background img

The New Stuff


Kızıl Nehirler adlı kitabın yorumunu yaparken ''Grange'in mutlaka diğer kitaplarını da alıp okuyacağım.'' demiştim. Bu sözümü yerine getirdim ve Ölü Ruhlar Ormanı'ndan yana kullandım hakkımı.

Daha önceki yazılarımda da dile getirmiştim; gerilim, korku kitaplarını gece okumaktan yanayım. Bu kitabı da, aynı kuralda okudum. Gece okuduğunuz zaman, o sessizlikte kitaba daha iyi odaklanabiliyor ve kendinizi daha çok içinde bulabiliyorsunuz. Gündüz vakti sizi gerilimin içine alan o kitap, gece vaktinde iki kat daha fazla etkisi altına alabiliyor sizi.

Ölü Ruhlar Ormanı da biraz kalınca bir kitap olduğu için ve ben de geceden geceye okuduğum için biraz geç bitirdim sayılır. Bu geç bitirmenin vermiş olduğu bir sıkıcılık vardı üzerimde ama kitabın sonu, beni sıkıldığıma pişman etti. Son, tek kelimeyle beni şok etti. Grange, beni bir kere daha kendisine hayran bıraktı.

Bu sıralar bir gerilim ve macera romanı okumayı düşünüyorsanız, tercihinizi bu kitaptan yana rahatça kullanabilirsiniz. Ben Ölü Ruhlar Ormanı'nı çok beğendim.

Ölü Ruhlar Ormanı - Jean-Christophe Grangé


Kızıl Nehirler adlı kitabın yorumunu yaparken ''Grange'in mutlaka diğer kitaplarını da alıp okuyacağım.'' demiştim. Bu sözümü yerine getirdim ve Ölü Ruhlar Ormanı'ndan yana kullandım hakkımı.

Daha önceki yazılarımda da dile getirmiştim; gerilim, korku kitaplarını gece okumaktan yanayım. Bu kitabı da, aynı kuralda okudum. Gece okuduğunuz zaman, o sessizlikte kitaba daha iyi odaklanabiliyor ve kendinizi daha çok içinde bulabiliyorsunuz. Gündüz vakti sizi gerilimin içine alan o kitap, gece vaktinde iki kat daha fazla etkisi altına alabiliyor sizi.

Ölü Ruhlar Ormanı da biraz kalınca bir kitap olduğu için ve ben de geceden geceye okuduğum için biraz geç bitirdim sayılır. Bu geç bitirmenin vermiş olduğu bir sıkıcılık vardı üzerimde ama kitabın sonu, beni sıkıldığıma pişman etti. Son, tek kelimeyle beni şok etti. Grange, beni bir kere daha kendisine hayran bıraktı.

Bu sıralar bir gerilim ve macera romanı okumayı düşünüyorsanız, tercihinizi bu kitaptan yana rahatça kullanabilirsiniz. Ben Ölü Ruhlar Ormanı'nı çok beğendim.

Değişim hayatın her alanında kaçınılmaz bir şekilde yaşanıyor. Konu teknoloji olunca değişimin hızına ayak uydurmak daha zorlaşıyor. Bir zamanların efsane tarayıcısı olan Internet Explorer da, çağa ayak uyduramadığı gerekçesiyle kullanıcılar tarafından bırakılmıştı. Ancak son zamanlarda Internet Explorer çıkardığı yepyeni versiyonuyla tamamen değiştiğini söylüyor.


''www.explorerdegisincebenben.com'' adında bir blog açan Internet Explorer, geçmişte eleştiri yağmuruna tutulduğu eski versiyonlarıyla bizzat kendisi dalga geçiyor. Yeni IE10’un eskisiyle alakası olmadığının altını çiziyor.

Bu değişim, blog’da pek çok görsel ve video ile anlatılıyor. Özellikle, 90’ların ünlü yıldızları ile Vine’ı buluşturan videolar bir başka dikkat çekiyor. Bu videolarda yıldızlar eski şarkılarından birer bölüm söylüyor, ardından da ‘’#explorerdegisincebenben’’ hashtag’ini gösteriyorlar. Videoları izlerken insanlar, özellikle 90’larda çocuk olanlar zamanın çok hızlı geçtiğini anlıyor. İzleyenler, kendi değişimlerini  #explorerdegisincebenben etiketiyle Twitter’da paylaşmaya başlamışlar bile.

www.explorerdegisinceben.com

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Artık devir değişti, e tabi Explorer da değişti!

Değişim hayatın her alanında kaçınılmaz bir şekilde yaşanıyor. Konu teknoloji olunca değişimin hızına ayak uydurmak daha zorlaşıyor. Bir zamanların efsane tarayıcısı olan Internet Explorer da, çağa ayak uyduramadığı gerekçesiyle kullanıcılar tarafından bırakılmıştı. Ancak son zamanlarda Internet Explorer çıkardığı yepyeni versiyonuyla tamamen değiştiğini söylüyor.


''www.explorerdegisincebenben.com'' adında bir blog açan Internet Explorer, geçmişte eleştiri yağmuruna tutulduğu eski versiyonlarıyla bizzat kendisi dalga geçiyor. Yeni IE10’un eskisiyle alakası olmadığının altını çiziyor.

Bu değişim, blog’da pek çok görsel ve video ile anlatılıyor. Özellikle, 90’ların ünlü yıldızları ile Vine’ı buluşturan videolar bir başka dikkat çekiyor. Bu videolarda yıldızlar eski şarkılarından birer bölüm söylüyor, ardından da ‘’#explorerdegisincebenben’’ hashtag’ini gösteriyorlar. Videoları izlerken insanlar, özellikle 90’larda çocuk olanlar zamanın çok hızlı geçtiğini anlıyor. İzleyenler, kendi değişimlerini  #explorerdegisincebenben etiketiyle Twitter’da paylaşmaya başlamışlar bile.

www.explorerdegisinceben.com

Bir bumads advertorial içeriğidir.


Geçtiğimiz hafta Fox Tv'de başlayan bir yaz dizisi olan Sana Bir Sır Vereceğim, tanıtım fragmanlarında dikkatimi çekmişti. İzlemeyi çok istedim fakat ilk bölümünü kaçırdım ve tekrarını da izleme fırsatım ne yazık ki olmadı. Bugün sabah ikinci bölümünün tekrarını görünce izlemek istedim ve bu sırada annem bana ilk bölümün özetini de şöööyle bir geçti zaten.

Diziyi izlerken çok büyük bir mantık hatasıyla karşı karşıya kaldım. Tabii şimdi bazılarınız ''Sihirli, büyülü dizide mantık mı arıyorsun allasen?'' diyebilir. Benim fark ettiğim ve dikkatimi çeken nokta sihirle büyüyle alakalı değil.

Çocukları okula yazdırmayı düşünüyorlar ve komşuları devreye giriyor. Bir şekilde halloluyor ve çocukları kayıt yapmaya götürüyorlar. Kayıt sırasında müdür yardımcısı, çocukların kaçıncı sınıfta olduğunu soruyor. Anne rolünde kendini gösteren oyuncumuz ''Zeynep ile Gürcan ikiz, onlar üçüncü sınıfa gidiyor. Kıvanç da bir yıl hazırlık okuduğu için Aylin ile beraber 12. sınıfa gidiyor.'' diyor. Fakat oradaki yönetmen, senarist hiç demiyor mu ''Lise son öğrencileriyle ilkokul öğrencilerini aynı okula nasıl kayıt yaptırıyorsunuz ablacım, abicim?'' diye. Ne oluyor ne ediliyor, artık nasıl oluyorsa üçüncü sınıf öğrencileriyle, lise öğrencileri aynı okula kayıt oluyor.

Hadi bunu da geçtim, bu ilk başta pek fark edilmese de birkaç sahne sonrasında anne-baba rolüne bürünmüş oyuncularımız okulun bahçesine çıkıyorlar ve bir de ne görelim. Okul binasına asılmış tabelada ''Özel Nihat Demirdağ İlköğretim Okulu'' yazıyor. Yani şimdi ben bu dizinin 3-5 adamla amatör kameralarla çekildiğini düşünürüm bu sahnelerden sonra. Koskocaman ekipte bir tane akıllı adam mı yok abicim? Arka ekipte bulunan çaycı bile fark eder bunu yani.

Ekran görüntüsü yakaladım bilgisayardan. Çok net değil ama gayet anlaşılır biçimde görünüyor her şey.

Sana Bir Sır Vereceğim - Mantık Hatası


Geçtiğimiz hafta Fox Tv'de başlayan bir yaz dizisi olan Sana Bir Sır Vereceğim, tanıtım fragmanlarında dikkatimi çekmişti. İzlemeyi çok istedim fakat ilk bölümünü kaçırdım ve tekrarını da izleme fırsatım ne yazık ki olmadı. Bugün sabah ikinci bölümünün tekrarını görünce izlemek istedim ve bu sırada annem bana ilk bölümün özetini de şöööyle bir geçti zaten.

Diziyi izlerken çok büyük bir mantık hatasıyla karşı karşıya kaldım. Tabii şimdi bazılarınız ''Sihirli, büyülü dizide mantık mı arıyorsun allasen?'' diyebilir. Benim fark ettiğim ve dikkatimi çeken nokta sihirle büyüyle alakalı değil.

Çocukları okula yazdırmayı düşünüyorlar ve komşuları devreye giriyor. Bir şekilde halloluyor ve çocukları kayıt yapmaya götürüyorlar. Kayıt sırasında müdür yardımcısı, çocukların kaçıncı sınıfta olduğunu soruyor. Anne rolünde kendini gösteren oyuncumuz ''Zeynep ile Gürcan ikiz, onlar üçüncü sınıfa gidiyor. Kıvanç da bir yıl hazırlık okuduğu için Aylin ile beraber 12. sınıfa gidiyor.'' diyor. Fakat oradaki yönetmen, senarist hiç demiyor mu ''Lise son öğrencileriyle ilkokul öğrencilerini aynı okula nasıl kayıt yaptırıyorsunuz ablacım, abicim?'' diye. Ne oluyor ne ediliyor, artık nasıl oluyorsa üçüncü sınıf öğrencileriyle, lise öğrencileri aynı okula kayıt oluyor.

Hadi bunu da geçtim, bu ilk başta pek fark edilmese de birkaç sahne sonrasında anne-baba rolüne bürünmüş oyuncularımız okulun bahçesine çıkıyorlar ve bir de ne görelim. Okul binasına asılmış tabelada ''Özel Nihat Demirdağ İlköğretim Okulu'' yazıyor. Yani şimdi ben bu dizinin 3-5 adamla amatör kameralarla çekildiğini düşünürüm bu sahnelerden sonra. Koskocaman ekipte bir tane akıllı adam mı yok abicim? Arka ekipte bulunan çaycı bile fark eder bunu yani.

Ekran görüntüsü yakaladım bilgisayardan. Çok net değil ama gayet anlaşılır biçimde görünüyor her şey.



Diesel, yakın zamanda yeni bir kampanyaya, daha doğrusu bir projeye başladı. #dieselreboot projesi Diesel’in diğer işleri gibi oldukça yaratıcı ve cesur.

Projenin merkezinde tumblr var. dieselreboot.tumblr.com adresine girdiğinizde Diesel size moda ile ilgili çeşitli görevler veriyor. Bu sayede Diesel bir marka gibi değil özgürce konuşabildiğiniz bir platform gibi davranıyor ve insanların, özellikle Y kuşağının bu platformla kendini daha iyi ifade etmesini sağlıyor.


Mesela bu haftaki görev: "What makes an icon?" yani; “Bir ikonu ikon yapan nedir?” Siz soruya kendi tumblr’ınıza yüklediğiniz görsellerle cevap verebiliyor, farklı hashtag’lar kullanarak Twitter, Instagram ya da Vine üzerinden paylaşımda bulunabiliyorsunuz.

Paylaştığınız içerikler Diesel Reboot tumblr sayfasında yer alıyor. Böylece paylaşımınız milyonlara ulaşırken bakış açınız Diesel’in tumblr sayfasında boy göstermiş oluyor.


Proje, lansmanında “Hikayemi kendim yazarım.” “Yaratıcılık benim silahımdır.” gibi bizim Gezi Parkı olayları nedeniyle aslında çok da yabancı olmadığımız kavramları kullanması açısından oldukça ilginç.

Siteye bir göz atın derim. Projenin manifestosu ise burada: jeanslab.tumblr.com

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Görevimiz Diesel Reboot!


Diesel, yakın zamanda yeni bir kampanyaya, daha doğrusu bir projeye başladı. #dieselreboot projesi Diesel’in diğer işleri gibi oldukça yaratıcı ve cesur.

Projenin merkezinde tumblr var. dieselreboot.tumblr.com adresine girdiğinizde Diesel size moda ile ilgili çeşitli görevler veriyor. Bu sayede Diesel bir marka gibi değil özgürce konuşabildiğiniz bir platform gibi davranıyor ve insanların, özellikle Y kuşağının bu platformla kendini daha iyi ifade etmesini sağlıyor.


Mesela bu haftaki görev: "What makes an icon?" yani; “Bir ikonu ikon yapan nedir?” Siz soruya kendi tumblr’ınıza yüklediğiniz görsellerle cevap verebiliyor, farklı hashtag’lar kullanarak Twitter, Instagram ya da Vine üzerinden paylaşımda bulunabiliyorsunuz.

Paylaştığınız içerikler Diesel Reboot tumblr sayfasında yer alıyor. Böylece paylaşımınız milyonlara ulaşırken bakış açınız Diesel’in tumblr sayfasında boy göstermiş oluyor.


Proje, lansmanında “Hikayemi kendim yazarım.” “Yaratıcılık benim silahımdır.” gibi bizim Gezi Parkı olayları nedeniyle aslında çok da yabancı olmadığımız kavramları kullanması açısından oldukça ilginç.

Siteye bir göz atın derim. Projenin manifestosu ise burada: jeanslab.tumblr.com

Bir bumads advertorial içeriğidir.


Dün gece saat 23:00 civarında o kadar güzel ve komik şeyler gelip geçti ki başımdan, onları buraya yazmak geldi içimden. Hem çoktandır güldürmeceli, hepinizi kahkaha boğacak bir şeyler yazmıyordum, fırsat bu fırsat, takipçilerimin yüzlerine güldürme vakti geldi dedim. Tabii ben bu anlatacaklarıma bayağı bir güldüm, umarım ki sizleri de güldürür. 

Dediğim gibi saat 23:00'ü geçerken, o sırada yatağımda saçma bir şekilde uzanmış, elimde telefon, karanlığın içerisinde feysbukta dolanırken, bir de gördüm ki bir mesaj gelmiş. Tanımadığım biri ''Selam.'' yazmış. Bende de asla ''Aa tanımadığım biri bana mesaj atmış, ıyy salak ya 'prdon tanşyo myz acba?''' gibisinden saçma salak şeyler yazmam ve tanımasam da o kişiyle olabildiğince samimi konuşmaya çalışırım. ''Merhaba.'' yazıp gönderdim ve konuşmamız başladı.

Beni bulup ekleme hikayesini anlattı. Gugıl amcamıza bir şeyler sormuş bir de bakmış benim blog. Aman Allah'ım bu da ne demiş girmiş, öyle böyle derken feysten eklemiş ve konuşmak istemiş. Hem beni bu şekilde bulması hem de benimle olan konuşmasındaki samimiyetten dolayı ben de mutlu oldum onu tanıdığıma.

Her neyse, sonra arkadaşımız birden bire bana şu soruyu yöneltti: ''Ailen sana başka bir isim koymayı düşünmüş de sonra dedenin ismini mi koymuşlar?'' Allaaah! 17 yaşındayım ve belki hayatım boyunca 17 bin kere karşılaştığım bir soru. Bu soru her sorulduğunda içimden öncelikle anne ve babacığımdan özür dileyip sonradan sövmeye başlıyorum.

Ben de ''Annem Burak veya Berkay istemiş ama babam da babasının adını koymak istemiş işte.'' dedim. Arkadaşımız da ordan ''Hiç Hasan değilsin çünkü, sen de Hasan tipi yok. Burak ve Berkay tipi var gerçekten.'' dedi. Gecenin bilmem kaçı, ''Hiç Hasan değilsin çünkü.'' kısmını okuduktan sonra beni bir gülme krizi aldı ki sormayın. Kendimi o kadar kaptırmışım ki bir ara yataktan düşüyordum, neyse ki son anda kurtardım kendimi.

Yani aslında ne kadar gülsem de çok gıcık oluyorum abi adımın Hasan olmasına. Hasan ne Allah için yani canım babacığım. Ne biliyim işte annem istemiş Burak, koy Burak gitsin yani. Berk koy. Hasan ne eyy saçına kaşına kurban olduğum.

Yalnız anneme de az sinirlenmedim değil yani, baktın Hasan koyacak kalk, kaç hastaneden iki dakikalığına köşedeki nüfus şeyisiliğine git çıkar bir tane nüfus cüzdanı, koy adımı Burak!

Hasan demeyin bana pıliiizzz.

Burak Tipli Hasan Olmak


Dün gece saat 23:00 civarında o kadar güzel ve komik şeyler gelip geçti ki başımdan, onları buraya yazmak geldi içimden. Hem çoktandır güldürmeceli, hepinizi kahkaha boğacak bir şeyler yazmıyordum, fırsat bu fırsat, takipçilerimin yüzlerine güldürme vakti geldi dedim. Tabii ben bu anlatacaklarıma bayağı bir güldüm, umarım ki sizleri de güldürür. 

Dediğim gibi saat 23:00'ü geçerken, o sırada yatağımda saçma bir şekilde uzanmış, elimde telefon, karanlığın içerisinde feysbukta dolanırken, bir de gördüm ki bir mesaj gelmiş. Tanımadığım biri ''Selam.'' yazmış. Bende de asla ''Aa tanımadığım biri bana mesaj atmış, ıyy salak ya 'prdon tanşyo myz acba?''' gibisinden saçma salak şeyler yazmam ve tanımasam da o kişiyle olabildiğince samimi konuşmaya çalışırım. ''Merhaba.'' yazıp gönderdim ve konuşmamız başladı.

Beni bulup ekleme hikayesini anlattı. Gugıl amcamıza bir şeyler sormuş bir de bakmış benim blog. Aman Allah'ım bu da ne demiş girmiş, öyle böyle derken feysten eklemiş ve konuşmak istemiş. Hem beni bu şekilde bulması hem de benimle olan konuşmasındaki samimiyetten dolayı ben de mutlu oldum onu tanıdığıma.

Her neyse, sonra arkadaşımız birden bire bana şu soruyu yöneltti: ''Ailen sana başka bir isim koymayı düşünmüş de sonra dedenin ismini mi koymuşlar?'' Allaaah! 17 yaşındayım ve belki hayatım boyunca 17 bin kere karşılaştığım bir soru. Bu soru her sorulduğunda içimden öncelikle anne ve babacığımdan özür dileyip sonradan sövmeye başlıyorum.

Ben de ''Annem Burak veya Berkay istemiş ama babam da babasının adını koymak istemiş işte.'' dedim. Arkadaşımız da ordan ''Hiç Hasan değilsin çünkü, sen de Hasan tipi yok. Burak ve Berkay tipi var gerçekten.'' dedi. Gecenin bilmem kaçı, ''Hiç Hasan değilsin çünkü.'' kısmını okuduktan sonra beni bir gülme krizi aldı ki sormayın. Kendimi o kadar kaptırmışım ki bir ara yataktan düşüyordum, neyse ki son anda kurtardım kendimi.

Yani aslında ne kadar gülsem de çok gıcık oluyorum abi adımın Hasan olmasına. Hasan ne Allah için yani canım babacığım. Ne biliyim işte annem istemiş Burak, koy Burak gitsin yani. Berk koy. Hasan ne eyy saçına kaşına kurban olduğum.

Yalnız anneme de az sinirlenmedim değil yani, baktın Hasan koyacak kalk, kaç hastaneden iki dakikalığına köşedeki nüfus şeyisiliğine git çıkar bir tane nüfus cüzdanı, koy adımı Burak!

Hasan demeyin bana pıliiizzz.

Fotoğrafım
Edirne, Ayşekadın, Türkiye
19 Ocak 1996, İskenderun doğumlu. Trakya Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü mezunu. 13 yaşından beri blogger. 2012 Hürriyet Bumerang Ödülleri'nde En Uyumlu site üçüncülüğüne hak kazandı. İlk kitabı İkinci Kadının Hikâyesi ise Temmuz 2016 yılında basıldı. Tüm kitabevleri ve online kitapçılarda satışta.