background img

The New Stuff


Avustralyalı şarkıcı Sia'nın yeni klibi için, daha önceki Chandlier klibinde inanılmaz performansıyla göz kamaştıran Maddie Ziegler ve oyuncu Shia LaBeouf kamera karşısına geçti. Fakat klipte sergilenen performans büyük bir tartışmaya sebep olmuş sosyal medya aleminde.

Ben Maddie'yi izlerken, 12 yaşında olduğuna inanmakta güçlük çekiyorum. Vücut dilini çok iyi kullanan muhteşem bir dansçı. Henüz bu yaşta bu denli başarılı olması ve olağanüstü performanslarıyla göz doldurması, ileride daha da başarılı olacağını temin ediyor.


Sosyal medya üzerinde çıkan tartışma ise klip üzerine olmuş. Klip için, bir baba kızın ilişkisini anlatıyor diyen de var, ''pedofili'' suçlamalarında bulunanlar da var. Ben klibi izlediğimde oldukça başarılı iki kişinin dans eşliğinde inanılmaz bir oyunculuk sergilediğini görüyorum. Tabii ki klibin de insanların bakış açısına göre değiştiğini düşünüyorum. Fakat şarkı da, izlediğim performans da beni kazandı. Dediğim gibi özellikle Maddie'nin performansı beni benden alıyor. Son zamanlarda da takip ediyor olduğum tek dansçı diyebilirim.


Sosyal medyada gündeme gelen tartışmaya Sia da Twitter hesabından bir açıklamada bulundu: "Tüm diyebileceğim; Maddie ve Shia birbiriyle savaşan iki Sia benliğini canlandıran birer oyuncu. 'Elastic Heart'ı izlerken, farklı şeyler hissedenlerden özür dilerim. Amacım duygusal bir içerik sunmaktı, insanları üzmek değil.” 

Dediğim gibi ben klibi de şarkıyı da çok beğendim. Bakalım sizlerin düşünceleri neler olacak.

Sia - Elastic Heart


Avustralyalı şarkıcı Sia'nın yeni klibi için, daha önceki Chandlier klibinde inanılmaz performansıyla göz kamaştıran Maddie Ziegler ve oyuncu Shia LaBeouf kamera karşısına geçti. Fakat klipte sergilenen performans büyük bir tartışmaya sebep olmuş sosyal medya aleminde.

Ben Maddie'yi izlerken, 12 yaşında olduğuna inanmakta güçlük çekiyorum. Vücut dilini çok iyi kullanan muhteşem bir dansçı. Henüz bu yaşta bu denli başarılı olması ve olağanüstü performanslarıyla göz doldurması, ileride daha da başarılı olacağını temin ediyor.


Sosyal medya üzerinde çıkan tartışma ise klip üzerine olmuş. Klip için, bir baba kızın ilişkisini anlatıyor diyen de var, ''pedofili'' suçlamalarında bulunanlar da var. Ben klibi izlediğimde oldukça başarılı iki kişinin dans eşliğinde inanılmaz bir oyunculuk sergilediğini görüyorum. Tabii ki klibin de insanların bakış açısına göre değiştiğini düşünüyorum. Fakat şarkı da, izlediğim performans da beni kazandı. Dediğim gibi özellikle Maddie'nin performansı beni benden alıyor. Son zamanlarda da takip ediyor olduğum tek dansçı diyebilirim.


Sosyal medyada gündeme gelen tartışmaya Sia da Twitter hesabından bir açıklamada bulundu: "Tüm diyebileceğim; Maddie ve Shia birbiriyle savaşan iki Sia benliğini canlandıran birer oyuncu. 'Elastic Heart'ı izlerken, farklı şeyler hissedenlerden özür dilerim. Amacım duygusal bir içerik sunmaktı, insanları üzmek değil.” 

Dediğim gibi ben klibi de şarkıyı da çok beğendim. Bakalım sizlerin düşünceleri neler olacak.

Yoğun, yorucu ve uykusuz geçen bir final haftasının hemen ardından tabii ki delicesine özlediğim ailemin yanına gelmek üzere hazırlık yaptım.

Karmakarışık, belirsiz bir sınav haftası geçirdim. Sonuçlarım fena sayılmaz, muhtemelen bütünleme sınavlarına da kalmayacağım fakat beklediğim gibi de sonuçlar almıyorum maalesef. İlk dönem bu tarz bir şey yaşayacağımın ve beklediğim gibi olmayacağını bir şekilde biliyordum zaten. Bildiğiniz üzere ek tercihlerle yerleşmiş olmam da benim için büyük bir dezavantaj bu konuda. Fakat ikinci yarı ile birlikte artık her şeyin rayına oturacağını düşünüyorum.

Edirne'ye alışmam çok zor olmadı. Zaten İstanbul sonrasında en çok istediğim yer Edirne'ydi. Güzel insanlar tanıdım. Yeni yerler ve yeni insanlar ruhuma çok iyi geldi. Zaten ben bu sene şunu anladım, şu an hayatımda olan yeni insanlarla hayatımın bir noktasında eminim ki, kaçınılmaz olarak tanışacaktım zaten. Çok ilginç tesadüfler ve hayatlarımızın çakıştığı yerler olmuş henüz tanışmadığımız zamanlarda. O yüzden o birkaç kişiyi geç bulduğumu düşünerek kaybetmemeye çalışıyorum ve eminim ki onlar da bana aynı düşünce ile yaklaşıyorlar. Buna inanıyorum.

Dediğim gibi, sınavlar sonrasında aileme bir sürpriz yaparak İskenderun'a geldim. Umuyorum ki bütünleme sınavlarına kalmayıp 3 haftamı burada geçireceğim. Eğer kalırsam da ne yazık ki 10 gün sonra okul hayatına pıt pıt pıt geri dönüş yapacağım. 

2 gündür İskenderun'dayım, 2 gündür de evimden dışarı çıkmadım. Biraz dinlenmek ve evimin kokusunu solumak istiyordum çünkü. Yarından sonra (aynı zamanda yarın doğum günüm) zaten açılacağım dışarıya ve tabii ki neler yapıp ettiğimi sizlerle de paylaşacağım. 

Benim sömestr tatilim şu an bu şekilde ilerliyor. Sizlere de iyi tatiller diliyorum. Dolu dolu günler yaşayın!

Mutlu Pazarlar!

Finaller ve Sonrası

Yoğun, yorucu ve uykusuz geçen bir final haftasının hemen ardından tabii ki delicesine özlediğim ailemin yanına gelmek üzere hazırlık yaptım.

Karmakarışık, belirsiz bir sınav haftası geçirdim. Sonuçlarım fena sayılmaz, muhtemelen bütünleme sınavlarına da kalmayacağım fakat beklediğim gibi de sonuçlar almıyorum maalesef. İlk dönem bu tarz bir şey yaşayacağımın ve beklediğim gibi olmayacağını bir şekilde biliyordum zaten. Bildiğiniz üzere ek tercihlerle yerleşmiş olmam da benim için büyük bir dezavantaj bu konuda. Fakat ikinci yarı ile birlikte artık her şeyin rayına oturacağını düşünüyorum.

Edirne'ye alışmam çok zor olmadı. Zaten İstanbul sonrasında en çok istediğim yer Edirne'ydi. Güzel insanlar tanıdım. Yeni yerler ve yeni insanlar ruhuma çok iyi geldi. Zaten ben bu sene şunu anladım, şu an hayatımda olan yeni insanlarla hayatımın bir noktasında eminim ki, kaçınılmaz olarak tanışacaktım zaten. Çok ilginç tesadüfler ve hayatlarımızın çakıştığı yerler olmuş henüz tanışmadığımız zamanlarda. O yüzden o birkaç kişiyi geç bulduğumu düşünerek kaybetmemeye çalışıyorum ve eminim ki onlar da bana aynı düşünce ile yaklaşıyorlar. Buna inanıyorum.

Dediğim gibi, sınavlar sonrasında aileme bir sürpriz yaparak İskenderun'a geldim. Umuyorum ki bütünleme sınavlarına kalmayıp 3 haftamı burada geçireceğim. Eğer kalırsam da ne yazık ki 10 gün sonra okul hayatına pıt pıt pıt geri dönüş yapacağım. 

2 gündür İskenderun'dayım, 2 gündür de evimden dışarı çıkmadım. Biraz dinlenmek ve evimin kokusunu solumak istiyordum çünkü. Yarından sonra (aynı zamanda yarın doğum günüm) zaten açılacağım dışarıya ve tabii ki neler yapıp ettiğimi sizlerle de paylaşacağım. 

Benim sömestr tatilim şu an bu şekilde ilerliyor. Sizlere de iyi tatiller diliyorum. Dolu dolu günler yaşayın!

Mutlu Pazarlar!

Eve adım atıp, kapıyı arkamdan kapatıyorum. Işıkları açmadan salona geçip, üstümü başımı çıkarmadan atıyorum kendimi koltuğa. Uzun bir süre karanlık odada, siyahımsı duvarı izliyorum. Sanki ondan bir şeyler söylemesini bekler gibi.

Ceplerimi yokluyorum. Kabanımın sol cebine atıyorum elimi. Buruşmuş bir kağıt parçası geçiyor elime. Açıp bakıyorum... O karanlığa alışmış gözlerim, ufak kağıt parçasındaki numarayı oldukça net seçiyor. Boş veriyorum, geri atıyorum cebime. Sağ cebime atıyorum bu sefer de elimi. Sigara paketim ve çakmağım. Yeni paketin jelatinini açıyorum, buruşturup koltuğa, yanıma koyuyorum. Paketten bir sigara çıkarıp, ıslattığım dudaklarımın arasına koyuyorum. Çakmak üçüncü denememde zifiri karanlık odada alev alıp belirli bir bölgeyi aydınlatıyor. Sigaramı ateşliyorum ve çakmağı, buruşturduğum jelatinin yanına koyuyorum.

Sigaradan ilk nefesi asla içime çekemem. Çok pis hissediyorum dumanı. Sanki sonrası oldukça temiz ve zararsızmış gibi...

Derin bir nefes çekiyorum içime. Dışarıya verdiğim dumanın tavana doğru yükselip dağılışını izliyorum. Ve ardından az önce odaklanmış olduğum duvara dönüp bakmaya, beklemeye devam ediyorum.

Sigaram eriyor...

Elimi sol cebime atıp buruşmuş, yıpranmış kağıdı çıkarıyorum tekrar. Diğer elimde de telefonum. Numarayı çeviriyorum...

Telefon açılıyor, ses yok.

''Hazırım... Seni istiyorum!'' diyorum ve cevap beklemeden kapatıyorum telefonu.

Üzerimi çıkarıyorum. Koltuğun üzerindekileri yere savuruyorum. Sehpanın üzerinde söndürdüğüm sigarayı izleyerek uzanıyorum. İki büklüm oluyorum...

Canım acıyor...

Buruşmuş Kağıt Parçası ve Sigara Dumanı

Eve adım atıp, kapıyı arkamdan kapatıyorum. Işıkları açmadan salona geçip, üstümü başımı çıkarmadan atıyorum kendimi koltuğa. Uzun bir süre karanlık odada, siyahımsı duvarı izliyorum. Sanki ondan bir şeyler söylemesini bekler gibi.

Ceplerimi yokluyorum. Kabanımın sol cebine atıyorum elimi. Buruşmuş bir kağıt parçası geçiyor elime. Açıp bakıyorum... O karanlığa alışmış gözlerim, ufak kağıt parçasındaki numarayı oldukça net seçiyor. Boş veriyorum, geri atıyorum cebime. Sağ cebime atıyorum bu sefer de elimi. Sigara paketim ve çakmağım. Yeni paketin jelatinini açıyorum, buruşturup koltuğa, yanıma koyuyorum. Paketten bir sigara çıkarıp, ıslattığım dudaklarımın arasına koyuyorum. Çakmak üçüncü denememde zifiri karanlık odada alev alıp belirli bir bölgeyi aydınlatıyor. Sigaramı ateşliyorum ve çakmağı, buruşturduğum jelatinin yanına koyuyorum.

Sigaradan ilk nefesi asla içime çekemem. Çok pis hissediyorum dumanı. Sanki sonrası oldukça temiz ve zararsızmış gibi...

Derin bir nefes çekiyorum içime. Dışarıya verdiğim dumanın tavana doğru yükselip dağılışını izliyorum. Ve ardından az önce odaklanmış olduğum duvara dönüp bakmaya, beklemeye devam ediyorum.

Sigaram eriyor...

Elimi sol cebime atıp buruşmuş, yıpranmış kağıdı çıkarıyorum tekrar. Diğer elimde de telefonum. Numarayı çeviriyorum...

Telefon açılıyor, ses yok.

''Hazırım... Seni istiyorum!'' diyorum ve cevap beklemeden kapatıyorum telefonu.

Üzerimi çıkarıyorum. Koltuğun üzerindekileri yere savuruyorum. Sehpanın üzerinde söndürdüğüm sigarayı izleyerek uzanıyorum. İki büklüm oluyorum...

Canım acıyor...

Yeni bir kitap yorumu postuyla herkese merhaba!

Bugün sizlere okuyup bitirmiş olduğum Sigmund Freud'un Totem ve Tabu adlı kitabını yorumlayacağım. 

Öncelikle belirtmek isterim ki, edebiyata olduğu kadar psikolojiye de meraklı bir insanımdır. Düşünmeyi, sorgulamayı, insanları analiz etmeyi seviyorum. Şimdiye kadar ilginçtir ki Freud'un kendi kitaplarını bulamıyordum hiçbir kitapevinde. Sürekli başka yazarların yorumlaması altında bulunan kitaplar vardı. Bunun gibi psikoloji üzerine yazan birçok bilim adamı, filozof, psikiyatristin kitabına da sahip olamadım. 

Yapıyor olduğum bir yolculukta, mola verdiğimiz bir yerde tesadüfen buldum bu kitabı. Görür görmez aldım zaten. 

Kitaba gelecek olursak...

Kitap toplamda 4 bölümden oluşuyor. İlk bölüm haricinde diğer başlıklar kendi içlerinde de başlıklar halinde ayrılmış bir şekilde anlatılıyor. İlk bölüm ensest ilişki üzerine kuramlar ve savunulan görüşlerle birlikte varılan sonuçları ele alıyor. Kitaba karşı olan merakım da aslında bir nevi Freud'un ensest ilişki üzerine kurmuş olduğu düşüncelerinden kaynaklanıyordu. 

Bu bölümde ensest ilişkiyi Freud birden fazla, farklı farklı yollarla anlatmış. Bunu verdiği örneklerle desteklemiş. Zaten kitabın geneli kuramlar üzerine yaşanmış olan, eski topluluklarda, kabilelerde, oymaklarda yaşanılanlar üzerine örnekler ile dolu. 

Kitabın ikinci bölümü Tabular üzerine. Tabu'yu üç farklı başlık altında inceliyor burada da; Düşmanlara Karşı, Hükümdar Tabusu ve Ölüler Tabusu şeklinde. Bunlar arasında en ilgimi çeken ve yaşanmışlıkları beni şaşırtan bölüm Ölüler Tabusu oldu.

Üçüncü bölüm Animizm, Sihir ve Düşüncelerin Salt Erki başlığına sahip. Aynı şekilde tabularla, totemlerle karşılaştırılarak, bağdaştırılarak animizm ve sihir anlatılıyor.

Son bölüm ise Totemizmin Çocukluktaki Yinelemeleri adlı başlık, altında 3 alt başlık olarak bulunuyor. Bunlar; Nominalist Görüşler, Sosyolojik Görüşler ve Psikolojik Görüşler. Bu anlatımlar içerisinde de, kuramlar ve aynı şekilde yaşanmışlık örnekleriyle en çok beni saran kısım Psikolojik Görüşler oldu. 

Aynı zamanda kitapta dikkat ettiğim bir diğer şey ise, Freud çoğunluk olarak kendi görüşlerini dile getirmemiş. Frazer ve Wundt adında iki düşünürün kendi yazmış oldukları kitaplarında bu konu hakkındaki (yazılan her bölümde işlenen konu üzerine) yazmış oldukları kendi fikirleri, gözlemleri ve sonuçları üzerine Freud, uzunca bir şekilde kendi dilinde de yorumlayarak o görüşe katıldığını belirtmiş çoğu kez. Bu rahatsızlık verici bir durum değil bir bakıma. Kitap sürekli örneklerle ve alıntılarla ilerlediği için sıkılmadan, sürekli bir şekilde beyni çalıştırarak, okurken aynı zamanda derin bir düşünmeye ittiği için seri bir okuma gerçekleşiyor.

Özellikle psikolojiye meraklı herkesin bu kitabı okumasını özellikle öneririm. Freud gibi bir düşünüre dair okuduğunuz her şey size bir artı katacaktır. Diğer kitaplarını temin edip okumayı çok istiyorum ben de. Umarım kolayca elde edebilirim. 

Keyifli okumalar!

Totem ve Tabu - Sigmund Freud

Yeni bir kitap yorumu postuyla herkese merhaba!

Bugün sizlere okuyup bitirmiş olduğum Sigmund Freud'un Totem ve Tabu adlı kitabını yorumlayacağım. 

Öncelikle belirtmek isterim ki, edebiyata olduğu kadar psikolojiye de meraklı bir insanımdır. Düşünmeyi, sorgulamayı, insanları analiz etmeyi seviyorum. Şimdiye kadar ilginçtir ki Freud'un kendi kitaplarını bulamıyordum hiçbir kitapevinde. Sürekli başka yazarların yorumlaması altında bulunan kitaplar vardı. Bunun gibi psikoloji üzerine yazan birçok bilim adamı, filozof, psikiyatristin kitabına da sahip olamadım. 

Yapıyor olduğum bir yolculukta, mola verdiğimiz bir yerde tesadüfen buldum bu kitabı. Görür görmez aldım zaten. 

Kitaba gelecek olursak...

Kitap toplamda 4 bölümden oluşuyor. İlk bölüm haricinde diğer başlıklar kendi içlerinde de başlıklar halinde ayrılmış bir şekilde anlatılıyor. İlk bölüm ensest ilişki üzerine kuramlar ve savunulan görüşlerle birlikte varılan sonuçları ele alıyor. Kitaba karşı olan merakım da aslında bir nevi Freud'un ensest ilişki üzerine kurmuş olduğu düşüncelerinden kaynaklanıyordu. 

Bu bölümde ensest ilişkiyi Freud birden fazla, farklı farklı yollarla anlatmış. Bunu verdiği örneklerle desteklemiş. Zaten kitabın geneli kuramlar üzerine yaşanmış olan, eski topluluklarda, kabilelerde, oymaklarda yaşanılanlar üzerine örnekler ile dolu. 

Kitabın ikinci bölümü Tabular üzerine. Tabu'yu üç farklı başlık altında inceliyor burada da; Düşmanlara Karşı, Hükümdar Tabusu ve Ölüler Tabusu şeklinde. Bunlar arasında en ilgimi çeken ve yaşanmışlıkları beni şaşırtan bölüm Ölüler Tabusu oldu.

Üçüncü bölüm Animizm, Sihir ve Düşüncelerin Salt Erki başlığına sahip. Aynı şekilde tabularla, totemlerle karşılaştırılarak, bağdaştırılarak animizm ve sihir anlatılıyor.

Son bölüm ise Totemizmin Çocukluktaki Yinelemeleri adlı başlık, altında 3 alt başlık olarak bulunuyor. Bunlar; Nominalist Görüşler, Sosyolojik Görüşler ve Psikolojik Görüşler. Bu anlatımlar içerisinde de, kuramlar ve aynı şekilde yaşanmışlık örnekleriyle en çok beni saran kısım Psikolojik Görüşler oldu. 

Aynı zamanda kitapta dikkat ettiğim bir diğer şey ise, Freud çoğunluk olarak kendi görüşlerini dile getirmemiş. Frazer ve Wundt adında iki düşünürün kendi yazmış oldukları kitaplarında bu konu hakkındaki (yazılan her bölümde işlenen konu üzerine) yazmış oldukları kendi fikirleri, gözlemleri ve sonuçları üzerine Freud, uzunca bir şekilde kendi dilinde de yorumlayarak o görüşe katıldığını belirtmiş çoğu kez. Bu rahatsızlık verici bir durum değil bir bakıma. Kitap sürekli örneklerle ve alıntılarla ilerlediği için sıkılmadan, sürekli bir şekilde beyni çalıştırarak, okurken aynı zamanda derin bir düşünmeye ittiği için seri bir okuma gerçekleşiyor.

Özellikle psikolojiye meraklı herkesin bu kitabı okumasını özellikle öneririm. Freud gibi bir düşünüre dair okuduğunuz her şey size bir artı katacaktır. Diğer kitaplarını temin edip okumayı çok istiyorum ben de. Umarım kolayca elde edebilirim. 

Keyifli okumalar!

Yabancı bir ev, yabancı dört duvar, yabancı kekremsi bir koku ve içinde kahve bulunan yabancı bir bardak... her yudumumda bulunduğum yere daha da yabancılaştıran. Farid Farjad biraz ötemde, elektronik bir cihazın içinde ölesiye ağlatıyor kemanı... beni... seni... onu...

Gel diyor içimdeki insan. Gel ve gir artık şu kapıdan. Dilediğin gibi konuş, istemiyorsan da iki kelamını esirgeme benden. O dudaklarının aralanışını ve bana gönderdiğin harfleri biriktirip kendime yeni bir dünya inşa etme istiyorum. Belki ellerimi tutacağın ve hiç bırakmamayı düşlediğimiz bir dünya...

Kahve azalıyor yavaş yavaş.
Bunlar, şarkının son tınıları.
Bu akan, gözyaşlarımın belki son damlaları.

Bir kahve daha?

Yabancı Bardak

Yabancı bir ev, yabancı dört duvar, yabancı kekremsi bir koku ve içinde kahve bulunan yabancı bir bardak... her yudumumda bulunduğum yere daha da yabancılaştıran. Farid Farjad biraz ötemde, elektronik bir cihazın içinde ölesiye ağlatıyor kemanı... beni... seni... onu...

Gel diyor içimdeki insan. Gel ve gir artık şu kapıdan. Dilediğin gibi konuş, istemiyorsan da iki kelamını esirgeme benden. O dudaklarının aralanışını ve bana gönderdiğin harfleri biriktirip kendime yeni bir dünya inşa etme istiyorum. Belki ellerimi tutacağın ve hiç bırakmamayı düşlediğimiz bir dünya...

Kahve azalıyor yavaş yavaş.
Bunlar, şarkının son tınıları.
Bu akan, gözyaşlarımın belki son damlaları.

Bir kahve daha?

Fotoğrafım
Edirne, Ayşekadın, Türkiye
19 Ocak 1996, İskenderun doğumlu. Trakya Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü mezunu. 13 yaşından beri blogger. 2012 Hürriyet Bumerang Ödülleri'nde En Uyumlu site üçüncülüğüne hak kazandı. İlk kitabı İkinci Kadının Hikâyesi ise Temmuz 2016 yılında basıldı. Tüm kitabevleri ve online kitapçılarda satışta.