernek, modern tıbbın sunduğu olanaklardan yararlanamayan bu çocukların İsviçre’de ya da kendi ülkelerinde ücretsiz tedavi olmalarını sağlıyor.

Ne yazık ki, gelişmekte olan ülkelerde her yıl yaklaşık 2 milyon çocuk kalp bozukluklarıyla doğuyor ve bu çocukların yarısı maddi kaynak veya sağlık sektöründeki insan kaynağı yetersizliği nedeniyle ilk iki yıl içinde yaşamını yitiriyor. Bu ülkelerde açık kalp ameliyatı olmayı bekleyen çocukların sayısı ise 8 milyonu buluyor.

Herkes İçin Kalp Derneği’nin kurucusu Ord. Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos. Kalangos, iki kez Nobel Tıp Ödülü’ne aday gösterilmiş bir kalp cerrahı. Bu alanda 14 ayrı teknik geliştirmiş. Son 100 yılın en iyi cerrahlarından biri olarak tanınıyor. Ayrıca, dünyanın en prestijli tıp ödüllerinden Fransız Tıp Akademisi Ödülü’ne sahip.

Sergi, Alvimedica’nın sponsorluğunda gerçekleştirilecek. Alvimedica Yönetim Kurulu Üyesi Leyla Alaton, hayır amaçlı bu tür etkinliklere özel önem veriyor ve Herkes İçin Kalp Derneği’ni yürekten destekliyor.

Niklan’ın mutluluk, umut ve sevgi mesajları içeren eserlerinden oluşan  “Sanat Küçük Kalplere Dokunuyor” temalı sergisini mutlaka görün. Gidemem diyorsanız, sergiyi Türkiye’nin ilk online sanat televizyonu www.ekavart.tv’de de izleyebilirsiniz. Resimler, yüreğinizi ısıtacak…

Hem dernek hem de sergi hakkında şuradan bilgi alabilirsiniz: http://alvimedica.com/hearts-for-all/tr/

Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.


Bir kadın ve bir erkek. 

Karı-koca, bir akşam izlediği filmin etkisinde kalarak, filmde olduğu gibi, iki çiftin hayatları boyunca hiç kimseye anlatmadıklarını birbirlerine anlatmaya karar verirler.

Gece yarısı başlayan itiraflar, sabahın ilk ışıklarıyla son bulacaktır.

Birbirlerini tanıdığını ve hatta sevdiğini sanan karı-koca, gece boyunca, yeri geldi birbirlerine sarılarak ağladılar, yeri geldi birbirlerine nefret savurdular. Akıllarına, kırk yıl düşünseler gelemeyecek yaşantılarından kesitlerle şaşkına dönüp duruyor her ikisi de. 

Kendileri de fark ediyor, bu işe koyulmanın onlara zarar verdiğini ve yıprattığını. Toparlanabileceklerine inanıyorlar bazen, ama aslında çok iyi biliyor ki asla eskisi gibi olamaz hiçbir şey.

Gece boyunca süren itiraflar, sabahın ilk ışıkları ile, anlaşıldığı gibi sona eriyor. Ve kararlar, en başından belli olduğu gibi ayrılık oluyor. 

Sinan Akyüz'ün okuduğum ilk kitabı oldu. Konu ve olaylar ne kadar güzel olsa da, Akyüz'ün yazım dilini hiç beğenmedim doğrusu. Konu ve olayların güzelliğine bu derece basit bir anlatım, olmamış. 

Ayrıca dikkatimi çeken nokta ise şu oldu; Sinan Akyüz, cinsellikle ilgile terimleri oldukça kaba bir dille kaleme alıyor. Bu durum ise okuyucuyu -en azından beni- yazara karşı uzaklaştırabiliyor. 

Sonuç olarak, önerebileceğim bir kitap. Çok da kalın değil. 189 sayfalık, en fazla iki günde bitirilecek, olay ve konular açısından beğenilebilecek bir kitap. Fakat dediğim gibi, yazarın üslubu, kullandığı dil, basit olmakla birlikte kaba. 

Okuyanınız varsa, yorumlarınızı bekliyorum. Okumayanların ise okuduktan sonraki yorumlarını bekliyorum.

İyi okumalar...

Yatağımdaki Yabancı - Sinan Akyüz


Bir kadın ve bir erkek. 

Karı-koca, bir akşam izlediği filmin etkisinde kalarak, filmde olduğu gibi, iki çiftin hayatları boyunca hiç kimseye anlatmadıklarını birbirlerine anlatmaya karar verirler.

Gece yarısı başlayan itiraflar, sabahın ilk ışıklarıyla son bulacaktır.

Birbirlerini tanıdığını ve hatta sevdiğini sanan karı-koca, gece boyunca, yeri geldi birbirlerine sarılarak ağladılar, yeri geldi birbirlerine nefret savurdular. Akıllarına, kırk yıl düşünseler gelemeyecek yaşantılarından kesitlerle şaşkına dönüp duruyor her ikisi de. 

Kendileri de fark ediyor, bu işe koyulmanın onlara zarar verdiğini ve yıprattığını. Toparlanabileceklerine inanıyorlar bazen, ama aslında çok iyi biliyor ki asla eskisi gibi olamaz hiçbir şey.

Gece boyunca süren itiraflar, sabahın ilk ışıkları ile, anlaşıldığı gibi sona eriyor. Ve kararlar, en başından belli olduğu gibi ayrılık oluyor. 

Sinan Akyüz'ün okuduğum ilk kitabı oldu. Konu ve olaylar ne kadar güzel olsa da, Akyüz'ün yazım dilini hiç beğenmedim doğrusu. Konu ve olayların güzelliğine bu derece basit bir anlatım, olmamış. 

Ayrıca dikkatimi çeken nokta ise şu oldu; Sinan Akyüz, cinsellikle ilgile terimleri oldukça kaba bir dille kaleme alıyor. Bu durum ise okuyucuyu -en azından beni- yazara karşı uzaklaştırabiliyor. 

Sonuç olarak, önerebileceğim bir kitap. Çok da kalın değil. 189 sayfalık, en fazla iki günde bitirilecek, olay ve konular açısından beğenilebilecek bir kitap. Fakat dediğim gibi, yazarın üslubu, kullandığı dil, basit olmakla birlikte kaba. 

Okuyanınız varsa, yorumlarınızı bekliyorum. Okumayanların ise okuduktan sonraki yorumlarını bekliyorum.

İyi okumalar...

Fotoğrafım
Edirne, Ayşekadın, Türkiye
19 Ocak 1996, İskenderun doğumlu. Trakya Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü mezunu. 13 yaşından beri blogger. 2012 Hürriyet Bumerang Ödülleri'nde En Uyumlu site üçüncülüğüne hak kazandı. İlk kitabı İkinci Kadının Hikâyesi ise Temmuz 2016 yılında basıldı. Tüm kitabevleri ve online kitapçılarda satışta.