background img

The New Stuff

Başlığımızdan da anlaşılacağı üzere son zamanlarda modum iyice düşük. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Ayağa kalkmaya bile eriniyor haldeyim. Yatağın içinde sigara içiyorum, ağlak ağlak şarkılar dinleyerek modumu düşürdükçe düşürüyorum. Neyse ki şiddetli bir depresyon yaşamıyorum yoksa daha fena davranışlar sergileyebilirdim. Şu an bunları can sıkıntısı ve üşengeçlik modu altında yapıyorum bi nevi.

Ne yapsam ne etsem diye düşünüyordum ki içimden sizlerle bu dönemim içerisinde dinliyor olduğum playlistimi paylaşmak geldi. Yine başlıktan anlaşılacağı üzere ağırlıklı olarak Lana Del Rey kafası yaşıyorum. Aslında bu gruba Jehan Barbur da giriyor fakat iki gün önce ona ait farklı bir post paylaşmış olduğum için tekrar aynı şarkıları ekleyerek gereksiz yere sizi sıkmak istemedim. Yazının sonunda Jehan Barbur'a ait olan postumun linkini sizlerle paylaşacağım.*

Evet gelelim Lana Del Rey'in beni sürüklediği modlara. İlk olarak, dinlemeye başladığımda tekrar tekrar başa sardığım Summer Wine şarkısını sizlerle paylaşmak istiyorum. 


Tabii ki hemen arkasından West Coast geliyor. West Coastsuz depresyona depresyon demem ben.


Sonrasında yeni keşfetmiş olduğum Shades Of Cool şarkısı var. 


Ve son olarak Once Upon A Dream. 


#Mod: Lana Del Rey

Başlığımızdan da anlaşılacağı üzere son zamanlarda modum iyice düşük. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Ayağa kalkmaya bile eriniyor haldeyim. Yatağın içinde sigara içiyorum, ağlak ağlak şarkılar dinleyerek modumu düşürdükçe düşürüyorum. Neyse ki şiddetli bir depresyon yaşamıyorum yoksa daha fena davranışlar sergileyebilirdim. Şu an bunları can sıkıntısı ve üşengeçlik modu altında yapıyorum bi nevi.

Ne yapsam ne etsem diye düşünüyordum ki içimden sizlerle bu dönemim içerisinde dinliyor olduğum playlistimi paylaşmak geldi. Yine başlıktan anlaşılacağı üzere ağırlıklı olarak Lana Del Rey kafası yaşıyorum. Aslında bu gruba Jehan Barbur da giriyor fakat iki gün önce ona ait farklı bir post paylaşmış olduğum için tekrar aynı şarkıları ekleyerek gereksiz yere sizi sıkmak istemedim. Yazının sonunda Jehan Barbur'a ait olan postumun linkini sizlerle paylaşacağım.*

Evet gelelim Lana Del Rey'in beni sürüklediği modlara. İlk olarak, dinlemeye başladığımda tekrar tekrar başa sardığım Summer Wine şarkısını sizlerle paylaşmak istiyorum. 


Tabii ki hemen arkasından West Coast geliyor. West Coastsuz depresyona depresyon demem ben.


Sonrasında yeni keşfetmiş olduğum Shades Of Cool şarkısı var. 


Ve son olarak Once Upon A Dream. 




İskenderunlu, Hristiyan Arap asıllı Jehan Barbur yeni keşfettiğim şarkıcılardan birisi. Yeni keşfetmiş olmaktan aslında biraz utanç duyuyorum. Çünkü hem hemşehrim hem de bir zaman sonra öğrendim ki babalarımız çok yakın arkadaş!

Jehan Barbur, babasının onayını alamadığı için konservatuvar yerine Bilkent Üniversitesi'nde Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümünü burslu olarak bitiriyor. Üniversite yıllarında tiyatro ve müzikle uğraşıyor, amatör olarak.


Okul hayatı sonrasında İstanbul'da yaşamaya başlayan Jehan Barbur, canlı müzik yapılan mekanlarda takılmaya başlamış ve yavaş yavaş çevre edinmesi sonrasında kendisi de bir gruba dahil olup sahne almaya başlamış. Daha sonraları kendisine ait bir hayran kitlesi oluşmaya başlamış ve bir arkadaşı sayesinde Bülent Ortaçgil ile tanışmış.

Jehan Barbur'un şu an 4 adet albümü bulunmakta. İlk albümü Uyan, 2009 yılında çıktı. Hayat adlı ikinci albümü 2010'da, Sarı 2012, Sizler Hiç Yokken ise 2014 yılında çıktı.


Jehan Barbur'un sakin ve dinlendirici sesi beni benden alıyor. Gerçekten dinlemeye başladığım zaman bütün bir günüm sadece Jehan ile geçiyor. Türk pop, caz alanında kesinlikle en iyilerden biri. En sevdiğim şarkılarını da sizlerle paylaşmak isterim.

GİDERSEN


KENDİNE ZAMAN VER


ÖYLESİNE 


AŞK HİÇ BİTER Mİ?

#YeniKeşif - Jehan Barbur


İskenderunlu, Hristiyan Arap asıllı Jehan Barbur yeni keşfettiğim şarkıcılardan birisi. Yeni keşfetmiş olmaktan aslında biraz utanç duyuyorum. Çünkü hem hemşehrim hem de bir zaman sonra öğrendim ki babalarımız çok yakın arkadaş!

Jehan Barbur, babasının onayını alamadığı için konservatuvar yerine Bilkent Üniversitesi'nde Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümünü burslu olarak bitiriyor. Üniversite yıllarında tiyatro ve müzikle uğraşıyor, amatör olarak.


Okul hayatı sonrasında İstanbul'da yaşamaya başlayan Jehan Barbur, canlı müzik yapılan mekanlarda takılmaya başlamış ve yavaş yavaş çevre edinmesi sonrasında kendisi de bir gruba dahil olup sahne almaya başlamış. Daha sonraları kendisine ait bir hayran kitlesi oluşmaya başlamış ve bir arkadaşı sayesinde Bülent Ortaçgil ile tanışmış.

Jehan Barbur'un şu an 4 adet albümü bulunmakta. İlk albümü Uyan, 2009 yılında çıktı. Hayat adlı ikinci albümü 2010'da, Sarı 2012, Sizler Hiç Yokken ise 2014 yılında çıktı.


Jehan Barbur'un sakin ve dinlendirici sesi beni benden alıyor. Gerçekten dinlemeye başladığım zaman bütün bir günüm sadece Jehan ile geçiyor. Türk pop, caz alanında kesinlikle en iyilerden biri. En sevdiğim şarkılarını da sizlerle paylaşmak isterim.

GİDERSEN


KENDİNE ZAMAN VER


ÖYLESİNE 


AŞK HİÇ BİTER Mİ?



Avustralyalı şarkıcı Sia'nın yeni klibi için, daha önceki Chandlier klibinde inanılmaz performansıyla göz kamaştıran Maddie Ziegler ve oyuncu Shia LaBeouf kamera karşısına geçti. Fakat klipte sergilenen performans büyük bir tartışmaya sebep olmuş sosyal medya aleminde.

Ben Maddie'yi izlerken, 12 yaşında olduğuna inanmakta güçlük çekiyorum. Vücut dilini çok iyi kullanan muhteşem bir dansçı. Henüz bu yaşta bu denli başarılı olması ve olağanüstü performanslarıyla göz doldurması, ileride daha da başarılı olacağını temin ediyor.


Sosyal medya üzerinde çıkan tartışma ise klip üzerine olmuş. Klip için, bir baba kızın ilişkisini anlatıyor diyen de var, ''pedofili'' suçlamalarında bulunanlar da var. Ben klibi izlediğimde oldukça başarılı iki kişinin dans eşliğinde inanılmaz bir oyunculuk sergilediğini görüyorum. Tabii ki klibin de insanların bakış açısına göre değiştiğini düşünüyorum. Fakat şarkı da, izlediğim performans da beni kazandı. Dediğim gibi özellikle Maddie'nin performansı beni benden alıyor. Son zamanlarda da takip ediyor olduğum tek dansçı diyebilirim.


Sosyal medyada gündeme gelen tartışmaya Sia da Twitter hesabından bir açıklamada bulundu: "Tüm diyebileceğim; Maddie ve Shia birbiriyle savaşan iki Sia benliğini canlandıran birer oyuncu. 'Elastic Heart'ı izlerken, farklı şeyler hissedenlerden özür dilerim. Amacım duygusal bir içerik sunmaktı, insanları üzmek değil.” 

Dediğim gibi ben klibi de şarkıyı da çok beğendim. Bakalım sizlerin düşünceleri neler olacak.

Sia - Elastic Heart


Avustralyalı şarkıcı Sia'nın yeni klibi için, daha önceki Chandlier klibinde inanılmaz performansıyla göz kamaştıran Maddie Ziegler ve oyuncu Shia LaBeouf kamera karşısına geçti. Fakat klipte sergilenen performans büyük bir tartışmaya sebep olmuş sosyal medya aleminde.

Ben Maddie'yi izlerken, 12 yaşında olduğuna inanmakta güçlük çekiyorum. Vücut dilini çok iyi kullanan muhteşem bir dansçı. Henüz bu yaşta bu denli başarılı olması ve olağanüstü performanslarıyla göz doldurması, ileride daha da başarılı olacağını temin ediyor.


Sosyal medya üzerinde çıkan tartışma ise klip üzerine olmuş. Klip için, bir baba kızın ilişkisini anlatıyor diyen de var, ''pedofili'' suçlamalarında bulunanlar da var. Ben klibi izlediğimde oldukça başarılı iki kişinin dans eşliğinde inanılmaz bir oyunculuk sergilediğini görüyorum. Tabii ki klibin de insanların bakış açısına göre değiştiğini düşünüyorum. Fakat şarkı da, izlediğim performans da beni kazandı. Dediğim gibi özellikle Maddie'nin performansı beni benden alıyor. Son zamanlarda da takip ediyor olduğum tek dansçı diyebilirim.


Sosyal medyada gündeme gelen tartışmaya Sia da Twitter hesabından bir açıklamada bulundu: "Tüm diyebileceğim; Maddie ve Shia birbiriyle savaşan iki Sia benliğini canlandıran birer oyuncu. 'Elastic Heart'ı izlerken, farklı şeyler hissedenlerden özür dilerim. Amacım duygusal bir içerik sunmaktı, insanları üzmek değil.” 

Dediğim gibi ben klibi de şarkıyı da çok beğendim. Bakalım sizlerin düşünceleri neler olacak.

Yoğun, yorucu ve uykusuz geçen bir final haftasının hemen ardından tabii ki delicesine özlediğim ailemin yanına gelmek üzere hazırlık yaptım.

Karmakarışık, belirsiz bir sınav haftası geçirdim. Sonuçlarım fena sayılmaz, muhtemelen bütünleme sınavlarına da kalmayacağım fakat beklediğim gibi de sonuçlar almıyorum maalesef. İlk dönem bu tarz bir şey yaşayacağımın ve beklediğim gibi olmayacağını bir şekilde biliyordum zaten. Bildiğiniz üzere ek tercihlerle yerleşmiş olmam da benim için büyük bir dezavantaj bu konuda. Fakat ikinci yarı ile birlikte artık her şeyin rayına oturacağını düşünüyorum.

Edirne'ye alışmam çok zor olmadı. Zaten İstanbul sonrasında en çok istediğim yer Edirne'ydi. Güzel insanlar tanıdım. Yeni yerler ve yeni insanlar ruhuma çok iyi geldi. Zaten ben bu sene şunu anladım, şu an hayatımda olan yeni insanlarla hayatımın bir noktasında eminim ki, kaçınılmaz olarak tanışacaktım zaten. Çok ilginç tesadüfler ve hayatlarımızın çakıştığı yerler olmuş henüz tanışmadığımız zamanlarda. O yüzden o birkaç kişiyi geç bulduğumu düşünerek kaybetmemeye çalışıyorum ve eminim ki onlar da bana aynı düşünce ile yaklaşıyorlar. Buna inanıyorum.

Dediğim gibi, sınavlar sonrasında aileme bir sürpriz yaparak İskenderun'a geldim. Umuyorum ki bütünleme sınavlarına kalmayıp 3 haftamı burada geçireceğim. Eğer kalırsam da ne yazık ki 10 gün sonra okul hayatına pıt pıt pıt geri dönüş yapacağım. 

2 gündür İskenderun'dayım, 2 gündür de evimden dışarı çıkmadım. Biraz dinlenmek ve evimin kokusunu solumak istiyordum çünkü. Yarından sonra (aynı zamanda yarın doğum günüm) zaten açılacağım dışarıya ve tabii ki neler yapıp ettiğimi sizlerle de paylaşacağım. 

Benim sömestr tatilim şu an bu şekilde ilerliyor. Sizlere de iyi tatiller diliyorum. Dolu dolu günler yaşayın!

Mutlu Pazarlar!

Finaller ve Sonrası

Yoğun, yorucu ve uykusuz geçen bir final haftasının hemen ardından tabii ki delicesine özlediğim ailemin yanına gelmek üzere hazırlık yaptım.

Karmakarışık, belirsiz bir sınav haftası geçirdim. Sonuçlarım fena sayılmaz, muhtemelen bütünleme sınavlarına da kalmayacağım fakat beklediğim gibi de sonuçlar almıyorum maalesef. İlk dönem bu tarz bir şey yaşayacağımın ve beklediğim gibi olmayacağını bir şekilde biliyordum zaten. Bildiğiniz üzere ek tercihlerle yerleşmiş olmam da benim için büyük bir dezavantaj bu konuda. Fakat ikinci yarı ile birlikte artık her şeyin rayına oturacağını düşünüyorum.

Edirne'ye alışmam çok zor olmadı. Zaten İstanbul sonrasında en çok istediğim yer Edirne'ydi. Güzel insanlar tanıdım. Yeni yerler ve yeni insanlar ruhuma çok iyi geldi. Zaten ben bu sene şunu anladım, şu an hayatımda olan yeni insanlarla hayatımın bir noktasında eminim ki, kaçınılmaz olarak tanışacaktım zaten. Çok ilginç tesadüfler ve hayatlarımızın çakıştığı yerler olmuş henüz tanışmadığımız zamanlarda. O yüzden o birkaç kişiyi geç bulduğumu düşünerek kaybetmemeye çalışıyorum ve eminim ki onlar da bana aynı düşünce ile yaklaşıyorlar. Buna inanıyorum.

Dediğim gibi, sınavlar sonrasında aileme bir sürpriz yaparak İskenderun'a geldim. Umuyorum ki bütünleme sınavlarına kalmayıp 3 haftamı burada geçireceğim. Eğer kalırsam da ne yazık ki 10 gün sonra okul hayatına pıt pıt pıt geri dönüş yapacağım. 

2 gündür İskenderun'dayım, 2 gündür de evimden dışarı çıkmadım. Biraz dinlenmek ve evimin kokusunu solumak istiyordum çünkü. Yarından sonra (aynı zamanda yarın doğum günüm) zaten açılacağım dışarıya ve tabii ki neler yapıp ettiğimi sizlerle de paylaşacağım. 

Benim sömestr tatilim şu an bu şekilde ilerliyor. Sizlere de iyi tatiller diliyorum. Dolu dolu günler yaşayın!

Mutlu Pazarlar!

Eve adım atıp, kapıyı arkamdan kapatıyorum. Işıkları açmadan salona geçip, üstümü başımı çıkarmadan atıyorum kendimi koltuğa. Uzun bir süre karanlık odada, siyahımsı duvarı izliyorum. Sanki ondan bir şeyler söylemesini bekler gibi.

Ceplerimi yokluyorum. Kabanımın sol cebine atıyorum elimi. Buruşmuş bir kağıt parçası geçiyor elime. Açıp bakıyorum... O karanlığa alışmış gözlerim, ufak kağıt parçasındaki numarayı oldukça net seçiyor. Boş veriyorum, geri atıyorum cebime. Sağ cebime atıyorum bu sefer de elimi. Sigara paketim ve çakmağım. Yeni paketin jelatinini açıyorum, buruşturup koltuğa, yanıma koyuyorum. Paketten bir sigara çıkarıp, ıslattığım dudaklarımın arasına koyuyorum. Çakmak üçüncü denememde zifiri karanlık odada alev alıp belirli bir bölgeyi aydınlatıyor. Sigaramı ateşliyorum ve çakmağı, buruşturduğum jelatinin yanına koyuyorum.

Sigaradan ilk nefesi asla içime çekemem. Çok pis hissediyorum dumanı. Sanki sonrası oldukça temiz ve zararsızmış gibi...

Derin bir nefes çekiyorum içime. Dışarıya verdiğim dumanın tavana doğru yükselip dağılışını izliyorum. Ve ardından az önce odaklanmış olduğum duvara dönüp bakmaya, beklemeye devam ediyorum.

Sigaram eriyor...

Elimi sol cebime atıp buruşmuş, yıpranmış kağıdı çıkarıyorum tekrar. Diğer elimde de telefonum. Numarayı çeviriyorum...

Telefon açılıyor, ses yok.

''Hazırım... Seni istiyorum!'' diyorum ve cevap beklemeden kapatıyorum telefonu.

Üzerimi çıkarıyorum. Koltuğun üzerindekileri yere savuruyorum. Sehpanın üzerinde söndürdüğüm sigarayı izleyerek uzanıyorum. İki büklüm oluyorum...

Canım acıyor...

Buruşmuş Kağıt Parçası ve Sigara Dumanı

Eve adım atıp, kapıyı arkamdan kapatıyorum. Işıkları açmadan salona geçip, üstümü başımı çıkarmadan atıyorum kendimi koltuğa. Uzun bir süre karanlık odada, siyahımsı duvarı izliyorum. Sanki ondan bir şeyler söylemesini bekler gibi.

Ceplerimi yokluyorum. Kabanımın sol cebine atıyorum elimi. Buruşmuş bir kağıt parçası geçiyor elime. Açıp bakıyorum... O karanlığa alışmış gözlerim, ufak kağıt parçasındaki numarayı oldukça net seçiyor. Boş veriyorum, geri atıyorum cebime. Sağ cebime atıyorum bu sefer de elimi. Sigara paketim ve çakmağım. Yeni paketin jelatinini açıyorum, buruşturup koltuğa, yanıma koyuyorum. Paketten bir sigara çıkarıp, ıslattığım dudaklarımın arasına koyuyorum. Çakmak üçüncü denememde zifiri karanlık odada alev alıp belirli bir bölgeyi aydınlatıyor. Sigaramı ateşliyorum ve çakmağı, buruşturduğum jelatinin yanına koyuyorum.

Sigaradan ilk nefesi asla içime çekemem. Çok pis hissediyorum dumanı. Sanki sonrası oldukça temiz ve zararsızmış gibi...

Derin bir nefes çekiyorum içime. Dışarıya verdiğim dumanın tavana doğru yükselip dağılışını izliyorum. Ve ardından az önce odaklanmış olduğum duvara dönüp bakmaya, beklemeye devam ediyorum.

Sigaram eriyor...

Elimi sol cebime atıp buruşmuş, yıpranmış kağıdı çıkarıyorum tekrar. Diğer elimde de telefonum. Numarayı çeviriyorum...

Telefon açılıyor, ses yok.

''Hazırım... Seni istiyorum!'' diyorum ve cevap beklemeden kapatıyorum telefonu.

Üzerimi çıkarıyorum. Koltuğun üzerindekileri yere savuruyorum. Sehpanın üzerinde söndürdüğüm sigarayı izleyerek uzanıyorum. İki büklüm oluyorum...

Canım acıyor...

Fotoğrafım
Edirne, Ayşekadın, Türkiye
19 Ocak 1996, İskenderun doğumlu. Trakya Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü mezunu. 13 yaşından beri blogger. 2012 Hürriyet Bumerang Ödülleri'nde En Uyumlu site üçüncülüğüne hak kazandı. İlk kitabı İkinci Kadının Hikâyesi ise Temmuz 2016 yılında basıldı. Tüm kitabevleri ve online kitapçılarda satışta.