background img

The New Stuff


Kitap Kurdu Böjük, harika bir çekiliş düzenlemiş. Görünce hemen katılmak istedim. Malum şimdiye kadar hiçbir çekilişi kazanamadım. Belki bu kitabı da ben kaparım artık.

Sizler de bu güzel çekilişe katılıp, bu harika kitaba sahip olmak istiyorsanız, buraya tık!

Kitap Kurdu'ndan Çekiliş Var!


Kitap Kurdu Böjük, harika bir çekiliş düzenlemiş. Görünce hemen katılmak istedim. Malum şimdiye kadar hiçbir çekilişi kazanamadım. Belki bu kitabı da ben kaparım artık.

Sizler de bu güzel çekilişe katılıp, bu harika kitaba sahip olmak istiyorsanız, buraya tık!


Doğrusunu söylemek gerekirse Ece Vahaoğlu, sevdiğim bir isim değil. Sevmeme sebebim, kendini Ayşe Arman'a benzetmeye çalıştığını düşünmemden kaynaklanıyor. Bilhassa Ömür Gedik'i de bu sebeple sevmiyorum.

Fakat geziyor olduğum bir kitapçıda, bu kitabı görünce tamamen ilgimi çektiğini fark ettim. Elime alıp incelediğimde, isminden de beklediğim gibi bir konuyu ele aldığını fark ettim. Bu konu üzerinde ne kadar kitap varsa okumak ve yorumlamak istediğimden, hiç düşünmeden aldım ve okudum.

Kitabın arka kapağını okuduğumuzda, tesettürlü bir genç kızın, hemcinsine ilgi duymasından bahsettiğini görüyoruz. Toplumumuzda, ne kadar yok sayılan ve ötekileştirilen bir konu olsa da, eşcinselliğin artık bir hastalık veyahut bir tercih olduğunu düşünmekten vazgeçilmesi gerekiyor. Toplumumuz bu konuda oldukça cahil ve aç.

Kitaba gelecek olursak; ben de eşcinselleri destekleyen ve sonuna kadar da yanlarında olan bir birey olarak bu kitabı okumayı çok istedim. Kitap da beklediğim gibi çıkmadı aslında ve çok beğendiğimi de söyleyemem.

Öncelikle Ece Vahapoğlu'nun yazım dilini oldukça basit buldum. Karakterler arası diyaloglar da çok basit bir şekilde kurulmuş ve bu çoğu zaman da gülünç bir durum ortaya çıkarmış.

Kitabın asıl konusunu eşcinsellik sanıyoruz aldığımızda fakat okurken öyle olmadığını fark ediyoruz. Türbanlı kızımız Kübra'nın hemcinsine ilgi duyduğundan bahsedilmiş sadece 1-2 bölüm var. Bu da kitaptaki bir karakterin markete gidip alışveriş yapması gibi olup biten, kısa bir şekilde ele alınmış.

Kitabın arka kapağındaki açıklama üzerine, kitabın ismine baktığımızda 'Öteki' diye bahsedilen kişinin eşcinsel olduğu bahsediliyor gibi bir düşünce uyanıyor kafanızda. Ne yazık ki öyle değil. Öteki kesime ait olanlar eşcinsel bireyler değil, tesettürlü ve dindar bireyler.

Yani anlaşılacağı üzere, kitap aslında bahsedildiği gibi eşcinselliği ele almamış. Dindar olan ve olmayan iki kesimi ele almış ve bunun üzerine yazılmış bir kitap.

Kitabın açıklamasının bu şekilde olması üzerine kafamdaki düşünce sadece Ece Vahapoğlu'nun bu konu üzerinden dikkat çekmeye ve ön plana çıkmaya çalışması oluyor. Üstelik okuduğunuzda Ece Vahapoğlu'nun da eşcinsellik konusunda oldukça bilgisiz olduğunu göreceksinizdir.

Yorumlarımdan anladığınız gibi, kitabı beğenmediğimi söylemeliyim. Okumayın falan demiyorum ama okuyun gibi bir tavsiyede de bulunmuyorum. Karar size kalmış...

Öteki - Ece Vahapoğlu


Doğrusunu söylemek gerekirse Ece Vahaoğlu, sevdiğim bir isim değil. Sevmeme sebebim, kendini Ayşe Arman'a benzetmeye çalıştığını düşünmemden kaynaklanıyor. Bilhassa Ömür Gedik'i de bu sebeple sevmiyorum.

Fakat geziyor olduğum bir kitapçıda, bu kitabı görünce tamamen ilgimi çektiğini fark ettim. Elime alıp incelediğimde, isminden de beklediğim gibi bir konuyu ele aldığını fark ettim. Bu konu üzerinde ne kadar kitap varsa okumak ve yorumlamak istediğimden, hiç düşünmeden aldım ve okudum.

Kitabın arka kapağını okuduğumuzda, tesettürlü bir genç kızın, hemcinsine ilgi duymasından bahsettiğini görüyoruz. Toplumumuzda, ne kadar yok sayılan ve ötekileştirilen bir konu olsa da, eşcinselliğin artık bir hastalık veyahut bir tercih olduğunu düşünmekten vazgeçilmesi gerekiyor. Toplumumuz bu konuda oldukça cahil ve aç.

Kitaba gelecek olursak; ben de eşcinselleri destekleyen ve sonuna kadar da yanlarında olan bir birey olarak bu kitabı okumayı çok istedim. Kitap da beklediğim gibi çıkmadı aslında ve çok beğendiğimi de söyleyemem.

Öncelikle Ece Vahapoğlu'nun yazım dilini oldukça basit buldum. Karakterler arası diyaloglar da çok basit bir şekilde kurulmuş ve bu çoğu zaman da gülünç bir durum ortaya çıkarmış.

Kitabın asıl konusunu eşcinsellik sanıyoruz aldığımızda fakat okurken öyle olmadığını fark ediyoruz. Türbanlı kızımız Kübra'nın hemcinsine ilgi duyduğundan bahsedilmiş sadece 1-2 bölüm var. Bu da kitaptaki bir karakterin markete gidip alışveriş yapması gibi olup biten, kısa bir şekilde ele alınmış.

Kitabın arka kapağındaki açıklama üzerine, kitabın ismine baktığımızda 'Öteki' diye bahsedilen kişinin eşcinsel olduğu bahsediliyor gibi bir düşünce uyanıyor kafanızda. Ne yazık ki öyle değil. Öteki kesime ait olanlar eşcinsel bireyler değil, tesettürlü ve dindar bireyler.

Yani anlaşılacağı üzere, kitap aslında bahsedildiği gibi eşcinselliği ele almamış. Dindar olan ve olmayan iki kesimi ele almış ve bunun üzerine yazılmış bir kitap.

Kitabın açıklamasının bu şekilde olması üzerine kafamdaki düşünce sadece Ece Vahapoğlu'nun bu konu üzerinden dikkat çekmeye ve ön plana çıkmaya çalışması oluyor. Üstelik okuduğunuzda Ece Vahapoğlu'nun da eşcinsellik konusunda oldukça bilgisiz olduğunu göreceksinizdir.

Yorumlarımdan anladığınız gibi, kitabı beğenmediğimi söylemeliyim. Okumayın falan demiyorum ama okuyun gibi bir tavsiyede de bulunmuyorum. Karar size kalmış...

Geçen haftalarda her zaman olduğu gibi lay lay lom yaparaktan bilgisayarımı açtım. Bilgisayarı açar açmaz yaptığım ilk iş maillerime bakmak oluyor. Onun ardından Twitter'ıma falan bakıyorum. Yine aynı doğrultuda ilerlerken, Twitter'ıma girdiğimde bir de baktım ki sayfanın üst tarafında ''Bu hesap askıya alınmıştır.'' gibisinden bir şey yazıyor. ''Lan arkadaşım bu ne şimdi?'' diye önce bir takmadım. Kafayı yemiştir yine diye düşündüm ve o gün Twitter'a bir daha girmedim.

Ertesi günü geçmiştir diye düşündüm ki, aynı şey hala orada durmuş, sanki her geçen gün gözüme gözüme girecekmiş gibi bir hali de var. ''Töbee allam.'' falan yaptım sonra dedim en iyisi araştırayım bu nedir yahu diye.

Araştırdım. Elde ettiğim sonuçlara şöyle bir baktım ve Twitter hesabımın askıya alınmasına neden olacak sebepleri belki beş yüz bin defa okudum ama ''Arkadaşım ben bunların hiçbirini yapmadım ki!'' diye iyicene bir atarlandım. Her neyse dedim, askıya alınmış hesabımı kurtarabilirmişim, öyle yazıyordu. Ben de aynen uyguladım ve beklemeye başladım. Bazılarında 1 saat bazılarında 1 gün, en fazla 1 hafta falan sürüyormuş geri açılması. 2 HAFTA GEÇTİ HALA AÇILMADI!

Yok yani askıya alınmasına da bir şey dediğim, bir üzüldüğüm yok aslında. Üzüldüğüm şey 3 bin tane güzelim takipçim yok oldu gitti! Yeni hesap açmayı kaç kere düşündüm ama her seferinde ''Yiiiaa anneeee!'' diye ağlayasım geldi. Nereden bulacağım ben o kadar takipçiyi kankaaa!

Sonra artık el mahkum dedim açtım yeni bir Twitter. Eski Twitter'ımın aynısını yapmaya çalıştıysam da, olmadı. Hep bir şeyler eksik kaldı. Beni böyle terk edemezsin dividırııım diye triplere girdim.

Şimdi bunca tribimin de asıl nedeni 3 bin takipçi tabii. Yani şimdi siz de ''Çocuğun işi gücü takipçi olmuş. Aaa cık cık cık nım nım nım'' falan yapmayın. Tabii ki de işim gücüm, derdim takipçi olacak. Bakın şimdiki Twitter'ıma (@hhasanokcu) 5-6 takipçim var. Onlarda canım bitanem arkadaşlarım yani. Nerede Twitter'a girdiğinde Takipçi kısmında 3.000 sayısını görmek, nerede 6 sayısını görmek. Çok yalnızım ÇOK!

Bunlar yetmezmiş gibi bir de rüyama girdi bu olaylar. Yeni Twitter'ımın da askıya alındığını gördüm. Uyandığımda, rüya olduğunu anladım tabii ve halay çekme isteği geldi içimden valla. Rahat bir ohh çektim.

Ey güzel Allaaam, sen benim Twitter'ımı askıya aldırdın ama başkalarınınkini aldırtma nolur.

Bu arada sevgili Twitter, bana ettiğin bu küfürü asla unutmayacağım.

Twitter Bana Küfür Etti!

Geçen haftalarda her zaman olduğu gibi lay lay lom yaparaktan bilgisayarımı açtım. Bilgisayarı açar açmaz yaptığım ilk iş maillerime bakmak oluyor. Onun ardından Twitter'ıma falan bakıyorum. Yine aynı doğrultuda ilerlerken, Twitter'ıma girdiğimde bir de baktım ki sayfanın üst tarafında ''Bu hesap askıya alınmıştır.'' gibisinden bir şey yazıyor. ''Lan arkadaşım bu ne şimdi?'' diye önce bir takmadım. Kafayı yemiştir yine diye düşündüm ve o gün Twitter'a bir daha girmedim.

Ertesi günü geçmiştir diye düşündüm ki, aynı şey hala orada durmuş, sanki her geçen gün gözüme gözüme girecekmiş gibi bir hali de var. ''Töbee allam.'' falan yaptım sonra dedim en iyisi araştırayım bu nedir yahu diye.

Araştırdım. Elde ettiğim sonuçlara şöyle bir baktım ve Twitter hesabımın askıya alınmasına neden olacak sebepleri belki beş yüz bin defa okudum ama ''Arkadaşım ben bunların hiçbirini yapmadım ki!'' diye iyicene bir atarlandım. Her neyse dedim, askıya alınmış hesabımı kurtarabilirmişim, öyle yazıyordu. Ben de aynen uyguladım ve beklemeye başladım. Bazılarında 1 saat bazılarında 1 gün, en fazla 1 hafta falan sürüyormuş geri açılması. 2 HAFTA GEÇTİ HALA AÇILMADI!

Yok yani askıya alınmasına da bir şey dediğim, bir üzüldüğüm yok aslında. Üzüldüğüm şey 3 bin tane güzelim takipçim yok oldu gitti! Yeni hesap açmayı kaç kere düşündüm ama her seferinde ''Yiiiaa anneeee!'' diye ağlayasım geldi. Nereden bulacağım ben o kadar takipçiyi kankaaa!

Sonra artık el mahkum dedim açtım yeni bir Twitter. Eski Twitter'ımın aynısını yapmaya çalıştıysam da, olmadı. Hep bir şeyler eksik kaldı. Beni böyle terk edemezsin dividırııım diye triplere girdim.

Şimdi bunca tribimin de asıl nedeni 3 bin takipçi tabii. Yani şimdi siz de ''Çocuğun işi gücü takipçi olmuş. Aaa cık cık cık nım nım nım'' falan yapmayın. Tabii ki de işim gücüm, derdim takipçi olacak. Bakın şimdiki Twitter'ıma (@hhasanokcu) 5-6 takipçim var. Onlarda canım bitanem arkadaşlarım yani. Nerede Twitter'a girdiğinde Takipçi kısmında 3.000 sayısını görmek, nerede 6 sayısını görmek. Çok yalnızım ÇOK!

Bunlar yetmezmiş gibi bir de rüyama girdi bu olaylar. Yeni Twitter'ımın da askıya alındığını gördüm. Uyandığımda, rüya olduğunu anladım tabii ve halay çekme isteği geldi içimden valla. Rahat bir ohh çektim.

Ey güzel Allaaam, sen benim Twitter'ımı askıya aldırdın ama başkalarınınkini aldırtma nolur.

Bu arada sevgili Twitter, bana ettiğin bu küfürü asla unutmayacağım.


Ve nihayet amacıma ulaştım ve büyük isteğimi tamamladım. Kristin Hannah'ın Sevgi Uğruna Yaptıklarımız adlı kitabı ile, tüm kitaplarını okumuş oldum.

Uzun zamandır beni takipte olanlarınız, Kristin Hannah'ın kitaplarına, yazım diline ve hatta kendisine aşık olduğumu biliyorsunuzdur. O yüzden aslında kitaplarının yorumunu da yorum şeklinde pek yazmıyorum. Çünkü şüphesiz ki ayıla bayıla, soluksuz bir şekilde okudum. Yine de bilgilendirme amaçlı kısa özetlerde de mutlaka ki bulunuyorum.

Bu kitabında da, Angie isimle karakter bir türlü anne ünvanına sahip olamıyor. Bir kere şans yüzüne güldü dediysek de, bebeği çok fazla yaşamadı ve hemen öldü. Bu acıyla bir türlü kendine gelemeyen Angie ile Conlan, bunların üzerine ayrılma kararı alıyorlar. Ve bu olanlar sonrasında da Angie değişme kararı alıyor. Buna, doğduğu yer olan West End'e taşınmakla başlıyor.

Laureen da, annesi tarafından bir hata sonucu dünyaya gelmiş bir kız çocuğu olarak görülüyor. Tamamen sevgiden yoksun bir kız çocuğu. Ayrıca annesi alkolik olmakla birlikte, maddi durumları da koca bir SIFIR. Gün geliyor ki annesi onu terk edip gidiyor.

Fakat Laureen'ın hayata karşı bir tutunma nedeni var. O da David. Ona fena halde aşık!

Ve gün geliyor. Evlat sevgisine aç bir kadın ile anne sevgisine muhtaç bu kızın yolları kesişiyor.

Harika bir anlatımla, Kristin Hannah yine sizi en hassas noktanızdan yakalıyor ve sizi ağlatıyor.

Kesinlikle almalısınız demiyorum. GİDİN VE ALIN! diyorum.

Sevgi Uğruna Yaptıklarımız - Kristin Hannah


Ve nihayet amacıma ulaştım ve büyük isteğimi tamamladım. Kristin Hannah'ın Sevgi Uğruna Yaptıklarımız adlı kitabı ile, tüm kitaplarını okumuş oldum.

Uzun zamandır beni takipte olanlarınız, Kristin Hannah'ın kitaplarına, yazım diline ve hatta kendisine aşık olduğumu biliyorsunuzdur. O yüzden aslında kitaplarının yorumunu da yorum şeklinde pek yazmıyorum. Çünkü şüphesiz ki ayıla bayıla, soluksuz bir şekilde okudum. Yine de bilgilendirme amaçlı kısa özetlerde de mutlaka ki bulunuyorum.

Bu kitabında da, Angie isimle karakter bir türlü anne ünvanına sahip olamıyor. Bir kere şans yüzüne güldü dediysek de, bebeği çok fazla yaşamadı ve hemen öldü. Bu acıyla bir türlü kendine gelemeyen Angie ile Conlan, bunların üzerine ayrılma kararı alıyorlar. Ve bu olanlar sonrasında da Angie değişme kararı alıyor. Buna, doğduğu yer olan West End'e taşınmakla başlıyor.

Laureen da, annesi tarafından bir hata sonucu dünyaya gelmiş bir kız çocuğu olarak görülüyor. Tamamen sevgiden yoksun bir kız çocuğu. Ayrıca annesi alkolik olmakla birlikte, maddi durumları da koca bir SIFIR. Gün geliyor ki annesi onu terk edip gidiyor.

Fakat Laureen'ın hayata karşı bir tutunma nedeni var. O da David. Ona fena halde aşık!

Ve gün geliyor. Evlat sevgisine aç bir kadın ile anne sevgisine muhtaç bu kızın yolları kesişiyor.

Harika bir anlatımla, Kristin Hannah yine sizi en hassas noktanızdan yakalıyor ve sizi ağlatıyor.

Kesinlikle almalısınız demiyorum. GİDİN VE ALIN! diyorum.


Bugün, müzik kanallarını gezerken denk geldim Murat Tekyıldız'ın yeni klibine. Şarkının ismi Yastık. Şarkı için yorum yapmam gerekecekse; tarzım olan bir şarkı olmadığı için beğenmedim. Klip özellikle dikkatimi çekti ve sizlerle paylaşmak istedim. 

Bildiğimiz gibi geçtiğimiz aylarda, Başbakan Erdoğan'ın ''Milli içkimiz ayrandır! Ayran için.'' açıklaması büyük olay yaratmış ve internet aleminde dalga ve alay konusu olmuştu. Hepsi de birbirinden komikti 'bence'. 

Bunlardan sonra ise Murat Tekyıldız, Yastık şarkısının klibinde, içki şişelerinin içine ayran doldurulmuş ve verdiği partide herkesin elinde içki şişesinin içinde ayran var. Üstelik şişenin üzerine de kocaman kocaman harflerle AYRAN bile yazılmış. Bu da oldukça farklı ve komik bir protesto şekli olmuş. Şarkıyı beğenmesem de klibi benim hoşuma gitti. Gülerek ve sıkılmadan izledim.


Klipte tanıdık bir yüz de var. Ceyhun Yılmaz da klipte yer alıyor ve ayranla sarhoş olanlardan biri de kendisi. İsterseniz klibi izleyelim:

Murat Tekyıldız Ayranla Sarhoş Oldu!


Bugün, müzik kanallarını gezerken denk geldim Murat Tekyıldız'ın yeni klibine. Şarkının ismi Yastık. Şarkı için yorum yapmam gerekecekse; tarzım olan bir şarkı olmadığı için beğenmedim. Klip özellikle dikkatimi çekti ve sizlerle paylaşmak istedim. 

Bildiğimiz gibi geçtiğimiz aylarda, Başbakan Erdoğan'ın ''Milli içkimiz ayrandır! Ayran için.'' açıklaması büyük olay yaratmış ve internet aleminde dalga ve alay konusu olmuştu. Hepsi de birbirinden komikti 'bence'. 

Bunlardan sonra ise Murat Tekyıldız, Yastık şarkısının klibinde, içki şişelerinin içine ayran doldurulmuş ve verdiği partide herkesin elinde içki şişesinin içinde ayran var. Üstelik şişenin üzerine de kocaman kocaman harflerle AYRAN bile yazılmış. Bu da oldukça farklı ve komik bir protesto şekli olmuş. Şarkıyı beğenmesem de klibi benim hoşuma gitti. Gülerek ve sıkılmadan izledim.


Klipte tanıdık bir yüz de var. Ceyhun Yılmaz da klipte yer alıyor ve ayranla sarhoş olanlardan biri de kendisi. İsterseniz klibi izleyelim:


Fotoğrafım
Edirne, Ayşekadın, Türkiye
19 Ocak 1996, İskenderun doğumlu. Trakya Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü mezunu. 13 yaşından beri blogger. 2012 Hürriyet Bumerang Ödülleri'nde En Uyumlu site üçüncülüğüne hak kazandı. İlk kitabı İkinci Kadının Hikâyesi ise Temmuz 2016 yılında basıldı. Tüm kitabevleri ve online kitapçılarda satışta.